Kur’an’ın kavramlara yüklediği doğru mânâyı bulmak, vahyin kavramı kullandığı zamanki anlamını bilmekle olur. Bunun yolu ise kavramların arka planını bilmekle olur. Cahiliyye kavramı, bugün Kur’ani mânâ dışında kullanılmaktadır. Bugün ‘cahil’e yüklenen anlam okuma-yazmayla ilişkilendirilerek bilmemek ve tanımamak mânâsıyla sınırlandırılıp kısırlaştırılmıştır. Onun içindir ki modern toplumlar okuma-yazma oranının yüksekliğiyle övünerek insanların bilgili olduklarını ve cahil kalmadıklarını söylemektedirler. Bunun karşıtı olarak cehalet eski devirlere ait bir özellik olarak sunulmaktadır. İslam’ın hâkim olduğu peygamber dönemi de bu anlam çerçevesinde değerlendirilmiştir. Cahil kavramı Kur’an’da olumsuz anlamda kullanılmaktadır. Gerek kişisel olarak gerekse toplumsal olarak Allah’ın, uzak durmamızı istediği bir hal olarak tanımlanıyor. Peygamber öncesi Arapların dönemini ve durumunu ifade eden cahiliyye kavramı, her çağda ve toplulukta geçerli bir hali tanımlamaktadır. Cahiliyye kavramı, türevleriyle birlikte 24 yerde geçmektedir. İbn Manzur’un Lisan’ul-Arab’ı ve Ragıb el-İsfehani’nin Müfredat’ında cahiliyye kavramı şu şekilde yer alır: 1. İlmin zıddı olan bilmemek, tanımamak. 2. Hak ya da bâtıl da olsa bir şeyin aksini yapmak. Örnek; orucu tutmamak gibi.
Bu yazının devamı
185. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İnsanın önceliği ‘Hakikat’ mi, yoksa ‘bilgi’ midir? Niçin hakikatle bilgiyi, sanki biri diğerine tercih edilebilirmiş gibi karşı karşıya getirdim? Kalemimin sınırları el verdikçe bunu izah etmeye çalışacağım. Soruyu bir adım ileri taşımak istiyorum: İnsan, varlığın niteliğine, kendi ve çevresindeki tüm varoluşların gayesine dönük sorularına ve dünya saadeti arayışına doğru cevabı nerede arayacaktır? Bu hususta görünmeyen (metafizik) bir şeyin rolü ve etkisi olabilir mi? Modern ontolojiye göre, hayır! Varlık bir değerle izah edilemez.
İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserini üzerine kurguladığı üç temel kavramsallaştırma vardır. Bu kavramsallaştırmalar; ümran ilmi, tavırlar nazariyesi ve asabiyettir. İbn Haldun’un ümran ilmini kuruş sebebi yukarıda bahsettiğimiz meraklı kişiliğiyle yakından ilgilidir.
Ruhun doğal eğilimlerinden olan sanat tutkusuna, insanoğluyla yaşıt diyebiliriz. Sanat olgusunun sarmalı içinde insanın eğilimleri, hayalleri, duyguları, tasavvurları, bulunur çünkü. Evrende ve fıtratta varolduğu için sanata müştaktır ama içinin derinliklerinde bulunan sanat gerçeğini somutlaştıramaz her insan.
Sözlükte ‘bir aracı vasıtasıyla maddî veya manevî derecesi yüksek birine yaklaşmayı arzu etmek; iyi amellerle Allah’a yaklaşmayı ummak’ anlamındaki vsl kökünden türeyen tevessül, bir müslümanın işlediği sâlih amelleri, Hz. Peygamber’i yahut velî denilenleri veya sâlih kulları vesîle/aracı
Müslümanların son iki yüzyıldır siyasi, askeri, ekonomik, kültürel, fikri ve düşünce alanlarında bir çöküş yaşadığı konusunda Müslim- gayri Müslim herkes ittifak etmiş durumda. Bu önerme zorunlu olarak iki yüzyıl öncesinde Müslümanların bu alanlarda güçlü ve yetkin olduğu konusunda da bir ittifakın varlığına da işaret eder.
