Dünya hayatı bir imtihan yeridir. İmtihanın çeşitleri içinde zenginlikle imtihan kadar fakirlikle imtihan da vardır. İmtihan için cevap hazırlama gayretinde olanlar başaranlardır. Hazırlıksız sınava girenler kaybetmeyi göze alarak sınava girmişlerdir.
Kabullenilmiş şartlar insanlardaki mücadele duygusunu yok etmiş, pasif razı olma biçimleri ortaya koymuştur. “Ne yapalım kaderimiz buymuş. Dünya müslümana sürgün yeri, malda yalan mülkte yalan var biraz da sen oyalan” gibi telkinlerin arkasına sığınıp atalet üzere yaşayanlar fakirliği yazgı olarak mı görmekteler acaba!?
Bu “gönüllü fakirlik” müslüman aleme pahalıya malolmuş, bu körü körüne razı oluş tedbiri elden bıraktırmış “takdir Allahındır” diyerek varolmanın, varlıklı olmanın takdirinin arkasından koşmayı gereksiz göstermiştir.
Bu yazının devamı
186. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Hayat ne kadar gürültülüyse, ölüm o kadar sessiz. Hayat ne kadar teslim almaya gayreti zorluyorsa, ölüm teslim olmanın adresi. Hayat sahip olma telaşesi iken, ölüm vazgeçişin belgesi. Hayat iddia kumkuması iken, ölüm ispatın tarifi. Hayat telaşenin canlı filmi ise ölüm sükûnetin resmi. Söylenecek ne çok tarif varken benim aklıma gelenler bunlardı işte. Bence hayatı idrak ölümü doğru anlamakla birebir alakalı. Ancak yaşayanlar ölecektir öyle değil mi?
“Cehennem, arkasını dönüp yüz çevireni ve (servet) toplayıp yığan kimseyi kendine çağırır.” (Me’aric 17-18) Telaşla elindekileri kasaya bıraktı. Sonra mağaza içinde sağa sola koşuşturdu. Ritim tutar gibi bir sağ reyondan bir sol reyondan kıyafetler topladı. Topladıkça iştahı kabarıyor, içinde tuhaf bir haz ve mutluluk oluşuyordu. Evet, evet mutluydu. Çünkü hepsi onundu. Ve eve gelip her …
Sahi nasılız!? Gerçekten iyi miyiz? Mesela, maddi veya manevi sıkıntılar, bozulmalar, ihmalkârlıklar, huzursuzluklar ve çöküşlerimizin altındaki gerçek nedenleri arıyor, görebiliyor muyuz? Gerçek nedenleri açığa çıkartacak
Antonio Gramsci’nin kavramlaştırdığı “kültürel hegemonya” teorisine göre, güçlü uluslar hâkimiyetlerini yalnızca askeri ve ekonomik yollarla değil, aynı zamanda kültürel araçlarla da pekiştirerek kurarlar. Bu bakımdan genel sanat teorisi bağlamında sanatın hemen bütün dallarında olduğu gibi özellikle yazının ve yazınsal üretimin toplamı niteliğindeki edebiyatın, emperyalist düşüncenin yayılması, yerel ve genel eksenlerde dal budak salması ve giderek meşrulaştırılmasında önemli bir rol oynadığının altını çizmek gerekmektedir.
Acı ya da tatlı, yaşadığımız her hikâye bize sabrı, aklı ve kalbi birlikte yoğurmayı, dua ve eylemi bir arada tutmayı, kendi hayat mücadelesinde bir başkasının da huzur bulmasını sağlamayı, birlikte direnmeyi, topluca değişmeyi, sevmeyi ve çok sevmeyi, kuşu, çiçeği, böceği dinlemeyi, hüznü, acıyı, kederi, umudu, ümidi, neşeyi hissedip hissettirebilmeyi, bizi biz yapan bütün zorlukların üstesinden gelebilmeyi, en önemlisi de her insanın sonunda bir hikâye olacağını, onun bunun değil kendi hikâyesini yazmanın ve yaşamanın bilincini, kadir ve kıymetini, bunun kahramanlığını öğretir.
