Geleneksel edebiyat teorisi ekseninden bakıldığında özellikle roman bağlamında, bazı siyasi romanlarda görülebilecek ülke vurgulamaları bir yana, özellikle yerleşim yerleri olarak şehirlerin, kasabaların, köylerin arka planda ve ön planda işlendiği ve böylece yazılan roman için söz konusu olacak bir mekân oluşumun gerçekleşmiş olduğu görülecektir. Romanın yazılışı sırasında gerek kurgu ve gerekse akışla birlikte metnin oluşumunu da şekillendiren bu şehir, kasaba ve köy işlemelerinin, bundan da öte ele alınan yerleşim birimi üzerinden bütün metne bir mekân sağladığı, dahası metnin yerleşimini, uzamını, metnin yerini, göğünü, temelini, çevresini dahi oluşturduğu, dahası ise oluşturulmak istenen üsluba bağlı biçimde bazı romanlarda, örneğin Türk romanının serüveninde oldukça etkin bir biçimde izlediğimiz köy romanlarında görüleceği üzere, metnin dilini dahi şekillendirebildiğinden söz edebiliriz.
Bu anlamda esas olan seçilen metnin kurgusal biçimde oluşturulmuş ya da gerçek hayattan alınan bir mekân olmasına da bağlı biçimde roman karakterleriyle işlenen mekânın birleşimi ve anlatının uyumlu akışı olduğu da açıktır. Bu oldukça önemlidir, zira bu anlamda bir uyumluluk bahse konu romanın esasını teşkil etmesi bir yana, başka bir açıdan da yazınsal anlamda o romanla başlayan ya da öncesinden başlamış olan bir tarzın gelişkin ve yeni bir örneğini ortaya koyması bakımından da teknik olduğu kadar estetik bir önem arz edecektir. Bu çerçevede verilebilecek yerli ya da yabancı birçok örnek; Dostoyevski’nin Moskova’sı, Kafka’nın Prag’ı, Proust’un Combray’i, Hemingway’in Amerika’sı Yakup Kadri’nin ve Oğuz Atay’ın Ankara’sı, Mithat Cemal’in ve Orhan Pamuk’un İstanbul’u, Yusuf Atılgan’ın belli belirsiz taşrası, Yaşar Kemal’in Çukurova’sı vs… ele almış oldukları tema ve mekân birleşimi açısından oldukça manidar örneklikler teşkil etmektedirler.
Bu yazının devamı
220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İnsan her daim yolcudur. Yavrucuğum, adımlarına dikkat et. Güdülerinin seni yönetmesine izin vermemek için dik tut bilincini ve bedenini. Aksi hâlde yolcu olduğunu unutur ve bilincini kaybedersin. Yolda olmak, sınanmaktır. Ve günahların çoğu imtihan sırasında düşülen çukurlardadır. Tehlikeyi sezemeyecek kadar bilincini kaybedip çıkmaz sokaklara saparsan zincirleme kazalara kurban gidersin.
Satranç oynuyoruz saatlerdir. Saat gece bir olmuş. Çoğunlukla yeniliyorum, bazen de yeniyorum. Bilerek mi yeniliyor, gerçekten yeniyor muyum emin olamıyorum. Bilerek yenildiğini belli edecek hamleler yapmıyor. Ama yenememem lazım dokuz yaşındaki satranç bilgimle.
“Her evin, bütün gün boyunca bir yanı güneş, bir yanı gölge olan bir avlusu vardır. Burada suyun sesi, çiçeklerin renkleri, meyvenin, sebzenin kokusu vardır.” diyen mimarların göçüp gittiği günlerdi. Camiye, cemaate, ezana vakitsiz günlerden bir gündü ve saat durdu. Dünyanın savaşına kumanda tuttuğumuz anlardan birinde! Dünden kalan yemeği, limon kokulu çöp torbasına attığımız akşamüzerinde! Masallarla küs uyuyan çocuğun odasına, peşin fiyatına taksitle halı aldığımız o mağazada! O lokalde, o kitapçıda, o sahilde… Nasıl çıkmışsanız, o halde! Elendik. Evet… Elendiniz!
Yolum, ömrüm boyunca hiç ayak basmadığım; kıssalarda, hikâyelerde, belgesellerde dinleyip gördüğüm çöllerden bir çöle düştü. Yalnız bu çöl diğer çöllerden biraz farklı. Kum taneleri, kelimelerden oluşan bir çöl. Her ayak basışımda kelimeler de yer değiştiriyor.
