“Önce söz vardı” diyen kadim kitabı “Oku!” diye tamamladı son kutsal kitap. Sözün ve okumanın gücüne neredeyse tüm kutsal metinlerde özel bir vurgu vardır. Bilgi edinme ve anlamaya dair ‘okuma’ eylemi bir teklif iken telkine dönüşmüş ve bizi taşıdığı yer ise insanı, toplumu, dünyayı, yaşamı, geçmişi, geleceği, iyiyi, kötüyü, varlığı, oluşu ve akışı içine alan, varoluşun özünden gelen derin bir okumadır. Kişide bilinç oluşturan ve bilincini geliştiren okumadaki amaç; insanları duygu, düşünce ve çeşitli tecrübelerle karşılaştırmak suretiyle onların bilgi edinmesini sağlamaktır. Nitekim Batı siyaset felsefesinin öncülerinden Thomas Hobbes, kendisine sorulan ‘Bilgi nedir?’ sorusuna, günümüzde Oxford Şehri’nin en yüksek kulesinde yazılı olan: “Bilgi kudrettir” cevabını verdikten sonra her insanın o kudret hissine tutkun olduğunu belirtmiştir. Bu doğrultuda bilginin en önemli kaynaklarından biri olan kitaplar da insan üzerinde bir o kadar kuvvetli etkiye sahiptir. Şimdi gözlem yapan bir eğitimci gözüyle okuma-öğrenme yeri anlamında ‘Okul’larımızın gözbebeği öğrencilerimizin ilgilerine ve kitaplarla olan bağına bakalım. Belki de onlarla ayna oluruz birbirimize…
Bu yazının devamı
186. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Modernitenin toplumsal birikimleri hiçe saydığı bir dönemden geçiyoruz. Özü itibariyle geçmişle olan ilişkisini pamuk ipliğine bağlamayı amaçlayan modern düzen, makyajlı ama bir o kadar da özsuyu olmayan bir geleceğe insanlığı mecbur kılıyor. Bu da geçmişi üzerine ‘kendiliğini’ kurmuş olan toplumların
Eleştiri, insan ve yaşamına değer katan bir kavramdır. Eleştiri ile varlığımızın konumunu ve söylemlerimizin işlerliğini test etme imkânına kavuşuruz. Test etme, ilk bakışta oldukça sevimsiz bir kelime. Fakat bu sevimsizlik algısını, kendimizi yoklamak, tanımak ve bu minvaldeki olumluluklara ulaşmak açısından tersine çevirebiliriz. Bu açıdan eleştirilmek, çoğunun kaçındığı şekilde varlığımızı, söylemlerimizi, kültürel ve düşünsel sermayemizi tehlikeye atan veya şüpheli kılan bir muamele değildir.
İktidar biçimleri tarih boyunca tesis etmeye çalıştıkları otoritelerini uzamsal boyutta da gösterme kaygısı taşımışlardır. Mekâna müdahale bu uzamsal kaygının bir tür tezahürüdür. Keza mekân ideolojiden azade bir yapı olmayıp tam tersine ideolojinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Diğer bir değişle biçimler dünyası, bilinç dünyasının bir aktarım alanıdır. Tarih sahnesinde boy göstermiş devletler, imparatorluklar veya medeniyetler mekâna büyük oranda bu şekilde yaklaşmıştır.
Kadın ve erkeği birbirine düşman etmek, aralarındaki ilişkiyi bir çıkar ilişkisine dönüştürmek; ailede yaşanan sıkıntıları göze alamayan, tek kişilik bir hayat kurgulamak; insan fıtratına uygun olmadığı gibi sağlıklı nesiller yetiştirmenin önünde de büyük bir engeldir. Böyle bir hayat hem erkeğe hem de kadına maddi ve manevi büyük zararlar verecektir.
