“Rabbimiz biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamazsan Ziyana uğrayanlardan oluruz.”
(A’râf, 7:23)
Ne oldum değil, ne olacağımın dünyasıdır yaşadığımız dünya… ‘Asla yapmam’ dediklerimizle yarınlarda yapabileceklerimiz arasında saklanan yerdir dünya… Keşkelerin, pişmanlıkların, endişelerin sıra sıra dizilip hayat yolculuğumuzda tecrübeye dönüştüğü yerdir dünya… Kınadığımız şeylerden kınanacağımız, söyleyip de arkasında durmadığımız söylevlerden uyarılacağımız yerdir dünya…
“Bana bir şey olmaz.” deyip “Bir defalık yanlıştan ne çıkar?” diyerek yol alanların; yolun sonunda “ne çok yanılgı yaşadım.” diyenlerin yeridir dünya… Kimi zaman hatalarla yüzleşmekten kaçındığımız, kimi zaman kendimizden kaçtığımız yerdir dünya…
Fani bir kapıdan, ebedi bir âleme geçiş yapacağımız yerdir dünya… Bir imtihan, bir sınav, bir kendini tanıma, anlam yolculuğudur dünya. Neden, niçin, nasılların cevap bulduğu yerdir dünya. Yaratılış amacımızın doğasından kopmayarak, bu seyirde yol alabilmenin; cesareti ve gayreti içinde olduğumuz yerdir dünya…
Her gün yeni fırsatların, güneş gibi üzerimize doğduğu… Pencerelerimizin önüne konduğu, kapı eşiklerinde bizi bekleyen büyük ikramların ikram edildiği yerdir dünya. Her yeni günde dünde yapılan yanlışın, dünde kalması için verilen bir mucizenin saklı olduğu yerdir dünya… Hayatı ciddiye alanlara bahşedilen en büyük ikramdır tövbe…
Öyle bir ikram ki kişinin kendi benliğine yaptığı kötülüğü, çevresine verdiği zararı; kirlettiği yaşamı, sanki hiç zarar vermemiş, benliğini kirletmemiş gibi; yepyeni, pırıl pırıl, tertemiz bir günü tekrar kendisine hediye ediyor. Var mı böyle bir şey? Siz en kötü cürmü işliyorsunuz, ama ötelerden bir ses “Benim rahmetim her şeyin üstündedir.” diyor, yeter ki rahmet kapısından girmeyi ‘nasûh’ bir tövbeyle bilin.
“Ey iman edenler! Tövbe-i nasûh ile Allah’a tövbe edin!” (Tahrîm, 66:8)
Dünya ve içindekilerin insanı daralttığı, bunalttığı bir zamanda hangi güç hangi insana ferahlık ve içsel bir huzur bahşedebilir ki? Ka’b b. Mâlik gibi kaç insan elli gün bekleyebilir? Yaptığı yanlışın dünyevî anlamda telafisi o an için yoksa… Bir kere geri kalmışsa… O seferin içinde olmamışsa… Bir de üstüne toplumu içinde eleştirilmiş, yaptığı yanlış herkes tarafından öğrenilmişse… Çaresizliğin en zorunu yaşamışsa… Kim ve nasıl bu ruh hâline şifa gelebilir ki? İşte böyle bir zamanda tövbe en büyük müjde ve bir mucize kıymetinde olur insan için…
Kaçırılan bir ikramın farkında olup onu düzeltmek için emek vererek, samimiyetle gayret eden, bir daha böyle bir şeye tevessül etmeyeceğinin kararlığı içinde olan kişiye; yepyeni bir nimet kapısıdır tövbe…
Hangi büyük ikramiye, yaşadığınız tüm yanlış ve hataları silip yepyeni bir gün, günahlarla kirletilmemiş bir yaşam vadedebilir ki?
