21.yüzyılda önce bilgisayarın sonrasında internetin nihayetinde, yapay zekânın dâhil olduğu hızlı ve sınırların zorlandığı radikal teknolojik süreçlerle karşı karşıyayız. İnternet ve çip teknolojileri sadece bilgisayarın hızını artırmadı aynı zamanda bilgisayarın sınırlarını ve işlevlerini de artırmıştır. Karmaşık işlevleri kolaylaştırarak yerine getirebilen YZ, bilgisayarların akıllı makineler haline gelmesidir. Yapay Zekâ’nın hem üretilme hem de kullanılması sürecinde disiplinlerarası bilgilerden faydalanılır. Makine öğrenimi ve derin öğrenme süreçleriyle öğrenen ve işleyen bir sistem olan yapay zekâ; bireyin, toplumların ve devletlerin hayatında büyük paradigmatik değişimler meydana getirmiştir. Veri setleriyle iş gören fakat salt algoritmik bir yapı olmayıp kuantum fiziği kapsamında işleyen yapay zekâ ve diğer teknolojiler, hem küreselleşmeyi hem de sömürgeciliği genişletmiştir. Makineleşme üzerinden olan klasik küreselleşme ve sömürgeleştirme yapay zekâ vd. teknolojilerle “dijital veya algoritmik” bir hiper küreselleşme ve sömürgeleştirmeye dönüşmüştür. Hem küreselleşme hem de sömürgeleştirme, dijitalleşmenin ve algoritmik yapıların sürece dahil olmasıyla hem yeni can suyu almıştır hem de yeniden şekillendirilmiştir. Başta YZ olmak üzere teknolojik gelişmeler, yeni bir dönem olan adına “tekno-endüstriyel neo-sömürgecilik” diyebileceğimiz bir süreç yaşanmaktadır.
Baconcu dünya tasavvuru, güç eksenli yani “mekanik” bir tasavvurdu. Bu tasavvurun tezahürü olan tarihsel sömürgecilik, güç ilişkilerinin meydana getirdiği eşitsizlikleri ve bağımlılıkları içeriyordu.
Bütün bir toplumu bir ideal etrafında birleştirmek için insanların bu ideali benimsemiş olması gerekir. Bu ideal toplum düzeninin meydana gelmesi için de ideal insan tanımlamasına uygun insanlar inşa etmek sosyolojinin doğası gereği elzemdir. Bu ideal insana ve topluma ulaşma sürecinde insanların aslında kim olduklarına ve/veya olmadıklarına, ne tür bir geçmişe sahip olduklarına, “biz” ve “öteki” …
İnsan ne için yaşar? Ölmek için mi? Ölmeyecek gibi yaşayanların ölmeyecek gibi ettikleri dualar hazır olunamayana dair bir refleks midir? İnsan niçin unutur? Merkezinde yer aldığını düşündüğü dünya hayatı, her zaman öyle olmadığı hâlde hangi kritere göre ‘tatlı’ gelir? Ölüme dair söylenecekler bizi ölümsüzlüğe dair söyleneceklere neden götürür?
Dolayısıyla gerek âyetlerin gerekse rivâyet malzemesinin dinî irşad ve öğretim faaliyetleri ya da akademik araştırmalarda kullanılabilmesi için bir tetkik sürecinden geçmesi gerektiği açıktır. Bu dikkate alınmadan yapılan iktibaslar, ilgili metinlerin ihtiva etmediği, maksadı aşan çok sayıda açıklamaya (tefsir) ve yorumlamaya (tevil) kapı aralamakta, sonuç olarak “Kontrolsüz Nas Kullanımı” diye isimlendirmeyi tercih ettiğimiz tablo ortaya çıkmaktadır. Buna göre “Kontrolsüz Nas Kullanımı”: Bir nassın ilmî tetkik süzgecinden geçirilmeden, gelenekten devralınan biçimleri ve bunlar üzerine yapılan yorumlar üzerinden dolaşıma sokulması, bir dinî öğretim ya da bilimsel araştırma materyali olarak işlev görmesi anlamına gelmektedir.
Doğal ya da beşer eliyle oluşmuş felaketler nedeniyle insanların normal yaşamları alt üst olmakta, toplumsal ve bireysel planda temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri organizasyonları ortadan kalkmakta, insanlar yardıma muhtaç hale gelmektedirler. Deprem, yanardağ patlaması, sel baskını, heyelan vb doğal afetler nedeniyle oluşan muhtaçlık durumu geçici bir durum iken beşer eliyle oluşan felaketlerin yol açtığı muhtaçlık durumu derin …
Bu yazı, cevaplarını bulmuş bir yol göstericiden çok, daralmanın sebepleri ve çıkış yolları için bazı sorular sorma ve aynı saftakilerle dertleşme niyetindedir. Acaba Müslümanların bir gündemi var mıdır? Suyun üstünde sürüklenmekte miyiz yoksa akışı yönlendirebiliyor muyuz? Acaba niceliğe ve kitleselleşmeye mağlup mu olduk? Bununla ilişkili olarak “demokrasi”/çokluk kıymetin belirleyicisi mi oldu? “Söz”ümüzü, sosyal medyadaki “etkileşim” adedi mi şekillendiriyor? “Cihad”ımızın göstergesi organizasyonel kabiliyetimiz ve hesaplı “katılım sağlama”larımız mı?
