Adalet, hakk kavramından bağımsız ele alınabilir bir kavram değildir. Hakk; gerçek, sabit ve tutarlı, doğruluğu teyit edilmiş olandır. Zıddı olan bâtıl ise sahte, tutarsız, varlığı sabit olsa da hükümsüz olandır. Adl için dile getirilen tanımlarından en bilineni ve önemlisi: eşyayı yerli yerine koymak, hakkı sahibine vermek demektir. Adaleti talep etmek söz konusu olduğundaysa, hakkın olana razı olmak, münasip ve gerekli olanı, gerekli olduğu kadar almaktır diyebiliriz. Bunun dışındaki sınır, miktar, meblağ, haddi aşmak ve hak ihlâlidir, adalet terazisini bozmaktır. Konunun özü bu kadar yalın olmakla birlikte, detaylandıkça iş biraz daha karmaşıklaşmaktadır.
Görüleceği gibi adaletin talep edilmesinin de, ifa edilmesinin de temelindeki en aktif öge insandır. Bir rivayet aktarılır: ‘Vücutta öyle bir et parçası vardır ki o, iyi, doğru ve düzgün olursa bütün vücut iyi, doğru ve düzgün olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. O, kalptir’. İnsan da toplum ve toplumun saadet ve adaletine dair her şeyin kalbidir. Onun imarı veya ifsadı toplumu biçimlendirir. Yunus’un deyişinden devam edersek, insan:
Bu yazının devamı
202. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İktidar biçimleri tarih boyunca tesis etmeye çalıştıkları otoritelerini uzamsal boyutta da gösterme kaygısı taşımışlardır. Mekâna müdahale bu uzamsal kaygının bir tür tezahürüdür. Keza mekân ideolojiden azade bir yapı olmayıp tam tersine ideolojinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Diğer bir değişle biçimler dünyası, bilinç dünyasının bir aktarım alanıdır. Tarih sahnesinde boy göstermiş devletler, imparatorluklar veya medeniyetler mekâna büyük oranda bu şekilde yaklaşmıştır.
Nerededir bu aranıp da bulunamayan adalet. Saklanmış mıdır yoksa mahkûm mu edilmiştir? Yoksa idealize edildiği için realiteye ilişememiş midir?
Toplumların adalet istemi niye özlem olarak kalmış, bir türlü vuslat gerçekleşmemiştir?
Hammurabi yasaları, insan hakları beyannameleri, mecelleler yetersiz mi gelmiştir adalet özlemi için?
Neden insanlık tarih boyunca haksızlık üretmiş; sonra da onun altında ezilmiş de ezilmiştir?
Neden insan insanın kurdu olmuş, birbirini parçalayıp parçalayıp kenara atmıştır?
İnsanlığın yaratılış amacından uzaklaşıp kendini zihinsel sapmaların içinde bulmadığı bir çağ nerdeyse yok gibidir. Her çağda insanlık çeşitli aldanmalar, bozulmalar ve kendilik değerini düşüren hal ve davranışlar içinde bulunmuştur.
Çağımızın önemli Müslüman düşünürlerinden olan Taha Abdurrahman’ın “Ahlak Sorunsalı: Batı Modernitesi’nin Ahlakî Eleştirisine Bir Katkı” adlı kitabında bulunan “Söz Medeniyeti” başlıklı makalesinden özetle yazdığımız bu yazı, yazarın kurma gayretinde olduğu ahlâk projesinin sadece bir kısmını teşkil ediyor. Bir bütünlük içinde okumaya çalıştığı Müslüman düşünce geleneği ve Batı düşünce geleneği eleştirilerini, bir adım daha öteye taşıyıp ‘yenilikçi’ bir proje ortaya koyma kaygısı taşıyor. Bu sebeple yazarın fikrini anlayabilmek açısından eserlerinin bütünlük içinde okunmasında fayda olduğu kanaatindeyiz, keza bütünlüklü okuma yapılmadığı takdirde yazıda bahsedilen hususların anlamı noksan kalacaktır.
