Tuz basılan yaralara tel tel akan tere tezeneye türküye
Uykular ısmarlanmış dalgalar vururken
‘ey cehennem böyle bir kurban gerekmiş sana’
bu ağıtların gitmeyle derdin ne?
bu azgın sulardan süzülerek gelen
Sallanıp duruyor altımda deniz
Sen benim son düşümsün
Karşılaştık mı daha evvel?
Alacaklısın göçüp giden yanımdan
Seyrek dokunuşlarımdan
Durgun sularımdan
İyi bak gördüğün huzmelere:
‘Kestiiiik’ diyen sesin yankısı duyuluyor
Bol korunaklı sitelerimizden
Yüzüne ancak mobeselerde rastlayan ben
Takılıp kalıyorum gözlerinde
Gündüzleri Maria Magdalena’yı taşlayıp
Sonra şiirin başucuna kıvrılamaz mıyım?
mafima’ya mektuplar
Şimdi karşında uykusuzluk abidesi
Ren geyiğine binmiş
Umut arayışında.
Sızlanan dizelerde büklüm büklüm
bitmemiş bir romanın kahramanı gibi
sağa sola yalpalanmakta
Doğru ya.
Bir mektubunda demiştin Mafima;
Hani hastalıkta sağlıktaydı
dileğimiz diye.
Yanan bir odun sobasında
kayboldu hayaller şimdi.
Cayır cayır yanan ateşe akıttı zehrini.
Sanma!
Sanma birkaç sayfada bitecek
yokluğun,
yokluğunu saklayan
o iki dirhem masumiyetin.
Geçmişe saplanan bir trene biniyor
biriktirdiklerimizin arta kalanı.
Umuda doğru yol almak istercesine.
Gereksiz ama gereğinden çok düşünülenleri
arkamıza alıp
ve ben hiç biz olamayışımızı kutlarken;
elveda kokan bir sokakta
bu neyin sonsuzluğu diye düşünmedin mi hiç?
Söylesene Mafima
Hangi göğün yağmuruna tutuldun sen?
II.
Bilmiyorum artık
ardın sıra gelen kelimelerin
içimde büzüşlerini.
Rıhtımı olmayan bir kentin
kıyısından geçerken
seni hatırlarım belki.
Kaç ölümün seni bana yakın edeceğini düşünürüm mesela.
Ölüm bir tek benim sırtımı sıvazlamayacak Mafima.
Şimdi yüreğimdeki kuyularda boğuluyor,
gelmeyişine doldurduğum hüzünlerle beraber.
Yazar
İlgili Yazılar
Tuz Basılan
Tuz basılan yaralara tel tel akan tere tezeneye türküye
Uykular ısmarlanmış dalgalar vururken
‘ey cehennem böyle bir kurban gerekmiş sana’
bu ağıtların gitmeyle derdin ne?
bu azgın sulardan süzülerek gelen
Sallanıp duruyor altımda deniz
Şiir
vaziyet
başlamaya hasretli dilim
ötelerden belletilene köprüsün
çaktın kibriti lazım değil ruh
elinde eksik tarif
önünde müşkül bir yol
kalbimin ortasından dilimin ucuna kıvranan
geldiğin gibi olmuyorsun hiç
senden değil bu elbet
rahat ol
şamar oğlanı zaman
Büyüdük Küçüldü Sözlerimiz
Söz dağlarında heyelan oldu, kaldık buralarda,
Dil ateşten seyelan oldu, yandık bu dağlarda.
Dönemiyorum, geçmişim şaşalı kaldı benim,
Diyemiyorum, geleceğim umuttandır benim.
Büyüdük, küçüldü sözlerimiz,
Üzüldük, yaşlandı gözlerimiz.
İlkbahar’da yapraklar dökülür bu devranda,
Sonbahar’da açar çiçekler korunan kurganda.
Şiir
Sen benim son düşümsün
Karşılaştık mı daha evvel?
Alacaklısın göçüp giden yanımdan
Seyrek dokunuşlarımdan
Durgun sularımdan
İyi bak gördüğün huzmelere:
‘Kestiiiik’ diyen sesin yankısı duyuluyor
Bol korunaklı sitelerimizden
Yüzüne ancak mobeselerde rastlayan ben
Takılıp kalıyorum gözlerinde
Gündüzleri Maria Magdalena’yı taşlayıp
Sonra şiirin başucuna kıvrılamaz mıyım?
Kudüs Bakışlı Çocuğa Minnetle
Ey çağın ebabili,
Kudüs gülüşlü çocuk
Öğrettiğin onca şey için
Sana minnettarız