Yapay Zekâ ve Dijital Sömürgecilik: Tekno-Endüstriyel Çağda Yeni Neo-Sömürgeci Paradigmalar
21.yüzyılda önce bilgisayarın sonrasında internetin nihayetinde, yapay zekânın dâhil olduğu hızlı ve sınırların zorlandığı radikal teknolojik süreçlerle karşı karşıyayız. İnternet ve çip teknolojileri sadece bilgisayarın hızını artırmadı aynı zamanda bilgisayarın sınırlarını ve işlevlerini de artırmıştır. Karmaşık işlevleri kolaylaştırarak yerine getirebilen YZ, bilgisayarların akıllı makineler haline gelmesidir. Yapay Zekâ’nın hem üretilme hem de kullanılması sürecinde disiplinlerarası bilgilerden faydalanılır. Makine öğrenimi ve derin öğrenme süreçleriyle öğrenen ve işleyen bir sistem olan yapay zekâ; bireyin, toplumların ve devletlerin hayatında büyük paradigmatik değişimler meydana getirmiştir. Veri setleriyle iş gören fakat salt algoritmik bir yapı olmayıp kuantum fiziği kapsamında işleyen yapay zekâ ve diğer teknolojiler, hem küreselleşmeyi hem de sömürgeciliği genişletmiştir. Makineleşme üzerinden olan klasik küreselleşme ve sömürgeleştirme yapay zekâ vd. teknolojilerle “dijital veya algoritmik” bir hiper küreselleşme ve sömürgeleştirmeye dönüşmüştür. Hem küreselleşme hem de sömürgeleştirme, dijitalleşmenin ve algoritmik yapıların sürece dahil olmasıyla hem yeni can suyu almıştır hem de yeniden şekillendirilmiştir. Başta YZ olmak üzere teknolojik gelişmeler, yeni bir dönem olan adına “tekno-endüstriyel neo-sömürgecilik” diyebileceğimiz bir süreç yaşanmaktadır.
Baconcu dünya tasavvuru, güç eksenli yani “mekanik” bir tasavvurdu. Bu tasavvurun tezahürü olan tarihsel sömürgecilik, güç ilişkilerinin meydana getirdiği eşitsizlikleri ve bağımlılıkları içeriyordu.
Bu yazının devamı 220. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
220. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Modern Devletin “Kim”liği: Bir İktidardan Fazlası
Bütün bir toplumu bir ideal etrafında birleştirmek için insanların bu ideali benimsemiş olması gerekir. Bu ideal toplum düzeninin meydana gelmesi için de ideal insan tanımlamasına uygun insanlar inşa etmek sosyolojinin doğası gereği elzemdir. Bu ideal insana ve topluma ulaşma sürecinde insanların aslında kim olduklarına ve/veya olmadıklarına, ne tür bir geçmişe sahip olduklarına, “biz” ve “öteki” …
Ölümlülük Tedavisinde Yeni Nesil Şirketler
İnsan ne için yaşar? Ölmek için mi? Ölmeyecek gibi yaşayanların ölmeyecek gibi ettikleri dualar hazır olunamayana dair bir refleks midir? İnsan niçin unutur? Merkezinde yer aldığını düşündüğü dünya hayatı, her zaman öyle olmadığı hâlde hangi kritere göre ‘tatlı’ gelir? Ölüme dair söylenecekler bizi ölümsüzlüğe dair söyleneceklere neden götürür?
Din Dilinde “Kontrolsüz Nas Kullanımı” Olgusu: “Faiz Yiyen, Annesiyle Kâbe’de Zina Etmiş gibidir.” Rivâyeti Örneği
Dolayısıyla gerek âyetlerin gerekse rivâyet malzemesinin dinî irşad ve öğretim faaliyetleri ya da akademik araştırmalarda kullanılabilmesi için bir tetkik sürecinden geçmesi gerektiği açıktır. Bu dikkate alınmadan yapılan iktibaslar, ilgili metinlerin ihtiva etmediği, maksadı aşan çok sayıda açıklamaya (tefsir) ve yorumlamaya (tevil) kapı aralamakta, sonuç olarak “Kontrolsüz Nas Kullanımı” diye isimlendirmeyi tercih ettiğimiz tablo ortaya çıkmaktadır. Buna göre “Kontrolsüz Nas Kullanımı”: Bir nassın ilmî tetkik süzgecinden geçirilmeden, gelenekten devralınan biçimleri ve bunlar üzerine yapılan yorumlar üzerinden dolaşıma sokulması, bir dinî öğretim ya da bilimsel araştırma materyali olarak işlev görmesi anlamına gelmektedir.
İnsani Yardım Stratejisinin ve İnfak Fıkhının Üretilmesi Neden Gereklidir
Doğal ya da beşer eliyle oluşmuş felaketler nedeniyle insanların normal yaşamları alt üst olmakta, toplumsal ve bireysel planda temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri organizasyonları ortadan kalkmakta, insanlar yardıma muhtaç hale gelmektedirler. Deprem, yanardağ patlaması, sel baskını, heyelan vb doğal afetler nedeniyle oluşan muhtaçlık durumu geçici bir durum iken beşer eliyle oluşan felaketlerin yol açtığı muhtaçlık durumu derin …
Zihniyet Daralması Karşısında Islahı Yeniden Kuşanmak
Bu yazı, cevaplarını bulmuş bir yol göstericiden çok, daralmanın sebepleri ve çıkış yolları için bazı sorular sorma ve aynı saftakilerle dertleşme niyetindedir. Acaba Müslümanların bir gündemi var mıdır? Suyun üstünde sürüklenmekte miyiz yoksa akışı yönlendirebiliyor muyuz? Acaba niceliğe ve kitleselleşmeye mağlup mu olduk? Bununla ilişkili olarak “demokrasi”/çokluk kıymetin belirleyicisi mi oldu? “Söz”ümüzü, sosyal medyadaki “etkileşim” adedi mi şekillendiriyor? “Cihad”ımızın göstergesi organizasyonel kabiliyetimiz ve hesaplı “katılım sağlama”larımız mı?
Alışverişe devam et