Her şeye rağmen, hatasıyla sevabıyla; hüznüyle, mutluluğuyla sorumluluklarımızdan vazgeçmeyeceğimizin adıdır tövbe… Bir defa düştüysem tekrar kalkarım, düşmelere razı olup orda kalmamamın adıdır tövbe…
Bu diyardan alın aklığıyla kalp ve zihin duruluğuyla ayrılabilmek… Ne büyük saadet? “Faniyim, fani olanı istemem.” deyip geçici duygu ve algıların peşinde bir ömrü -oyalanma davranışlarıyla- geçirmemenin adıdır tövbe. Kendini sıygaya çekip kendi kendinin muhasibi olmaktır tövbe…
Hayatı, bir ciddiyet, bir rikkat ve ihtimam üzere inşa edebilmek için; büyük bir içsel zenginlik ve güç kaynaklarının farkında olanlar için; hangi imtihan hangi zorluk hangi günah ‘olması gereken’ kıvamdan ayrı koyabilir ki? Hangi bataklık, kişi çıkmayı bildikten sonra zorla içine çekebilir ve oraya mecbur tutabilir? Hangi günah içinden çıkılmayacak kadar derin olabilir ki?
Hangi yolun yanlışlığı anlaşılınca geri dönüşü olmaz? Hangi farkındalık eski hâle rücu etmiş ki? Hangi kabuk içten kırılıp da hayat bulmamış? Her yolun bir gidişi bir de dönüşü vardır. İşte tövbe, böyle bir yaşamın içinde insanlık için bir cankurtaran işlevi görür. Tövbe, geri dönüşün, aslına rücu edişin, pişmanlıkların onda anlam bulduğu yerdir.
Tövbe, yeri geldiğinde eğriyi doğrultmak, yanlışı düzeltmek gibidir. Hep bir fırsatın yanı başımızda durmasıdır. Yaşanılan her ne olursa olsun onun (tövbenin) arınmışlığıyla, onun (tövbenin) kararlılığıyla, hiç yaşanmamış gibi hayata kaldığı yerden devam edebilmektir. Affediştir kendini, bağışlanmayı dilemektir. “Nasıl yaptım!” duygusuna kendisini kaptırarak kaygı ve vicdanının esaretine kapılmayıp; bir daha aynı hatayı yapmamak için ondan öğrendiklerini tecrübeye dönüştürüp tekrarı olmaması için çaba göstermektir tövbe.
Büyük bir kurtuluştur tövbe. Omuzları çökerten ağır yükleri indirebilmektir. Kalpten zihne ulaşan bu iki merkezi kontrol edip, yanlış giden davranışı düzeltmektir… İster bir mağarada ister bir rezidansta ister yalnızlıkta ister kalabalıkta, kişi o sıkışmışlığı nerede yaşarsa yaşasın, nefes aldıran, tekrar hayata döndüren bir manevradır tövbe.
Nasıl ki yapılan hiçbir kötülük sadece kendi ile kalmıyor, başka kötülüklere de kapı aralıyorsa; tövbe de sadece yapılan bedende kalmıyor kendi fıtrî yapısını düzelttiği gibi diğer bünyelere de sirayet ediyor. İyilik ve kötülüğün kol kola gezindiği bir dünyada; iyi olmak ve iyi kalmak ancak nasûh bir tövbe kararlılığıyla mümkün olabiliyor.
Tövbe “her gün yeniden doğarız, bizden kim usanası” umuduyla günahın bireysel ve toplumsal zincirlerini kırıp özüne kavuşmaktır.
Kendini özünden ayıran bütün engelleri aşma çabası içinde olmaktır. Kötülük sel gibi aksa da İbrahim misali tek kalsa da elindeki baltayı kötülüğün boynuna asma cesaretini gösterebilmektir tövbe. Bir affedilişin insana nasıl hayat bahşettiğinin adıdır tövbe.
Kötülükten iyilik, cehaletten bilgelik, kirliden temiz, ölüden diri çıkarandır tövbe… Kendinden ümit kesmemenin iradesini gösterip kendisine bu hayatı bahşeden rabbinin her zaman onun yanında olduğunu hissettiren itkidir tövbe. Rabbini tanıdıkça ona güveni artıkça insanın kendine de güveni artar. Tövbe her şeye rağmen kendinden ümit kesmemektir.
İşte tövbe, Rabbimizin görmemizi istediği şekilde kendimize bakmayı öğrenip hem yaşadığımız dünyayı daha korunaklı hâle getirir hem de zihinsel güç olarak kendimizi güçlü hissettirir. Çünkü günah, insan olmamızın bir göstergesi olduğu gibi tövbe de irademizi kullanıp günahtan dönme, günahı tercih etmeme yetkinliğimizin olduğunun bir göstergesidir.
