Şu yeryüzünde Âdemoğlu için Kur’ân’dan daha faydalı, daha önemli, daha değerli ve daha güzel ne var?
Kur’ân, insanın pusulası, yol haritası, rehberi, delili… Fertlerin, ailelerin ve toplumların hayat anayasası… Kur’ân, hayatın kullanma kılavuzu… Ona itibar etmeden kullanılan hayat, hayat değildir.
Her şey insan için yaratıldı.[i] İnsanı insan olarak inşa eden, eşref-i mahlûkat derecesine yükselten ise Allah’ın kitabıdır. Allah’ın kitabından ırak düşen; esfel-i sâfiline düşer.
Kur’ân, her şeyiyle güzel! Güzeller güzeli o.
Kuşkusuz, onun okunuşunda da erişilmez bir sanat, estetik ve musikî ahenk var.
Yüklendiği anlam ise çok daha önemli! Geçmişten ibretli sahneler anlatırken geleceğe projektör tutuyor. Yolunu aydınlatıyor insanın. İnsanı aydınlatıyor. Aydın insan yapıyor. Kur’ân, ışıktır zaten. Nurdur. Aydınlıktır. Aydınlatıcıdır.[ii]
İyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, hak ile bâtılı tanıtıyor. Furkan’dır. Doğru yolu gösteriyor insana. Uyarıları, hayat yolunun trafik işaretleridir. Mihmandarıdır insanın. Mürebbisidir. Öğütçüsüdür. En doğru, en güzel öğütleri Kur’ân veriyor.[iii] Dünyada en sadık, en güvenilir dost ve arkadaşıdır. Herkes yanılır da o asla yanılmaz. Yanıltmaz.
Kur’ân, gerçeğin, kesin ilmin ta kendisidir.[iv] Onunla çelişen bilgi, ilim değildir.
Ne eksiği var ne de fazlası.[v] Her şey yerli yerince, yeterince açıklanmış. Boş söz yoktur onda. Çelişki yok. Şüphe yok. Hata yok.
Kur’ân’ı önemsemeyenler, “Kur’ân’dan sonra hangi söze inanacaklar?”[vi]
İçeriğinin verdiği mesaj, içinin güzelliği; dışına da yansımış. Yazıda ve okunuşunda da görülüyor o muhteşem güzellik.
Güzel olmaz mı? O, Allah’ın kelamı…
“Allah, en güzel söz olarak Kitab’ını indirdi.”[vii]
Okunuşuyla da güzel elbet. Örneğimiz (s.a.v.): “Kur’ân’ı, sesinizle güzelleştiriniz.” buyuruyor.[ix]
Ses ile güzelleştirilen, doğru ve güzel okunan, anlaşılan, yaşanan Kur’ân da insanı güzelleştirir. En güzel insan, Kur’ân’ın güzelleştirdiği insandır. En şerefli, en erdemli, onurlu insan, Kur’ân ile güzelleşen insandır. Çünkü Kur’ân şereftir. Şeref verir.[x] Ramazan ayında indiği için Ramazan’ı şereflendiren, on bir ayın sultanı yapan[xi]; Kadir gecesi indiği için Kadir gecesini şereflendiren, bin aydan daha hayırlı yapan Kur’ân[xii]; insanın gönlüne inip fiillerine yansıyınca insanı da şereflendirmez mi? O insan da insanların sultanı, binlerce insandan daha hayırlı olmaz mı?
Kur’ân’ın okunuşu da güzel olmalıdır kuşkusuz. Çirkin ve bozuk bir okuyuş yakışmaz ona. Fakat bazı kesimlerce bu o kadar önemsendi ve üzerinde duruldu ki; Kur’ân’ın indiriliş amacı unutuldu.
Bir insanın elbisesine, sesine takılıp da insanı unutuşu gibi; Kur’ân’ın okunuş şekliyle, musikîsiyle de bazıları o denli meşgul oldular ki aslını, özünü, indiriliş gayesini unuttular. (Veya birileri unutturdular.)
