Muhitimde çok sık telâffuz edilen bir kavram var; şartlar kavramı… “Efendim, şartlar bunu gerektiriyor. Bu böyle oldu çünkü şartlar bunu zorunlu kıldı. Mevcut şartlar gereği böyle olmasında fayda vardır. Öyle yapmak zorundaydılar çünkü şartlar öyle vs.“ Her konuda gereğinden fazla yerini bulan ve beni de oldukça endişelendiren bu renksiz ifade tarzının, ortaya konulan hareketlerdeki eksiklikleri ve problemli karmaşıklıkları örten sıkıntılı bir tarafı olduğu muhakkak. Kullanıldığı her yerde âdeta meseleyi örtmeye, kapatmaya çalışan avam diline uygun düşen tarafları var. Halkın, kalabalık kitlelerin günlük hayatın dili olarak bu tarz konuşmalarının herhangi bir önemi yoktur. Çünkü onların dili bir sokak dilidir ama hayatı üç beş sahneden ibaret olsa da, gururdan kıvranan bazı fikir firarilerinin ve tavan arası ulemâlarının, her yenilgiyi şartların mecbur ettiği gösterişli bir zafer(!) gibi gösteriyor olmaları elbette bir hastalık hâlidir. Bu yönüyle bakıldığında bu mefhum, asla düşünen mes’ul bir zihnin ürünü değildir. Çünkü yaşanılmış tecrübeler göstermiştir ki; “şartlar“ üzerinden sürdürülen hayatlar, bize ait olmayan bazı olguları da zamanlı zamansız kabullenip bayağılıklar içinde zehirlenmemizi sağlamıştır. “Suç ve Ceza“da Marmaledov; “Nereye gideceğini bilmemenin ne anlama geldiğini biliyor musunuz?“ diye önemli bir soru sorar. Bu soru bir mânâda herkesin, ama özellikle de Müslüman zümrelerin kendi nefislerine sormaları lâzım gelen bir sorudur.
Bu yazının devamı
184. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Müslümanın en büyük ideali iyi bir ölümle ölmektir. Müslüman olarak ölmektir ama dönüşen neydi, ne oldu da hâlihazırda Müslümanlara gelecekle ilgili en büyük beklentin, talebin nedir diye sorulduğunda “Müslüman olarak ölmektir.” cevabı alınamaz hâle gelindi? Elbette belli şeyleri yitirerek belli tarzda bir varoluşa dayalı hale geldiğimiz, belli tarzda var olma pratiğine angaje olduğumuz için artık öyle bir soruya böyle bir cevap verilemediği ifade edilebilir.
Günler, aylar, yıllar geçiyor ve dünyamız kederleriyle yaşlanıyor. Savaşlar, sahte barışlar, yalanlar üzerine kurulmuş aldatıcı anlaşmalar, zulümler, kahırlar, heder edilen canlar ve hayatla sürüp giden ama hiç değişmeyen insanlığın tarihi,
Tarihin hiçbir aşamasında tek bir hakikat iddiası mutlak egemen olmamış; insanlar, toplumlar, devletler ve medeniyetler arası mücadele ve savaş mutlak anlamda son bulmamıştır. Varlık âleminde herşey zıddıyla kaim olmuştur. Gündüzün hikmeti gecede, imanın küfürde, sıcağın soğukta, bilginin cehalette saklıdır. İçtimai yaşamda da bu kural tarih boyunca geçerli olmuş, “Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan çıkar.” vecizesiyle izah edilmiştir.
