“Küçüğü olmayanın büyüğü olmaz!” derler. Küçük olan birçok şey büyümeye ayarlıdır. Büyümek insanın içinde hem bir özlem hem bir kaçıştır. Büyüsen bir dert büyümesen başka bir dert… Bu gelgitleri yaşayan insan, bir zaman sonra bu gelgitlerin altından kalkamayınca da davranış bozukluğuna sürükleniyor. Çünkü o, cismi ile ruhu arasında bariz bir kopukluk yaşamaya başlıyor.
Büyük bir adam gibi olan görüntünün altında çocukça davranışlar sergilemeye başlıyor. Bu davranışlar, muhatabını da şaşkına çeviriyor. Büyük ama küçük, hatta çocukmuşçasına davranış sergileyen insana nasıl muamele edilecektir? Yetişkin muamelesi yapılsa olgunlaşmamış ruhun afra tafrası, çocuk muamelesi yapılsa hakeza yine afra tafra ile karşılaşırsınız.
Bedenen çocukluk kozasından çıkmış ama ruhen çıkamamış bu insana büyüdüğünü nasıl kabul ettirmeli?
Bu yazının devamı
206. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bir yere doğru gidiyoruz… Bunu tanımlamak, çözmek ve çözümlemek için sergilediğimiz tüm çabalar hep bir yetersizlik hissini ve karamsar belirleyicilerin tahakkümünü besliyor. İnsanın eksenini kaydıran etkenlerin yaşam tarzımızda, zaman algımızda, çalışma biçimimizde, toplumsal ve bireysel kimliklerimizde yarattığı kapsamlı değişimler, korkunun ve endişenin ortaya çıkardığı kabullere dönüşüyor. Nostalji ve kazanım örüntüleri ile tıkanan zihinlerin hayalle gerçek arasında gördüğü bağlantısızlığın doğurduğu ümitsizlik hâli, daha fazla parçayı bütünle eşleştirmesini ve idealize edilen yitirilmişlere ulaşma beklentilerini duygusallaştırmasını sağlıyor.
Dilin ihtiyaç duyduğu sesler, iletişim betimleri, simgeler, sözcükler, renkler ve ona anlam katan birçok etmen, bu hazinenin yaşantısını sürdürmesine, kendini geliştirip ilerletmesine ve dahası varlığını yenilemesine olanak sağlarken, bireyden topluma kültür miraslarını kaydederek, nesilleri birbirine bağlar. Bu yönüyle dil toplumsal bir köprüdür. Elbette bu köprü toplumların sadece filolojisiyle yetinmez. Onların anlam atfettiği simgesel betimlere de kucak açar.
Siz haddi aşan bir kavim olmayı seçtiniz diye, biz de Kur’an’dan vaz mı geçelim. Zuhruf-5 Bir şeyle mukayyetiz, serbest değiliz efendim Turgut Uyar Birkaç yüzyıldır günlük yaşamımıza hâkim olan kelime ve kavramları konuşurken, bir gerilim içerisine girdiğimiz muhakkak. Nedir bu gerilim, bir iki örnek üzerinden izah etmeye çalışalım: ‘Akıl’ dendiğinde ‘rasyonalist akıl’ mı ‘İslamî akıl’ …
Bugün baba otoritesi, anne şefkati, aile, terbiye, ahlâk gibi tüm değer ve kurumları hedef alan topyekûn bir saldırı hatta bir toplum mühendisliği projesi ile karşı karşıyayız. Aile içinde baba otoritesinin sarsılması, anneliğin ve anne şefkatinin sanki bir yükmüş gibi algılanıyor olması, çocukların bencil ve narsist bir psikolojinin içerisine sürüklenmesi, aile ile birlikte toplumu ve insanlığı hedef alan topyekûn bir saldırıdır.
Biz insanlar, bir arada yaşama iradesi ve sorumluluğuyla yaratılmış varlıklarız. Bu mücadelenin içindeyken birbirimizin arasında eşitliği sağlamak, haklarımızı korumak, tutkularımızı dizginleyip arzularımızı başkalarına zarar vermeden gerçekleştirmek
Büyüklerdeki Çocukluk
“Küçüğü olmayanın büyüğü olmaz!” derler. Küçük olan birçok şey büyümeye ayarlıdır. Büyümek insanın içinde hem bir özlem hem bir kaçıştır. Büyüsen bir dert büyümesen başka bir dert… Bu gelgitleri yaşayan insan, bir zaman sonra bu gelgitlerin altından kalkamayınca da davranış bozukluğuna sürükleniyor. Çünkü o, cismi ile ruhu arasında bariz bir kopukluk yaşamaya başlıyor.