Bu bir gaflet miydi? Yoksa Müslümanları Kur’ân’dan uzak tutmanın başka bir planı, projesi miydi, bilemiyorum. Oysa okumaktan maksat; Kur’ân’ı anlamaya çalışıp buyruklarına uymak olmalıydı. Hayatın mayası olmalıydı Kur’ân. Ruhu olmalıydı. Canı olmalıydı… Kur’ân’sız bir hayat, ruhsuz beden gibidir. Cesettir.
Nice yıllar, bizi Kur’ân’la tanıştıranlar, Kur’ân’ın ölüye okunmasını öğütlediler hep. Yüzüne güzel okuyunca, hatmedince veya ezberleyince yeterli olacağını ve sevap kazanılacağını telkin ettiler. Ne dediğinden haberdar etmediler. Anlaşılmasını önemsemediler. Söylediğimiz gibi; onu güzel okumak da güzeldir elbet. Fakat Kur’ân’ı bunun için indirmedi ki Rabbimiz.
Şeytan, Mushaf’ın yazısına, sanatına, musikî güzelliğine takılıp Kur’ân’ı görmeyen, tanımayan, anlamayan, mesajına kulak vermeyenlere musallat oluyor. Onlara arkadaş oluyor. Onları saptırıyor. Fakat onlar kendilerini hâlâ doğru yolda sanıyorlar.[xiii] Ne büyük bir yanılgı! Ne acı!
Birileri, Kur’ân’ın yüzüne bir maske takıp o maskeyi Kur’ân olarak tanıttılar bize yıllarca. Onunla oyaladılar. Gerçek Kur’ân’la tanıştırmadılar. Hayatımızın anayasası olduğunu, hayatımızın onunla ancak bir değer kazanacağını, anlam ifade edeceğini, yaratılış amacımıza ancak Kur’ân ile ulaşacağımızı söylemediler. Söylemediler; insanın ancak Kur’ân ile dirileceğini, canlanacağını, hayat bulacağını… Kur’ân’ın, ab-ı hayat / hayat suyu, can suyu olduğunu, hatta hayatın ta kendisi olduğunu demediler. Gerekirse; insanın anadan, yardan, serden, her şeyden geçebileceğini ama hayat yolunda Kur’ân’ın elini sımsıkı tutup asla bırakmaması gerektiğini anlatmadılar. Kur’ân’ı kaybeden, her şeyini kaybeder. Kur’ân’ı bulan, her şeyini kaybetse de, ne gam ne keder…
Son zamanlarda, Kur’ân’ın maskesiz çehresiyle insanları tanıştırmak isteyen değerli ilim adamlarımızın da seslerinin yükseldiğini görüyoruz. Ümitleniyoruz. Seviniyoruz, Allah’a hamd ediyoruz. Fakat yeterli mi? Hayır. Hâlâ o taktıkları maskeyi Kur’ân olarak tanıtmak isteyenler, karanlık saçtıkları halde nur saçtıklarını söyleyenler çoğunlukta. Onların sesleri daha gür ve baskın çıkıyor. Üzülüyoruz.
“Kur’ân’ı güzel okuma” yarışmaları yapılıyor. Yapılsın veya yapılmasın demiyoruz. O tartışmaya girmiyoruz. Ancak jürideki bazı kimselerin Kur’ân’a “güfte” demelerine ne demeli? Bir şarkı sözüyle Kur’ân aynı şey mi? Bir şairin sözü mü, bir şiir mi Kur’ân?[xiv]
Şekline ve musikîsine bu derece takılmak, Kur’ân’ın özünden uzaklaştırmıyor mu insanları?