Bazı kavramların tümüyle, bir bölümünün ise kısmen tahrifata uğradığı, Kur’an’daki kullanılan anlam ve ilk dönemde üstlendiği fonksiyon ile günümüzdeki kullanımı arasında büyük bir kaymanın olduğu açıktır. Bir lisan içindeki kavramsal değişmelerin,
İyilik postunda açık, aleni kötülük yapılmaktadır:
Çünkü iyinin ölçütü, kapitalist düzende “refah ve huzur” içinde yaşayabilmek, yeryüzünde cenneti kurmak olarak belirlenmiştir…
Çünkü iyilik, ölümden ve ölüme hazırlayacak olan her türlü ilkeden arınmak olarak tanımlanmıştır…
Çünkü iyilik, bilinmeyen zamana ve tahmin edilemeyen bedele teslim edilemeyecek kadar mülk edinilmiştir…
Efendim Şartlar Böyle
Hiç akla gelir miydi bu âşıklığım ey dil
Kim derdi ki bir gün bana divane desinler
Lâ Edrî
Muhitimde çok sık telâffuz edilen bir kavram var; şartlar kavramı… “Efendim, şartlar bunu gerektiriyor. Bu böyle oldu çünkü şartlar bunu zorunlu kıldı. Mevcut şartlar gereği böyle olmasında fayda vardır. Öyle yapmak zorundaydılar çünkü şartlar öyle vs.“ Her konuda gereğinden fazla yerini bulan ve beni de oldukça endişelendiren bu renksiz ifade tarzının, ortaya konulan hareketlerdeki eksiklikleri ve problemli karmaşıklıkları örten sıkıntılı bir tarafı olduğu muhakkak. Kullanıldığı her yerde âdeta meseleyi örtmeye, kapatmaya çalışan avam diline uygun düşen tarafları var. Halkın, kalabalık kitlelerin günlük hayatın dili olarak bu tarz konuşmalarının herhangi bir önemi yoktur. Çünkü onların dili bir sokak dilidir ama hayatı üç beş sahneden ibaret olsa da, gururdan kıvranan bazı fikir firarilerinin ve tavan arası ulemâlarının, her yenilgiyi şartların mecbur ettiği gösterişli bir zafer(!) gibi gösteriyor olmaları elbette bir hastalık hâlidir. Bu yönüyle bakıldığında bu mefhum, asla düşünen mes’ul bir zihnin ürünü değildir. Çünkü yaşanılmış tecrübeler göstermiştir ki; “şartlar“ üzerinden sürdürülen hayatlar, bize ait olmayan bazı olguları da zamanlı zamansız kabullenip bayağılıklar içinde zehirlenmemizi sağlamıştır. “Suç ve Ceza“da Marmaledov; “Nereye gideceğini bilmemenin ne anlama geldiğini biliyor musunuz?“ diye önemli bir soru sorar. Bu soru bir mânâda herkesin, ama özellikle de Müslüman zümrelerin kendi nefislerine sormaları lâzım gelen bir sorudur.
Hesap Oluştur / Giriş Yap
Bu yazının devamı 184. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Mülkiyet, Özgürlük ve Adalet Bağlamında İktisadi İnsanın İmali
Müslümanın en büyük ideali iyi bir ölümle ölmektir. Müslüman olarak ölmektir ama dönüşen neydi, ne oldu da hâlihazırda Müslümanlara gelecekle ilgili en büyük beklentin, talebin nedir diye sorulduğunda “Müslüman olarak ölmektir.” cevabı alınamaz hâle gelindi? Elbette belli şeyleri yitirerek belli tarzda bir varoluşa dayalı hale geldiğimiz, belli tarzda var olma pratiğine angaje olduğumuz için artık öyle bir soruya böyle bir cevap verilemediği ifade edilebilir.
Söyleyecek Son Bir Sözümüz Olmalı
Günler, aylar, yıllar geçiyor ve dünyamız kederleriyle yaşlanıyor. Savaşlar, sahte barışlar, yalanlar üzerine kurulmuş aldatıcı anlaşmalar, zulümler, kahırlar, heder edilen canlar ve hayatla sürüp giden ama hiç değişmeyen insanlığın tarihi,
Yanlış İnsan Tasavvurunun İfşası: Batı, Self-Sosyal Öjenizm ve Gazze
Tarihin hiçbir aşamasında tek bir hakikat iddiası mutlak egemen olmamış; insanlar, toplumlar, devletler ve medeniyetler arası mücadele ve savaş mutlak anlamda son bulmamıştır. Varlık âleminde herşey zıddıyla kaim olmuştur. Gündüzün hikmeti gecede, imanın küfürde, sıcağın soğukta, bilginin cehalette saklıdır. İçtimai yaşamda da bu kural tarih boyunca geçerli olmuş, “Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan çıkar.” vecizesiyle izah edilmiştir.
Hilm Ve Halim’in Semantiği
Bazı kavramların tümüyle, bir bölümünün ise kısmen tahrifata uğradığı, Kur’an’daki kullanılan anlam ve ilk dönemde üstlendiği fonksiyon ile günümüzdeki kullanımı arasında büyük bir kaymanın olduğu açıktır. Bir lisan içindeki kavramsal değişmelerin,
Bu Dünyada Yeteri Kadar Acı Yok mu?
İyilik postunda açık, aleni kötülük yapılmaktadır:
Çünkü iyinin ölçütü, kapitalist düzende “refah ve huzur” içinde yaşayabilmek, yeryüzünde cenneti kurmak olarak belirlenmiştir…
Çünkü iyilik, ölümden ve ölüme hazırlayacak olan her türlü ilkeden arınmak olarak tanımlanmıştır…
Çünkü iyilik, bilinmeyen zamana ve tahmin edilemeyen bedele teslim edilemeyecek kadar mülk edinilmiştir…
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.