Edebiyat, pek çok açıdan değerlendirilebilecek çoklu yazınsal bir yapının genel adı olarak anılabilir. Bu çerçevede yaşamın güçlüklerini hafifleten, iyi ve doğru olana yönelik telkinleri barındıran bir vasfın onun belirgin özelliklerinden sayılması yerinde olur. Söz konusu işlevselliğini estetik ölçütlerle dengeleyebildiği takdirde de makbul bir kıvam alır. Çünkü hassas bir dengenin ve bunun üzerinden yükselecek bir idealin varlığı edebiyat için hayati roldedir. Edebiyat, yaşamı idealize ettiğine yaklaştırabildiği, sanat yapıtı ortamı kendine çekebildiği ölçüde toplumsal yapının iyileşme ve güzelleşme sürecinden bahsedilebilir. Yaşamın zorluklarını, beşerin neden olduğu arızaları gören sanatçı, bunları zihninde anlamlandırıp muayyen bir forma büründürdükten sonra tekrar yaşama dönük kılar.
Edebiyat, yapısı gereği güç karşısında konumlanır. Edebiyat iktidar ilişkisinde genel olarak sesin sahipliği ötekilerindir. Bu durum, sanatın hakikat veya gerçeklik yolunda yüklendiği işlevin görünüm kazanması olarak okunabilir. Ötekilerin ve mağlupların asli unsurlar ve iktidarın yörüngesindekiler karşısında başkaca bir gücü yoktur. Fakat bu güç, insani erdemleri sürdürülebilir kılma noktasında sağlam bir irade ve azim gerektirir. Edebiyat ve muktedirler karşılaşmasında yerine göre bilgi, yerine göre mukavemet ve kararlılık gibi önem arz eden unsurları, edebiyat cephesinde çoğu zaman yenilginin kabulü ve zaferin tahvili izler. Gerçi bu durum, edebiyatı besleyen ve ona direnç bahşeden bir özellik gösterir. Çünkü iktidarın ve edebiyatın zafer ve yenilgi tanımlamaları farklıdır.
Bu yazının devamı
207. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
“Sen neden, kimden kaçtın da bunca zaman derin uykulara daldın?” diye soruyorum kendime. Her günüm bir yıl gibi geçmişçesine derin izler bırakırken kalbimde, “Değdi mi bu kadar uykuya?” diye sormadan edemiyorum. Ashab-ı Kehf’in mücadelesini sen ne kadar yaşadın da kaçmayı hak ettin sorusu gelir ardından. Onlar kadar dinin için mücadele ettin mi? Peki, onlar kadar imanın var mı ki senin? Ama onlar tek değillerdi de senin gibi. Gerçi sen de tek sayılmazsın. Senden öte senden ziyade kaç benlik daha taşıyorsun bu topraktan olma bedende. Taşıdığın her sıfatla yeni bir sen oluyorsun.
“Ben ötekime (yekdiğerime ) karşı sorumluyum. Ben yekdiğerime dair “iyiyi” istiyorum. Her tek kişinin diğerine dair “iyiyi” istemesini arzuluyorum. Erdemli davranışlarda bulunmaktan zevk alıyorum.” Bu şekilde bir bilinç düzeyi, felsefeyi bilmenin ötesinde atölye ortamında “Felsefe yapmakla” mümkün olur. Şöyle ki atölye ortamında felsefe yapmakla, artık birtakım ödüllendirmelerle erdemleri öğretmek yerine öğrencilerin içlerindeki erdemleri kendilerinden itibaren keşfettirmeye yönelik bir sürece girilmiş bulunulmaktadır. Ödüllendirmelerle dışarıdan bir etkiyle erdemler öğretilmeye çalışılmıştır oysaki erdemler çocukların içlerindedir ve erdemler açığa çıkmayı beklemektedir.
Adalet ve edebiyat arasında bağ kurmak bir bakıma yersiz. Her iki kavramın da hayatı inşa edici yönü son derece açıktır. İnşa edici unsurların çelişki arz etmesi, nihayetinde beklenilmez.
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana ya Rabbi
Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbel alemin
tütmesi gereken ocak nerde?
