Birçok ülkenin imza koyduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin tarihçesi 1919 yılına dayanmaktadır. I. Dünya Savaşı sonrasında çocukların yaşadığı sefaletten etkilenen İngiliz sosyal reformcu Eglantyne Jebb, görev aldığı Çocuk Koruma Fonu bünyesinde çocuk hakları üzerine çalışmalar yapmış ve taslak metin hazırlamıştır. Eglantyne Jebb, özellikle Almanya ve Avusturya gibi ülkelerde savaş sebebiyle açlıktan ölmek üzere olan çocukların durumunu iyileştirmek amacıyla yiyecek ve tıbbi malzeme temin etmek için çalışan bir grup olan Fight The Famine Council’e katıldı. Trafalgar Meydanı’nda çocukların içler acısı durumunu gösteren broşürler dağıttı, yaptığı bu eylemlerle hâkim karşısına çıktı ve para cezası aldı. Jepp’in bu duyarlı davranışından etkilenen hâkim, verdiği cezayı kendisi ödedi. Jepp, hazırladığı taslakta, her ulustan, ırktan ve inançtan çocukların sömürüye karşı korunması, fiziksel, zihinsel ve ahlâki gelişimlerinin tam olarak sağlanması, yetişkin hayatına hazırlanmaları konusunda çocuklara karşı sorumlulukları dile getirdi. Bu taslak daha sonra, Milletler Cemiyeti tarafından 1924’de Çocuk Hakları Cenevre Bildirgesi olarak kabul edildi. Çocuk Hakları Cenevre Bildirgesi, uluslararası alanda çocukların korunmasına yönelik yapılan ilk uluslararası belgedir. Cenevre Bildirgesi’nde; çocukların doğal biçimde gelişmesine olanak sağlanması, aç çocukların beslenmesi, hasta çocukların tedavi edilmesi, terk edilmiş çocukların korunması, felaket anında yardımın öncelikle çocuğa yapılması, çocukların her türlü istismara karşı korunması ve kardeşlik duyguları içinde eğitilmeleri gerektiği belirtilmiştir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi her insanın sahip olduğu hak ve özgürlükleri ilan ederken, çocukların da özel birtakım ihtiyaçlarının olduğunun anlaşılması, sonraki bir uluslararası belgenin, 1959’daki Çocuk Hakları Bildirgesi’nin kabulüne olanak sağlamıştır. Bu belgeler, insanlığın, çocuklara verebileceği en iyi şeyi vermeye borçlu olduğu ilkesinden hareketle, çocukların haklarının gerçekleşmesini yetişkinlerin sorumluluğu olarak görmüştür.(1) Bu bildirge Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun bünyesinde oluşturulan bir çalışma grubu tarafından güncellenerek “Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi” adıyla 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler Kurulu tarafından oybirliği ile kabul edilmiştir. 26 Ocak 1990 tarihinde imzaya açılan Çocuk Hakları Sözleşmesi, aynı gün 61 devlet tarafından imzalanmıştır. Türkiye Sözleşmeyi, 29-30 Eylül tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde toplanan “Çocuklar İçin Dünya Zivesi’nde, 17, 29 ve 30. maddelerine çekince koyarak imzalamıştır. 4058 sayılı yasayla onaylanması uygun bulunan Sözleşme, 27 Ocak 1995 günü Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.(2)
Sözleşmede Yer Alan Temel Haklar
Ayrımcılığın önlenmesi, çocuğun yüksek yararı, yaşama ve gelişme hakkı, çocuğun görüşlerinin dikkate alınması gibi dört temel ilke üzerine bina edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ilk maddesi çocuğun tanımıyla başlar. Her türlü ayrımcılığı yasaklayan sözleşmede çocuğun yüksek yararı, kötü muamele ve istismardan korunma hakkı başta olmak üzere, birçok hak maddeler halinde sözleşmede yer almıştır. Bu haklardan bazıları şunlardır:
Çocuğun ana babası tarafından yetiştirilme hakkı. Yaşama ve gelişme hakkı. Çocuğun isim, vatandaşlık ve kimlik hakkı. Görüş ve düşüncelerini açıklama, bilgi alma hakkı. Vicdan ve din özgürlüğü hakkı. Dernek kurma, barışçı toplanma hakkı. Özel yaşam, aile, konut, haberleşme özgürlüğü. Sağlık hakkı. Sosyal güvenlik hakkı. Eğitim hakkı. Çocuğun ailesi dışında korunma hakkı, Özel durumdaki çocukların korunma hakkı. Suça itilmiş çocukların korunma hakkı. Savaş ortamındaki çocukların korunma hakkı.
Çocuk Hakları Sözleşmesine Eleştirel Yaklaşım
Çocuk Hakları Sözleşmesi, Batı’nın hak, hukuk ve adalet anlayışı üzerine kurgulanan ve Batı kavramları kullanılarak yazılan bir metin olduğundan, evrenselliği de tartışmaya açıktır.
