Bugün dünya genelinde, özellikle de Ortadoğu coğrafyasında yaşananlar Walter Benjamin’in tarihi tespitini haklı çıkarır nitelikte: “Hiçbir medeniyet nişanesi yoktur ki aynı zamanda barbarlığa da bir çağrı olmasın.” Şüphesiz yirminci yüzyıl tarihi barbarlıkla medeniyetin özdeşleştiği gerçekliklerle doludur. Achille Mbembe’nin son eseri Nekro-politikalar (Türkçeye Düşmanlık Politikaları olarak çevrilmiş) günümüz dünyasında yaşam ve ölüm alanlarının nasıl belirlendiğini detaylıca ele alır. Modern devletler iktidarı bilgi üreterek sağlar, şüphesiz Michel Foucault’nun biyo-politik olarak adlandırdığı yönetim sanatı ya da mantığı sayesinde toplumların ihtiyaçları, maddi-manevi, dinsel, kültürel ya da ideolojik gereçlerle karşılanırdı, bugün modern devlet yapılarına baktığımızda uzun bir süredir refah, mutlu, mutmain ve özgür toplumlar görmek olasıdır, bu bir hakikat. Bu hakikat şunu da gösteriyor elbette, modernleşme çabalarıyla bir türlü modernleşemeyen Ortadoğu ülkeleri bu refah toplum modelinden bir türlü nasibini alamadı. Aslında iktidarı sağlayan; bilgiyi ya da entelektüel hafızayı yönetme becerisidir, entelektüel hafızayı ya da bilgi üretme eylemini bir tehdit olarak gören totaliter sistemler, bilgiyi resmî devlet politikasına dönüştürdükleri andan itibaren halk tehdit altındadır demektir.
Bu yazının devamı
214. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Önceki süreçte makine, emperyalizmin aracı iken yeni süreçte başta internet ve yapay zekâ olmak üzere yeni teknolojiler neo-emperyalizmin araçları olmuştur. Tekno-feodalizm kendi ülkelerinde egemenlik sağlarken, tekno emperyalizm başka ülkelerde egemenlik sağlama unsuru olmuştur.
Nasr suresini tefsir ederken, Allah’ın; peygamberliği Mekke’nin fethiyle sonlandırdığı gibi bu peygamberliğin kitabını da bu büyük fetihden bahsederek sona erdirdiğini söylemiştik. Bu durum hakikatin, peygamberliğin merkezine
Tarih boyunca toplumların hikâyesi “Nasıl?” ve “Niçin?” soruları ekseninde ilerlemiştir. Değişik dönemlerde farklı isim ve iddialarla ortaya çıkan ideolojiler, hakîkatin inkârı için tahrif kuluçkası olmuştur. Mutlak hakîkat ile bağların kopması keyfîliği beslemiş ve bundan en fazla teolojik söylemler zarar görmüştür. İslâm açısından ise yara alan Müslüman kimlik olmuştur. Keyfîliğin kendisi anlamsızlık iken, aynı zamanda anlamsızlıktan beslenmekle de mâlûldür. Bu yönüyle keyfîlik, hevâ-hevesi ilâh edinmenin sebebidir. Yani keyfîlik, her durumda hakîkatten uzaklaştıran bir illettir. Tarih okumalarının bu eksende ilerlemesinin nasıl bir sonuç doğuracağı ise izahtan varestedir.
Giderek yaygınlaşan bir serzeniş var: “Suçlunun yanına kâr kalıyor.” Sokakta, özel sohbetlerde, sosyal medyada hemen her gün, “Nasıl olsa iki gün sonra serbest kalır.” sözü dile getirilir. İnsanlar yalnızca dâvaları değil, trafikteki kural ihlallerini, iş cinayetlerini, nefret söylemlerini, çevre
‘Ölüm fikri’ ile ‘dünyevîleşme’ arasında doğrudan bir ilişki vardır. Dünyevîleşme, ölümü unutmanın, ahiret yokmuş gibi yaşamanın diğer adıdır. Dünyevîleşme zilletinden kurtulmanın önemli bir imkânı, ölüm üzerine tefekkür etmektir.