Unutmayalım; dünya hayatı bitende, insanın o büyük sınavı Kur’ân’dan olacak:
“Doğrusu bu (Kur’ân), sana ve kavmine bir hatırlatmadır, öğüttür. Ondan sorguya çekileceksiniz.”[xv]
Kur’ân’ı ne derece anlayıp rehber edindiği sorulacak insana. O gün Rabbin huzuruna çıkanda; anlımız ak, yüzümüz güleç olacak mı? Sevinecek miyiz? Yoksa üzülecek, kahrolup pişman mı olacağız? Neyimize, kime güveniyoruz? Peygamberler bile muaf tutulmayacak. Onlara da sorulacak:
“Rabbin hakkı için biz onların hepsine mutlaka soracağız. Yaptıkları şeylerden…”[xvi]
“Ant olsun, kendilerine (peygamber) gönderilenlere soracağız ve onlara gönderilenlere (peygamberlere) de elbette soracağız.”[xvii]
O çetin günde bize ses güzelliğimizi, Kur’ân’ı hangi makamla okuduğumuzu sormayacak Rabbimiz. Kur’ân’ın buyruklarına ne kadar uyduğumuzu soracak.
25 Haziran 1952’de Malatya’da doğdu. Malatya Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden 1976 yılında mezun oldu. Malatya’da çeşitli resmî kurumlarda yöneticilik, farklı okullarda öğretmenlik ve SHÇEK bünyesinde yurt müdürlüğü yaptı. Daha sonra aynı kurumda öğretmen olarak görevini sürdürdü. 2004 yılından itibaren Malatya Belediyesi’nde başkan danışmanı olarak görev aldı.
İlk yazısı Oku dergisinde yayımlandı. Sonraki yıllarda hikâye, deneme ve araştırmaları; Oku, Çile, Davet, Pınar, Aylık Dergi, İslâm, Mektep, Mavera, Nida ve Ribat dergileri ile Yeni Devir, Millî Gazete ve Vahdet gazetelerinde yayımlandı. Arkadaşlarıyla birlikte Malatya’da yayımlanan Uyanık (1975-1976) ve Millî Mefkûre (1978) dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Çeşitli dergilerin şiir ve makale yarışmalarında derece ve mansiyonlar kazandı.
“Barış Marşı” adlı şiiri, Yakup Fırat tarafından bestelenip seslendirildi. Hz. Ömer, Hz. Ali, Fatih Sultan Mehmet ve Ölüm Kalım Savaşı gibi tiyatro eserleri, çoğunlukla Gani Rüzgar Şavata tarafından sahnelendi.
1970 yılında Malatya’da il başkanlığını üstlenerek MTTB teşkilatının kuruluşunda görev aldı. Daha sonra birçok sivil toplum kuruluşunda çeşitli görevler üstlendi. Hâlen Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ve İLESAM üyesi ve il temsilcisidir. Ayrıca Malatya Kent Konseyi Şair ve Yazarlar Grubu temsilcisi ile Gönüllü Türkiye Teşekkülleri Malatya Koordinatörü olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Evli ve dört çocuk babasıdır.
Başlıca eserleri arasında; Kar Yağıyordu Karanlığa, İnsan Fotoğrafları, Tarihten Bir Kara Yaprak, Hac ve Umre Nasıl Yapılır, Allah Erinin Yolu, İman ve Şirk, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Aile Devleti, Kur’an’a Hicret, İbadet Gerçeği, Müslümanları Rahatsız Edecek Yazılar, Müslüman Farkı, Firdevs Cennetinin Mirasçıları, Barışın Diğer Adı, Kurtuluş Namazda, Nikâh Daveti, Son Nebi Hz. Muhammed, Hz. Hüseyin / Fırat – Kerbelâ, Beşinci Halife Ömer bin Abdülaziz ve Bir İslamcının 12 Eylül Hatıraları bulunmaktadır.
Şiir alanındaki eseri Diriliş Hasreti; antoloji çalışmaları arasında ise Şiir Peteği (1993) ve Beydağı Sanat Günleri Şiir Antolojisi yer almaktadır. Çocuk kitapları serisinde ise; Örneğim Peygamberim, Peygamberimizin En Yakın Arkadaşı Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Adaleti, Meleklerin Utandığı İnsan Hz. Osman, Allah’ın Aslanı Hz. Ali, Peygamber Torunu Hz. Hasan, Kerbelâ Şehidi Hz. Hüseyin ve Örnek Bir Yönetici Ömer bin Abdülaziz adlı eserleri bulunmaktadır.
Modern şiddetin en belirgin özelliklerinden olan ordu, sağlık, eğitim ve medya gibi organlara müdahale yoluyla muhatapların sindirilmeye çalışılması olgusu , Doğu Türkistan için sıradan bir durum hâline gelmiştir.