Büyük bir adam gibi olan görüntünün altında çocukça davranışlar sergilemeye başlıyor. Bu davranışlar, muhatabını da şaşkına çeviriyor. Büyük ama küçük, hatta çocukmuşçasına davranış sergileyen insana nasıl muamele edilecektir? Yetişkin muamelesi yapılsa olgunlaşmamış ruhun afra tafrası, çocuk muamelesi yapılsa hakeza yine afra tafra ile karşılaşırsınız.
Bedenen çocukluk kozasından çıkmış ama ruhen çıkamamış bu insana büyüdüğünü nasıl kabul ettirmeli?
Bu yazının devamı 206. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kendine Yabancılaşmak: Çölün Kentine Sıkışmak
Bir yere doğru gidiyoruz… Bunu tanımlamak, çözmek ve çözümlemek için sergilediğimiz tüm çabalar hep bir yetersizlik hissini ve karamsar belirleyicilerin tahakkümünü besliyor. İnsanın eksenini kaydıran etkenlerin yaşam tarzımızda, zaman algımızda, çalışma biçimimizde, toplumsal ve bireysel kimliklerimizde yarattığı kapsamlı değişimler, korkunun ve endişenin ortaya çıkardığı kabullere dönüşüyor. Nostalji ve kazanım örüntüleri ile tıkanan zihinlerin hayalle gerçek arasında gördüğü bağlantısızlığın doğurduğu ümitsizlik hâli, daha fazla parçayı bütünle eşleştirmesini ve idealize edilen yitirilmişlere ulaşma beklentilerini duygusallaştırmasını sağlıyor.
Sosyal Medyanın Gölgesinde Dilin Varlığı
Dilin ihtiyaç duyduğu sesler, iletişim betimleri, simgeler, sözcükler, renkler ve ona anlam katan birçok etmen, bu hazinenin yaşantısını sürdürmesine, kendini geliştirip ilerletmesine ve dahası varlığını yenilemesine olanak sağlarken, bireyden topluma kültür miraslarını kaydederek, nesilleri birbirine bağlar. Bu yönüyle dil toplumsal bir köprüdür. Elbette bu köprü toplumların sadece filolojisiyle yetinmez. Onların anlam atfettiği simgesel betimlere de kucak açar.
Meşruluk İstenci ve Ayak Değiştirme Halleri
Siz haddi aşan bir kavim olmayı seçtiniz diye, biz de Kur’an’dan vaz mı geçelim. Zuhruf-5 Bir şeyle mukayyetiz, serbest değiliz efendim Turgut Uyar Birkaç yüzyıldır günlük yaşamımıza hâkim olan kelime ve kavramları konuşurken, bir gerilim içerisine girdiğimiz muhakkak. Nedir bu gerilim, bir iki örnek üzerinden izah etmeye çalışalım: ‘Akıl’ dendiğinde ‘rasyonalist akıl’ mı ‘İslamî akıl’ …
Meskulen Erkek, Feminen Kadın Bağlamında İnsan ve Aile
Bugün baba otoritesi, anne şefkati, aile, terbiye, ahlâk gibi tüm değer ve kurumları hedef alan topyekûn bir saldırı hatta bir toplum mühendisliği projesi ile karşı karşıyayız. Aile içinde baba otoritesinin sarsılması, anneliğin ve anne şefkatinin sanki bir yükmüş gibi algılanıyor olması, çocukların bencil ve narsist bir psikolojinin içerisine sürüklenmesi, aile ile birlikte toplumu ve insanlığı hedef alan topyekûn bir saldırıdır.
Sinir Harbinden Ruhsal Huzura
Biz insanlar, bir arada yaşama iradesi ve sorumluluğuyla yaratılmış varlıklarız. Bu mücadelenin içindeyken birbirimizin arasında eşitliği sağlamak, haklarımızı korumak, tutkularımızı dizginleyip arzularımızı başkalarına zarar vermeden gerçekleştirmek
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.