Nekropolitikalar ve Ortadoğu
Bugün dünya genelinde, özellikle de Ortadoğu coğrafyasında yaşananlar Walter Benjamin’in tarihi
tespitini haklı çıkarır nitelikte: “Hiçbir medeniyet nişanesi yoktur ki aynı zamanda barbarlığa da bir çağrı
olmasın.” Şüphesiz yirminci yüzyıl tarihi barbarlıkla medeniyetin özdeşleştiği gerçekliklerle doludur. Achille Mbembe’nin son eseri Nekro-politikalar (Türkçeye Düşmanlık Politikaları olarak çevrilmiş) günümüz dünyasında yaşam ve ölüm alanlarının nasıl belirlendiğini detaylıca ele alır. Modern devletler iktidarı bilgi üreterek sağlar, şüphesiz Michel Foucault’nun biyo-politik olarak adlandırdığı yönetim sanatı ya da mantığı sayesinde toplumların ihtiyaçları, maddi-manevi, dinsel, kültürel ya da ideolojik gereçlerle karşılanırdı, bugün modern devlet yapılarına baktığımızda uzun bir süredir refah, mutlu, mutmain ve özgür toplumlar görmek olasıdır, bu bir hakikat. Bu hakikat şunu da gösteriyor elbette, modernleşme çabalarıyla bir türlü modernleşemeyen Ortadoğu ülkeleri bu refah toplum modelinden bir türlü nasibini alamadı. Aslında iktidarı sağlayan; bilgiyi ya da entelektüel hafızayı yönetme becerisidir, entelektüel hafızayı ya da bilgi üretme eylemini bir tehdit olarak gören totaliter sistemler, bilgiyi resmî devlet politikasına dönüştürdükleri andan itibaren halk tehdit altındadır demektir.
Bu yazının devamı 214. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Yapay Zekâ ve Dijital Sömürgecilik: Tekno-Endüstriyel Çağda Yeni Neo-Sömürgeci Paradigmalar
Önceki süreçte makine, emperyalizmin aracı iken yeni süreçte başta internet ve yapay zekâ olmak üzere yeni teknolojiler neo-emperyalizmin araçları olmuştur. Tekno-feodalizm kendi ülkelerinde egemenlik sağlarken, tekno emperyalizm başka ülkelerde egemenlik sağlama unsuru olmuştur.
Leheb Suresi Tefsiri Hamîduddîn El-Ferâhi
Nasr suresini tefsir ederken, Allah’ın; peygamberliği Mekke’nin fethiyle sonlandırdığı gibi bu peygamberliğin kitabını da bu büyük fetihden bahsederek sona erdirdiğini söylemiştik. Bu durum hakikatin, peygamberliğin merkezine
İslâm’ın İnsanlığa Vâdettikleri III / Medeniyetler Karşılaşması ve Müslümanlar
Tarih boyunca toplumların hikâyesi “Nasıl?” ve “Niçin?” soruları ekseninde ilerlemiştir. Değişik dönemlerde farklı isim ve iddialarla ortaya çıkan ideolojiler, hakîkatin inkârı için tahrif kuluçkası olmuştur. Mutlak hakîkat ile bağların kopması keyfîliği beslemiş ve bundan en fazla teolojik söylemler zarar görmüştür. İslâm açısından ise yara alan Müslüman kimlik olmuştur. Keyfîliğin kendisi anlamsızlık iken, aynı zamanda anlamsızlıktan beslenmekle de mâlûldür. Bu yönüyle keyfîlik, hevâ-hevesi ilâh edinmenin sebebidir. Yani keyfîlik, her durumda hakîkatten uzaklaştıran bir illettir. Tarih okumalarının bu eksende ilerlemesinin nasıl bir sonuç doğuracağı ise izahtan varestedir.
İdeal Olan Hukuk İle Vicdani Olanın Örtüşmesidir
Giderek yaygınlaşan bir serzeniş var: “Suçlunun yanına kâr kalıyor.” Sokakta, özel sohbetlerde, sosyal medyada hemen her gün, “Nasıl olsa iki gün sonra serbest kalır.” sözü dile getirilir. İnsanlar yalnızca dâvaları değil, trafikteki kural ihlallerini, iş cinayetlerini, nefret söylemlerini, çevre
Ölüm Üzerine Tefekkür
‘Ölüm fikri’ ile ‘dünyevîleşme’ arasında doğrudan bir ilişki vardır. Dünyevîleşme, ölümü unutmanın, ahiret yokmuş gibi yaşamanın diğer adıdır. Dünyevîleşme zilletinden kurtulmanın önemli bir imkânı, ölüm üzerine tefekkür etmektir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.