İnsanoğlunun varlık dünyasındaki öncelikli konumu, ilahî bir nedenselliğe bağlanmasa dahi genellikle somut karşılıklar eliyle mâkûl bulunur. Bu, insanın kendisini diğer varlıklar karşısında yoklaması sonucu pek çok açıdan teyit edilecek bir gerçeklik durumu oluşturur. Dolayısıyla insana yüklenen ayırıcı vasıf, onu varlık dünyasının öznesi kılar. Ayrışan fikriyatlar açısından buraya kadar herhangi bir sorun yoktur. Asıl sorun, yaratılışın anlamı ve insanın varlık dünyasındaki sorumluluğu düşünüldüğünde ortaya çıkar. Burada söz konusu olan, gözlemin ötesine taşmak ve oraya ilişkin belirlemelerde bulunmaktır. Herkesin bu noktayı kabullenerek ilahî bir perspektifle yoluna devam ettiğini söylemek güç. Fakat eğer bir kabul durumu söz konusuysa bütünlüğün sağlanması için insan yaşamına dair istisnasız her şeyin ilahî bağ ile anlamlandırılması gerekir. Bu konuda insanın cüz’i iradesine rağmen üstün bir performans sergilemesinin beklendiği akla gelmemeli, ayrıca burada niceliksel bir yeterlilik de düşünülmemelidir. Sadece verili olanın işletilmesine bağlı olarak yakîn durumunun hayatî bir pozisyonda olduğunu hatırlamak gerekir.
İnsanın temel kabulüne dair bu ikili tercihi, onun üretimi sayılan sanat için de pekâlâ mümkündür. Bu yüzden sanatın söz konusu edilecek özerk ve ilişkisel yanlarını, böyle bir tartışmayı kapsam içi kılarak konuşmak gerekir.
Yetiştirme, eriştirme, bildirme, ulaştırma, gönderme, açıklama, bir amaca ulaşmak için bir şeyi bazı ilkelere ve düzene göre söyleme veya uygulama anlamına geldiği gibi daha ziyade İslam’ın açık ve anlaşılır bir şekilde muhataba iletilmesi anlaşılmaktadır. Yani İslam’ın açıklanması, tebliğ edilmesidir.
Genel olarak aç kalmak ve özel olarak Allah’ın rızasını kazanmak için oruç tutmak; insanın, duygularını kontrol altına almasını, böylece eğitilmesini sağlayan bir irade eğitimidir. Onun için geçmiş ümmetlere farz olduğu gibi Müslümanlara da farz olmuştur. Yüce Allah “Ramazan, insanlara rehberlik yapmak, bilgilendirmek ve yanlıştan doğruya yönelten bir ölçü olmak üzere içinde Kur’ân’ın indiği aydır” buyurarak …
Kuşkusuz toplumun din eğitimi ihtiyacını örgün eğitim sisteminde karşılamak ve devletin din eğitimi üzerindeki tekelini olduğu gibi kabul edip sürdürmek önemli bir tartışma konusudur. Diğer bir ifadeyle din eğitiminin içeriğini, alma yaşını, süresini ve yöntemini laik devletin
Devran dönüyor. Günler, aylar, yıllar… Ve Müslümanlar, sosyal demokratlar, Kemalistler, muhafazakârlar, menfaat için yol arayanlar, solcular, sağcılar, ilericiler, gericiler, lâikler, demokratlar, modernistler, çevreciler, feministler, bir o yanda bir bu yanda olanlar. Evet, bunlar büyük bir tiyatronun aşağı yukarı yüz elli yıllık değişmeyen oyunundaki
Hakikatin peşinde olmak, hakkı söylemek Allah’a verdiğimiz sözdür. Hak, hakikat sahibinindir. O’nun sözü fıkhedilmemişse, soru ve sorunlara kendi çağının çözümünü üretmek için âlimler bir araya gelip çözüm üretmemişse, Kur’ân fıkhedilip asrın idrâkine sunulmamışsa nasıl doğru bir hayat yaşanabilir?