İnsanın üzerine sinen en güzel koku çocukluk kokusudur. Üzerinize sinen o kokuyu bir ömür yanınızda taşırsınız ya da taşımak istersiniz. Çünkü bu koku ötelerin cennetin kokusudur. Uçsuz bucaksız hayal dünyasında, ayakları yere basmadan diyarlar aşan çocukluktur. Dinlediği her masal sonrası kendi masalını yazmak, yaşamak isteyen çocukluk…
Adl’e Boyun Eğmek
Adalet, hakk kavramından bağımsız ele alınabilir bir kavram değildir. Hakk; gerçek, sabit ve tutarlı, doğruluğu teyit edilmiş olandır. Zıddı olan bâtıl ise sahte, tutarsız, varlığı sabit olsa da hükümsüz olandır. Adl için dile getirilen tanımlarından en bilineni ve önemlisi: eşyayı yerli yerine koymak, hakkı sahibine vermek demektir. Adaleti talep etmek söz konusu olduğundaysa, hakkın olana razı olmak, münasip ve gerekli olanı, gerekli olduğu kadar almaktır diyebiliriz. Bunun dışındaki sınır, miktar, meblağ, haddi aşmak ve hak ihlâlidir, adalet terazisini bozmaktır. Konunun özü bu kadar yalın olmakla birlikte, detaylandıkça iş biraz daha karmaşıklaşmaktadır.
Görüleceği gibi adaletin talep edilmesinin de, ifa edilmesinin de temelindeki en aktif öge insandır. Bir rivayet aktarılır: ‘Vücutta öyle bir et parçası vardır ki o, iyi, doğru ve düzgün olursa bütün vücut iyi, doğru ve düzgün olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. O, kalptir’. İnsan da toplum ve toplumun saadet ve adaletine dair her şeyin kalbidir. Onun imarı veya ifsadı toplumu biçimlendirir. Yunus’un deyişinden devam edersek, insan:
Bu yazının devamı 202. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Mekânın İmkânı
İktidar biçimleri tarih boyunca tesis etmeye çalıştıkları otoritelerini uzamsal boyutta da gösterme kaygısı taşımışlardır. Mekâna müdahale bu uzamsal kaygının bir tür tezahürüdür. Keza mekân ideolojiden azade bir yapı olmayıp tam tersine ideolojinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Diğer bir değişle biçimler dünyası, bilinç dünyasının bir aktarım alanıdır. Tarih sahnesinde boy göstermiş devletler, imparatorluklar veya medeniyetler mekâna büyük oranda bu şekilde yaklaşmıştır.
Terazinin Adaleti
Nerededir bu aranıp da bulunamayan adalet. Saklanmış mıdır yoksa mahkûm mu edilmiştir? Yoksa idealize edildiği için realiteye ilişememiş midir?
Toplumların adalet istemi niye özlem olarak kalmış, bir türlü vuslat gerçekleşmemiştir?
Hammurabi yasaları, insan hakları beyannameleri, mecelleler yetersiz mi gelmiştir adalet özlemi için?
Neden insanlık tarih boyunca haksızlık üretmiş; sonra da onun altında ezilmiş de ezilmiştir?
Neden insan insanın kurdu olmuş, birbirini parçalayıp parçalayıp kenara atmıştır?
Acziyetinin Farkında Olmak
İnsanlığın yaratılış amacından uzaklaşıp kendini zihinsel sapmaların içinde bulmadığı bir çağ nerdeyse yok gibidir. Her çağda insanlık çeşitli aldanmalar, bozulmalar ve kendilik değerini düşüren hal ve davranışlar içinde bulunmuştur.
Taha Abdurrahman’da Sözellik Eleştirisi
Çağımızın önemli Müslüman düşünürlerinden olan Taha Abdurrahman’ın “Ahlak Sorunsalı: Batı Modernitesi’nin Ahlakî Eleştirisine Bir Katkı” adlı kitabında bulunan “Söz Medeniyeti” başlıklı makalesinden özetle yazdığımız bu yazı, yazarın kurma gayretinde olduğu ahlâk projesinin sadece bir kısmını teşkil ediyor. Bir bütünlük içinde okumaya çalıştığı Müslüman düşünce geleneği ve Batı düşünce geleneği eleştirilerini, bir adım daha öteye taşıyıp ‘yenilikçi’ bir proje ortaya koyma kaygısı taşıyor. Bu sebeple yazarın fikrini anlayabilmek açısından eserlerinin bütünlük içinde okunmasında fayda olduğu kanaatindeyiz, keza bütünlüklü okuma yapılmadığı takdirde yazıda bahsedilen hususların anlamı noksan kalacaktır.
Çocukluğun Kokusu…
İnsanın üzerine sinen en güzel koku çocukluk kokusudur. Üzerinize sinen o kokuyu bir ömür yanınızda taşırsınız ya da taşımak istersiniz. Çünkü bu koku ötelerin cennetin kokusudur. Uçsuz bucaksız hayal dünyasında, ayakları yere basmadan diyarlar aşan çocukluktur. Dinlediği her masal sonrası kendi masalını yazmak, yaşamak isteyen çocukluk…
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.