“Hukuk, adalete yönelmiş toplumsal yaşama düzenidir.” der, Yasemin Işıktaş. Hukukun tanımlanması noktasında bir mutabakat sağlanamamış olsa da hukukun toplumsal düzeni korumak için var olan bir sistem olduğu gerçeği herkes tarafından kabul edilmektedir. Tarihe baktığımızda hukukun tarihi devletin tarihinden eskidir. Bir hukuktan bahsedebilmek için bir devlete ihtiyaç yoktur. Bir arada yaşayan birkaç aile arasında da bir hukuk vardır. Ötekinin var olduğu her yerde bir hukuktan bahsetmemiz mümkündür. Geldiğimiz zaman diliminde hukukun üretilme yetkisi devletlerin tekeline bırakılmış, toplumun doğurduğu hukuk yok sayılmıştır. Pozitivizmin her hücresini hissettiğimiz çağımızda toplumsal düzenimize şekil veren hukukumuzun içerisinde bize ait bir şey pek kalmamış görünmektedir. İslam’ın geleneğimize şekil verdiği, örf, adet, ahlâk gibi uygulamalar yok sayılmış ve sayılmaya devam edilmekte. Ayıp, günah, haram, helal gibi kavramlarımız yok hükmünde görülmektedir. İşte toplumsal genetiğimize yabancılaşan bu katı pozitivist anlayış, beraberinde derin krizleri ve tıkanmaları da getirmektedir. Bizler de toplumsal düzenimizin ruhunu oluşturan ama mevcut sistemin ısrarla körleştiği bu değerleri, geleneksel bağlarımızı ve modern hukukun içine düştüğü çıkmazları Sosyolog Eyüp Taşöz hocamıza sorduk. Sizleri, bu can alıcı sorgulamalarla örülü keyifli röportajla baş başa bırakıyoruz.
Geleneksel toplumsal yapımızda nizamı sağlayan “ayıp” ve “günah” gibi içsel ve dinî denetim mekanizmalarının yerini, bugün tamamen hukuki “yasaklar” almış durumda. Toplumun kendi kendini terbiye ettiği o ahlâki zeminin çekilip her meselenin adliye koridorlarına taşınması, insan ilişkilerindeki sahiciliği ve toplumsal güveni nasıl etkiliyor?
Bu yazının devamı
223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Fütürizm, gelecek kehanetlerinden çok daha fazlası ama gaybın bilgisi de değil. Belirsizliklerden, hayallerden, planlardan, programlardan, reklamlardan ilâ-âhir geleceğe dair her şeyden beslenen bir çalışma alanı. Peki, Fütürizm; bilim kurgu, ütopya ve distopyalar arasına sıkışmış çağdaş tahakküm araçlarından biri mi yoksa kaçırdığımız dünya gerçeklerinden biri mi?
İslam dininin siyaset ile ilişkisi ihtiyaçlar, şartlar, mecburiyetler karşısında ve bir doğallık içerisinde akıp gelmiştir. Dahası, yeni kitabımda açıklamaya çalıştığım gibi, sekiz ile on birinci asırlar arasındaki İslam dinini temsil eden, günümüz terminolojisi ile Sünni ve Şii dediğimiz ulema, devletle aralarına mesafe koymuşlardır.
Güzel nedir? Güzel, çirkin olmayandır, diyebilir miyiz? Güzel olmayan nedir? Çirkin nedir?Her disiplinin bir konusu vardır. Ahlâk felsefesi “iyi” ve “kötü” kavramlarıyla, bilim “doğru” ve “yanlış” kavramlarıyla değerlendirme yapar. Estetik ise “güzel” ve “çirkin” kavramlarıyla çalışır. İlk etapta şeyleri güzel ve çirkin olarak değerlendirmek öznel bir yaklaşımdır.
Hakikat ve gayba dair dinin inanç temellerini yadsıyan, gaybı metafiziğe indirgeyen, kurumsal dini yapıları özerkliğe, nesnelliği öznelliğe tahvil etme çabası gösteren meta-fizik ve hümanistik düşünce pratikleri, post çağların alamet-i farikası oldular.
