“Önce söz vardı” diyen kadim kitabı “Oku!” diye tamamladı son kutsal kitap. Sözün ve okumanın gücüne neredeyse tüm kutsal metinlerde özel bir vurgu vardır. Bilgi edinme ve anlamaya dair ‘okuma’ eylemi bir teklif iken telkine dönüşmüş ve bizi taşıdığı yer ise insanı, toplumu, dünyayı, yaşamı, geçmişi, geleceği, iyiyi, kötüyü, varlığı, oluşu ve akışı içine alan, varoluşun özünden gelen derin bir okumadır. Kişide bilinç oluşturan ve bilincini geliştiren okumadaki amaç; insanları duygu, düşünce ve çeşitli tecrübelerle karşılaştırmak suretiyle onların bilgi edinmesini sağlamaktır. Nitekim Batı siyaset felsefesinin öncülerinden Thomas Hobbes, kendisine sorulan ‘Bilgi nedir?’ sorusuna, günümüzde Oxford Şehri’nin en yüksek kulesinde yazılı olan: “Bilgi kudrettir” cevabını verdikten sonra her insanın o kudret hissine tutkun olduğunu belirtmiştir. Bu doğrultuda bilginin en önemli kaynaklarından biri olan kitaplar da insan üzerinde bir o kadar kuvvetli etkiye sahiptir. Şimdi gözlem yapan bir eğitimci gözüyle okuma-öğrenme yeri anlamında ‘Okul’larımızın gözbebeği öğrencilerimizin ilgilerine ve kitaplarla olan bağına bakalım. Belki de onlarla ayna oluruz birbirimize…
Korku ve şüphe ölür, amel hayat bulur.
Göz, kâinat derinliklerindekini görücü olur.
Kul olma makamı sağlamlaştırılınca, dilenci kâsesi, “Câm-ı cem” olur.
Millet-i Beyzâ’nın (İslam Milleti’nin) teni ve canı Lâ ilâhe illallah’dır. Bizim sazımızın perdesinde dolaşan Lâ İlâhe illlallah’dır.
Modernitenin toplumsal birikimleri hiçe saydığı bir dönemden geçiyoruz. Özü itibariyle geçmişle olan ilişkisini pamuk ipliğine bağlamayı amaçlayan modern düzen, makyajlı ama bir o kadar da özsuyu olmayan bir geleceğe insanlığı mecbur kılıyor. Bu da geçmişi üzerine ‘kendiliğini’ kurmuş olan toplumların geleceği kavrayamamasına, bunu sadece taklidî bir şekilde yaşamasına neden oluyor. Taklit ile gelecek kurma hülyasına kapılan toplumlar ise hâkim güç karşısında sömürülecek bir maddi bataklığa dönüşüyor.
Her insanda kalp tek bir tanedir. Tek olan kalbin selametinin ne kadar önemli olduğunu söylemeye bilmem ki gerek var mı? Bedenin bir organı olan kalp bozulduğunda biyolojik sistemimizin ritmi; aklın ve hissiyatın bir organı bozulduğundaysa zihnin, ahlakın ve maneviyatın tüm ritmi bozulur.
Yazı için zihnin parmak izi derler. Bu bakımdan yazmak insan zihninden kâğıda dökülen harf suretli bir boyadır. Zihnin farklı işleyişine bağlı olarak bu boyanın rengi de değişiklik arz edecektir. Zihinden dökülen bu harf suretli boya, biriktikçe ve yoğunlaştıkça desen hâlini alacaktır. İşte dergiler bu harf suretli boyanın birike birike desen oluşturması işlevini gören katalizörlerdir.
Bilirsiniz; insana en kolay ve en bol verebildiğimiz şeydir nasihat. “Biz eskiden..” der başlarız anlatmaya ama artık “o dediğin eskide kaldı” deyip Batı’dan ithal tecrübeleriyle bilgiçlik taslarlar. Tabiî ki gençler ve çocuklar.. Haklılık payları var elbet, dünden bugüne dediğin 20 yılda, eskiye oranla ‘haddini aşmış bilgi’ye ulaştık ve devam ediyor bu hazır bilgiye direncimizin yetersizliği. Çocuklarda kalıcı hasara sebep olmakta. Toplumun her an gelen bilgi yığını karşısında ‘ayırt etme bilinci’ne sahip olmaması bugünkü sıkıntılarımızın temelidir.
