Evden çocuk sesi gelmiyor işrak vaktinden kerahet vaktine kadar. Her sabah kolunun arasına sıkıştırdığı oyuncak tavşanın kulaklarını merdivenlere değdirerek bir bir iniyor basamakları çocuk. Rengârenk ufak bir çantası var sırtında. Hazırlanıp ayrılmaya boya kalemleri eşlik ediyor belli ki. Çocuk her gün kapıya tekrar tekrar bakıyor. Kapı büyük küçük herkesin zihninde geçiştir. Bir odadan diğer bir odaya geçtiğimizde bile zihnimiz hemen başka bir sayfaya geçer. ‘Buraya ne için gelmiştik’ derken buluruz kendimizi. Çocuklar ayrılıkları kabullenemezler yetişkinlere göre. Hızla evden çıkarken yatağında unuttuğu tavşanın koca bir gün neler hissettiğini hiçbir yetişkin düşünemez. Her günkü mesaidir çünkü aslında olan…
Oysa çocuk gitmeyi hüzünlü bir hikâye olarak yaşadığı için tavşanın merdivenleri yavaşlattığını görürüz. Bazı çocuklar ağlar, hırçınlık yaparak etrafına zarar verir. En sevdiği oyuncağını bile fırlatır. Bağırır. Görevlerini yerine getirmez. Dener, denedikçe de sınırları zorlamaya devam eder. Kimi zaman rüşvetle, kimi zaman cezalandırılarak, kimi zaman da şiddetle yok edilir. Yok olur çocuk, evet. Çünkü tecrübesiz ve bilgisiz olduğundan, ‘sevginize ve ilginize ihtiyacım var, gözlemle beni anne! Gör!’ demeye dili dönmez.
Anne çocuğunu sevmez olur mu? Aylarca canı ile besleyen anne!
Bu yazının devamı
191. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Geçtiğimiz haftalarda içimizi ısıtan, yüreğimizi soğutan bir habere dikkat kesildik. Habere konu olan olay bir okul bahçesinde geçiyordu. Çocuklar dışarda oyun oynarken, okul bahçesine yanaşan kamyon, karşısında kalabalık bir ordu buldu. Adı boykot listelerinin başlarında
“Ey gönlüm, derdin varsa eğer uyan uykudan! Seni yemen ve uyuman için getirmediler. Farz edelim cümle âlemi yedin, ölümden kurtulamazsın savaşsan da! Kendinden daha ne kadar zarar göreceksin? Ey kendine afet olan! Afet musibet sensin; kalk kendi önünden.”
Adını duyduğumuz bir kitap ya da film, odağı kendisine ya da bir benzerine yönlendiriyor. Çünkü çokça duyulur, okunur, görünür ise bir şey, popülaritesi de fazladır, vitrindeki yerini almıştır. Böyle olunca adını sık duymadığımız çalışmalar,
Düşlenen diyarlar ya da lanetlenen diyarlar; rüyalarımıza sinen cennet ya da kabuslarımızı yönlendiren cehennem! Ütopyaların ve distopyaların edebiyat içinde önemli bir yeri var. İçinde olduğumuz normdan, vasattan taşmak, onu kıyasıya eleştirmek için göz kamaştırıcı bir fırsattı bunlar.
Anne kendime benziyor muyum?
Evden çocuk sesi gelmiyor işrak vaktinden kerahet vaktine kadar. Her sabah kolunun arasına sıkıştırdığı oyuncak tavşanın kulaklarını merdivenlere değdirerek bir bir iniyor basamakları çocuk. Rengârenk ufak bir çantası var sırtında. Hazırlanıp ayrılmaya boya kalemleri eşlik ediyor belli ki. Çocuk her gün kapıya tekrar tekrar bakıyor. Kapı büyük küçük herkesin zihninde geçiştir. Bir odadan diğer bir odaya geçtiğimizde bile zihnimiz hemen başka bir sayfaya geçer. ‘Buraya ne için gelmiştik’ derken buluruz kendimizi. Çocuklar ayrılıkları kabullenemezler yetişkinlere göre. Hızla evden çıkarken yatağında unuttuğu tavşanın koca bir gün neler hissettiğini hiçbir yetişkin düşünemez. Her günkü mesaidir çünkü aslında olan…
Oysa çocuk gitmeyi hüzünlü bir hikâye olarak yaşadığı için tavşanın merdivenleri yavaşlattığını görürüz. Bazı çocuklar ağlar, hırçınlık yaparak etrafına zarar verir. En sevdiği oyuncağını bile fırlatır. Bağırır. Görevlerini yerine getirmez. Dener, denedikçe de sınırları zorlamaya devam eder. Kimi zaman rüşvetle, kimi zaman cezalandırılarak, kimi zaman da şiddetle yok edilir. Yok olur çocuk, evet. Çünkü tecrübesiz ve bilgisiz olduğundan, ‘sevginize ve ilginize ihtiyacım var, gözlemle beni anne! Gör!’ demeye dili dönmez.
Anne çocuğunu sevmez olur mu? Aylarca canı ile besleyen anne!
Bu yazının devamı 191. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Koltuğun Hacmi
Geçtiğimiz haftalarda içimizi ısıtan, yüreğimizi soğutan bir habere dikkat kesildik. Habere konu olan olay bir okul bahçesinde geçiyordu. Çocuklar dışarda oyun oynarken, okul bahçesine yanaşan kamyon, karşısında kalabalık bir ordu buldu. Adı boykot listelerinin başlarında
Kalk Kendi Önünden
“Ey gönlüm, derdin varsa eğer uyan uykudan! Seni yemen ve uyuman için getirmediler. Farz edelim cümle âlemi yedin, ölümden kurtulamazsın savaşsan da! Kendinden daha ne kadar zarar göreceksin? Ey kendine afet olan! Afet musibet sensin; kalk kendi önünden.”
Özgür Ruhların ve Tutsak Bedenlerin Şehri
Özgürlükler ülkesi amerika!
Her şey var orda, Özgürlük dışında
Ve dağıtıyor özgürlüğü Ortadoğuya
Değişmek mi Zor Değiştirmek mi? İmparatorlar Kulübü’nde Karakterli Olmayı Aramak
Adını duyduğumuz bir kitap ya da film, odağı kendisine ya da bir benzerine yönlendiriyor. Çünkü çokça duyulur, okunur, görünür ise bir şey, popülaritesi de fazladır, vitrindeki yerini almıştır. Böyle olunca adını sık duymadığımız çalışmalar,
Su İçinde Susuzluk: Aklına Tekme Atan İnsan
Düşlenen diyarlar ya da lanetlenen diyarlar; rüyalarımıza sinen cennet ya da kabuslarımızı yönlendiren cehennem! Ütopyaların ve distopyaların edebiyat içinde önemli bir yeri var. İçinde olduğumuz normdan, vasattan taşmak, onu kıyasıya eleştirmek için göz kamaştırıcı bir fırsattı bunlar.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.