Yüce Allah insanı yaratmış, değer vermiş ve yaratıkların birçoğundan farklı kılmıştır. “Biz, gerçekten insanları değerli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel güzel rızıklar verdik, yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan üstün yaptık.” (17 İsra/70) Yüce Allah, insanı birey olarak muhatap almakta, ona bağımsız bir kişilik tanımakta ve öğretilerini kendisine yöneltmektedir. Bağımsız birey olarak vereceği kararlardan …
İçtihad konusunun günümüzde yeterince tartışılmaya açılmaması, gündeme getirilmemesi, getirilse bile oldukça yüzeysel söylemlerle geçiştirilmesi konunun önemini korumakta, araştırılma ihtiyacını muhafaza etmektedir. Buna ilaveten içtihad kapısı konusunda net ilkelerin belirlenememiş olması kafa karışıklığına neden olmakta, literatürün yetersiz olması da meselenin farklı anlaşılmasına neden olmaktadır.
Eleştiri, ibadet titizliğinde yapılması gereken bir faaliyettir. Eleştiride amaç hakikate ulaşmaktır. Eleştiri; yapmaktan çok yıkmaya hizmet eder, hele hele saldırı ya da düşmanlığa dönüşürse amacından büsbütün uzaklaşmış olur. Eleştiri; daha iyiye, daha güzele ulaşmak için yürütülen bir faaliyet olmalıdır.
Kur’ân Güfte mi?
Şu yeryüzünde Âdemoğlu için Kur’ân’dan daha faydalı, daha önemli, daha değerli ve daha güzel ne var?
Kur’ân, insanın pusulası, yol haritası, rehberi, delili… Fertlerin, ailelerin ve toplumların hayat anayasası… Kur’ân, hayatın kullanma kılavuzu… Ona itibar etmeden kullanılan hayat, hayat değildir.
Her şey insan için yaratıldı.[i] İnsanı insan olarak inşa eden, eşref-i mahlûkat derecesine yükselten ise Allah’ın kitabıdır. Allah’ın kitabından ırak düşen; esfel-i sâfiline düşer.
Kur’ân, her şeyiyle güzel! Güzeller güzeli o.
Kuşkusuz, onun okunuşunda da erişilmez bir sanat, estetik ve musikî ahenk var.
Yüklendiği anlam ise çok daha önemli! Geçmişten ibretli sahneler anlatırken geleceğe projektör tutuyor. Yolunu aydınlatıyor insanın. İnsanı aydınlatıyor. Aydın insan yapıyor. Kur’ân, ışıktır zaten. Nurdur. Aydınlıktır. Aydınlatıcıdır.[ii]
İyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, hak ile bâtılı tanıtıyor. Furkan’dır. Doğru yolu gösteriyor insana. Uyarıları, hayat yolunun trafik işaretleridir. Mihmandarıdır insanın. Mürebbisidir. Öğütçüsüdür. En doğru, en güzel öğütleri Kur’ân veriyor.[iii] Dünyada en sadık, en güvenilir dost ve arkadaşıdır. Herkes yanılır da o asla yanılmaz. Yanıltmaz.
Kur’ân, gerçeğin, kesin ilmin ta kendisidir.[iv] Onunla çelişen bilgi, ilim değildir.
Ne eksiği var ne de fazlası.[v] Her şey yerli yerince, yeterince açıklanmış. Boş söz yoktur onda. Çelişki yok. Şüphe yok. Hata yok.
Kur’ân’ı önemsemeyenler, “Kur’ân’dan sonra hangi söze inanacaklar?”[vi]
İçeriğinin verdiği mesaj, içinin güzelliği; dışına da yansımış. Yazıda ve okunuşunda da görülüyor o muhteşem güzellik.
