Adaleti çekip çıkardığınızda krallık dediğiniz şeydevasa bir çeteden başka ne olabilir ki?
Augustine
Tarih boyunca birbirine muhalif birçok kesim tarafından övülen ve sahip çıkılan bir kavramı tartışmaya açalım; ‘Hukukun üstünlüğü’. Aristo’ya kadar götürebileceğimiz yazınsal tartışmalarda hukukun üstünlüğü söylemi ilginç bir şekilde her kesim tarafından olumlanmış bir kavramdır. Bugün bile, iktidarlar hukukun üstünlüğünden dem vuruyor, muhalefetler de hukukun üstünlüğüne vurgu yapıyorlar. Siyasetçilerden, devlet başkanlarına, IMF’den AB yönetimine kadar alabildiğine herkesin ağzında bir hukukun üstünlüğü güzellemesi tutturulmuş gidiyor. Peki, bu kavramı neden herkes sahiplenmekte? Neden her kesim tarafından olumlanmakta? Bugün en muhalif olanın bile son noktada sarıldığı tutamak neden hukukun üstünlüğü? Bunu konuşmak, tartışmak gerek. İktidarın elindeki hukuk, iktidarı denetleyen hukukun üstünlüğüne nasıl evrilecek?
Nedir Hukukun Üstünlüğü
Hukukun üstünlüğü kavramı yazın tarihinde siyaset ve hukukun konuşulduğu, yazıldığı en eski dönemlere kadar götürülebilir. Elimizde somut olarak bu konuda Platon’a kadar giden kaynaklar mevcut.
Bu yazının devamı
223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Modern dönem öncesinde meşruluğun ölçütü adaletti. Bir şeyin âdil olması onu meşru kılıyordu. Yunan filozoflarında bu husus felsefe üzerinden şekillenmiş, Hristiyan Batı düşüncesinde ise bu adalet mefhumu Tanrı’ya dayandırılarak okunmuştur. Modern döneme kadar bir şeyin meşru olması için o şeyin âdil olması gerekmekteydi. Burada egemen gücün kavramı belirleyişini görmek mümkündür.
Bu bakımdan mevcut içtihat şartlarına ilave olarak günümüzdeki içtihat faaliyeti için “realiteyi görme ve dikkate alma” şartı da ilave edilmelidir. Tarihsel fıkıh birikiminin potansiyelini açığa çıkarmak ve bu yolla hayata katkıda bulunup yanlış uygulamaları ahlâki zemine çekecek şekilde yön vermek üzere günümüz İslam hukukçularının/fıkıhçıların karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik içtihat faaliyetinde bulunmaları hem bir hak hem de görevdir.
Modern kentin herhangi bir semtinde yürüyün. Bir plazanın giriş katında yoga stüdyosu, karşısında “nefes atölyesi”, köşede bir “şifa merkezi”, telefonunuzda günlük burç bildirimi, sosyal medyada “evrene mesaj bırak” çağrıları…
Burada dönemsel etkilerin ya da bazı isimlerin eserlerinin kendi bağlamlarında okunamamasının ve anlaşılamamasının özellikle sorgulanması gerekmektedir. Seyyid Kutub’u, Mevdudi’yi ya da İran Devrimi sonrasında Humeyni’yi ve Ali Şeriati’yi, şimdilerde de Aliya İzzetbegoviç’i ve Taha Abdurrahman’ı kendi bağlamında okumamanın önemli sonuçlarından biri, dönemlere sıkışan söylemlerdir.
İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserini üzerine kurguladığı üç temel kavramsallaştırma vardır. Bu kavramsallaştırmalar; ümran ilmi, tavırlar nazariyesi ve asabiyettir. İbn Haldun’un ümran ilmini kuruş sebebi yukarıda bahsettiğimiz meraklı kişiliğiyle yakından ilgilidir.
Hukukun Üstünlüğü Bir Safsatadan mı İbaret?
Adaleti çekip çıkardığınızda krallık dediğiniz şey devasa bir çeteden başka ne olabilir ki?