Çocuk hakları konusu anneden, babadan, yaratıcıdan ve insan olma durumundan bağımsız olmamalıdır. Çünkü çocuk gökten zembille kendiliğinden inmiş bir varlık değildir. Çocuk, dünyaya gelmeden önce anne rahminde, insan oluşumunu tamamlama aşamasındaki bir canlıdır ve hakları gözlerini dünyaya açmadan önce başlar. Çocuk Hakları Sözleşmesinde 0-18 yaş aralığındakiler çocuk olarak tanımladığından, temel haklar da bu yaş grubunu kapsamaktadır. Oysa çocuk hakları, çocuğun daha dünyaya gelmeden önce anne rahminde başlamalıdır. Çocuğun cenin olarak anne rahmine düşmesiyle başlayıp anne karnındaki geçirdiği süreyi yok saymak, aslında hayat hakkı başta olmak üzere, sağlıklı yaşama, sağlıklı beslenme, meşru ve doğal yolla dünyaya gelme haklarını da yok saymak anlamına gelir.
Cenin hakkı önemlidir. İsmail Bilgili, cenin hakkının İslam Hukuku’ndaki yeri ve önemini belirten yazısında şu önemli tespitlerde bulunur. “Belirli safhalardan geçmek suretiyle tekâmül eden cenin, henüz dünyaya gelmeden bir takım haklara ve ehliyete sahip, hukuken koruma altına alınan, sınırlı da olsa hukukî işlemlerin muhatabı kabul edilen bir kişiliktir. Cenin hakkında öngörülen hukukî işlemler, başta hayat olmak üzere nesep ve mülkiyet haklarına yöneliktir. Modern Türk Hukuku’nda da yer alan cenin hakları ve bunlara yönelik ihlallere ilişkin hükümler, İslam hukukunda genellikle borçlar hukuku, miras, vasiyet ve ceza hukuku bölümlerinde ele alınır. Tarih boyunca ana rahmindeki çocuğun hayat hakkına önem verilmiş, Yahudi, Hristiyan ve Hinduizm’de olduğu gibi genellikle dinlerde çocuğun düşürülmesi yasaklanmış, büyük günahlardan sayılmıştır. İslam hukukunda canın korunması zaruri maslahatlardandır. Haksız yere cana kıymak ayet ve hadislerle yasaklanmış, ihlal edenler hakkında ağır cezalar öngörülmüştür. Hayatta olan insan için sergilenen bu hassasiyet, cenin safhasındaki insan için de gösterilmiştir. Himaye edilmesi amacıyla bir emanet olarak anne ve babasına verilen ceninin sağlıklı büyüyüp gelişmesinden birinci derecede yine ebeveyni sorumlu tutulmuştur. Bir açıdan emanetçi hükmünde olan anne baba, cenininin hayatını sonlandırma hakkına sahip olmadığı gibi, aksine cenine yönelik sıkıntıları bertaraf etme mecburiyetindedir. Ana rahminde bulunan cenin, hangi safhada olursa olsun, en azından hayat sahibi bir canlı kabul edilerek saygı ve hürmete layık görülmüş, dokunulmazlığıyla ilgili hükümler getirilmiştir. İslam hukukçularının genel kanaatine göre yaratılışı tamamlanan yani kendisine ruh üflenen ceninin bilerek veya hata yoluyla düşürülmesi gurreyi gerektirmektedir. Gurre; düşürülen ceninden dolayı ödenmesi gerekli malî tazminattır.”(3)
Öncelikle BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ndeki “Çocuk” kavramı yeniden tanımlanmalı ve anne rahmindeki ceninlerin de hakları sözleşmede yer almalıdır. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde genel olarak üç paydaş ön plana çıkmaktadır. Birey (çocuk), toplum ve devlet. Kısmen anne-babanın muhatap alındığı maddelerde diğer aile bireyleri ve akrabalar hiçbir şekilde muhatap alınmamaktadır. Sözleşmede anne baba ve çocuk arasındaki ilişkinin biyolojik ilişkiden öteye geçmemesi de eleştirilecek bir durumdur.
Çocuk Hakları Sözleşmesi’ndeki maddelerin uygulanabilmesi, sözleşmenin taraf ülkelerin iç hukuku haline gelmesine bağlıdır ve bu durum taraf devletlerin iç hukukuna doğrudan müdahaledir. Tıpkı kadına yönelik şiddeti önlemek amacıyla hazırlanan Avrupa Konseyi sözleşme maddelerinin (İstanbul Sözleşmesi) kamu ve özel kurumlar tarafından uygulandığı ve denetlendiği gibi. Nasıl ki İstanbul Sözleşmesi’ne rağmen kadın cinayetleri haberleri katlanarak devam ediyor, boşanmalar artıyor ve aileler dağılıyorsa, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne rağmen dünyada çocuk hakları ihlalleri, ihmalleri, istismarları ve daha önemlisi çocuğa karşı yapılan ihanetler azalmadığı gibi artarak devam etmektedir. Başta bu iki sözleşme olmak üzere küreselcilerin dayattığı tüm sözleşmeler mercek altına alınmalıdır.
İnsan fıtratına müdahale girişimi olan küresel ölçekli Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi (ETCEP) ülkemizde özellikle ana sınıfı, ilkokul ve ortaöğretim düzeyindeki çocuklar üzerinde ciddiyetle uygulanmaktadır. Bu durum çocuğun cinsiyetine göre/uygun yaşama hakkına müdahaledir. Maalesef BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde çocuğun cinsiyetine göre yaşama hakkı maddesi bulunmamaktadır.