Batı’da cereyan eden fikrî ve toplumsal değişimlerle beraber bilhassa Rönesans’tan itibaren Skolastik düşünce ve dönemini temsil ve inşa eden Scholar’ın yerine bu defa modern düşünce ve dönemi inşa edecek olan Entelektüel geçiyor. Yani Hristiyanlığı temsil eden din adamının entelektüel kuvveti azalınca ve hadiseleri anlama ve açıklayıcı olmakta zorlanınca,
Toplumsal Düzeni Sağlayan Hukukumuzun Çıkmazları Üzerine
Röportaj: Ferhat Koç
“Hukuk, adalete yönelmiş toplumsal yaşama düzenidir.” der, Yasemin Işıktaş. Hukukun tanımlanması noktasında bir mutabakat sağlanamamış olsa da hukukun toplumsal düzeni korumak için var olan bir sistem olduğu gerçeği herkes tarafından kabul edilmektedir. Tarihe baktığımızda hukukun tarihi devletin tarihinden eskidir. Bir hukuktan bahsedebilmek için bir devlete ihtiyaç yoktur. Bir arada yaşayan birkaç aile arasında da bir hukuk vardır. Ötekinin var olduğu her yerde bir hukuktan bahsetmemiz mümkündür. Geldiğimiz zaman diliminde hukukun üretilme yetkisi devletlerin tekeline bırakılmış, toplumun doğurduğu hukuk yok sayılmıştır. Pozitivizmin her hücresini hissettiğimiz çağımızda toplumsal düzenimize şekil veren hukukumuzun içerisinde bize ait bir şey pek kalmamış görünmektedir. İslam’ın geleneğimize şekil verdiği, örf, adet, ahlâk gibi uygulamalar yok sayılmış ve sayılmaya devam edilmekte. Ayıp, günah, haram, helal gibi kavramlarımız yok hükmünde görülmektedir. İşte toplumsal genetiğimize yabancılaşan bu katı pozitivist anlayış, beraberinde derin krizleri ve tıkanmaları da getirmektedir. Bizler de toplumsal düzenimizin ruhunu oluşturan ama mevcut sistemin ısrarla körleştiği bu değerleri, geleneksel bağlarımızı ve modern hukukun içine düştüğü çıkmazları Sosyolog Eyüp Taşöz hocamıza sorduk. Sizleri, bu can alıcı sorgulamalarla örülü keyifli röportajla baş başa bırakıyoruz.
Geleneksel toplumsal yapımızda nizamı sağlayan “ayıp” ve “günah” gibi içsel ve dinî denetim mekanizmalarının yerini, bugün tamamen hukuki “yasaklar” almış durumda. Toplumun kendi kendini terbiye ettiği o ahlâki zeminin çekilip her meselenin adliye koridorlarına taşınması, insan ilişkilerindeki sahiciliği ve toplumsal güveni nasıl etkiliyor?
Bu yazının devamı 223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Fütürizm Üzerine
Fütürizm, gelecek kehanetlerinden çok daha fazlası ama gaybın bilgisi de değil. Belirsizliklerden, hayallerden, planlardan, programlardan, reklamlardan ilâ-âhir geleceğe dair her şeyden beslenen bir çalışma alanı. Peki, Fütürizm; bilim kurgu, ütopya ve distopyalar arasına sıkışmış çağdaş tahakküm araçlarından biri mi yoksa kaçırdığımız dünya gerçeklerinden biri mi?
İslam ve Siyaset Üzerine
İslam dininin siyaset ile ilişkisi ihtiyaçlar, şartlar, mecburiyetler karşısında ve bir doğallık içerisinde akıp gelmiştir. Dahası, yeni kitabımda açıklamaya çalıştığım gibi, sekiz ile on birinci asırlar arasındaki İslam dinini temsil eden, günümüz terminolojisi ile Sünni ve Şii dediğimiz ulema, devletle aralarına mesafe koymuşlardır.
Değişen Güzellik Algısı Üzerine
Güzel nedir? Güzel, çirkin olmayandır, diyebilir miyiz? Güzel olmayan nedir? Çirkin nedir?Her disiplinin bir konusu vardır. Ahlâk felsefesi “iyi” ve “kötü” kavramlarıyla, bilim “doğru” ve “yanlış” kavramlarıyla değerlendirme yapar. Estetik ise “güzel” ve “çirkin” kavramlarıyla çalışır. İlk etapta şeyleri güzel ve çirkin olarak değerlendirmek öznel bir yaklaşımdır.
Metafizik, Hümanistik Düşünce Pratikleri ve Dine Biçilen Rol Üzerine
Hakikat ve gayba dair dinin inanç temellerini yadsıyan, gaybı metafiziğe indirgeyen, kurumsal dini yapıları özerkliğe, nesnelliği öznelliğe tahvil etme çabası gösteren meta-fizik ve hümanistik düşünce pratikleri, post çağların alamet-i farikası oldular.
İktidarın Soykütükleri
Batı’da cereyan eden fikrî ve toplumsal değişimlerle beraber bilhassa Rönesans’tan itibaren Skolastik düşünce ve dönemini temsil ve inşa eden Scholar’ın yerine bu defa modern düşünce ve dönemi inşa edecek olan Entelektüel geçiyor. Yani Hristiyanlığı temsil eden din adamının entelektüel kuvveti azalınca ve hadiseleri anlama ve açıklayıcı olmakta zorlanınca,
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.