Toplumların kolektif kimliklerini inşa etme süreçleri sosyal uzam içerisinde ortak semboller, ritüeller, mitler ve değerler üzerinden güç kazanır. Robert Bellah’ın 1967’de Amerikan toplumu üzerine geliştirdiği sivil din kavramı, bu olgunun anlaşılması için önemli bir teorik çerçeve sunmaktadır. Bellah’a göre sivil din, bir toplumun ortak değerlerini, tarihsel mitlerini ve kutsallaştırılmış lider figürlerini dinî olmayan ama din benzeri bir çerçevede örgütler. Bu çerçevede “din” kavramı metaforik bir anlam taşımaktadır. Din, kilise veya cami gibi dini kurumlardan ziyade ulusal kimliğin çevresinde oluşmuş, ritüellerle pekiştirilen ve kuşaklar arası aktarılan sembolik bir inanç sistemi üzerinden tanımlanabilir.
Buradan hareketle, Pierre Bourdieu’nün sembolik iktidar kavramı, sivil dinin işleyişini anlamak için zengin bir harç görevi üstlenmektedir. Sembolik iktidar, fiziksel zor kullanmadan, meşruiyet ve rıza üretimi yoluyla toplumsal düzenin sürdürülmesini sağlar. Devletin “doğal” ve “kaçınılmaz” olarak algılanan normları, bireylerin zihninde kendiliğinden kabul görür. Böylece bireyler, çoğu zaman farkında olmadan, devletin sembolik kodlarını yeniden üretir. Bu bağlamda sivil din, sembolik iktidarın en görünür yüzlerinden biridir, çünkü kutsallaştırılmış ulusal semboller, tarih anlatıları ve ritüeller aracılığıyla yurttaşların aidiyet ve sadakat duygusu sürekli canlı tutulur.
Günler, aylar, yıllar geçiyor ve dünyamız kederleriyle yaşlanıyor. Savaşlar, sahte barışlar, yalanlar üzerine kurulmuş aldatıcı anlaşmalar, zulümler, kahırlar, heder edilen canlar ve hayatla sürüp giden ama hiç değişmeyen insanlığın tarihi,
“Sil” diyor “eğer bunu kabul etmiş olsaydık, savaşmazdık!”
Biri silmiyor, öteki bakıyor.
Sitem ve öfke; hücum ettiği gözlerde bir noktaya sabitlenmiş.
Bekliyorlar ama o, kendisi siliyor; artık anlaşma sağlanabilir…
Umutsuzluk ve ikilem.
Buna göre özellikle korku, kaygı ve panik duyguları olmak üzere insanların muhtelif duygusal zaafları kullanılarak sansasyonel bir teori ortaya atılmakta ve insanlar duygusal bir girdaba doğru çekilmektedir. Komplo teorileri bu süreç için nispeten elverişlidir zira aslında aralarında bağlantı olmayan hadiseler ve olgular arasında mesnetsiz bağlantılar oluşturmak suretiyle insanlar duygusal olarak manipüle edilebilmektedir.
Muhakkak ki Allah,
adâleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder;
çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar.
O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
(Nahl, 16:90)
Her Cuma namazında hutbenin sonunda okunan bu ayet, Yüce Rabbimizin biz kullarının uyması gereken kuralları öğüt almamız ve hayatımıza tatbik etmemiz için önemli emirleri içermektedir. Bu emirlerin başında adalet gelmektedir. Rabbimiz bize ‘adaleti… emrediyor’. Buradan hareketle bu yazımızda emredilen adaletin ne olduğunu anlamaya çalışacağız. Bunu yaparken de bazen git geller de yapmak durumunda kalacağız. Bir kavramı anlamak, tanımlamak, çağın idrakine sunmak, aynı zamanda o kavramın geçirmiş olduğu merhaleleri bilmeyi, ona yaklaşımların ne yönde olduğunu, nasıl tanımlandığını bilmeyi de gerektirir.
‘Ve lâ galibe illallâh’, ‘üstün olan yalnızca Allah’tır’, ‘Allah’tan başka üstün olan yoktur’ ifadesi, tarihten bir süreliğine çekilen bir toplumun, çekilirken mimariye kazınan inancını imlemektedir. Yıpranmış, zayıflamış ama yitmemiş, yitirilmemiş güvenini… El-Hamrâ’nın birçok yerine nakşedilmiş bu ifadeyle Endülüslüler, “artık bu topraklarda var olmayı sürdürmenin kendileri için ne kadar çetin ve belki de imkânsız bir şey olduğunu anlamış olmalıdırlar.”