11 Ekim 2012 tarihinde Türkiye, Kanada ve Peru’nun girişimleri sonucunda, kız çocuklarına karşı ayrımcılığın önlenmesi ve onların insan haklarından tam ve etkili bir şekilde yararlanmalarını sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından “Dünya Kız Çocukları Günü” olarak ilan edilmesi ve Kız Çocuk Hakları Bildirgesi yazılması bir ayrımcılıktır. Ayrıca “Erkek Çocuk Hakları Bildirgesi” yayınlayarak çocuk hakları konusunu sulandırmak da bir nevi çocuk istismarıdır. “Kız Çocuk Hakları” ve “Erkek Çocuk Hakları” maddelerine baktığımızda, bilimsellikten ve yaratılış gerçeğinden uzak, hiç de masum olmayan ifadeler olduğunu görebiliriz.
Çocuk Hakları Sözleşmesinde yer alan “Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını, bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar.”(4) “Çocuk, düşüncesini özgürce açıklama hakkına sahiptir; bu hak, ülke sınırlarına bağlı olmaksızın; yazılı, sözlü, basılı, sanatsal biçimde veya çocuğun seçeceği başka bir araçla her türlü haber ve düşüncelerin araştırılması, elde edilmesi ve verilmesi özgürlüğünü içerir.”(5) maddelerine istinaden sorulması gereken asıl soruyu da soralım.
Çocuk Hakları Sözleşmesi’ndeki hangi maddeler çocukların görüş ve düşünceleri alınarak yazılmıştır?
Çocuk Haklarına Farklı Bir Bakış
Çocuğun yaratılan bir kul ve insan olma hasebiyle çok özel fıtri haklara sahip olduğuna inanıyoruz. Bu inanç bizi, çocukların yüksek menfaatini gözetmek ve korumak hususunda hassas kılmalıdır.
Her bir çocuğun ayrı bir âlem olduğu gerçeğinden uzaklaşmadan, onları kutsal bir emanet olarak görmemiz gerekiyor. Başta anne ve babalar olmak üzere, yakın ve uzak akrabalar, toplum ve toplumu yöneten devlet, bu kutsal emanetleri koruyup gözeterek iyi bir insan olması için en iyi şekilde yetiştirmek zorundadır.
Allah’ın bir ayeti ve emaneti olarak gördüğümüz yeryüzündeki tüm çocuklar için yeni ve farklı bir bakış açısıyla öngördüğüm hakları, önce çocukların sonra da çocuk dostlarının değerlendirmelerine sunuyorum:
Aksi bir durum yoksa çocuk olmaya aday her ceninin anne rahminde yaşama hakkı vardır.
Her çocuğun meşru bir şekilde dünyaya gelme hakkı vardır.
Her çocuğun anne rahminde sağlıklı beslenme hakkı vardır.
Her çocuğun aksi bir durum olmadıkça dünyaya doğal yolla gelme hakkı vardır.
Her çocuğun anne ve babasını bilme hakkı vardır.
Her çocuğun fıtratına ve cinsiyetine uygun yaşama hakkı vardır.
Her çocuğun anne sütü içme hakkı vardır.
Her çocuğun altı yaşına kadar anne/baba gözetiminde olma hakkı vardır.
Her çocuğun yakın ve uzak akrabalarını bilme, onlarla beraber olma hakkı vardır.
Her çocuğun kendisini kimin yarattığını öğrenme hakkı vardır.
Her çocuğun güzel bir isme sahip olma hakkı vardır.
Her çocuğun helal ve temiz yiyeceklerle beslenme hakkı vardır.
Her çocuğun beden ve ruhuna zarar verecek her türlü şeylerden korunma hakkı vardır.
Her çocuğun çocukluğunu yaşayabilme hakkı vardır.
Her çocuğun iyilik yapma hakkı vardır.
Her çocuğun temiz kalma hakkı vardır.
Her çocuğun başka çocuklarla kardeşçe yaşama hakkı vardır.
Her çocuğun yaşına, fıtratına uygun oyun oynama ve hayal kurma hakkı vardır.
Her çocuğun doğayla buluşma hakkı vardır.
Her çocuğun her türlü ihmal, ihlal, şiddet ve istismardan korunma hakkı vardır.
Her çocuğun görev ve sorumluluklarını bilme hakkı vardır.
Her çocuğun kendisini rahatça ifade edebilme hakkı vardır.
Her çocuğun bir kardeşe sahip olma hakkı vardır.
Her çocuğun eğitim görme ve terbiye edilme hakkı vardır.
Her çocuğun iyi, doğru ve güzel olan her türlü bilgi ve davranışı öğrenme hakkı vardır.
Her yetim çocuğun özel olarak korunma ve gözetilme hakkı vardır.
Her çocuğun savaştan ve şiddetten korunma hakkı vardır.
Savaş mağduru her çocuğun ailesiyle birlikte istedikleri ülkeye gidebilme hakkı vardır.
Savaş mağduru her çocuğun göç ettiği ülkede onurluca yaşama hakkı vardır.
Her çocuğun yaftasız çocuk olma hakkı vardır.
Her engelli çocuğun onurlu bir şekilde engelsiz yaşama hakkı vardır.
Her çocuğun bir meslek öğrenme hakkı vardır.
Her çocuğun yaşı ve zamanı geldiğinde yuva kurma hakkı vardır.
Her çocuğun çocuk kalbi taşıyan yetişkinleri tanıma hakkı vardır.