İnsan tövbesiyle Allah’a yaklaştıkça günahlardan uzaklaşacaktır. Çünkü siz rahmet kapısını çaldıkça kapılar size açılacak ve siz Rabbinizin elini tutmak istedikçe O sizi kucaklayacaktır. Çünkü Rabbimiz kendisine doğru açılan, uzanan hiçbir eli geri çevirmemiş ve çevirmeyecektir. Yeter ki o kapıdan bağışlanma dileyerek, tüm samimiyetimizle doğru bir şekilde girelim. Amenna ve Saddakna…
İki Dil Bir Bavul (2008), iki yönetmenin elinden çıkmış, hem belgesel yönü hem de dramatik unsurları harmanlayan kurmaca özelliğiyle öne çıkan bir yapımdır. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde (Demirci Köyü) yapılan film, Anadolu’nun doğusunda bir köye atanmış genç bir öğretmenin yaşadığı deneyimleri konu edinir.
Her ne olursa olsun bize bahşedilen bir hayatı her zaman akışına bırakmak doğru değildir. İrade ve akıl sahibi varlıklar olarak doğru ve istikamet üzere bir yaşamı arzulayıp o minvalde de hareket edebilmeliyiz.
Kimi zaman yürüyerek, kimi zaman koşarak; kimi zaman durup stratejiler geliştirerek ama hiçbir zaman ‘boş vermişlik’ içinde olmayarak.
“Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol, ya da ilmi destekleyen ol. Ama beşinci olma helak olursun”. Hz. Muhammed. As.
Beşinci olmak, seyirci kalmaktır. Beşinci olmak, işe yaramayacağını peşinen kabullenmektir. Değerlilik duygusunu yitirip, çıktığı yolda kendini kaybetmektir.
Beşinci olmak, ideallerinden, hayallerinden, dualarından vazgeçmektir. Kabul olmayan duası zannedip, kendi istikrarsızlığının farkında olmamaktır.
Beşinci olmak, uçurumun kenarında iman etmek gibidir. Her an değişebilir ve önemsediği değerleri değersizleştirebilir. Beşinci olmak bir kıyımdır kendi içinde. Kıyama kalkmayanlar, yıkıma yakın olanlardır.
Yine yeni bir mektup… Okuman ümidi kelimelerin sığınağı gibi… Yazma gayreti benim işim. İyi olman ümidim ve duamla. Nasıl da hızlı geçiyor zaman, gözden kaçırdıklarımız, farkına varamadıklarımız için bazen telaşlanır yüreğim. Her saniye biricik, bir daha asla yaşanmayacak, bunu düşününce zamanı ve zamanda ikram edilen her nimeti görememekten insan endişe ediyor, en azından ben endişeliyim. Öyle ya çözebileceğim bir sorunu, mutlu edebileceğim bir çocuğu, ümit ekebileceğim bir yüreği farkında olmadan kaçırmak onun için de benim için de büyük ziyan.
Geçtiğimiz haftalarda içimizi ısıtan, yüreğimizi soğutan bir habere dikkat kesildik. Habere konu olan olay bir okul bahçesinde geçiyordu. Çocuklar dışarda oyun oynarken, okul bahçesine yanaşan kamyon, karşısında kalabalık bir ordu buldu. Adı boykot listelerinin başlarında yer alan dondurma markasının nakliye aracının içeriye geçişini engelleyen bahçedeki çocuklardı. Alnı öpülesi çocuklar…
“Müşrikler zorda kaldıklarında Allah’a yönelirler, Müslümanlar zorda kaldıklarında Allah’a şirk koşarlar.”
“Hayat Kaynağı Kur’an Tefsiri”nde Prof. Dr. Said Şimşek bu ifadeyi kullanmış. İlk okuduğumda biraz ağır gelmişti bana. Ama üzerinde biraz düşünüp de örnekler gözümüzün önünden geçtiğinde hak vermemek mümkün değil. Aslında bildiğimiz bir gerçek, çok net ve açık bir biçimde dile getirilmişti.
Bulunduğumuz toplumda türbelerde yapılanlar, bir hastalık ve çaresizlikte gidilen “… babalar”, cinciler üzerinden iş yürütmeler, şirkin bazı örnekleridir. Allah’tan başkasından yardım istemeler, bizim Allah’ın yardımı olarak baktığımız olaylara “şeyhlerinin kerameti” olarak bakmalar…
Hayatı Ciddiye Almanın Bir Adıdır Tövbe
“Rabbimiz biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamazsan Ziyana uğrayanlardan oluruz.”
