Medeniyet yüzyıllar boyu güneydeydi, sıcağa yakın ılıklık ve soğuktan uzak serinlik zihinlerin olduğu gibi tarımın, ticaretin bereketli ve selamette kalmasını sağlıyordu. Kuzey bilinmeyendi, sertlikti, barbarlıktı, öcüler diyarıydı, ilkesizlik, ölçüsüzlüktü. Gel zaman git zaman, doğudan ve güneyden uzaklaşarak kuzeye ve batıya göç etti medeniyet. Kavgada kazandıktan sonra bunun teorisini oluşturmakta, bilgi iktidarını köklü bir şekilde kurmakta gecikmedi kuzeyli ve batılılar.
Medeniyetler ele alınırken, güney ve doğu azıcık borçlu olunan “eskiler” olarak belli belirsiz selamlanır, Mısır’da beş dakka vakfe yapılır, Antik Grek dünyada kırk yüzyıl sürmesi planlanan medeniyet şenliği başlatılırdı. Aklıselimle bakılması güç olduğundan, bu politik güç kendisini şaşmaz bilim, kutlu bilgi diye yuttururdu. Sonra kuzeye bir şeyler olmaya başladı..
Bu yazının devamı
199. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
11 Eylül sonrası İslam coğrafyalarında öteki mefhumunu anlatan birçok ülke sineması ve bu ülkelerde yaşayan yönetmenlerin ürettiği filmlerden şimdiye kadar söz ettik.
Düşlenen diyarlar ya da lanetlenen diyarlar; rüyalarımıza sinen cennet ya da kabuslarımızı yönlendiren cehennem! Ütopyaların ve distopyaların edebiyat içinde önemli bir yeri var. İçinde olduğumuz normdan, vasattan taşmak, onu kıyasıya eleştirmek için göz kamaştırıcı bir fırsattı bunlar.
Sorular soruldu zeytin ağacına. Uzunca süre ağzını açmadı. Çağlar açıldı çağlar kapandı. Kimse ağzından bir şey alamadı. Mikrofon, kamera icat edildi. Artık dayanamaz konuşur denildi. Yine bıçak açmadı ağzını. Nihayet.
Ev zihnimizin odalarından oluşur. Hayallerimiz, düşlerimiz rahatlıkla dağılabilir etrafa. Hep bilinmedik bir elin tokmağı kaldırma ihtimali çalar kapının öte yanında. Sırdır ev. Dünya dışardan seslenir çoğu zaman. Dünyayı dış-kapı edebilmenin sürekli öğüdünü evde duyarız. Dünya bize saldırır çünkü. Kendi içimizde bir yabancılaşma başlatır. Gündelik işlerin arasında sıradanlaşan hayat ve ölüm, yolları itibarsızlaştıran şehir, karşıdan karşıya …
Bu mektupta kelamdan konuşalım dedim, kavramdan, anlamdan, bizi ilgilendiren en önemli konuların birinden yazayım istedim. Öyle ya, anlaşmak ancak ve ancak, anlamaya durmak, anlatmaya çalışmakla mümkündür, bunun için de söze/kelama ihtiyaç vardır. Gündemi dolduran konular bazen gönlü yoruyor ama daha sonraki mektuplara ertelemek doğru olur düşüncesi ile gündemden bahsetmeyip, kelam hakkında dile gelebilenleri yazayım istedim etraflıca olamasa bile…
Çocuk Özerkliği Olarak Makul Medeniyet
Medeniyet yüzyıllar boyu güneydeydi, sıcağa yakın ılıklık ve soğuktan uzak serinlik zihinlerin olduğu gibi tarımın, ticaretin bereketli ve selamette kalmasını sağlıyordu. Kuzey bilinmeyendi, sertlikti, barbarlıktı, öcüler diyarıydı, ilkesizlik, ölçüsüzlüktü. Gel zaman git zaman, doğudan ve güneyden uzaklaşarak kuzeye ve batıya göç etti medeniyet. Kavgada kazandıktan sonra bunun teorisini oluşturmakta, bilgi iktidarını köklü bir şekilde kurmakta gecikmedi kuzeyli ve batılılar.
Medeniyetler ele alınırken, güney ve doğu azıcık borçlu olunan “eskiler” olarak belli belirsiz selamlanır, Mısır’da beş dakka vakfe yapılır, Antik Grek dünyada kırk yüzyıl sürmesi planlanan medeniyet şenliği başlatılırdı. Aklıselimle bakılması güç olduğundan, bu politik güç kendisini şaşmaz bilim, kutlu bilgi diye yuttururdu. Sonra kuzeye bir şeyler olmaya başladı..
Bu yazının devamı 199. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kefernahum’da Çocuk Olmak ve Ötekileri Yeniden Düşünmek
11 Eylül sonrası İslam coğrafyalarında öteki mefhumunu anlatan birçok ülke sineması ve bu ülkelerde yaşayan yönetmenlerin ürettiği filmlerden şimdiye kadar söz ettik.
Su İçinde Susuzluk: Aklına Tekme Atan İnsan
Düşlenen diyarlar ya da lanetlenen diyarlar; rüyalarımıza sinen cennet ya da kabuslarımızı yönlendiren cehennem! Ütopyaların ve distopyaların edebiyat içinde önemli bir yeri var. İçinde olduğumuz normdan, vasattan taşmak, onu kıyasıya eleştirmek için göz kamaştırıcı bir fırsattı bunlar.
Küçürek Öyküler
Sorular soruldu zeytin ağacına. Uzunca süre ağzını açmadı. Çağlar açıldı çağlar kapandı. Kimse ağzından bir şey alamadı. Mikrofon, kamera icat edildi. Artık dayanamaz konuşur denildi. Yine bıçak açmadı ağzını. Nihayet.
Ev Dünyadaki Köşemizdir
Ev zihnimizin odalarından oluşur. Hayallerimiz, düşlerimiz rahatlıkla dağılabilir etrafa. Hep bilinmedik bir elin tokmağı kaldırma ihtimali çalar kapının öte yanında. Sırdır ev. Dünya dışardan seslenir çoğu zaman. Dünyayı dış-kapı edebilmenin sürekli öğüdünü evde duyarız. Dünya bize saldırır çünkü. Kendi içimizde bir yabancılaşma başlatır. Gündelik işlerin arasında sıradanlaşan hayat ve ölüm, yolları itibarsızlaştıran şehir, karşıdan karşıya …
Mektup II
Bu mektupta kelamdan konuşalım dedim, kavramdan, anlamdan, bizi ilgilendiren en önemli konuların birinden yazayım istedim. Öyle ya, anlaşmak ancak ve ancak, anlamaya durmak, anlatmaya çalışmakla mümkündür, bunun için de söze/kelama ihtiyaç vardır. Gündemi dolduran konular bazen gönlü yoruyor ama daha sonraki mektuplara ertelemek doğru olur düşüncesi ile gündemden bahsetmeyip, kelam hakkında dile gelebilenleri yazayım istedim etraflıca olamasa bile…
Alışverişe devam et