15 Ekim 1966 tarihinde, babasının Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nda görev yaptığı sırada İslahiye’de doğdu. Aslen Osmaniyeli olan yazarın çocukluk ve gençlik yılları İskenderun’da geçti.
İskenderun Sadık Altıncan İlkokulu’nu (1976), İskenderun İmam Hatip Lisesi’ni (1984) ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni (1990) bitirdi. Beş yıl İskenderun’da serbest muhasebecilik yaptıktan sonra 1995 yılında iş vesilesiyle Adana’ya yerleşti. Burada özel bir kurumda yöneticilik yaptı. Hâlen Adana’da yaşamakta olup evli ve üç çocuk babasıdır. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir.
Şiir, öykü ve denemeleri; Çınar, Güneysu, Kırağı, Harman, Palandöken, Edebiyat Yaprağı, Yitik Düşler, Kuşluk Vakti, Rüzgâr, Yedi İklim, Edebiyat Ortamı, Millî Eğitim, Edep, Nida, Tasfiye, Dil ve Edebiyat, Ay Vakti, Türk Dili, Dergâh ve Temmuz dergilerinde yayımlandı. İki şiiri Erdoğan Akın tarafından bestelendi. Ayrıca Edebi Müdahale adlı edebiyat ve düşünce dergisinin imtiyaz sahipliği ile yazı işleri sorumluluğunu yürüttü.
Özellikle çocuk edebiyatı alanında çalışmalar yapan yazarın şiir, öykü, masal ve hikâyeleri; Diyanet Çocuk, Millî Eğitim, Elma Şekeri, Salıncak, Ebe Sobe, Bizim Bahçe, Arkadaşım ve Beyaz Bulut dergilerinde yayımlandı.
Başlıca eserleri arasında; Kuşlarla Uyanmak (şiir, 1999), Kırk Yağmur Damlası (şiir, 2006), Bir Oruç Masalı (şiir, 2008), Dört Kanatlı Kelebek (şiir, 2011), Çocukluğun Dili (şiir, 2013), Düş Sonrası Sessizlik (şiir, 2013), Hiç “Hak”sız Olur mu Çocuklar? (şiir, 2016), 40 Hazine (deneme, 2012), Efendimiz (sav) ile Hasbihal (deneme, 2012), İnsanlığın Onuru Hz. Muhammed (deneme, 2013), Naribik (öykü, 2007; daha sonra Yıldız Şekeri adıyla) ve Arkadaşım Cami (roman, 2013) bulunmaktadır.
Can ölümle mukayyet bir oluştur ve her can ölümü tadacaktır”
Ölüme yumar o derin kederli gözlerini bir damla huzur için
Varlığa açar nemli gözlerini yeniden O’labilmek için
İçi insan dışı insan…
“Oruçlu doğar insan ölümün iftar sofrasına”
Pragmatizm, felsefede; uygulayıcılık, uygulamacılık, pragmacılık, fiîliyye, faydacılık, yararcılık, gerçeğe ve eyleme yönelik olan, pratik sonuçlara yönelik düşünme temelleri üzerine kurulmuş olan felsefi akım. William James (1842-1910) tarafından popüler hale getirilmiştir. Onun felsefe ekolünden olanı yapmak, başarmak anlamına da gelir. Hem iyinin teorisi hem de doğrunun teorisidir. İyinin teorisi olarak faydacılık refahcıdır (welfarist). İyi en fazla …
‘Hakkı bâtıl ile örtmek’, özü itibariyle inkârcıların hak ile bâtılı birbirine karıştırıp hakkı gizleme cürmüne dayanmaktadır. Müfsitler imana dâvet edilirken, Müslümanlarla birlikte namaz kılıp zekâtı vermeleri yani Allah’ın hükmüne boyun eğmeleri istenmektedir. İlgili âyette, pek çok dinî hükümler arasından özellikle namaz ve zekâtın zikredilmesi/emredilmesi, son derece önemlidir.
Akıl-vahiy ilişkisi üzerine mülahazalar” yazısı, bilginin kaynağı sorunu ekseninde kapsamlı bir çalışmanın önsözü mahiyetindedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Yazıda İslâm düşüncesinde esas itibariyle ‘bilginin kaynağı sorunu’nun olmadığına ancak daha sonraki dönemlerde kirlenmeye başlayan ‘Müslüman aklı’yla birlikte zihnî karışıklığın (teşevvüş) oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Farklı kültür ve inançların müslüman düşünceye karışmasıyla oluşan kirlenme, kendi kavramlarını üretmede gecikmeyip kurumsallaşmıştır.
Adeta bir hapishane hayatına doğan ve defalarca yıkıcı savaşlar yaşayan Gazzeli çocukların olgunlukları ve felaketler karşısındaki sabırlı duruşları, hem çocuğa bakışımızda hem de çocuk yetiştirmedeki yanlışlarımızı gösterdi. Elini suya sabuna dokundurtmadan, tüm ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılayarak, hayatın zorluklarıyla ve tehlikeleriyle yüzleştirmeden, hiçbir sorumluluk yüklemeden çocuk büyütmek ve bununla övünmek, dünyadaki varlık gayemiz olan imtihan olgusundan habersizliğimizin en açık göstergesi.