(A’râf, 7:23)
Ne oldum değil, ne olacağımın dünyasıdır yaşadığımız dünya… ‘Asla yapmam’ dediklerimizle yarınlarda yapabileceklerimiz arasında saklanan yerdir dünya… Keşkelerin, pişmanlıkların, endişelerin sıra sıra dizilip hayat yolculuğumuzda tecrübeye dönüştüğü yerdir dünya… Kınadığımız şeylerden kınanacağımız, söyleyip de arkasında durmadığımız söylevlerden uyarılacağımız yerdir dünya…
“Bana bir şey olmaz.” deyip “Bir defalık yanlıştan ne çıkar?” diyerek yol alanların; yolun sonunda “ne çok yanılgı yaşadım.” diyenlerin yeridir dünya… Kimi zaman hatalarla yüzleşmekten kaçındığımız, kimi zaman kendimizden kaçtığımız yerdir dünya…
Fani bir kapıdan, ebedi bir âleme geçiş yapacağımız yerdir dünya… Bir imtihan, bir sınav, bir kendini tanıma, anlam yolculuğudur dünya. Neden, niçin, nasılların cevap bulduğu yerdir dünya. Yaratılış amacımızın doğasından kopmayarak, bu seyirde yol alabilmenin; cesareti ve gayreti içinde olduğumuz yerdir dünya…
Her gün yeni fırsatların, güneş gibi üzerimize doğduğu… Pencerelerimizin önüne konduğu, kapı eşiklerinde bizi bekleyen büyük ikramların ikram edildiği yerdir dünya. Her yeni günde dünde yapılan yanlışın, dünde kalması için verilen bir mucizenin saklı olduğu yerdir dünya… Hayatı ciddiye alanlara bahşedilen en büyük ikramdır tövbe…
Öyle bir ikram ki kişinin kendi benliğine yaptığı kötülüğü, çevresine verdiği zararı; kirlettiği yaşamı, sanki hiç zarar vermemiş, benliğini kirletmemiş gibi; yepyeni, pırıl pırıl, tertemiz bir günü tekrar kendisine hediye ediyor. Var mı böyle bir şey? Siz en kötü cürmü işliyorsunuz, ama ötelerden bir ses “Benim rahmetim her şeyin üstündedir.” diyor, yeter ki rahmet kapısından girmeyi ‘nasûh’ bir tövbeyle bilin.
“Ey iman edenler! Tövbe-i nasûh ile Allah’a tövbe edin!” (Tahrîm, 66:8)
Dünya ve içindekilerin insanı daralttığı, bunalttığı bir zamanda hangi güç hangi insana ferahlık ve içsel bir huzur bahşedebilir ki? Ka’b b. Mâlik gibi kaç insan elli gün bekleyebilir? Yaptığı yanlışın dünyevî anlamda telafisi o an için yoksa… Bir kere geri kalmışsa… O seferin içinde olmamışsa… Bir de üstüne toplumu içinde eleştirilmiş, yaptığı yanlış herkes tarafından öğrenilmişse… Çaresizliğin en zorunu yaşamışsa… Kim ve nasıl bu ruh hâline şifa gelebilir ki? İşte böyle bir zamanda tövbe en büyük müjde ve bir mucize kıymetinde olur insan için…
Kaçırılan bir ikramın farkında olup onu düzeltmek için emek vererek, samimiyetle gayret eden, bir daha böyle bir şeye tevessül etmeyeceğinin kararlığı içinde olan kişiye; yepyeni bir nimet kapısıdır tövbe…
Hangi büyük ikramiye, yaşadığınız tüm yanlış ve hataları silip yepyeni bir gün, günahlarla kirletilmemiş bir yaşam vadedebilir ki?