Güzel olmaz mı? O, Allah’ın kelamı…
“Allah, en güzel söz olarak Kitab’ını indirdi.”[vii]
“Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?”[viii]
Okunuşuyla da güzel elbet. Örneğimiz (s.a.v.): “Kur’ân’ı, sesinizle güzelleştiriniz.” buyuruyor.[ix]
Ses ile güzelleştirilen, doğru ve güzel okunan, anlaşılan, yaşanan Kur’ân da insanı güzelleştirir. En güzel insan, Kur’ân’ın güzelleştirdiği insandır. En şerefli, en erdemli, onurlu insan, Kur’ân ile güzelleşen insandır. Çünkü Kur’ân şereftir. Şeref verir.[x] Ramazan ayında indiği için Ramazan’ı şereflendiren, on bir ayın sultanı yapan[xi]; Kadir gecesi indiği için Kadir gecesini şereflendiren, bin aydan daha hayırlı yapan Kur’ân[xii]; insanın gönlüne inip fiillerine yansıyınca insanı da şereflendirmez mi? O insan da insanların sultanı, binlerce insandan daha hayırlı olmaz mı?
Bir insanın elbisesine, sesine takılıp da insanı unutuşu gibi; Kur’ân’ın okunuş şekliyle, musikîsiyle de bazıları o denli meşgul oldular ki aslını, özünü, indiriliş gayesini unuttular. (Veya birileri unutturdular.)
Bu bir gaflet miydi? Yoksa Müslümanları Kur’ân’dan uzak tutmanın başka bir planı, projesi miydi, bilemiyorum. Oysa okumaktan maksat; Kur’ân’ı anlamaya çalışıp buyruklarına uymak olmalıydı. Hayatın mayası olmalıydı Kur’ân. Ruhu olmalıydı. Canı olmalıydı… Kur’ân’sız bir hayat, ruhsuz beden gibidir. Cesettir.
Nice yıllar, bizi Kur’ân’la tanıştıranlar, Kur’ân’ın ölüye okunmasını öğütlediler hep. Yüzüne güzel okuyunca, hatmedince veya ezberleyince yeterli olacağını ve sevap kazanılacağını telkin ettiler. Ne dediğinden haberdar etmediler. Anlaşılmasını önemsemediler. Söylediğimiz gibi; onu güzel okumak da güzeldir elbet. Fakat Kur’ân’ı bunun için indirmedi ki Rabbimiz.
Şeytan, Mushaf’ın yazısına, sanatına, musikî güzelliğine takılıp Kur’ân’ı görmeyen, tanımayan, anlamayan, mesajına kulak vermeyenlere musallat oluyor. Onlara arkadaş oluyor. Onları saptırıyor. Fakat onlar kendilerini hâlâ doğru yolda sanıyorlar.[xiii] Ne büyük bir yanılgı! Ne acı!
Birileri, Kur’ân’ın yüzüne bir maske takıp o maskeyi Kur’ân olarak tanıttılar bize yıllarca. Onunla oyaladılar. Gerçek Kur’ân’la tanıştırmadılar. Hayatımızın anayasası olduğunu, hayatımızın onunla ancak bir değer kazanacağını, anlam ifade edeceğini, yaratılış amacımıza ancak Kur’ân ile ulaşacağımızı söylemediler. Söylemediler; insanın ancak Kur’ân ile dirileceğini, canlanacağını, hayat bulacağını… Kur’ân’ın, ab-ı hayat / hayat suyu, can suyu olduğunu, hatta hayatın ta kendisi olduğunu demediler. Gerekirse; insanın anadan, yardan, serden, her şeyden geçebileceğini ama hayat yolunda Kur’ân’ın elini sımsıkı tutup asla bırakmaması gerektiğini anlatmadılar. Kur’ân’ı kaybeden, her şeyini kaybeder. Kur’ân’ı bulan, her şeyini kaybetse de, ne gam ne keder…
Son zamanlarda, Kur’ân’ın maskesiz çehresiyle insanları tanıştırmak isteyen değerli ilim adamlarımızın da seslerinin yükseldiğini görüyoruz. Ümitleniyoruz. Seviniyoruz, Allah’a hamd ediyoruz. Fakat yeterli mi? Hayır. Hâlâ o taktıkları maskeyi Kur’ân olarak tanıtmak isteyenler, karanlık saçtıkları halde nur saçtıklarını söyleyenler çoğunlukta. Onların sesleri daha gür ve baskın çıkıyor. Üzülüyoruz.