BM Çocuk Hakları Sözleşmesine Eleştirel Yaklaşım
Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin Tarihçesi
Birçok ülkenin imza koyduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin tarihçesi 1919 yılına dayanmaktadır. I. Dünya Savaşı sonrasında çocukların yaşadığı sefaletten etkilenen İngiliz sosyal reformcu Eglantyne Jebb, görev aldığı Çocuk Koruma Fonu bünyesinde çocuk hakları üzerine çalışmalar yapmış ve taslak metin hazırlamıştır. Eglantyne Jebb, özellikle Almanya ve Avusturya gibi ülkelerde savaş sebebiyle açlıktan ölmek üzere olan çocukların durumunu iyileştirmek amacıyla yiyecek ve tıbbi malzeme temin etmek için çalışan bir grup olan Fight The Famine Council’e katıldı. Trafalgar Meydanı’nda çocukların içler acısı durumunu gösteren broşürler dağıttı, yaptığı bu eylemlerle hâkim karşısına çıktı ve para cezası aldı. Jepp’in bu duyarlı davranışından etkilenen hâkim, verdiği cezayı kendisi ödedi. Jepp, hazırladığı taslakta, her ulustan, ırktan ve inançtan çocukların sömürüye karşı korunması, fiziksel, zihinsel ve ahlâki gelişimlerinin tam olarak sağlanması, yetişkin hayatına hazırlanmaları konusunda çocuklara karşı sorumlulukları dile getirdi. Bu taslak daha sonra, Milletler Cemiyeti tarafından 1924’de Çocuk Hakları Cenevre Bildirgesi olarak kabul edildi. Çocuk Hakları Cenevre Bildirgesi, uluslararası alanda çocukların korunmasına yönelik yapılan ilk uluslararası belgedir. Cenevre Bildirgesi’nde; çocukların doğal biçimde gelişmesine olanak sağlanması, aç çocukların beslenmesi, hasta çocukların tedavi edilmesi, terk edilmiş çocukların korunması, felaket anında yardımın öncelikle çocuğa yapılması, çocukların her türlü istismara karşı korunması ve kardeşlik duyguları içinde eğitilmeleri gerektiği belirtilmiştir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi her insanın sahip olduğu hak ve özgürlükleri ilan ederken, çocukların da özel birtakım ihtiyaçlarının olduğunun anlaşılması, sonraki bir uluslararası belgenin, 1959’daki Çocuk Hakları Bildirgesi’nin kabulüne olanak sağlamıştır. Bu belgeler, insanlığın, çocuklara verebileceği en iyi şeyi vermeye borçlu olduğu ilkesinden hareketle, çocukların haklarının gerçekleşmesini yetişkinlerin sorumluluğu olarak görmüştür.(1) Bu bildirge Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun bünyesinde oluşturulan bir çalışma grubu tarafından güncellenerek “Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi” adıyla 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler Kurulu tarafından oybirliği ile kabul edilmiştir. 26 Ocak 1990 tarihinde imzaya açılan Çocuk Hakları Sözleşmesi, aynı gün 61 devlet tarafından imzalanmıştır. Türkiye Sözleşmeyi, 29-30 Eylül tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde toplanan “Çocuklar İçin Dünya Zivesi’nde, 17, 29 ve 30. maddelerine çekince koyarak imzalamıştır. 4058 sayılı yasayla onaylanması uygun bulunan Sözleşme, 27 Ocak 1995 günü Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.(2)
Sözleşmede Yer Alan Temel Haklar
Ayrımcılığın önlenmesi, çocuğun yüksek yararı, yaşama ve gelişme hakkı, çocuğun görüşlerinin dikkate alınması gibi dört temel ilke üzerine bina edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ilk maddesi çocuğun tanımıyla başlar. Her türlü ayrımcılığı yasaklayan sözleşmede çocuğun yüksek yararı, kötü muamele ve istismardan korunma hakkı başta olmak üzere, birçok hak maddeler halinde sözleşmede yer almıştır. Bu haklardan bazıları şunlardır:
Çocuğun ana babası tarafından yetiştirilme hakkı. Yaşama ve gelişme hakkı. Çocuğun isim, vatandaşlık ve kimlik hakkı. Görüş ve düşüncelerini açıklama, bilgi alma hakkı. Vicdan ve din özgürlüğü hakkı. Dernek kurma, barışçı toplanma hakkı. Özel yaşam, aile, konut, haberleşme özgürlüğü. Sağlık hakkı. Sosyal güvenlik hakkı. Eğitim hakkı. Çocuğun ailesi dışında korunma hakkı, Özel durumdaki çocukların korunma hakkı. Suça itilmiş çocukların korunma hakkı. Savaş ortamındaki çocukların korunma hakkı.
Çocuk Hakları Sözleşmesine Eleştirel Yaklaşım
Çocuk hakları konusu anneden, babadan, yaratıcıdan ve insan olma durumundan bağımsız olmamalıdır. Çünkü çocuk gökten zembille kendiliğinden inmiş bir varlık değildir. Çocuk, dünyaya gelmeden önce anne rahminde, insan oluşumunu tamamlama aşamasındaki bir canlıdır ve hakları gözlerini dünyaya açmadan önce başlar. Çocuk Hakları Sözleşmesinde 0-18 yaş aralığındakiler çocuk olarak tanımladığından, temel haklar da bu yaş grubunu kapsamaktadır. Oysa çocuk hakları, çocuğun daha dünyaya gelmeden önce anne rahminde başlamalıdır. Çocuğun cenin olarak anne rahmine düşmesiyle başlayıp anne karnındaki geçirdiği süreyi yok saymak, aslında hayat hakkı başta olmak üzere, sağlıklı yaşama, sağlıklı beslenme, meşru ve doğal yolla dünyaya gelme haklarını da yok saymak anlamına gelir.