Her şeye rağmen, hatasıyla sevabıyla; hüznüyle, mutluluğuyla sorumluluklarımızdan vazgeçmeyeceğimizin adıdır tövbe… Bir defa düştüysem tekrar kalkarım, düşmelere razı olup orda kalmamamın adıdır tövbe…
Bu diyardan alın aklığıyla kalp ve zihin duruluğuyla ayrılabilmek… Ne büyük saadet? “Faniyim, fani olanı istemem.” deyip geçici duygu ve algıların peşinde bir ömrü -oyalanma davranışlarıyla- geçirmemenin adıdır tövbe. Kendini sıygaya çekip kendi kendinin muhasibi olmaktır tövbe…
Hayatı, bir ciddiyet, bir rikkat ve ihtimam üzere inşa edebilmek için; büyük bir içsel zenginlik ve güç kaynaklarının farkında olanlar için; hangi imtihan hangi zorluk hangi günah ‘olması gereken’ kıvamdan ayrı koyabilir ki? Hangi bataklık, kişi çıkmayı bildikten sonra zorla içine çekebilir ve oraya mecbur tutabilir? Hangi günah içinden çıkılmayacak kadar derin olabilir ki?
Hangi yolun yanlışlığı anlaşılınca geri dönüşü olmaz? Hangi farkındalık eski hâle rücu etmiş ki? Hangi kabuk içten kırılıp da hayat bulmamış? Her yolun bir gidişi bir de dönüşü vardır. İşte tövbe, böyle bir yaşamın içinde insanlık için bir cankurtaran işlevi görür. Tövbe, geri dönüşün, aslına rücu edişin, pişmanlıkların onda anlam bulduğu yerdir.
Tövbe, yeri geldiğinde eğriyi doğrultmak, yanlışı düzeltmek gibidir. Hep bir fırsatın yanı başımızda durmasıdır. Yaşanılan her ne olursa olsun onun (tövbenin) arınmışlığıyla, onun (tövbenin) kararlılığıyla, hiç yaşanmamış gibi hayata kaldığı yerden devam edebilmektir. Affediştir kendini, bağışlanmayı dilemektir. “Nasıl yaptım!” duygusuna kendisini kaptırarak kaygı ve vicdanının esaretine kapılmayıp; bir daha aynı hatayı yapmamak için ondan öğrendiklerini tecrübeye dönüştürüp tekrarı olmaması için çaba göstermektir tövbe.
Büyük bir kurtuluştur tövbe. Omuzları çökerten ağır yükleri indirebilmektir. Kalpten zihne ulaşan bu iki merkezi kontrol edip, yanlış giden davranışı düzeltmektir… İster bir mağarada ister bir rezidansta ister yalnızlıkta ister kalabalıkta, kişi o sıkışmışlığı nerede yaşarsa yaşasın, nefes aldıran, tekrar hayata döndüren bir manevradır tövbe.
Nasıl ki yapılan hiçbir kötülük sadece kendi ile kalmıyor, başka kötülüklere de kapı aralıyorsa; tövbe de sadece yapılan bedende kalmıyor kendi fıtrî yapısını düzelttiği gibi diğer bünyelere de sirayet ediyor. İyilik ve kötülüğün kol kola gezindiği bir dünyada; iyi olmak ve iyi kalmak ancak nasûh bir tövbe kararlılığıyla mümkün olabiliyor.
Kendini özünden ayıran bütün engelleri aşma çabası içinde olmaktır. Kötülük sel gibi aksa da İbrahim misali tek kalsa da elindeki baltayı kötülüğün boynuna asma cesaretini gösterebilmektir tövbe. Bir affedilişin insana nasıl hayat bahşettiğinin adıdır tövbe.
Kötülükten iyilik, cehaletten bilgelik, kirliden temiz, ölüden diri çıkarandır tövbe… Kendinden ümit kesmemenin iradesini gösterip kendisine bu hayatı bahşeden rabbinin her zaman onun yanında olduğunu hissettiren itkidir tövbe. Rabbini tanıdıkça ona güveni artıkça insanın kendine de güveni artar. Tövbe her şeye rağmen kendinden ümit kesmemektir.
İşte tövbe, Rabbimizin görmemizi istediği şekilde kendimize bakmayı öğrenip hem yaşadığımız dünyayı daha korunaklı hâle getirir hem de zihinsel güç olarak kendimizi güçlü hissettirir. Çünkü günah, insan olmamızın bir göstergesi olduğu gibi tövbe de irademizi kullanıp günahtan dönme, günahı tercih etmeme yetkinliğimizin olduğunun bir göstergesidir.
