Giderek yaygınlaşan bir serzeniş var: “Suçlunun yanına kâr kalıyor.” Sokakta, özel sohbetlerde, sosyal medyada hemen her gün, “Nasıl olsa iki gün sonra serbest kalır.” sözü dile getirilir. İnsanlar yalnızca dâvaları değil, trafikteki kural ihlallerini, iş cinayetlerini, nefret söylemlerini, çevre tahribatını da dikkate alıyor ve suç işleyenlerin hangi yaptırımlarla karşılaşacağını yakından takip ediyor. Sonunda giderek kalıcı hale gelen bir ruh hali ortaya çıkıyor: Cezasızlık algısı…
Her şeyden önce, bir cezanın, işlenen suçun ağırlığına göre verilmesi ve en etkili şekilde infaz edilmesi gerekir. Eğer işlenen suçun ağırlığından daha fazla veya daha az ceza verilirse buna tepki gösterilmesi normaldir. Bu nedenle kasten öldürme gibi suçların cezaları yüksek tutulur, yüksek tutulan söz konusu ceza süreleri cezayla orantılı bir şekilde de infaz edilir.
“Cezasızlık” ile “cezasızlık algısı” kavramlarını birbirine karıştırmamak gerek.
Bu yazının devamı
223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İnsan, kulluk yani verili yetenek ve kapasitesi gereği kendisine tahsis edilen görevleri icra etmek için yaratılmıştır. Kulluk ise ‘söz dinlemek’ demektir. Nitekim Yüce Allah’a göre, ‘her türlü sözü dinleyip en iyisine uymak’, erdemine vurgu yapan: “…Çünkü onlar, çeşitli sözler duyar, farklı görüşler dinler; ama onların en güzeline, Allah’ın sözüne uyarlar…” tespiti, aklı başında olan insan için en değerli kulluktur. Bu kulluğun gösteri alanı ise dünya hayatıdır. Yine bu hayatın en güzel gösterisi de ibadet ve adalettir.
İnsanların şiddete başvurmalarını çoğunlukla toplum, din veya kültür bağlantılı olarak ele alma eğilimi çalışmalara hâkim durumdadır. Bu yaklaşımların, bir dinin ve özellikle İslâm’ın bu soruna sunduğu çözümü ortaya çıkarmakta yetersiz kalacağı açıktır. Bazı insanların sorunlarını çözmek veya istedikleri sonuca ulaşmak için neden şiddeti tercih ettiğini anlamak için insan psikolojisini tahlil etmeye çalışabiliriz.
Özellikle Batı’da yaşayan Müslüman topluluklar, çokkültürlü toplumlarda dinin nasıl yorumlanacağına dair yeni içtihatlara ihtiyaç duymakta ve bu bağlamda içtihat meselesi güncelliğini korumaktadır. Dolayısıyla içtihat sorunu, yalnızca fıkhi bir mesele olmaktan çıkıp çağdaş Müslüman kimliğinin inşasında da merkezi bir rol oynamaktadır.
Tarihten günümüze dinlerin hemen hepsi mensuplarına belirli birtakım inanışlar ve bu inanışlarla ilişkili olarak yapılması veya kaçınılması gereken davranışlar telkin etmekte ve bunları nihai kurtuluşu için gerekli görmektedir. Ancak insanlar zaman zaman, dinlerinin telkin ettiği öğretileri sürdürme, özellikle de bu öğretiler çerçevesinde uymaları gereken bazı davranışlara riayet etme hususunda ihlaller yapmakta, inançlarının telkin ettiği emir …
Büyük insanlık kalabalığının tarih boyunca boy gösterdiği tutuculuğun en çok sanat olayı bahsinde ortaya çıktığı bilinmektedir. Yobazlar bazen sanatın herhangi bir dalını kullanarak öteki türlerine ve tiplerine muhalefet ederken bazen de doğrudan doğruya herhangi bir sanat dalını yasaklamaya, karalamaya, kötülemeye çalışarak icraatlarını sürdürmüşlerdir. Bu tutumun en vahim yanı kanaatimce din kisvesi altında yapılmış olmasıdır; en tehlikeli hali de budur.