Cenin hakkı önemlidir. İsmail Bilgili, cenin hakkının İslam Hukuku’ndaki yeri ve önemini belirten yazısında şu önemli tespitlerde bulunur. “Belirli safhalardan geçmek suretiyle tekâmül eden cenin, henüz dünyaya gelmeden bir takım haklara ve ehliyete sahip, hukuken koruma altına alınan, sınırlı da olsa hukukî işlemlerin muhatabı kabul edilen bir kişiliktir. Cenin hakkında öngörülen hukukî işlemler, başta hayat olmak üzere nesep ve mülkiyet haklarına yöneliktir. Modern Türk Hukuku’nda da yer alan cenin hakları ve bunlara yönelik ihlallere ilişkin hükümler, İslam hukukunda genellikle borçlar hukuku, miras, vasiyet ve ceza hukuku bölümlerinde ele alınır. Tarih boyunca ana rahmindeki çocuğun hayat hakkına önem verilmiş, Yahudi, Hristiyan ve Hinduizm’de olduğu gibi genellikle dinlerde çocuğun düşürülmesi yasaklanmış, büyük günahlardan sayılmıştır. İslam hukukunda canın korunması zaruri maslahatlardandır. Haksız yere cana kıymak ayet ve hadislerle yasaklanmış, ihlal edenler hakkında ağır cezalar öngörülmüştür. Hayatta olan insan için sergilenen bu hassasiyet, cenin safhasındaki insan için de gösterilmiştir. Himaye edilmesi amacıyla bir emanet olarak anne ve babasına verilen ceninin sağlıklı büyüyüp gelişmesinden birinci derecede yine ebeveyni sorumlu tutulmuştur. Bir açıdan emanetçi hükmünde olan anne baba, cenininin hayatını sonlandırma hakkına sahip olmadığı gibi, aksine cenine yönelik sıkıntıları bertaraf etme mecburiyetindedir. Ana rahminde bulunan cenin, hangi safhada olursa olsun, en azından hayat sahibi bir canlı kabul edilerek saygı ve hürmete layık görülmüş, dokunulmazlığıyla ilgili hükümler getirilmiştir. İslam hukukçularının genel kanaatine göre yaratılışı tamamlanan yani kendisine ruh üflenen ceninin bilerek veya hata yoluyla düşürülmesi gurreyi gerektirmektedir. Gurre; düşürülen ceninden dolayı ödenmesi gerekli malî tazminattır.”(3)
Öncelikle BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ndeki “Çocuk” kavramı yeniden tanımlanmalı ve anne rahmindeki ceninlerin de hakları sözleşmede yer almalıdır. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde genel olarak üç paydaş ön plana çıkmaktadır. Birey (çocuk), toplum ve devlet. Kısmen anne-babanın muhatap alındığı maddelerde diğer aile bireyleri ve akrabalar hiçbir şekilde muhatap alınmamaktadır. Sözleşmede anne baba ve çocuk arasındaki ilişkinin biyolojik ilişkiden öteye geçmemesi de eleştirilecek bir durumdur.
Çocuk Hakları Sözleşmesi’ndeki maddelerin uygulanabilmesi, sözleşmenin taraf ülkelerin iç hukuku haline gelmesine bağlıdır ve bu durum taraf devletlerin iç hukukuna doğrudan müdahaledir. Tıpkı kadına yönelik şiddeti önlemek amacıyla hazırlanan Avrupa Konseyi sözleşme maddelerinin (İstanbul Sözleşmesi) kamu ve özel kurumlar tarafından uygulandığı ve denetlendiği gibi. Nasıl ki İstanbul Sözleşmesi’ne rağmen kadın cinayetleri haberleri katlanarak devam ediyor, boşanmalar artıyor ve aileler dağılıyorsa, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne rağmen dünyada çocuk hakları ihlalleri, ihmalleri, istismarları ve daha önemlisi çocuğa karşı yapılan ihanetler azalmadığı gibi artarak devam etmektedir. Başta bu iki sözleşme olmak üzere küreselcilerin dayattığı tüm sözleşmeler mercek altına alınmalıdır.
İnsan fıtratına müdahale girişimi olan küresel ölçekli Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi (ETCEP) ülkemizde özellikle ana sınıfı, ilkokul ve ortaöğretim düzeyindeki çocuklar üzerinde ciddiyetle uygulanmaktadır. Bu durum çocuğun cinsiyetine göre/uygun yaşama hakkına müdahaledir. Maalesef BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde çocuğun cinsiyetine göre yaşama hakkı maddesi bulunmamaktadır.
11 Ekim 2012 tarihinde Türkiye, Kanada ve Peru’nun girişimleri sonucunda, kız çocuklarına karşı ayrımcılığın önlenmesi ve onların insan haklarından tam ve etkili bir şekilde yararlanmalarını sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından “Dünya Kız Çocukları Günü” olarak ilan edilmesi ve Kız Çocuk Hakları Bildirgesi yazılması bir ayrımcılıktır. Ayrıca “Erkek Çocuk Hakları Bildirgesi” yayınlayarak çocuk hakları konusunu sulandırmak da bir nevi çocuk istismarıdır. “Kız Çocuk Hakları” ve “Erkek Çocuk Hakları” maddelerine baktığımızda, bilimsellikten ve yaratılış gerçeğinden uzak, hiç de masum olmayan ifadeler olduğunu görebiliriz.
