Edebiyat, pek çok açıdan değerlendirilebilecek çoklu yazınsal bir yapının genel adı olarak anılabilir. Bu çerçevede yaşamın güçlüklerini hafifleten, iyi ve doğru olana yönelik telkinleri barındıran bir vasfın onun belirgin özelliklerinden sayılması yerinde olur. Söz konusu işlevselliğini estetik ölçütlerle dengeleyebildiği takdirde de makbul bir kıvam alır. Çünkü hassas bir dengenin ve bunun üzerinden yükselecek bir idealin varlığı edebiyat için hayati roldedir. Edebiyat, yaşamı idealize ettiğine yaklaştırabildiği, sanat yapıtı ortamı kendine çekebildiği ölçüde toplumsal yapının iyileşme ve güzelleşme sürecinden bahsedilebilir. Yaşamın zorluklarını, beşerin neden olduğu arızaları gören sanatçı, bunları zihninde anlamlandırıp muayyen bir forma büründürdükten sonra tekrar yaşama dönük kılar.
Edebiyat, yapısı gereği güç karşısında konumlanır. Edebiyat iktidar ilişkisinde genel olarak sesin sahipliği ötekilerindir. Bu durum, sanatın hakikat veya gerçeklik yolunda yüklendiği işlevin görünüm kazanması olarak okunabilir. Ötekilerin ve mağlupların asli unsurlar ve iktidarın yörüngesindekiler karşısında başkaca bir gücü yoktur. Fakat bu güç, insani erdemleri sürdürülebilir kılma noktasında sağlam bir irade ve azim gerektirir. Edebiyat ve muktedirler karşılaşmasında yerine göre bilgi, yerine göre mukavemet ve kararlılık gibi önem arz eden unsurları, edebiyat cephesinde çoğu zaman yenilginin kabulü ve zaferin tahvili izler. Gerçi bu durum, edebiyatı besleyen ve ona direnç bahşeden bir özellik gösterir. Çünkü iktidarın ve edebiyatın zafer ve yenilgi tanımlamaları farklıdır.
Bu yazının devamı
207. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Mutlakçı dil ile ilgili tanımlamaların, modernlik içinden yapıldığının altını çizmek gerekir. Gelenek ve modernlik arasında yapılagelen ayrımların Türk düşünce tarihi açısından özel yerinin olduğu açıktır. Tanzimat ile birlikte yüzünü Batı’ya çeviren Osmanlı, Batı ile karşılaşmasında bir ‘medeniyet krizi’ yaşar. Söz konusu kriz çok yönlüdür. Örneğin Batılılaştığını sanan aydının bilinçli ya da bilinçsiz geleneğin diliyle konuşması, bu krizin yıllarca sürecek işaretlerini barındırır. Esasen bunda farkında olunsun ya da olunmasın, geleneğin, hayatın en küçük parçasına dek sirayetinin etkisi vardır. Çünkü zihniyetler, değişimlere karşı dirençli yapılardır ve zihniyet değişimleri de bu nedenle tarihte yavaşlığın tarihi olarak adlandırılırlar.
Thierry Dedieu’nun Yakouba kitabı öğrencilere okunur. Tüm metin baştan sona da okunabilir; ara ara okumayı durdurarak, sorular sorarak öğrenci aktif okuyucu olmaya teşvik edilerek de okunabilir. Görselleriyle birlikte sesli kitap versiyonu da izlettirilebilir:
Herkes gibi olamazdı o. Her şeyi en iyi, en güzel bir şekilde yapmalıydı. Ağır bir yükü vardı onun ve bu yükün altından kalkmak kolay değildi.
Allah’a adanmıştı o. Ailesi, adaklarının Allah tarafından korunup “bir bitki gibi” yetiştirileceğine gönülden inanıyordu. Onda gördükleri isteklilik ve gayret, onları son derece sevindiriyordu. Zorla güzellik olmazdı çünkü.
“Önce söz vardı” diyen kadim kitabı “Oku!” diye tamamladı son kutsal kitap. Sözün ve okumanın gücüne neredeyse tüm kutsal metinlerde özel bir vurgu vardır. Bilgi edinme ve anlamaya dair ‘okuma’ eylemi bir teklif iken telkine dönüşmüş ve bizi taşıdığı yer
Güneş başıma geçmiş olmalı, baksanıza ne de çok saçmalamışım. Gerçeğe sırtımı dönmüş, hayatta çuvallamışım. Ne şişkin banka hesaplarından ne kocaman villadan ne de sen, ben, sen dalaşından söz açmışım. Oysa hayat böyle mi?