İdeal Olan Hukuk İle Vicdani Olanın Örtüşmesidir
Giderek yaygınlaşan bir serzeniş var: “Suçlunun yanına kâr kalıyor.” Sokakta, özel sohbetlerde, sosyal medyada hemen her gün, “Nasıl olsa iki gün sonra serbest kalır.” sözü dile getirilir. İnsanlar yalnızca dâvaları değil, trafikteki kural ihlallerini, iş cinayetlerini, nefret söylemlerini, çevre tahribatını da dikkate alıyor ve suç işleyenlerin hangi yaptırımlarla karşılaşacağını yakından takip ediyor. Sonunda giderek kalıcı hale gelen bir ruh hali ortaya çıkıyor: Cezasızlık algısı…
Her şeyden önce, bir cezanın, işlenen suçun ağırlığına göre verilmesi ve en etkili şekilde infaz edilmesi gerekir. Eğer işlenen suçun ağırlığından daha fazla veya daha az ceza verilirse buna tepki gösterilmesi normaldir. Bu nedenle kasten öldürme gibi suçların cezaları yüksek tutulur, yüksek tutulan söz konusu ceza süreleri cezayla orantılı bir şekilde de infaz edilir.
“Cezasızlık” ile “cezasızlık algısı” kavramlarını birbirine karıştırmamak gerek.
Bu yazının devamı 223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Adaletin Teolojisi Üzerine
İnsan, kulluk yani verili yetenek ve kapasitesi gereği kendisine tahsis edilen görevleri icra etmek için yaratılmıştır. Kulluk ise ‘söz dinlemek’ demektir. Nitekim Yüce Allah’a göre, ‘her türlü sözü dinleyip en iyisine uymak’, erdemine vurgu yapan: “…Çünkü onlar, çeşitli sözler duyar, farklı görüşler dinler; ama onların en güzeline, Allah’ın sözüne uyarlar…” tespiti, aklı başında olan insan için en değerli kulluktur. Bu kulluğun gösteri alanı ise dünya hayatıdır. Yine bu hayatın en güzel gösterisi de ibadet ve adalettir.
Şiddet Epistemolojisinin Temeli ve Yönelimleri
İnsanların şiddete başvurmalarını çoğunlukla toplum, din veya kültür bağlantılı olarak ele alma eğilimi çalışmalara hâkim durumdadır. Bu yaklaşımların, bir dinin ve özellikle İslâm’ın bu soruna sunduğu çözümü ortaya çıkarmakta yetersiz kalacağı açıktır. Bazı insanların sorunlarını çözmek veya istedikleri sonuca ulaşmak için neden şiddeti tercih ettiğini anlamak için insan psikolojisini tahlil etmeye çalışabiliriz.
İslam’da Yenilenme Kapısı Olarak İçtihat Üzerine Düşünceler
Özellikle Batı’da yaşayan Müslüman topluluklar, çokkültürlü toplumlarda dinin nasıl yorumlanacağına dair yeni içtihatlara ihtiyaç duymakta ve bu bağlamda içtihat meselesi güncelliğini korumaktadır. Dolayısıyla içtihat sorunu, yalnızca fıkhi bir mesele olmaktan çıkıp çağdaş Müslüman kimliğinin inşasında da merkezi bir rol oynamaktadır.
Dinlerde Tövbe
Tarihten günümüze dinlerin hemen hepsi mensuplarına belirli birtakım inanışlar ve bu inanışlarla ilişkili olarak yapılması veya kaçınılması gereken davranışlar telkin etmekte ve bunları nihai kurtuluşu için gerekli görmektedir. Ancak insanlar zaman zaman, dinlerinin telkin ettiği öğretileri sürdürme, özellikle de bu öğretiler çerçevesinde uymaları gereken bazı davranışlara riayet etme hususunda ihlaller yapmakta, inançlarının telkin ettiği emir …
Kaçıncı Sanattır Müzik
Büyük insanlık kalabalığının tarih boyunca boy gösterdiği tutuculuğun en çok sanat olayı bahsinde ortaya çıktığı bilinmektedir. Yobazlar bazen sanatın herhangi bir dalını kullanarak öteki türlerine ve tiplerine muhalefet ederken bazen de doğrudan doğruya herhangi bir sanat dalını yasaklamaya, karalamaya, kötülemeye çalışarak icraatlarını sürdürmüşlerdir. Bu tutumun en vahim yanı kanaatimce din kisvesi altında yapılmış olmasıdır; en tehlikeli hali de budur.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.