Tarih, bir disiplin olma sıfatıyla insana ait olan tecrübenin kendisiyle ilgilenir. Sadece vakalar veya kişiler özeline indirgenmiş bir içerikle değil, bu tecrübelerin ortak yönelim ve tekrarlarının dayandığı birtakım ortak kurallar dizgesini de tespit etmeye çalışır. Tarih boyunca insan toplulukları birbiri ardına oluşur, ortaya pratikler koyar, kendine tespit edilen zaman dilimini yaşar ve sırasını kendinden sonraki kuşağa bırakır. Daha uzun zaman dilimlerinde ise devletler yerlerini başka devletlere, medeniyetler yerlerini başka medeniyetlere bırakarak bu çarkın sürmesini sağlarlar. Bu oluş ve bozuluş hâli içinde, bazı vakıalar vakalar âdeta suyun suya benzediği gibi tekrar edip gider. Tarihe bu yönüyle bakış, hâkim Batı okuması açısından böyle olmayıp bilakis ilerleyen ve hep tekâmül üzere giderek kemâlinin Batı’da tevarüs ettiği form diye kabul edilir. Lakin vakıa vaka böyle değildir. Belki yaklaşım açısından tarihin döngüsel seyri daha olanaklıdır. İbn Haldûncu bir söylemle medeniyetler doğar, büyür ve ölür. Tabi bu durum tecrübe içinde bu kadar net çizgilerle okunmasa da genel yönelimin böyle olduğunu söylemek mümkündür. Başta da değindiğimiz gibi tarih, değişimin ve gelişimin birtakım yasalarını ortaya koyar. Bu yasalarla uyum hâli, gelişim seyri açısından olumlu yönde etki ederken, tersine seyir gittikçe yaklaşan çöküşün habercisidir. İşte bu yönü itibariyle her yaşanmış tecrübeyi bir daha yaşama temayülü, aklın kabul edeceği bir şey olmayıp, tarih okumaları bunun tersi meyanda yani tecrübeyi göz önünde bulundurarak geleceğe bakmayı elzem kılar. Goethe; “İnsanlığın üç bin yıllık tarihini bilmeyen bugünü anlamaz.” diye veciz bir ifade dile getirir. Bu, ânı tanımanın gerekliliğinin tarihle olan sıkı ilişkisine bir göndermedir.
Bu yazının devamı
203. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Oruç, bir tevhîd ayrıcalığıdır. Sadece mü’minlere özgüdür oruç. Sadece mü’minlere ayrıcalıktır savm. Tıpkı salâtın, haccın, zekâtın, cihâdın da bir ayrıcalık olduğu gibi. Sözü baştan almak gerekirse, İslâm bir ayrıcalıktır.
Tahir bin Âşûr’a göre şeriat yalnızca bireysel ibadetler ya da belirli ahlaki normlarla sınırlı değildir. Şeriat, insanların dünyadaki ve ahiretteki mutluluğunu sağlama amacı güder. Bu nedenle, şeriatın amaçlarını (makâsıd-şeriat) doğru anlamak, içtihat ve hukuki uygulamaların doğru bir şekilde yapılabilmesi için gereklidir.
İslâmî metinler, keşfedilmeyi ve tetkik edilmeyi bekleyen binlerce tarihî hadiseyi mündemiçtir. Malum olduğu üzere bir metnin anlaşılabilmesi, yalnızca onun literal anlamını öğrenmekle sınırlı bir süreç değildir. Anlama sürecine bir o kadar da okuyucunun metne yaklaşma niyeti ve ilgili metni kavrayabilecek bir entelektüel donanıma sahip olup olmadığı da etki etmektedir.