Augustine
Tarih boyunca birbirine muhalif birçok kesim tarafından övülen ve sahip çıkılan bir kavramı tartışmaya açalım; ‘Hukukun üstünlüğü’. Aristo’ya kadar götürebileceğimiz yazınsal tartışmalarda hukukun üstünlüğü söylemi ilginç bir şekilde her kesim tarafından olumlanmış bir kavramdır. Bugün bile, iktidarlar hukukun üstünlüğünden dem vuruyor, muhalefetler de hukukun üstünlüğüne vurgu yapıyorlar. Siyasetçilerden, devlet başkanlarına, IMF’den AB yönetimine kadar alabildiğine herkesin ağzında bir hukukun üstünlüğü güzellemesi tutturulmuş gidiyor. Peki, bu kavramı neden herkes sahiplenmekte? Neden her kesim tarafından olumlanmakta? Bugün en muhalif olanın bile son noktada sarıldığı tutamak neden hukukun üstünlüğü? Bunu konuşmak, tartışmak gerek. İktidarın elindeki hukuk, iktidarı denetleyen hukukun üstünlüğüne nasıl evrilecek?
Nedir Hukukun Üstünlüğü
Hukukun üstünlüğü kavramı yazın tarihinde siyaset ve hukukun konuşulduğu, yazıldığı en eski dönemlere kadar götürülebilir. Elimizde somut olarak bu konuda Platon’a kadar giden kaynaklar mevcut.
Bu yazının devamı 223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Yasal Olanın Meşruluğundan Adil Olanın Meşruluğuna
Modern dönem öncesinde meşruluğun ölçütü adaletti. Bir şeyin âdil olması onu meşru kılıyordu. Yunan filozoflarında bu husus felsefe üzerinden şekillenmiş, Hristiyan Batı düşüncesinde ise bu adalet mefhumu Tanrı’ya dayandırılarak okunmuştur. Modern döneme kadar bir şeyin meşru olması için o şeyin âdil olması gerekmekteydi. Burada egemen gücün kavramı belirleyişini görmek mümkündür.
Günümüzde İçtihadın Anlamı ve İmkânı
Bu bakımdan mevcut içtihat şartlarına ilave olarak günümüzdeki içtihat faaliyeti için “realiteyi görme ve dikkate alma” şartı da ilave edilmelidir. Tarihsel fıkıh birikiminin potansiyelini açığa çıkarmak ve bu yolla hayata katkıda bulunup yanlış uygulamaları ahlâki zemine çekecek şekilde yön vermek üzere günümüz İslam hukukçularının/fıkıhçıların karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik içtihat faaliyetinde bulunmaları hem bir hak hem de görevdir.
Seccadesiz Secde, Cemaatsiz İbadet ya da Piyasa Dindarlığının Yeni Formları
Modern kentin herhangi bir semtinde yürüyün. Bir plazanın giriş katında yoga stüdyosu, karşısında “nefes atölyesi”, köşede bir “şifa merkezi”, telefonunuzda günlük burç bildirimi, sosyal medyada “evrene mesaj bırak” çağrıları…
Gelenekçiliğin Reaksiyon Girdabı ve Eleştirel Düşünce
Burada dönemsel etkilerin ya da bazı isimlerin eserlerinin kendi bağlamlarında okunamamasının ve anlaşılamamasının özellikle sorgulanması gerekmektedir. Seyyid Kutub’u, Mevdudi’yi ya da İran Devrimi sonrasında Humeyni’yi ve Ali Şeriati’yi, şimdilerde de Aliya İzzetbegoviç’i ve Taha Abdurrahman’ı kendi bağlamında okumamanın önemli sonuçlarından biri, dönemlere sıkışan söylemlerdir.
İbn Haldun’un Düşüncesinde Asabiyet
İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserini üzerine kurguladığı üç temel kavramsallaştırma vardır. Bu kavramsallaştırmalar; ümran ilmi, tavırlar nazariyesi ve asabiyettir. İbn Haldun’un ümran ilmini kuruş sebebi yukarıda bahsettiğimiz meraklı kişiliğiyle yakından ilgilidir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.