Cahiliyye Kavramı Ve Cahiliyye Toplumu
Kur’an’ın kavramlara yüklediği doğru mânâyı bulmak, vahyin kavramı kullandığı zamanki anlamını bilmekle olur. Bunun yolu ise kavramların arka planını bilmekle olur. Cahiliyye kavramı, bugün Kur’ani mânâ dışında kullanılmaktadır. Bugün ‘cahil’e yüklenen anlam okuma-yazmayla ilişkilendirilerek bilmemek ve tanımamak mânâsıyla sınırlandırılıp kısırlaştırılmıştır. Onun içindir ki modern toplumlar okuma-yazma oranının yüksekliğiyle övünerek insanların bilgili olduklarını ve cahil kalmadıklarını söylemektedirler. Bunun karşıtı olarak cehalet eski devirlere ait bir özellik olarak sunulmaktadır. İslam’ın hâkim olduğu peygamber dönemi de bu anlam çerçevesinde değerlendirilmiştir. Cahil kavramı Kur’an’da olumsuz anlamda kullanılmaktadır. Gerek kişisel olarak gerekse toplumsal olarak Allah’ın, uzak durmamızı istediği bir hal olarak tanımlanıyor. Peygamber öncesi Arapların dönemini ve durumunu ifade eden cahiliyye kavramı, her çağda ve toplulukta geçerli bir hali tanımlamaktadır. Cahiliyye kavramı, türevleriyle birlikte 24 yerde geçmektedir. İbn Manzur’un Lisan’ul-Arab’ı ve Ragıb el-İsfehani’nin Müfredat’ında cahiliyye kavramı şu şekilde yer alır: 1. İlmin zıddı olan bilmemek, tanımamak. 2. Hak ya da bâtıl da olsa bir şeyin aksini yapmak. Örnek; orucu tutmamak gibi.
Bu yazının devamı 185. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kibrin ve Şiddetin ‘Yöntemine’ Karşı Bilgi, Hakikat ve Tevhidin Ontolojisi Üzerine Düşünceler
İnsanın önceliği ‘Hakikat’ mi, yoksa ‘bilgi’ midir? Niçin hakikatle bilgiyi, sanki biri diğerine tercih edilebilirmiş gibi karşı karşıya getirdim? Kalemimin sınırları el verdikçe bunu izah etmeye çalışacağım. Soruyu bir adım ileri taşımak istiyorum: İnsan, varlığın niteliğine, kendi ve çevresindeki tüm varoluşların gayesine dönük sorularına ve dünya saadeti arayışına doğru cevabı nerede arayacaktır? Bu hususta görünmeyen (metafizik) bir şeyin rolü ve etkisi olabilir mi? Modern ontolojiye göre, hayır! Varlık bir değerle izah edilemez.
İbn Haldun’un Düşüncesinde Asabiyet
İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserini üzerine kurguladığı üç temel kavramsallaştırma vardır. Bu kavramsallaştırmalar; ümran ilmi, tavırlar nazariyesi ve asabiyettir. İbn Haldun’un ümran ilmini kuruş sebebi yukarıda bahsettiğimiz meraklı kişiliğiyle yakından ilgilidir.
Sanat ve Sanatımız
Ruhun doğal eğilimlerinden olan sanat tutkusuna, insanoğluyla yaşıt diyebiliriz. Sanat olgusunun sarmalı içinde insanın eğilimleri, hayalleri, duyguları, tasavvurları, bulunur çünkü. Evrende ve fıtratta varolduğu için sanata müştaktır ama içinin derinliklerinde bulunan sanat gerçeğini somutlaştıramaz her insan.
Tevessül ve Vesîle: İnancı ve Tarihi
Sözlükte ‘bir aracı vasıtasıyla maddî veya manevî derecesi yüksek birine yaklaşmayı arzu etmek; iyi amellerle Allah’a yaklaşmayı ummak’ anlamındaki vsl kökünden türeyen tevessül, bir müslümanın işlediği sâlih amelleri, Hz. Peygamber’i yahut velî denilenleri veya sâlih kulları vesîle/aracı
Müslümanların Düşünce Ve Fikir Üretmedeki Kısırlığının Nedenleri Ve Yeni Bir Müslüman Fikriyatın İmkânı Meselesi
Müslümanların son iki yüzyıldır siyasi, askeri, ekonomik, kültürel, fikri ve düşünce alanlarında bir çöküş yaşadığı konusunda Müslim- gayri Müslim herkes ittifak etmiş durumda. Bu önerme zorunlu olarak iki yüzyıl öncesinde Müslümanların bu alanlarda güçlü ve yetkin olduğu konusunda da bir ittifakın varlığına da işaret eder.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.