Muhitimde çok sık telâffuz edilen bir kavram var; şartlar kavramı… “Efendim, şartlar bunu gerektiriyor. Bu böyle oldu çünkü şartlar bunu zorunlu kıldı. Mevcut şartlar gereği böyle olmasında fayda vardır. Öyle yapmak zorundaydılar çünkü şartlar öyle vs.“ Her konuda gereğinden fazla yerini bulan ve beni de oldukça endişelendiren bu renksiz ifade tarzının, ortaya konulan hareketlerdeki eksiklikleri ve problemli karmaşıklıkları örten sıkıntılı bir tarafı olduğu muhakkak. Kullanıldığı her yerde âdeta meseleyi örtmeye, kapatmaya çalışan avam diline uygun düşen tarafları var. Halkın, kalabalık kitlelerin günlük hayatın dili olarak bu tarz konuşmalarının herhangi bir önemi yoktur. Çünkü onların dili bir sokak dilidir ama hayatı üç beş sahneden ibaret olsa da, gururdan kıvranan bazı fikir firarilerinin ve tavan arası ulemâlarının, her yenilgiyi şartların mecbur ettiği gösterişli bir zafer(!) gibi gösteriyor olmaları elbette bir hastalık hâlidir. Bu yönüyle bakıldığında bu mefhum, asla düşünen mes’ul bir zihnin ürünü değildir. Çünkü yaşanılmış tecrübeler göstermiştir ki; “şartlar“ üzerinden sürdürülen hayatlar, bize ait olmayan bazı olguları da zamanlı zamansız kabullenip bayağılıklar içinde zehirlenmemizi sağlamıştır. “Suç ve Ceza“da Marmaledov; “Nereye gideceğini bilmemenin ne anlama geldiğini biliyor musunuz?“ diye önemli bir soru sorar. Bu soru bir mânâda herkesin, ama özellikle de Müslüman zümrelerin kendi nefislerine sormaları lâzım gelen bir sorudur.
Bu yazının devamı
184. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Her ne kadar klasik ahlâk, iyi, güzel ve doğru arasında bir bağlantı görmekteyse de, derinlemesine bir bakış bu kavramların (hasletlerin) kimi zaman örtüşseler de, kimileyin de çatıştıklarını ortaya koyabilecektir. Belli ki güzel estetikle ilgilidir, doğru hakikatle, iyi ise fayda ile.
Yirmi yıla yakın zamandan beri Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak siyasal iktidarın başında bulunan Recep Tayyip Erdoğan, ülke sathındaki icraatlarını övgüyle kendi ağzından sıralarken, son birkaç yıldan bu yana, kültür ve eğitimde, sadece bu alanda pek başarılı olamadıklarını söylemektedir. Bunu aldığı eleştiriler üzerine mi yoksa sahiden kendi kaygısı olarak mı dile getirdiği bilinemez. Ancak görüldüğü kadarıyla ve öteden beri defalarca değinilen, konuşulan bir gerçektir bu noksanlık. Türkiye’de muhafazakâr kesimin kültür, sanat ve eğitim konularındaki tökezlemeleri hiç de son yirmi yılda başlamış değildir. Bağlı hatta bağımlı bulundukları geleneğin/genetiğin buna izin vermediğini görmedikleri, görmeye çalışmadıkları için doğmaktadır aslında söz konusu bir şey yapamamış olmaları.
Olay, henüz elektrikli aydınlatmanın yaygınlaşmadığı bir dönemde geçer. Evler gaz lambasıyla aydınlanır. Bella, saf bir kadındır. Kocası Jack’i çok sever. Kocasının da kendisini sevdiğinden emindir. Ne var ki Jack, bu güveni Bella’nın aleyhine kullanır.