Bazı kavramların tümüyle, bir bölümünün ise kısmen tahrifata uğradığı, Kur’an’daki kullanılan anlam ve ilk dönemde üstlendiği fonksiyon ile günümüzdeki kullanımı arasında büyük bir kaymanın olduğu açıktır. Bir lisan içindeki kavramsal değişmelerin,
İyilik postunda açık, aleni kötülük yapılmaktadır:
Çünkü iyinin ölçütü, kapitalist düzende “refah ve huzur” içinde yaşayabilmek, yeryüzünde cenneti kurmak olarak belirlenmiştir…
Çünkü iyilik, ölümden ve ölüme hazırlayacak olan her türlü ilkeden arınmak olarak tanımlanmıştır…
Çünkü iyilik, bilinmeyen zamana ve tahmin edilemeyen bedele teslim edilemeyecek kadar mülk edinilmiştir…
Bir Kentin Tarihinden Bugüne
Giriş
Tarih, bir disiplin olma sıfatıyla insana ait olan tecrübenin kendisiyle ilgilenir. Sadece vakalar veya kişiler özeline indirgenmiş bir içerikle değil, bu tecrübelerin ortak yönelim ve tekrarlarının dayandığı birtakım ortak kurallar dizgesini de tespit etmeye çalışır. Tarih boyunca insan toplulukları birbiri ardına oluşur, ortaya pratikler koyar, kendine tespit edilen zaman dilimini yaşar ve sırasını kendinden sonraki kuşağa bırakır. Daha uzun zaman dilimlerinde ise devletler yerlerini başka devletlere, medeniyetler yerlerini başka medeniyetlere bırakarak bu çarkın sürmesini sağlarlar. Bu oluş ve bozuluş hâli içinde, bazı vakıalar vakalar âdeta suyun suya benzediği gibi tekrar edip gider. Tarihe bu yönüyle bakış, hâkim Batı okuması açısından böyle olmayıp bilakis ilerleyen ve hep tekâmül üzere giderek kemâlinin Batı’da tevarüs ettiği form diye kabul edilir. Lakin vakıa vaka böyle değildir. Belki yaklaşım açısından tarihin döngüsel seyri daha olanaklıdır. İbn Haldûncu bir söylemle medeniyetler doğar, büyür ve ölür. Tabi bu durum tecrübe içinde bu kadar net çizgilerle okunmasa da genel yönelimin böyle olduğunu söylemek mümkündür. Başta da değindiğimiz gibi tarih, değişimin ve gelişimin birtakım yasalarını ortaya koyar. Bu yasalarla uyum hâli, gelişim seyri açısından olumlu yönde etki ederken, tersine seyir gittikçe yaklaşan çöküşün habercisidir. İşte bu yönü itibariyle her yaşanmış tecrübeyi bir daha yaşama temayülü, aklın kabul edeceği bir şey olmayıp, tarih okumaları bunun tersi meyanda yani tecrübeyi göz önünde bulundurarak geleceğe bakmayı elzem kılar. Goethe; “İnsanlığın üç bin yıllık tarihini bilmeyen bugünü anlamaz.” diye veciz bir ifade dile getirir. Bu, ânı tanımanın gerekliliğinin tarihle olan sıkı ilişkisine bir göndermedir.
Bu yazının devamı 203. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Oruç Bir Ayrıcalıktır
Oruç, bir tevhîd ayrıcalığıdır. Sadece mü’minlere özgüdür oruç. Sadece mü’minlere ayrıcalıktır savm. Tıpkı salâtın, haccın, zekâtın, cihâdın da bir ayrıcalık olduğu gibi. Sözü baştan almak gerekirse, İslâm bir ayrıcalıktır.
M. Tahir bin Âşûr’un Makasıda ve İçtihada Bakışı
Tahir bin Âşûr’a göre şeriat yalnızca bireysel ibadetler ya da belirli ahlaki normlarla sınırlı değildir. Şeriat, insanların dünyadaki ve ahiretteki mutluluğunu sağlama amacı güder. Bu nedenle, şeriatın amaçlarını (makâsıd-şeriat) doğru anlamak, içtihat ve hukuki uygulamaların doğru bir şekilde yapılabilmesi için gereklidir.
Sümük-ü Şerif Polemiğine Mütevazı Bir Katkı (ʿUrve b. Mesʿûd’un Hudeybiye Gözlemlerini İçeren Rivâyetin Tahlili)
İslâmî metinler, keşfedilmeyi ve tetkik edilmeyi bekleyen binlerce tarihî hadiseyi mündemiçtir. Malum olduğu üzere bir metnin anlaşılabilmesi, yalnızca onun literal anlamını öğrenmekle sınırlı bir süreç değildir. Anlama sürecine bir o kadar da okuyucunun metne yaklaşma niyeti ve ilgili metni kavrayabilecek bir entelektüel donanıma sahip olup olmadığı da etki etmektedir.
Hilm Ve Halim’in Semantiği
Bazı kavramların tümüyle, bir bölümünün ise kısmen tahrifata uğradığı, Kur’an’daki kullanılan anlam ve ilk dönemde üstlendiği fonksiyon ile günümüzdeki kullanımı arasında büyük bir kaymanın olduğu açıktır. Bir lisan içindeki kavramsal değişmelerin,
Bu Dünyada Yeteri Kadar Acı Yok mu?
İyilik postunda açık, aleni kötülük yapılmaktadır:
Çünkü iyinin ölçütü, kapitalist düzende “refah ve huzur” içinde yaşayabilmek, yeryüzünde cenneti kurmak olarak belirlenmiştir…
Çünkü iyilik, ölümden ve ölüme hazırlayacak olan her türlü ilkeden arınmak olarak tanımlanmıştır…
Çünkü iyilik, bilinmeyen zamana ve tahmin edilemeyen bedele teslim edilemeyecek kadar mülk edinilmiştir…
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.