“Nas” kelimesi İslam’da özellikle hüküm içerikli dinî metinleri kapsayan bir anlam alanına sahiptir. Bununla daha çok İslâmî Metinler olarak da isimlendirilebilecek İslâm’ın ilk ortaya çıktığı dönem hakkında bilgi ihtiva eden Mushaf ve Mushaf dışında kalan rivâyet malzemesi kastedilir. Müslüman gelenekte nasların normatif bir perspektifle yorumlanması daha çok fıkıh ilminin uhdesinde yürütülen bir faaliyettir. Fıkıh ilmi Müslümanların hayat biçimini şekillendiren hemen her alanda, naslardan hareketle düzenleme yapmakla mükelleftir. Fıkıh ilminin bu sorumluluğunu naslarla sınırlamak sağlıklı bir tutum olmaz. Zira fıkıh geleneğinde naslarla çözüme kavuşturulması imkân dâhilinde olmayan çoğu meselenin çözümü için kıyas, istihsan, maslahat ve makasıd gibi başka içtihat yollarına başvurulmak durumunda kalındığı bir vakıadır. Bu bağlamda fıkıh ilminin İslâmî ilimler arasında en sistematik ve kendisini yenilemeye kabil disiplin olduğu rahatlıkla ifade edilebilir. Fıkıh ve fıkıh usulü alanında farklı mezheplere mensup âlimler tarafından kaleme alınan eserler bunun en önemli şahididir.
Fıkhın, kendini güncelleme kabiliyeti sayesinde Müslüman toplumlarda ortaya çıkan birçok probleme asırlar boyunca etkin çözümler ürettiğini ifade etmek hakkaniyetli bir değerlendirme olur.
Çağdaş dünyada, manipülasyon bireylerin veya toplumların düşünce, duygu ve davranışlarını yönlendirme sanatı olarak ele alınırken; sosyal medya, siyaset ve kültür endüstrisi gibi alanlarda etkisini hissettirir. Zira böylesi bir yönelimi yorumlamak ise felsefenin sınırlarına dahil olan özgür irade, etik ve toplumsal dinamikler üzerine derin sorular doğurur.
Yabancı ile olan ilişkilerin pamuk ipliğine bağlı doğası onun aidiyetsizliğinden gelir. Aidiyetsizlik vurgusu yabancının kökeninedir. Yabancının kökleri, yerlinin mekânsal sınırları dışında olduğundan doğası gereği belirsiz ve öngörülemezdir. Bu nedenle yabancı, bireysel olarak değil belli bir tipte yabancı olarak algılanır.
Oblomov, tembelliği bir türlü yenememiş, geçimini sağlamak için topraklarını satmak zorunda kalmıştır. Çalışmak gerektiğini, hayatın sürekli bir mücadele olduğunu düşünmüşse de bunu eyleme dökememiş ve sorumlulukları hep erteleme yoluna gitmiştir.
Kültür ve medeniyet kavramsallaştırmasının genel kabul görmüş bir tanımlaması bulunmamaktadır. Bu kavramların neye tekabül ettiği sorusuna verilmiş cevapların çokluğu, ortak bir kavramsallaştırma etrafında dahi buluşulamamış olduğunu göstermektedir.
Daha önce toplumsal ilişkilerce belirlenen insan modeli, toplumsal ilişkilerin belirlediği, ahlakın belirlediği, dinin belirlediği ya da daha çok böyle pagan toplumlarında da olsa oradaki kabilevi töre ilişkilerinin belirlediği insan modeli Sanayi Devrimi ve hemen sonrasında 19. yüzyılda ise bu defa daha iktisadi içerikle tanınmaya başlanıyor. Burada şöyle bir tartışma ortaya çıkıyor: Acaba insan doğasını nasıl tanımlayabiliriz, bir insan doğası var mı, bu insan doğası gerçekten hani toplumsal ilişkiler tarafından mı belirleniyor yoksa ekonominin merkezde olduğu ve ekonominin diğer tüm toplumsal ilişkileri belirlediği bir insan doğası mı, bu insanı nasıl tanımlayabiliriz?