İslam, bireysel hayattan toplumsal hayata, inançtan ibadete, ahlâktan siyasete, sanattan iktisada kadar hayatın her yönünü bütünüyle ele alan bir dindir. İslam’ın diğer alanlarının öğrenilmesi, uygulanması ne kadar önemliyse iktisada ait hükümlerin öğrenilmesi, uygulanması da o kadar önemlidir.İslam’ın diğer alanlarının öğrenilmesi, uygulanması
Efendim Şartlar Böyle
Hiç akla gelir miydi bu âşıklığım ey dil
Kim derdi ki bir gün bana divane desinler
Lâ Edrî
Muhitimde çok sık telâffuz edilen bir kavram var; şartlar kavramı… “Efendim, şartlar bunu gerektiriyor. Bu böyle oldu çünkü şartlar bunu zorunlu kıldı. Mevcut şartlar gereği böyle olmasında fayda vardır. Öyle yapmak zorundaydılar çünkü şartlar öyle vs.“ Her konuda gereğinden fazla yerini bulan ve beni de oldukça endişelendiren bu renksiz ifade tarzının, ortaya konulan hareketlerdeki eksiklikleri ve problemli karmaşıklıkları örten sıkıntılı bir tarafı olduğu muhakkak. Kullanıldığı her yerde âdeta meseleyi örtmeye, kapatmaya çalışan avam diline uygun düşen tarafları var. Halkın, kalabalık kitlelerin günlük hayatın dili olarak bu tarz konuşmalarının herhangi bir önemi yoktur. Çünkü onların dili bir sokak dilidir ama hayatı üç beş sahneden ibaret olsa da, gururdan kıvranan bazı fikir firarilerinin ve tavan arası ulemâlarının, her yenilgiyi şartların mecbur ettiği gösterişli bir zafer(!) gibi gösteriyor olmaları elbette bir hastalık hâlidir. Bu yönüyle bakıldığında bu mefhum, asla düşünen mes’ul bir zihnin ürünü değildir. Çünkü yaşanılmış tecrübeler göstermiştir ki; “şartlar“ üzerinden sürdürülen hayatlar, bize ait olmayan bazı olguları da zamanlı zamansız kabullenip bayağılıklar içinde zehirlenmemizi sağlamıştır. “Suç ve Ceza“da Marmaledov; “Nereye gideceğini bilmemenin ne anlama geldiğini biliyor musunuz?“ diye önemli bir soru sorar. Bu soru bir mânâda herkesin, ama özellikle de Müslüman zümrelerin kendi nefislerine sormaları lâzım gelen bir sorudur.
Hesap Oluştur / Giriş Yap
Bu yazının devamı 184. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kur’ân Ahlâkı Üzerine Bazı Düşünceler
Her ne kadar klasik ahlâk, iyi, güzel ve doğru arasında bir bağlantı görmekteyse de, derinlemesine bir bakış bu kavramların (hasletlerin) kimi zaman örtüşseler de, kimileyin de çatıştıklarını ortaya koyabilecektir. Belli ki güzel estetikle ilgilidir, doğru hakikatle, iyi ise fayda ile.
Eleştirinin Maliyetine Giriş
Yirmi yıla yakın zamandan beri Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak siyasal iktidarın başında bulunan Recep Tayyip Erdoğan, ülke sathındaki icraatlarını övgüyle kendi ağzından sıralarken, son birkaç yıldan bu yana, kültür ve eğitimde, sadece bu alanda pek başarılı olamadıklarını söylemektedir. Bunu aldığı eleştiriler üzerine mi yoksa sahiden kendi kaygısı olarak mı dile getirdiği bilinemez. Ancak görüldüğü kadarıyla ve öteden beri defalarca değinilen, konuşulan bir gerçektir bu noksanlık. Türkiye’de muhafazakâr kesimin kültür, sanat ve eğitim konularındaki tökezlemeleri hiç de son yirmi yılda başlamış değildir. Bağlı hatta bağımlı bulundukları geleneğin/genetiğin buna izin vermediğini görmedikleri, görmeye çalışmadıkları için doğmaktadır aslında söz konusu bir şey yapamamış olmaları.
Filistin Cephesinde Değişen Bir Şey Yok: İhanet, Drama, Cinayet, Kehanet ve Kıyamet
Yahudi Siyonizmi: Siyonizm, bedeni doğu, aklı batı, ruhu araf, kalbi sarı. Siyonizm, geçmişi Avrupa, bugünü Gazze, yarını Fırat. Siyonizm, dünü altın buzağı, şimdisi kızıl düve, sonrası kurban. Siyonizm, okuduğu Tevrat, anladığı Kâbil, anlamadığı 10 Emir. Siyonizm, adı Kudüs, sanı hırsız, cismi katil. Siyonizm, tutunduğu dünya, istikameti Gog ve Magog, menzilinde altın çağ. Siyonizm, Tanrı’yı ırkçı zanneden ve O’na sürekli şımaran.
Gaslighting: Gaz Lambasının Unutulmaz Marifetleri
Olay, henüz elektrikli aydınlatmanın yaygınlaşmadığı bir dönemde geçer. Evler gaz lambasıyla aydınlanır. Bella, saf bir kadındır. Kocası Jack’i çok sever. Kocasının da kendisini sevdiğinden emindir. Ne var ki Jack, bu güveni Bella’nın aleyhine kullanır.
İslam İktisadı
İslam, bireysel hayattan toplumsal hayata, inançtan ibadete, ahlâktan siyasete, sanattan iktisada kadar hayatın her yönünü bütünüyle ele alan bir dindir. İslam’ın diğer alanlarının öğrenilmesi, uygulanması ne kadar önemliyse iktisada ait hükümlerin öğrenilmesi, uygulanması da o kadar önemlidir.İslam’ın diğer alanlarının öğrenilmesi, uygulanması
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.