Türkiye’de Ulusal Kimliğin İnşası: Sivil Din ve Sembolik İktidar
Toplumların kolektif kimliklerini inşa etme süreçleri sosyal uzam içerisinde ortak semboller, ritüeller, mitler ve değerler üzerinden güç kazanır. Robert Bellah’ın 1967’de Amerikan toplumu üzerine geliştirdiği sivil din kavramı, bu olgunun anlaşılması için önemli bir teorik çerçeve sunmaktadır. Bellah’a göre sivil din, bir toplumun ortak değerlerini, tarihsel mitlerini ve kutsallaştırılmış lider figürlerini dinî olmayan ama din benzeri bir çerçevede örgütler. Bu çerçevede “din” kavramı metaforik bir anlam taşımaktadır. Din, kilise veya cami gibi dini kurumlardan ziyade ulusal kimliğin çevresinde oluşmuş, ritüellerle pekiştirilen ve kuşaklar arası aktarılan sembolik bir inanç sistemi üzerinden tanımlanabilir.
Buradan hareketle, Pierre Bourdieu’nün sembolik iktidar kavramı, sivil dinin işleyişini anlamak için zengin bir harç görevi üstlenmektedir. Sembolik iktidar, fiziksel zor kullanmadan, meşruiyet ve rıza üretimi yoluyla toplumsal düzenin sürdürülmesini sağlar. Devletin “doğal” ve “kaçınılmaz” olarak algılanan normları, bireylerin zihninde kendiliğinden kabul görür. Böylece bireyler, çoğu zaman farkında olmadan, devletin sembolik kodlarını yeniden üretir. Bu bağlamda sivil din, sembolik iktidarın en görünür yüzlerinden biridir, çünkü kutsallaştırılmış ulusal semboller, tarih anlatıları ve ritüeller aracılığıyla yurttaşların aidiyet ve sadakat duygusu sürekli canlı tutulur.
Bu yazının devamı 223. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
223. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Söyleyecek Son Bir Sözümüz Olmalı
Günler, aylar, yıllar geçiyor ve dünyamız kederleriyle yaşlanıyor. Savaşlar, sahte barışlar, yalanlar üzerine kurulmuş aldatıcı anlaşmalar, zulümler, kahırlar, heder edilen canlar ve hayatla sürüp giden ama hiç değişmeyen insanlığın tarihi,
Diplomatik Tavır: İlkesiz İlişkiler
“Sil” diyor “eğer bunu kabul etmiş olsaydık, savaşmazdık!”
Biri silmiyor, öteki bakıyor.
Sitem ve öfke; hücum ettiği gözlerde bir noktaya sabitlenmiş.
Bekliyorlar ama o, kendisi siliyor; artık anlaşma sağlanabilir…
Umutsuzluk ve ikilem.
Komplo Teorileri Bağlamında Manipülasyon
Buna göre özellikle korku, kaygı ve panik duyguları olmak üzere insanların muhtelif duygusal zaafları kullanılarak sansasyonel bir teori ortaya atılmakta ve insanlar duygusal bir girdaba doğru çekilmektedir. Komplo teorileri bu süreç için nispeten elverişlidir zira aslında aralarında bağlantı olmayan hadiseler ve olgular arasında mesnetsiz bağlantılar oluşturmak suretiyle insanlar duygusal olarak manipüle edilebilmektedir.
Adaletin Mahiyetine Bir Bakış
Muhakkak ki Allah,
adâleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder;
çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar.
O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
(Nahl, 16:90)
Her Cuma namazında hutbenin sonunda okunan bu ayet, Yüce Rabbimizin biz kullarının uyması gereken kuralları öğüt almamız ve hayatımıza tatbik etmemiz için önemli emirleri içermektedir. Bu emirlerin başında adalet gelmektedir. Rabbimiz bize ‘adaleti… emrediyor’. Buradan hareketle bu yazımızda emredilen adaletin ne olduğunu anlamaya çalışacağız. Bunu yaparken de bazen git geller de yapmak durumunda kalacağız. Bir kavramı anlamak, tanımlamak, çağın idrakine sunmak, aynı zamanda o kavramın geçirmiş olduğu merhaleleri bilmeyi, ona yaklaşımların ne yönde olduğunu, nasıl tanımlandığını bilmeyi de gerektirir.
Mimarinin Gözü Gözün İmarı
‘Ve lâ galibe illallâh’, ‘üstün olan yalnızca Allah’tır’, ‘Allah’tan başka üstün olan yoktur’ ifadesi, tarihten bir süreliğine çekilen bir toplumun, çekilirken mimariye kazınan inancını imlemektedir. Yıpranmış, zayıflamış ama yitmemiş, yitirilmemiş güvenini… El-Hamrâ’nın birçok yerine nakşedilmiş bu ifadeyle Endülüslüler, “artık bu topraklarda var olmayı sürdürmenin kendileri için ne kadar çetin ve belki de imkânsız bir şey olduğunu anlamış olmalıdırlar.”
Alışverişe devam et