Zenofobiye Edebi Bir Bakış
Edebiyat, pek çok açıdan değerlendirilebilecek çoklu yazınsal bir yapının genel adı olarak anılabilir. Bu çerçevede yaşamın güçlüklerini hafifleten, iyi ve doğru olana yönelik telkinleri barındıran bir vasfın onun belirgin özelliklerinden sayılması yerinde olur. Söz konusu işlevselliğini estetik ölçütlerle dengeleyebildiği takdirde de makbul bir kıvam alır. Çünkü hassas bir dengenin ve bunun üzerinden yükselecek bir idealin varlığı edebiyat için hayati roldedir. Edebiyat, yaşamı idealize ettiğine yaklaştırabildiği, sanat yapıtı ortamı kendine çekebildiği ölçüde toplumsal yapının iyileşme ve güzelleşme sürecinden bahsedilebilir. Yaşamın zorluklarını, beşerin neden olduğu arızaları gören sanatçı, bunları zihninde anlamlandırıp muayyen bir forma büründürdükten sonra tekrar yaşama dönük kılar.
Edebiyat, yapısı gereği güç karşısında konumlanır. Edebiyat iktidar ilişkisinde genel olarak sesin sahipliği ötekilerindir. Bu durum, sanatın hakikat veya gerçeklik yolunda yüklendiği işlevin görünüm kazanması olarak okunabilir. Ötekilerin ve mağlupların asli unsurlar ve iktidarın yörüngesindekiler karşısında başkaca bir gücü yoktur. Fakat bu güç, insani erdemleri sürdürülebilir kılma noktasında sağlam bir irade ve azim gerektirir. Edebiyat ve muktedirler karşılaşmasında yerine göre bilgi, yerine göre mukavemet ve kararlılık gibi önem arz eden unsurları, edebiyat cephesinde çoğu zaman yenilginin kabulü ve zaferin tahvili izler. Gerçi bu durum, edebiyatı besleyen ve ona direnç bahşeden bir özellik gösterir. Çünkü iktidarın ve edebiyatın zafer ve yenilgi tanımlamaları farklıdır.
Bu yazının devamı 207. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Derin Uykular
“Sen neden, kimden kaçtın da bunca zaman derin uykulara daldın?” diye soruyorum kendime. Her günüm bir yıl gibi geçmişçesine derin izler bırakırken kalbimde, “Değdi mi bu kadar uykuya?” diye sormadan edemiyorum. Ashab-ı Kehf’in mücadelesini sen ne kadar yaşadın da kaçmayı hak ettin sorusu gelir ardından. Onlar kadar dinin için mücadele ettin mi? Peki, onlar kadar imanın var mı ki senin? Ama onlar tek değillerdi de senin gibi. Gerçi sen de tek sayılmazsın. Senden öte senden ziyade kaç benlik daha taşıyorsun bu topraktan olma bedende. Taşıdığın her sıfatla yeni bir sen oluyorsun.
Neden Atölye Ortamında Düşünmek?
“Ben ötekime (yekdiğerime ) karşı sorumluyum. Ben yekdiğerime dair “iyiyi” istiyorum. Her tek kişinin diğerine dair “iyiyi” istemesini arzuluyorum. Erdemli davranışlarda bulunmaktan zevk alıyorum.” Bu şekilde bir bilinç düzeyi, felsefeyi bilmenin ötesinde atölye ortamında “Felsefe yapmakla” mümkün olur. Şöyle ki atölye ortamında felsefe yapmakla, artık birtakım ödüllendirmelerle erdemleri öğretmek yerine öğrencilerin içlerindeki erdemleri kendilerinden itibaren keşfettirmeye yönelik bir sürece girilmiş bulunulmaktadır. Ödüllendirmelerle dışarıdan bir etkiyle erdemler öğretilmeye çalışılmıştır oysaki erdemler çocukların içlerindedir ve erdemler açığa çıkmayı beklemektedir.
Ahmet Örs’ün Öykülerinde “Edebiyatın Asıl Damarı” / Hak ve Adalet Arayışı
Adalet ve edebiyat arasında bağ kurmak bir bakıma yersiz. Her iki kavramın da hayatı inşa edici yönü son derece açıktır. İnşa edici unsurların çelişki arz etmesi, nihayetinde beklenilmez.
Rachel’lere
Ben Rachel kırk üç yaşında
Aklımın sivri kalbinse yeğnik
Olacağı belliymiş önceden
Üzerimde Kalan Yaşamak Suçu mu?
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana ya Rabbi
Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbel alemin
tütmesi gereken ocak nerde?
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.