Nas Bağımlılığı ve Metin Erksan’ın “Sevmek Zamanı” Filmi
Giriş
“Nas” kelimesi İslam’da özellikle hüküm içerikli dinî metinleri kapsayan bir anlam alanına sahiptir. Bununla daha çok İslâmî Metinler olarak da isimlendirilebilecek İslâm’ın ilk ortaya çıktığı dönem hakkında bilgi ihtiva eden Mushaf ve Mushaf dışında kalan rivâyet malzemesi kastedilir. Müslüman gelenekte nasların normatif bir perspektifle yorumlanması daha çok fıkıh ilminin uhdesinde yürütülen bir faaliyettir. Fıkıh ilmi Müslümanların hayat biçimini şekillendiren hemen her alanda, naslardan hareketle düzenleme yapmakla mükelleftir. Fıkıh ilminin bu sorumluluğunu naslarla sınırlamak sağlıklı bir tutum olmaz. Zira fıkıh geleneğinde naslarla çözüme kavuşturulması imkân dâhilinde olmayan çoğu meselenin çözümü için kıyas, istihsan, maslahat ve makasıd gibi başka içtihat yollarına başvurulmak durumunda kalındığı bir vakıadır. Bu bağlamda fıkıh ilminin İslâmî ilimler arasında en sistematik ve kendisini yenilemeye kabil disiplin olduğu rahatlıkla ifade edilebilir. Fıkıh ve fıkıh usulü alanında farklı mezheplere mensup âlimler tarafından kaleme alınan eserler bunun en önemli şahididir.
Bu yazının devamı 214. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
214. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Çağdaş Dünyada Manipülasyonun İnşası
Çağdaş dünyada, manipülasyon bireylerin veya toplumların düşünce, duygu ve davranışlarını yönlendirme sanatı olarak ele alınırken; sosyal medya, siyaset ve kültür endüstrisi gibi alanlarda etkisini hissettirir. Zira böylesi bir yönelimi yorumlamak ise felsefenin sınırlarına dahil olan özgür irade, etik ve toplumsal dinamikler üzerine derin sorular doğurur.
Yabancılarla Dolu Bir Dünyada Zenofobi ve Birlikte Yaşamının İmkânı Üzerine
Yabancı ile olan ilişkilerin pamuk ipliğine bağlı doğası onun aidiyetsizliğinden gelir. Aidiyetsizlik vurgusu yabancının kökeninedir. Yabancının kökleri, yerlinin mekânsal sınırları dışında olduğundan doğası gereği belirsiz ve öngörülemezdir. Bu nedenle yabancı, bireysel olarak değil belli bir tipte yabancı olarak algılanır.
Bir Toplumun Çöküşü Anlatılır Oblomov Üzerinden
Oblomov, tembelliği bir türlü yenememiş, geçimini sağlamak için topraklarını satmak zorunda kalmıştır. Çalışmak gerektiğini, hayatın sürekli bir mücadele olduğunu düşünmüşse de bunu eyleme dökememiş ve sorumlulukları hep erteleme yoluna gitmiştir.
Özgün ve Öznel Bir ‘İslâm Kültür ve Medeniyeti’ Mümkün müdür?
Kültür ve medeniyet kavramsallaştırmasının genel kabul görmüş bir tanımlaması bulunmamaktadır. Bu kavramların neye tekabül ettiği sorusuna verilmiş cevapların çokluğu, ortak bir kavramsallaştırma etrafında dahi buluşulamamış olduğunu göstermektedir.
Hayatın Merkezine Oturan Kaygı: Ekonomik Kaygılı İnsan Çağı
Daha önce toplumsal ilişkilerce belirlenen insan modeli, toplumsal ilişkilerin belirlediği, ahlakın belirlediği, dinin belirlediği ya da daha çok böyle pagan toplumlarında da olsa oradaki kabilevi töre ilişkilerinin belirlediği insan modeli Sanayi Devrimi ve hemen sonrasında 19. yüzyılda ise bu defa daha iktisadi içerikle tanınmaya başlanıyor. Burada şöyle bir tartışma ortaya çıkıyor: Acaba insan doğasını nasıl tanımlayabiliriz, bir insan doğası var mı, bu insan doğası gerçekten hani toplumsal ilişkiler tarafından mı belirleniyor yoksa ekonominin merkezde olduğu ve ekonominin diğer tüm toplumsal ilişkileri belirlediği bir insan doğası mı, bu insanı nasıl tanımlayabiliriz?
Alışverişe devam et