Zenofobiye Edebi Bir Bakış
Edebiyat, pek çok açıdan değerlendirilebilecek çoklu yazınsal bir yapının genel adı olarak anılabilir. Bu çerçevede yaşamın güçlüklerini hafifleten, iyi ve doğru olana yönelik telkinleri barındıran bir vasfın onun belirgin özelliklerinden sayılması yerinde olur. Söz konusu işlevselliğini estetik ölçütlerle dengeleyebildiği takdirde de makbul bir kıvam alır. Çünkü hassas bir dengenin ve bunun üzerinden yükselecek bir idealin varlığı edebiyat için hayati roldedir. Edebiyat, yaşamı idealize ettiğine yaklaştırabildiği, sanat yapıtı ortamı kendine çekebildiği ölçüde toplumsal yapının iyileşme ve güzelleşme sürecinden bahsedilebilir. Yaşamın zorluklarını, beşerin neden olduğu arızaları gören sanatçı, bunları zihninde anlamlandırıp muayyen bir forma büründürdükten sonra tekrar yaşama dönük kılar.
Edebiyat, yapısı gereği güç karşısında konumlanır. Edebiyat iktidar ilişkisinde genel olarak sesin sahipliği ötekilerindir. Bu durum, sanatın hakikat veya gerçeklik yolunda yüklendiği işlevin görünüm kazanması olarak okunabilir. Ötekilerin ve mağlupların asli unsurlar ve iktidarın yörüngesindekiler karşısında başkaca bir gücü yoktur. Fakat bu güç, insani erdemleri sürdürülebilir kılma noktasında sağlam bir irade ve azim gerektirir. Edebiyat ve muktedirler karşılaşmasında yerine göre bilgi, yerine göre mukavemet ve kararlılık gibi önem arz eden unsurları, edebiyat cephesinde çoğu zaman yenilginin kabulü ve zaferin tahvili izler. Gerçi bu durum, edebiyatı besleyen ve ona direnç bahşeden bir özellik gösterir. Çünkü iktidarın ve edebiyatın zafer ve yenilgi tanımlamaları farklıdır.
Bu yazının devamı 207. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
“Mutlakçı Dil ” Etrafında Birkaç Söz
Mutlakçı dil ile ilgili tanımlamaların, modernlik içinden yapıldığının altını çizmek gerekir. Gelenek ve modernlik arasında yapılagelen ayrımların Türk düşünce tarihi açısından özel yerinin olduğu açıktır. Tanzimat ile birlikte yüzünü Batı’ya çeviren Osmanlı, Batı ile karşılaşmasında bir ‘medeniyet krizi’ yaşar. Söz konusu kriz çok yönlüdür. Örneğin Batılılaştığını sanan aydının bilinçli ya da bilinçsiz geleneğin diliyle konuşması, bu krizin yıllarca sürecek işaretlerini barındırır. Esasen bunda farkında olunsun ya da olunmasın, geleneğin, hayatın en küçük parçasına dek sirayetinin etkisi vardır. Çünkü zihniyetler, değişimlere karşı dirençli yapılardır ve zihniyet değişimleri de bu nedenle tarihte yavaşlığın tarihi olarak adlandırılırlar.
Bir Felsefe Atölyesi Örneği
Thierry Dedieu’nun Yakouba kitabı öğrencilere okunur. Tüm metin baştan sona da okunabilir; ara ara okumayı durdurarak, sorular sorarak öğrenci aktif okuyucu olmaya teşvik edilerek de okunabilir. Görselleriyle birlikte sesli kitap versiyonu da izlettirilebilir:
Bir Bitki Gibi
Herkes gibi olamazdı o. Her şeyi en iyi, en güzel bir şekilde yapmalıydı. Ağır bir yükü vardı onun ve bu yükün altından kalkmak kolay değildi.
Allah’a adanmıştı o. Ailesi, adaklarının Allah tarafından korunup “bir bitki gibi” yetiştirileceğine gönülden inanıyordu. Onda gördükleri isteklilik ve gayret, onları son derece sevindiriyordu. Zorla güzellik olmazdı çünkü.
Kitabın Sosyal Medya ile İmtihanı
“Önce söz vardı” diyen kadim kitabı “Oku!” diye tamamladı son kutsal kitap. Sözün ve okumanın gücüne neredeyse tüm kutsal metinlerde özel bir vurgu vardır. Bilgi edinme ve anlamaya dair ‘okuma’ eylemi bir teklif iken telkine dönüşmüş ve bizi taşıdığı yer
Anlam Dolu Hayatın Harika Anları: Jacominus’nün Hayırlı Ömrü
Güneş başıma geçmiş olmalı, baksanıza ne de çok saçmalamışım. Gerçeğe sırtımı dönmüş, hayatta çuvallamışım. Ne şişkin banka hesaplarından ne kocaman villadan ne de sen, ben, sen dalaşından söz açmışım. Oysa hayat böyle mi?
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.