Şekline ve musikîsine bu derece takılmak, Kur’ân’ın özünden uzaklaştırmıyor mu insanları?
Unutmayalım; dünya hayatı bitende, insanın o büyük sınavı Kur’ân’dan olacak:
“Doğrusu bu (Kur’ân), sana ve kavmine bir hatırlatmadır, öğüttür. Ondan sorguya çekileceksiniz.”[xv]
Kur’ân’ı ne derece anlayıp rehber edindiği sorulacak insana. O gün Rabbin huzuruna çıkanda; anlımız ak, yüzümüz güleç olacak mı? Sevinecek miyiz? Yoksa üzülecek, kahrolup pişman mı olacağız? Neyimize, kime güveniyoruz? Peygamberler bile muaf tutulmayacak. Onlara da sorulacak:
“Rabbin hakkı için biz onların hepsine mutlaka soracağız. Yaptıkları şeylerden…”[xvi]
“Ant olsun, kendilerine (peygamber) gönderilenlere soracağız ve onlara gönderilenlere (peygamberlere) de elbette soracağız.”[xvii]
O çetin günde bize ses güzelliğimizi, Kur’ân’ı hangi makamla okuduğumuzu sormayacak Rabbimiz. Kur’ân’ın buyruklarına ne kadar uyduğumuzu soracak.
Dipnotlar:
[i] Bkz. Bakara: 2/29; Lokman: 31/20
[ii] Bkz. Şûra: 42/52
[iii] Bkz. Zuhruf: 43/44
[iv] Bkz. Hakka: 69/48-52
[v] Bkz. Enam: 6/38; Nahl: 16/89
[vi] Mürselat: 77/50; A’raf: 7/185
[vii] Hac: 22/24; Zümer: 39/23
[viii] Nisa: 4/87, 122
[ix] Ebu Davud, Salât 355, (1468); Nesaî, Salât 83, (2, 179, 180); İbnu Mâce, İkâmet 176, (1342)
[x] Bkz. Buruc: 85/21; Kaf: 50/1
[xi] Bkz. Bakara: 2/185
[xii] Bkz. Kadir: 97/1
[xiii] Bkz. Zuhruf: 43/36-39
[xiv] Bkz. Hakka: 69/41
[xv] Zuhruf: 43/44
[xvi] Hicr: 15/92, 93
[xvii] A’raf: 7/6
Yazar
25 Haziran 1952’de Malatya’da doğdu. Malatya Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden 1976 yılında mezun oldu. Malatya’da çeşitli resmî kurumlarda yöneticilik, farklı okullarda öğretmenlik ve SHÇEK bünyesinde yurt müdürlüğü yaptı. Daha sonra aynı kurumda öğretmen olarak görevini sürdürdü. 2004 yılından itibaren Malatya Belediyesi’nde başkan danışmanı olarak görev aldı.
İlk yazısı Oku dergisinde yayımlandı. Sonraki yıllarda hikâye, deneme ve araştırmaları; Oku, Çile, Davet, Pınar, Aylık Dergi, İslâm, Mektep, Mavera, Nida ve Ribat dergileri ile Yeni Devir, Millî Gazete ve Vahdet gazetelerinde yayımlandı. Arkadaşlarıyla birlikte Malatya’da yayımlanan Uyanık (1975-1976) ve Millî Mefkûre (1978) dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Çeşitli dergilerin şiir ve makale yarışmalarında derece ve mansiyonlar kazandı.
“Barış Marşı” adlı şiiri, Yakup Fırat tarafından bestelenip seslendirildi. Hz. Ömer, Hz. Ali, Fatih Sultan Mehmet ve Ölüm Kalım Savaşı gibi tiyatro eserleri, çoğunlukla Gani Rüzgar Şavata tarafından sahnelendi.