Türkiye sinemasında dindarlık ve dini temaların olduğu pek çok film vardır. Bu filmler dönemin koşullarına göre değişkenlik gösterir ve Türk modernleşmesi ile doğrudan ilgilidir. Halil Uzdu ilk dönem Türk Sineması’nda, din olgusunun genelde ilerlemeyi engelleyici unsur olarak değerlendirildiğini
Zeyniler Köyü ve Çalıkuşu’nun İzinde Bir Yolculuk
Geleneksel edebiyat teorisi ekseninden bakıldığında özellikle roman bağlamında, bazı siyasi romanlarda görülebilecek ülke vurgulamaları bir yana, özellikle yerleşim yerleri olarak şehirlerin, kasabaların, köylerin arka planda ve ön planda işlendiği ve böylece yazılan roman için söz konusu olacak bir mekân oluşumun gerçekleşmiş olduğu görülecektir. Romanın yazılışı sırasında gerek kurgu ve gerekse akışla birlikte metnin oluşumunu da şekillendiren bu şehir, kasaba ve köy işlemelerinin, bundan da öte ele alınan yerleşim birimi üzerinden bütün metne bir mekân sağladığı, dahası metnin yerleşimini, uzamını, metnin yerini, göğünü, temelini, çevresini dahi oluşturduğu, dahası ise oluşturulmak istenen üsluba bağlı biçimde bazı romanlarda, örneğin Türk romanının serüveninde oldukça etkin bir biçimde izlediğimiz köy romanlarında görüleceği üzere, metnin dilini dahi şekillendirebildiğinden söz edebiliriz.
Bu anlamda esas olan seçilen metnin kurgusal biçimde oluşturulmuş ya da gerçek hayattan alınan bir mekân olmasına da bağlı biçimde roman karakterleriyle işlenen mekânın birleşimi ve anlatının uyumlu akışı olduğu da açıktır. Bu oldukça önemlidir, zira bu anlamda bir uyumluluk bahse konu romanın esasını teşkil etmesi bir yana, başka bir açıdan da yazınsal anlamda o romanla başlayan ya da öncesinden başlamış olan bir tarzın gelişkin ve yeni bir örneğini ortaya koyması bakımından da teknik olduğu kadar estetik bir önem arz edecektir. Bu çerçevede verilebilecek yerli ya da yabancı birçok örnek; Dostoyevski’nin Moskova’sı, Kafka’nın Prag’ı, Proust’un Combray’i, Hemingway’in Amerika’sı Yakup Kadri’nin ve Oğuz Atay’ın Ankara’sı, Mithat Cemal’in ve Orhan Pamuk’un İstanbul’u, Yusuf Atılgan’ın belli belirsiz taşrası, Yaşar Kemal’in Çukurova’sı vs… ele almış oldukları tema ve mekân birleşimi açısından oldukça manidar örneklikler teşkil etmektedirler.
Bu yazının devamı 220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Tevbe Hayat Yolunun Neresindedir?
İnsan her daim yolcudur. Yavrucuğum, adımlarına dikkat et. Güdülerinin seni yönetmesine izin vermemek için dik tut bilincini ve bedenini. Aksi hâlde yolcu olduğunu unutur ve bilincini kaybedersin. Yolda olmak, sınanmaktır. Ve günahların çoğu imtihan sırasında düşülen çukurlardadır. Tehlikeyi sezemeyecek kadar bilincini kaybedip çıkmaz sokaklara saparsan zincirleme kazalara kurban gidersin.
Efendibaba
Satranç oynuyoruz saatlerdir. Saat gece bir olmuş. Çoğunlukla yeniliyorum, bazen de yeniyorum. Bilerek mi yeniliyor, gerçekten yeniyor muyum emin olamıyorum. Bilerek yenildiğini belli edecek hamleler yapmıyor. Ama yenememem lazım dokuz yaşındaki satranç bilgimle.
Sevgiyle Yap
“Her evin, bütün gün boyunca bir yanı güneş, bir yanı gölge olan bir avlusu vardır. Burada suyun sesi, çiçeklerin renkleri, meyvenin, sebzenin kokusu vardır.” diyen mimarların göçüp gittiği günlerdi. Camiye, cemaate, ezana vakitsiz günlerden bir gündü ve saat durdu. Dünyanın savaşına kumanda tuttuğumuz anlardan birinde! Dünden kalan yemeği, limon kokulu çöp torbasına attığımız akşamüzerinde! Masallarla küs uyuyan çocuğun odasına, peşin fiyatına taksitle halı aldığımız o mağazada! O lokalde, o kitapçıda, o sahilde… Nasıl çıkmışsanız, o halde! Elendik. Evet… Elendiniz!
Anahtar Kelimeler
Yolum, ömrüm boyunca hiç ayak basmadığım; kıssalarda, hikâyelerde, belgesellerde dinleyip gördüğüm çöllerden bir çöle düştü. Yalnız bu çöl diğer çöllerden biraz farklı. Kum taneleri, kelimelerden oluşan bir çöl. Her ayak basışımda kelimeler de yer değiştiriyor.
Modern Dünyada Takva’yı Anlamak
Türkiye sinemasında dindarlık ve dini temaların olduğu pek çok film vardır. Bu filmler dönemin koşullarına göre değişkenlik gösterir ve Türk modernleşmesi ile doğrudan ilgilidir. Halil Uzdu ilk dönem Türk Sineması’nda, din olgusunun genelde ilerlemeyi engelleyici unsur olarak değerlendirildiğini
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.