Çocuk Hakları Sözleşmesinde yer alan “Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını, bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar.”(4) “Çocuk, düşüncesini özgürce açıklama hakkına sahiptir; bu hak, ülke sınırlarına bağlı olmaksızın; yazılı, sözlü, basılı, sanatsal biçimde veya çocuğun seçeceği başka bir araçla her türlü haber ve düşüncelerin araştırılması, elde edilmesi ve verilmesi özgürlüğünü içerir.”(5) maddelerine istinaden sorulması gereken asıl soruyu da soralım.
Çocuk Hakları Sözleşmesi’ndeki hangi maddeler çocukların görüş ve düşünceleri alınarak yazılmıştır?
Çocuk Haklarına Farklı Bir Bakış
Her bir çocuğun ayrı bir âlem olduğu gerçeğinden uzaklaşmadan, onları kutsal bir emanet olarak görmemiz gerekiyor. Başta anne ve babalar olmak üzere, yakın ve uzak akrabalar, toplum ve toplumu yöneten devlet, bu kutsal emanetleri koruyup gözeterek iyi bir insan olması için en iyi şekilde yetiştirmek zorundadır.
Allah’ın bir ayeti ve emaneti olarak gördüğümüz yeryüzündeki tüm çocuklar için yeni ve farklı bir bakış açısıyla öngördüğüm hakları, önce çocukların sonra da çocuk dostlarının değerlendirmelerine sunuyorum:
Aksi bir durum yoksa çocuk olmaya aday her ceninin anne rahminde yaşama hakkı vardır.
Her çocuğun meşru bir şekilde dünyaya gelme hakkı vardır.
Her çocuğun anne rahminde sağlıklı beslenme hakkı vardır.
Her çocuğun aksi bir durum olmadıkça dünyaya doğal yolla gelme hakkı vardır.
Her çocuğun anne ve babasını bilme hakkı vardır.
Her çocuğun fıtratına ve cinsiyetine uygun yaşama hakkı vardır.
Her çocuğun anne sütü içme hakkı vardır.
Her çocuğun altı yaşına kadar anne/baba gözetiminde olma hakkı vardır.
Her çocuğun yakın ve uzak akrabalarını bilme, onlarla beraber olma hakkı vardır.
Her çocuğun kendisini kimin yarattığını öğrenme hakkı vardır.
Her çocuğun güzel bir isme sahip olma hakkı vardır.
Her çocuğun helal ve temiz yiyeceklerle beslenme hakkı vardır.
Her çocuğun beden ve ruhuna zarar verecek her türlü şeylerden korunma hakkı vardır.
Her çocuğun çocukluğunu yaşayabilme hakkı vardır.
Her çocuğun iyilik yapma hakkı vardır.
Her çocuğun temiz kalma hakkı vardır.
Her çocuğun başka çocuklarla kardeşçe yaşama hakkı vardır.
Her çocuğun yaşına, fıtratına uygun oyun oynama ve hayal kurma hakkı vardır.
Her çocuğun doğayla buluşma hakkı vardır.
Her çocuğun her türlü ihmal, ihlal, şiddet ve istismardan korunma hakkı vardır.
Her çocuğun görev ve sorumluluklarını bilme hakkı vardır.
Her çocuğun kendisini rahatça ifade edebilme hakkı vardır.
Her çocuğun bir kardeşe sahip olma hakkı vardır.
Her çocuğun eğitim görme ve terbiye edilme hakkı vardır.
Her çocuğun iyi, doğru ve güzel olan her türlü bilgi ve davranışı öğrenme hakkı vardır.
Her yetim çocuğun özel olarak korunma ve gözetilme hakkı vardır.
Her çocuğun savaştan ve şiddetten korunma hakkı vardır.
Savaş mağduru her çocuğun ailesiyle birlikte istedikleri ülkeye gidebilme hakkı vardır.
Savaş mağduru her çocuğun göç ettiği ülkede onurluca yaşama hakkı vardır.
Her çocuğun yaftasız çocuk olma hakkı vardır.
Her engelli çocuğun onurlu bir şekilde engelsiz yaşama hakkı vardır.
Her çocuğun bir meslek öğrenme hakkı vardır.
Her çocuğun yaşı ve zamanı geldiğinde yuva kurma hakkı vardır.
Her çocuğun çocuk kalbi taşıyan yetişkinleri tanıma hakkı vardır.
KAYNAK:
(1) (http://www.savethechildren.org/about/mission/ourhistory/).
(2) (http://www.unhchr.ch/html/menu3/b/25.htm).
(3) İsmail Bilgili (İslam Hukukunda Cenin Hakkı ve Onuruyla İlgili Hükümler)
(4) ÇHS Madde 12
(5) ÇHS Madde 13
Yazar
15 Ekim 1966 tarihinde, babasının Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nda görev yaptığı sırada İslahiye’de doğdu. Aslen Osmaniyeli olan yazarın çocukluk ve gençlik yılları İskenderun’da geçti.