1970 yılında Malatya’da il başkanlığını üstlenerek MTTB teşkilatının kuruluşunda görev aldı. Daha sonra birçok sivil toplum kuruluşunda çeşitli görevler üstlendi. Hâlen Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ve İLESAM üyesi ve il temsilcisidir. Ayrıca Malatya Kent Konseyi Şair ve Yazarlar Grubu temsilcisi ile Gönüllü Türkiye Teşekkülleri Malatya Koordinatörü olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Evli ve dört çocuk babasıdır.
Başlıca eserleri arasında; Kar Yağıyordu Karanlığa, İnsan Fotoğrafları, Tarihten Bir Kara Yaprak, Hac ve Umre Nasıl Yapılır, Allah Erinin Yolu, İman ve Şirk, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Aile Devleti, Kur’an’a Hicret, İbadet Gerçeği, Müslümanları Rahatsız Edecek Yazılar, Müslüman Farkı, Firdevs Cennetinin Mirasçıları, Barışın Diğer Adı, Kurtuluş Namazda, Nikâh Daveti, Son Nebi Hz. Muhammed, Hz. Hüseyin / Fırat – Kerbelâ, Beşinci Halife Ömer bin Abdülaziz ve Bir İslamcının 12 Eylül Hatıraları bulunmaktadır.
Şiir alanındaki eseri Diriliş Hasreti; antoloji çalışmaları arasında ise Şiir Peteği (1993) ve Beydağı Sanat Günleri Şiir Antolojisi yer almaktadır. Çocuk kitapları serisinde ise; Örneğim Peygamberim, Peygamberimizin En Yakın Arkadaşı Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Adaleti, Meleklerin Utandığı İnsan Hz. Osman, Allah’ın Aslanı Hz. Ali, Peygamber Torunu Hz. Hasan, Kerbelâ Şehidi Hz. Hüseyin ve Örnek Bir Yönetici Ömer bin Abdülaziz adlı eserleri bulunmaktadır.
İlgili Yazılar
Gazze’den Doğu Türkistan’a: Şiddet ve Acının Görünmezliği
Modern şiddetin en belirgin özelliklerinden olan ordu, sağlık, eğitim ve medya gibi organlara müdahale yoluyla muhatapların sindirilmeye çalışılması olgusu , Doğu Türkistan için sıradan bir durum hâline gelmiştir.
Gençlik, Deizm Ve Ciddiyet Üzerine Mülahazalar
“Meşrutiyet’i ilan ettik, olmadı. ‘Cumhuriyet’i getirdik, gene olmadı. Bir de ‘ciddiyet’i denemeye ne dersin?” …
İslam Toplumu, Kur’an Eğitimli Ve Peygamber Örnekli Bir Toplumdur
Yüce Allah insanı yaratmış, değer vermiş ve yaratıkların birçoğundan farklı kılmıştır. “Biz, gerçekten insanları değerli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel güzel rızıklar verdik, yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan üstün yaptık.” (17 İsra/70) Yüce Allah, insanı birey olarak muhatap almakta, ona bağımsız bir kişilik tanımakta ve öğretilerini kendisine yöneltmektedir. Bağımsız birey olarak vereceği kararlardan …
İçtihad Kapısı Kapalı mıydı Gerçekten, Ya da Hangi İçtihad?
İçtihad konusunun günümüzde yeterince tartışılmaya açılmaması, gündeme getirilmemesi, getirilse bile oldukça yüzeysel söylemlerle geçiştirilmesi konunun önemini korumakta, araştırılma ihtiyacını muhafaza etmektedir. Buna ilaveten içtihad kapısı konusunda net ilkelerin belirlenememiş olması kafa karışıklığına neden olmakta, literatürün yetersiz olması da meselenin farklı anlaşılmasına neden olmaktadır.
Ahlakın Eleştirisi ya da Eleştiri Ahlakı
Eleştiri, ibadet titizliğinde yapılması gereken bir faaliyettir. Eleştiride amaç hakikate ulaşmaktır. Eleştiri; yapmaktan çok yıkmaya hizmet eder, hele hele saldırı ya da düşmanlığa dönüşürse amacından büsbütün uzaklaşmış olur. Eleştiri; daha iyiye, daha güzele ulaşmak için yürütülen bir faaliyet olmalıdır.