Kitabın Sosyal Medya ile İmtihanı
“Önce söz vardı” diyen kadim kitabı “Oku!” diye tamamladı son kutsal kitap. Sözün ve okumanın gücüne neredeyse tüm kutsal metinlerde özel bir vurgu vardır. Bilgi edinme ve anlamaya dair ‘okuma’ eylemi bir teklif iken telkine dönüşmüş ve bizi taşıdığı yer ise insanı, toplumu, dünyayı, yaşamı, geçmişi, geleceği, iyiyi, kötüyü, varlığı, oluşu ve akışı içine alan, varoluşun özünden gelen derin bir okumadır. Kişide bilinç oluşturan ve bilincini geliştiren okumadaki amaç; insanları duygu, düşünce ve çeşitli tecrübelerle karşılaştırmak suretiyle onların bilgi edinmesini sağlamaktır. Nitekim Batı siyaset felsefesinin öncülerinden Thomas Hobbes, kendisine sorulan ‘Bilgi nedir?’ sorusuna, günümüzde Oxford Şehri’nin en yüksek kulesinde yazılı olan: “Bilgi kudrettir” cevabını verdikten sonra her insanın o kudret hissine tutkun olduğunu belirtmiştir. Bu doğrultuda bilginin en önemli kaynaklarından biri olan kitaplar da insan üzerinde bir o kadar kuvvetli etkiye sahiptir. Şimdi gözlem yapan bir eğitimci gözüyle okuma-öğrenme yeri anlamında ‘Okul’larımızın gözbebeği öğrencilerimizin ilgilerine ve kitaplarla olan bağına bakalım. Belki de onlarla ayna oluruz birbirimize…
Bu yazının devamı 186. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
186. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
İlk Rükun Tevhid
Korku ve şüphe ölür, amel hayat bulur.
Göz, kâinat derinliklerindekini görücü olur.
Kul olma makamı sağlamlaştırılınca, dilenci kâsesi, “Câm-ı cem” olur.
Millet-i Beyzâ’nın (İslam Milleti’nin) teni ve canı Lâ ilâhe illallah’dır. Bizim sazımızın perdesinde dolaşan Lâ İlâhe illlallah’dır.
Hangi Eğitim?
Modernitenin toplumsal birikimleri hiçe saydığı bir dönemden geçiyoruz. Özü itibariyle geçmişle olan ilişkisini pamuk ipliğine bağlamayı amaçlayan modern düzen, makyajlı ama bir o kadar da özsuyu olmayan bir geleceğe insanlığı mecbur kılıyor. Bu da geçmişi üzerine ‘kendiliğini’ kurmuş olan toplumların geleceği kavrayamamasına, bunu sadece taklidî bir şekilde yaşamasına neden oluyor. Taklit ile gelecek kurma hülyasına kapılan toplumlar ise hâkim güç karşısında sömürülecek bir maddi bataklığa dönüşüyor.
Kalplerin Dağınıklığı
Her insanda kalp tek bir tanedir. Tek olan kalbin selametinin ne kadar önemli olduğunu söylemeye bilmem ki gerek var mı? Bedenin bir organı olan kalp bozulduğunda biyolojik sistemimizin ritmi; aklın ve hissiyatın bir organı bozulduğundaysa zihnin, ahlakın ve maneviyatın tüm ritmi bozulur.
Bir Kültür Havzası Taşıyıcısı Olarak Dergiler
Yazı için zihnin parmak izi derler. Bu bakımdan yazmak insan zihninden kâğıda dökülen harf suretli bir boyadır. Zihnin farklı işleyişine bağlı olarak bu boyanın rengi de değişiklik arz edecektir. Zihinden dökülen bu harf suretli boya, biriktikçe ve yoğunlaştıkça desen hâlini alacaktır. İşte dergiler bu harf suretli boyanın birike birike desen oluşturması işlevini gören katalizörlerdir.
Bir An Önce
Bilirsiniz; insana en kolay ve en bol verebildiğimiz şeydir nasihat. “Biz eskiden..” der başlarız anlatmaya ama artık “o dediğin eskide kaldı” deyip Batı’dan ithal tecrübeleriyle bilgiçlik taslarlar. Tabiî ki gençler ve çocuklar.. Haklılık payları var elbet, dünden bugüne dediğin 20 yılda, eskiye oranla ‘haddini aşmış bilgi’ye ulaştık ve devam ediyor bu hazır bilgiye direncimizin yetersizliği. Çocuklarda kalıcı hasara sebep olmakta. Toplumun her an gelen bilgi yığını karşısında ‘ayırt etme bilinci’ne sahip olmaması bugünkü sıkıntılarımızın temelidir.
Alışverişe devam et