Gönüllü Fakirlik
Dünya hayatı bir imtihan yeridir. İmtihanın çeşitleri içinde zenginlikle imtihan kadar fakirlikle imtihan da vardır. İmtihan için cevap hazırlama gayretinde olanlar başaranlardır. Hazırlıksız sınava girenler kaybetmeyi göze alarak sınava girmişlerdir.
Kabullenilmiş şartlar insanlardaki mücadele duygusunu yok etmiş, pasif razı olma biçimleri ortaya koymuştur. “Ne yapalım kaderimiz buymuş. Dünya müslümana sürgün yeri, malda yalan mülkte yalan var biraz da sen oyalan” gibi telkinlerin arkasına sığınıp atalet üzere yaşayanlar fakirliği yazgı olarak mı görmekteler acaba!?
Bu “gönüllü fakirlik” müslüman aleme pahalıya malolmuş, bu körü körüne razı oluş tedbiri elden bıraktırmış “takdir Allahındır” diyerek varolmanın, varlıklı olmanın takdirinin arkasından koşmayı gereksiz göstermiştir.
Bu yazının devamı 186. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Mektup VIII
Hayat ne kadar gürültülüyse, ölüm o kadar sessiz. Hayat ne kadar teslim almaya gayreti zorluyorsa, ölüm teslim olmanın adresi. Hayat sahip olma telaşesi iken, ölüm vazgeçişin belgesi. Hayat iddia kumkuması iken, ölüm ispatın tarifi. Hayat telaşenin canlı filmi ise ölüm sükûnetin resmi. Söylenecek ne çok tarif varken benim aklıma gelenler bunlardı işte. Bence hayatı idrak ölümü doğru anlamakla birebir alakalı. Ancak yaşayanlar ölecektir öyle değil mi?
Neleri Topluyoruz
“Cehennem, arkasını dönüp yüz çevireni ve (servet) toplayıp yığan kimseyi kendine çağırır.” (Me’aric 17-18) Telaşla elindekileri kasaya bıraktı. Sonra mağaza içinde sağa sola koşuşturdu. Ritim tutar gibi bir sağ reyondan bir sol reyondan kıyafetler topladı. Topladıkça iştahı kabarıyor, içinde tuhaf bir haz ve mutluluk oluşuyordu. Evet, evet mutluydu. Çünkü hepsi onundu. Ve eve gelip her …
Geçim Ve Geçimlilik Üzerine
Sahi nasılız!? Gerçekten iyi miyiz? Mesela, maddi veya manevi sıkıntılar, bozulmalar, ihmalkârlıklar, huzursuzluklar ve çöküşlerimizin altındaki gerçek nedenleri arıyor, görebiliyor muyuz? Gerçek nedenleri açığa çıkartacak
Emperyalizm ve Edebiyat
Antonio Gramsci’nin kavramlaştırdığı “kültürel hegemonya” teorisine göre, güçlü uluslar hâkimiyetlerini yalnızca askeri ve ekonomik yollarla değil, aynı zamanda kültürel araçlarla da pekiştirerek kurarlar. Bu bakımdan genel sanat teorisi bağlamında sanatın hemen bütün dallarında olduğu gibi özellikle yazının ve yazınsal üretimin toplamı niteliğindeki edebiyatın, emperyalist düşüncenin yayılması, yerel ve genel eksenlerde dal budak salması ve giderek meşrulaştırılmasında önemli bir rol oynadığının altını çizmek gerekmektedir.
Kişisel Tarihimizin Yol Dönümleri
Acı ya da tatlı, yaşadığımız her hikâye bize sabrı, aklı ve kalbi birlikte yoğurmayı, dua ve eylemi bir arada tutmayı, kendi hayat mücadelesinde bir başkasının da huzur bulmasını sağlamayı, birlikte direnmeyi, topluca değişmeyi, sevmeyi ve çok sevmeyi, kuşu, çiçeği, böceği dinlemeyi, hüznü, acıyı, kederi, umudu, ümidi, neşeyi hissedip hissettirebilmeyi, bizi biz yapan bütün zorlukların üstesinden gelebilmeyi, en önemlisi de her insanın sonunda bir hikâye olacağını, onun bunun değil kendi hikâyesini yazmanın ve yaşamanın bilincini, kadir ve kıymetini, bunun kahramanlığını öğretir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.