Kitabın Sosyal Medya ile İmtihanı
“Önce söz vardı” diyen kadim kitabı “Oku!” diye tamamladı son kutsal kitap. Sözün ve okumanın gücüne neredeyse tüm kutsal metinlerde özel bir vurgu vardır. Bilgi edinme ve anlamaya dair ‘okuma’ eylemi bir teklif iken telkine dönüşmüş ve bizi taşıdığı yer ise insanı, toplumu, dünyayı, yaşamı, geçmişi, geleceği, iyiyi, kötüyü, varlığı, oluşu ve akışı içine alan, varoluşun özünden gelen derin bir okumadır. Kişide bilinç oluşturan ve bilincini geliştiren okumadaki amaç; insanları duygu, düşünce ve çeşitli tecrübelerle karşılaştırmak suretiyle onların bilgi edinmesini sağlamaktır. Nitekim Batı siyaset felsefesinin öncülerinden Thomas Hobbes, kendisine sorulan ‘Bilgi nedir?’ sorusuna, günümüzde Oxford Şehri’nin en yüksek kulesinde yazılı olan: “Bilgi kudrettir” cevabını verdikten sonra her insanın o kudret hissine tutkun olduğunu belirtmiştir. Bu doğrultuda bilginin en önemli kaynaklarından biri olan kitaplar da insan üzerinde bir o kadar kuvvetli etkiye sahiptir. Şimdi gözlem yapan bir eğitimci gözüyle okuma-öğrenme yeri anlamında ‘Okul’larımızın gözbebeği öğrencilerimizin ilgilerine ve kitaplarla olan bağına bakalım. Belki de onlarla ayna oluruz birbirimize…
Bu yazının devamı 186. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Hangi Eğitim?
Modernitenin toplumsal birikimleri hiçe saydığı bir dönemden geçiyoruz. Özü itibariyle geçmişle olan ilişkisini pamuk ipliğine bağlamayı amaçlayan modern düzen, makyajlı ama bir o kadar da özsuyu olmayan bir geleceğe insanlığı mecbur kılıyor. Bu da geçmişi üzerine ‘kendiliğini’ kurmuş olan toplumların
Eleştiriye Dair
Eleştiri, insan ve yaşamına değer katan bir kavramdır. Eleştiri ile varlığımızın konumunu ve söylemlerimizin işlerliğini test etme imkânına kavuşuruz. Test etme, ilk bakışta oldukça sevimsiz bir kelime. Fakat bu sevimsizlik algısını, kendimizi yoklamak, tanımak ve bu minvaldeki olumluluklara ulaşmak açısından tersine çevirebiliriz. Bu açıdan eleştirilmek, çoğunun kaçındığı şekilde varlığımızı, söylemlerimizi, kültürel ve düşünsel sermayemizi tehlikeye atan veya şüpheli kılan bir muamele değildir.
Mekânın İmkânı
İktidar biçimleri tarih boyunca tesis etmeye çalıştıkları otoritelerini uzamsal boyutta da gösterme kaygısı taşımışlardır. Mekâna müdahale bu uzamsal kaygının bir tür tezahürüdür. Keza mekân ideolojiden azade bir yapı olmayıp tam tersine ideolojinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Diğer bir değişle biçimler dünyası, bilinç dünyasının bir aktarım alanıdır. Tarih sahnesinde boy göstermiş devletler, imparatorluklar veya medeniyetler mekâna büyük oranda bu şekilde yaklaşmıştır.
Övdüklerimizden Ne Kaldı?
Masal dinlerdik, dededen, büyükanneden, kıssadan hisse çıkarmaya; “bir varmış bir yokmuş” sevdasına aşılanırdık fark etmeden. Şimdilerde subliminal mesajlarla nitelendirilen, akla ayar verme kavramını gayri ihtiyari büyüklerimiz de tecrübe etmişlerdi.
Algı Yönetimine Feda Edilen Kurum: Aile
Kadın ve erkeği birbirine düşman etmek, aralarındaki ilişkiyi bir çıkar ilişkisine dönüştürmek; ailede yaşanan sıkıntıları göze alamayan, tek kişilik bir hayat kurgulamak; insan fıtratına uygun olmadığı gibi sağlıklı nesiller yetiştirmenin önünde de büyük bir engeldir. Böyle bir hayat hem erkeğe hem de kadına maddi ve manevi büyük zararlar verecektir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.