İskenderun Sadık Altıncan İlkokulu’nu (1976), İskenderun İmam Hatip Lisesi’ni (1984) ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni (1990) bitirdi. Beş yıl İskenderun’da serbest muhasebecilik yaptıktan sonra 1995 yılında iş vesilesiyle Adana’ya yerleşti. Burada özel bir kurumda yöneticilik yaptı. Hâlen Adana’da yaşamakta olup evli ve üç çocuk babasıdır. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir.
Şiir, öykü ve denemeleri; Çınar, Güneysu, Kırağı, Harman, Palandöken, Edebiyat Yaprağı, Yitik Düşler, Kuşluk Vakti, Rüzgâr, Yedi İklim, Edebiyat Ortamı, Millî Eğitim, Edep, Nida, Tasfiye, Dil ve Edebiyat, Ay Vakti, Türk Dili, Dergâh ve Temmuz dergilerinde yayımlandı. İki şiiri Erdoğan Akın tarafından bestelendi. Ayrıca Edebi Müdahale adlı edebiyat ve düşünce dergisinin imtiyaz sahipliği ile yazı işleri sorumluluğunu yürüttü.
Özellikle çocuk edebiyatı alanında çalışmalar yapan yazarın şiir, öykü, masal ve hikâyeleri; Diyanet Çocuk, Millî Eğitim, Elma Şekeri, Salıncak, Ebe Sobe, Bizim Bahçe, Arkadaşım ve Beyaz Bulut dergilerinde yayımlandı.
Başlıca eserleri arasında; Kuşlarla Uyanmak (şiir, 1999), Kırk Yağmur Damlası (şiir, 2006), Bir Oruç Masalı (şiir, 2008), Dört Kanatlı Kelebek (şiir, 2011), Çocukluğun Dili (şiir, 2013), Düş Sonrası Sessizlik (şiir, 2013), Hiç “Hak”sız Olur mu Çocuklar? (şiir, 2016), 40 Hazine (deneme, 2012), Efendimiz (sav) ile Hasbihal (deneme, 2012), İnsanlığın Onuru Hz. Muhammed (deneme, 2013), Naribik (öykü, 2007; daha sonra Yıldız Şekeri adıyla) ve Arkadaşım Cami (roman, 2013) bulunmaktadır.
İlgili Yazılar
Ölen Kim’dir
Can ölümle mukayyet bir oluştur ve her can ölümü tadacaktır”
Ölüme yumar o derin kederli gözlerini bir damla huzur için
Varlığa açar nemli gözlerini yeniden O’labilmek için
İçi insan dışı insan…
“Oruçlu doğar insan ölümün iftar sofrasına”
Pragmatik Siyasetten İlkeli Politika Çıkar mı
Pragmatizm, felsefede; uygulayıcılık, uygulamacılık, pragmacılık, fiîliyye, faydacılık, yararcılık, gerçeğe ve eyleme yönelik olan, pratik sonuçlara yönelik düşünme temelleri üzerine kurulmuş olan felsefi akım. William James (1842-1910) tarafından popüler hale getirilmiştir. Onun felsefe ekolünden olanı yapmak, başarmak anlamına da gelir. Hem iyinin teorisi hem de doğrunun teorisidir. İyinin teorisi olarak faydacılık refahcıdır (welfarist). İyi en fazla …
Hakkı Bâtıl ile Örtmek
‘Hakkı bâtıl ile örtmek’, özü itibariyle inkârcıların hak ile bâtılı birbirine karıştırıp hakkı gizleme cürmüne dayanmaktadır. Müfsitler imana dâvet edilirken, Müslümanlarla birlikte namaz kılıp zekâtı vermeleri yani Allah’ın hükmüne boyun eğmeleri istenmektedir. İlgili âyette, pek çok dinî hükümler arasından özellikle namaz ve zekâtın zikredilmesi/emredilmesi, son derece önemlidir.
Akıl-Vahiy İlişkisi Üzerine Mülahazalar – Bilginin Kaynağı Sorunu -I-
Akıl-vahiy ilişkisi üzerine mülahazalar” yazısı, bilginin kaynağı sorunu ekseninde kapsamlı bir çalışmanın önsözü mahiyetindedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Yazıda İslâm düşüncesinde esas itibariyle ‘bilginin kaynağı sorunu’nun olmadığına ancak daha sonraki dönemlerde kirlenmeye başlayan ‘Müslüman aklı’yla birlikte zihnî karışıklığın (teşevvüş) oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Farklı kültür ve inançların müslüman düşünceye karışmasıyla oluşan kirlenme, kendi kavramlarını üretmede gecikmeyip kurumsallaşmıştır.
Gazze Öğretmeninin İnsanlığa Öğrettiği Dersler
Adeta bir hapishane hayatına doğan ve defalarca yıkıcı savaşlar yaşayan Gazzeli çocukların olgunlukları ve felaketler karşısındaki sabırlı duruşları, hem çocuğa bakışımızda hem de çocuk yetiştirmedeki yanlışlarımızı gösterdi. Elini suya sabuna dokundurtmadan, tüm ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılayarak, hayatın zorluklarıyla ve tehlikeleriyle yüzleştirmeden, hiçbir sorumluluk yüklemeden çocuk büyütmek ve bununla övünmek, dünyadaki varlık gayemiz olan imtihan olgusundan habersizliğimizin en açık göstergesi.