İnsan tövbesiyle Allah’a yaklaştıkça günahlardan uzaklaşacaktır. Çünkü siz rahmet kapısını çaldıkça kapılar size açılacak ve siz Rabbinizin elini tutmak istedikçe O sizi kucaklayacaktır. Çünkü Rabbimiz kendisine doğru açılan, uzanan hiçbir eli geri çevirmemiş ve çevirmeyecektir. Yeter ki o kapıdan bağışlanma dileyerek, tüm samimiyetimizle doğru bir şekilde girelim. Amenna ve Saddakna…
İlgili Yazılar
Doğu’da Eğitime ve Eğitimciye Bakmak: İki Dil Bir Bavul’dan Okul Tıraşı’na Bir Okuma
İki Dil Bir Bavul (2008), iki yönetmenin elinden çıkmış, hem belgesel yönü hem de dramatik unsurları harmanlayan kurmaca özelliğiyle öne çıkan bir yapımdır. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde (Demirci Köyü) yapılan film, Anadolu’nun doğusunda bir köye atanmış genç bir öğretmenin yaşadığı deneyimleri konu edinir.
Beşinci Olma Helak Olursun…
Her ne olursa olsun bize bahşedilen bir hayatı her zaman akışına bırakmak doğru değildir. İrade ve akıl sahibi varlıklar olarak doğru ve istikamet üzere bir yaşamı arzulayıp o minvalde de hareket edebilmeliyiz.
Kimi zaman yürüyerek, kimi zaman koşarak; kimi zaman durup stratejiler geliştirerek ama hiçbir zaman ‘boş vermişlik’ içinde olmayarak.
“Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol, ya da ilmi destekleyen ol. Ama beşinci olma helak olursun”. Hz. Muhammed. As.
Beşinci olmak, seyirci kalmaktır. Beşinci olmak, işe yaramayacağını peşinen kabullenmektir. Değerlilik duygusunu yitirip, çıktığı yolda kendini kaybetmektir.
Beşinci olmak, ideallerinden, hayallerinden, dualarından vazgeçmektir. Kabul olmayan duası zannedip, kendi istikrarsızlığının farkında olmamaktır.
Beşinci olmak, uçurumun kenarında iman etmek gibidir. Her an değişebilir ve önemsediği değerleri değersizleştirebilir. Beşinci olmak bir kıyımdır kendi içinde. Kıyama kalkmayanlar, yıkıma yakın olanlardır.
Mektup-X
Yine yeni bir mektup… Okuman ümidi kelimelerin sığınağı gibi… Yazma gayreti benim işim. İyi olman ümidim ve duamla. Nasıl da hızlı geçiyor zaman, gözden kaçırdıklarımız, farkına varamadıklarımız için bazen telaşlanır yüreğim. Her saniye biricik, bir daha asla yaşanmayacak, bunu düşününce zamanı ve zamanda ikram edilen her nimeti görememekten insan endişe ediyor, en azından ben endişeliyim. Öyle ya çözebileceğim bir sorunu, mutlu edebileceğim bir çocuğu, ümit ekebileceğim bir yüreği farkında olmadan kaçırmak onun için de benim için de büyük ziyan.
Koltuğun Hacmi
Geçtiğimiz haftalarda içimizi ısıtan, yüreğimizi soğutan bir habere dikkat kesildik. Habere konu olan olay bir okul bahçesinde geçiyordu. Çocuklar dışarda oyun oynarken, okul bahçesine yanaşan kamyon, karşısında kalabalık bir ordu buldu. Adı boykot listelerinin başlarında yer alan dondurma markasının nakliye aracının içeriye geçişini engelleyen bahçedeki çocuklardı. Alnı öpülesi çocuklar…
Gaflet mi, Cehalet mi?
“Müşrikler zorda kaldıklarında Allah’a yönelirler, Müslümanlar zorda kaldıklarında Allah’a şirk koşarlar.”
“Hayat Kaynağı Kur’an Tefsiri”nde Prof. Dr. Said Şimşek bu ifadeyi kullanmış. İlk okuduğumda biraz ağır gelmişti bana. Ama üzerinde biraz düşünüp de örnekler gözümüzün önünden geçtiğinde hak vermemek mümkün değil. Aslında bildiğimiz bir gerçek, çok net ve açık bir biçimde dile getirilmişti.
Bulunduğumuz toplumda türbelerde yapılanlar, bir hastalık ve çaresizlikte gidilen “… babalar”, cinciler üzerinden iş yürütmeler, şirkin bazı örnekleridir. Allah’tan başkasından yardım istemeler, bizim Allah’ın yardımı olarak baktığımız olaylara “şeyhlerinin kerameti” olarak bakmalar…