Dinsel Sanat Dindar Sanatçı
İnsanoğlunun varlık dünyasındaki öncelikli konumu, ilahî bir nedenselliğe bağlanmasa dahi genellikle somut karşılıklar eliyle mâkûl bulunur. Bu, insanın kendisini diğer varlıklar karşısında yoklaması sonucu pek çok açıdan teyit edilecek bir gerçeklik durumu oluşturur. Dolayısıyla insana yüklenen ayırıcı vasıf, onu varlık dünyasının öznesi kılar. Ayrışan fikriyatlar açısından buraya kadar herhangi bir sorun yoktur. Asıl sorun, yaratılışın anlamı ve insanın varlık dünyasındaki sorumluluğu düşünüldüğünde ortaya çıkar. Burada söz konusu olan, gözlemin ötesine taşmak ve oraya ilişkin belirlemelerde bulunmaktır. Herkesin bu noktayı kabullenerek ilahî bir perspektifle yoluna devam ettiğini söylemek güç. Fakat eğer bir kabul durumu söz konusuysa bütünlüğün sağlanması için insan yaşamına dair istisnasız her şeyin ilahî bağ ile anlamlandırılması gerekir. Bu konuda insanın cüz’i iradesine rağmen üstün bir performans sergilemesinin beklendiği akla gelmemeli, ayrıca burada niceliksel bir yeterlilik de düşünülmemelidir. Sadece verili olanın işletilmesine bağlı olarak yakîn durumunun hayatî bir pozisyonda olduğunu hatırlamak gerekir.
İnsanın temel kabulüne dair bu ikili tercihi, onun üretimi sayılan sanat için de pekâlâ mümkündür. Bu yüzden sanatın söz konusu edilecek özerk ve ilişkisel yanlarını, böyle bir tartışmayı kapsam içi kılarak konuşmak gerekir.
Bu yazının devamı 190. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
190. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Tebliğ
Yetiştirme, eriştirme, bildirme, ulaştırma, gönderme, açıklama, bir amaca ulaşmak için bir şeyi bazı ilkelere ve düzene göre söyleme veya uygulama anlamına geldiği gibi daha ziyade İslam’ın açık ve anlaşılır bir şekilde muhataba iletilmesi anlaşılmaktadır. Yani İslam’ın açıklanması, tebliğ edilmesidir.
Kur’an ve Cihad Ayı Ramazan
Genel olarak aç kalmak ve özel olarak Allah’ın rızasını kazanmak için oruç tutmak; insanın, duygularını kontrol altına almasını, böylece eğitilmesini sağlayan bir irade eğitimidir. Onun için geçmiş ümmetlere farz olduğu gibi Müslümanlara da farz olmuştur. Yüce Allah “Ramazan, insanlara rehberlik yapmak, bilgilendirmek ve yanlıştan doğruya yönelten bir ölçü olmak üzere içinde Kur’ân’ın indiği aydır” buyurarak …
Din Eğitiminde Devlet, Cemaat, Vizyon ve Misyon
Kuşkusuz toplumun din eğitimi ihtiyacını örgün eğitim sisteminde karşılamak ve devletin din eğitimi üzerindeki tekelini olduğu gibi kabul edip sürdürmek önemli bir tartışma konusudur. Diğer bir ifadeyle din eğitiminin içeriğini, alma yaşını, süresini ve yöntemini laik devletin
Vakit Muhasebe Vaktidir
Devran dönüyor. Günler, aylar, yıllar… Ve Müslümanlar, sosyal demokratlar, Kemalistler, muhafazakârlar, menfaat için yol arayanlar, solcular, sağcılar, ilericiler, gericiler, lâikler, demokratlar, modernistler, çevreciler, feministler, bir o yanda bir bu yanda olanlar. Evet, bunlar büyük bir tiyatronun aşağı yukarı yüz elli yıllık değişmeyen oyunundaki
Fıkhı Fıkhedelim!
Hakikatin peşinde olmak, hakkı söylemek Allah’a verdiğimiz sözdür. Hak, hakikat sahibinindir. O’nun sözü fıkhedilmemişse, soru ve sorunlara kendi çağının çözümünü üretmek için âlimler bir araya gelip çözüm üretmemişse, Kur’ân fıkhedilip asrın idrâkine sunulmamışsa nasıl doğru bir hayat yaşanabilir?
Alışverişe devam et