Yaşadığımız müddetçe cevaplanması gereken bir sürü soru bizi bekliyor.
Bazen hiç zorlanmadan çözeriz soruları. Başkalarının sorularına da yardım ederiz üstelik. Ama bazen çözümü öyle zor sorularla karşılaşırız ki, içinden çıkmak şöyle dursun, altında ezildikçe eziliriz.
Bazen ellerimizin işlediği yüzündendir başımıza gelenler… Akletmeyişimizden, düşüncesizliğimizden, gerekeni gerektiği gibi, gerektiği zamanda yapmayışımızdan… Allah’ın koyduğu ölçülere uymayışımızdan…
Bazen başkalarının hataları yüzündendir çektiğimiz zorluklar…
Bazen de hikmetini bilemediğimiz nedenlerden…
En çok üzücü olan da, başkalarının imtihanını zorlaştırmaktır.
Nasıl mı?
Ailelerdeki geçimsizlik, huzursuzluk çocuklara yansır ve onların hayata daha karamsar bakmasına, evlilikten soğumasına, güzel duygularının ölmesine, psikolojilerinin bozulmasına sebep olur.
Hele bir de ayrılık gerçekleşmişse, çocuğun imtihanı daha da zorlaşır.
Hangi ilâç, nasıl düzeltir, içteki yaraları?
Tek veya az kardeşse, yakın akrabaları da yoksa, çocuk veya genç hayatın zorluklarını daha zor atlatır. Sevincini, üzüntüsünü paylaşacağı, gerektiğinde kendisine destek olabilecek kimsesi olmaması büyük bir kayıptır insan için. Böyle durumlarda akrabanın, bilhassa kardeşlerin yerini kimse tutamaz.
Bir erkek ikinci bir hanımla evlenirse imtihanı zorlaşır. İkinci evliliğin getirdiği bir sürü zorluklar, sıkıntılar vardır. Bunlar kendi elinin işlediği (kendi tercihi) yüzündendir ve bu zorluğa kendisi sebep olmuştur.
Ama bu kişinin sadece kendi imtihanını zorlaştırmadığı ortadadır. Üzerine evlenilen kadının imtihanı zorlaşır. Zorlaştıran da en yakın hayat arkadaşıdır. Onun çektiği her zorlukta sebep olanın bir izi vardır.
Bazen karşılaştığımız “Çektiği sıkıntılara sabredecek ve cenneti kazanacak.” Sözü, sebep olan açısından sadece bir avuntudur. Cenneti kazandırtmak için sıkıntı vermek asla ahlâkî ve vicdanî bir düşünce ve davranış değildir. Başa gelince sabredilmesi gerektiğini söylediği halde, musibeti istemekten nehyetmiştir Allah Rasulü.
Bu durumlardan üzülen, olumsuz etkilenen, başta çocuklar olmak üzere en yakınlarının vebalini de düşünmek gerek!
Çocuklarının iyi yetişmesi konusunda çaba göstermeyen, eğitimine önem vermeyen, gelişigüzel yaşayan, onları güzel bir evliliğe ve hayata hazırlamayan ebeveynler de, çocuklarını zor bir imtihanla baş başa bırakıyorlar.
İşverenler veya çalışanlar duyarsızlıkları yüzünden, sınırların korunmadığı karışık ortamlarda çalıştırıyor veya çalışıyorlarsa imtihanlarını zorlaştırıyorlardır.
Çocuğunuza cep telefonu, bilgisayar, tablet alıyor ve herhangi bir sınır koymadan internetten girebileceği her türlü kötülüğe açık kapı bırakıyorsanız imtihanı kendiniz ve çocuğunuz için zorlaştırıyorsunuz demektir.
Evliliklerde “evlenince düzelir” düşüncesiyle hareket ediyorsanız, şans oyunu oynuyor ve imtihandaki başarısızlık riskini artırıyorsunuz demektir.
Bunlar gibi birçok örnek verebiliriz.
Elbette bir insanın kendisine yaptığını başkası ona yapamaz. Veya kendisine verdiği zararı kimse veremez. Nihayetinde imtihanı zorlaştıysa da kendisi zorlaştırmış, kendi etmiş kendi bulmuştur.
Fakat kendi hataları ve günahlarıyla birlikte zarar verdiği, imtihanlarını zorlaştırdığı kimselerin günahlarını da yüklenmek hiç de kolay olmasa gerek.
Zarara uğramaktan ve başkalarına zarar vermekten Allah’a sığınırız.
Bir varmış bir yokmuş. Vara var, yoka yok diyen pek azmış. Ballandıra ballandıra anlatana “masal anlatma” diye çıkışılır, tek ayaküstünde on yalan atana Çin’den Maçin’e övgülerin en hası düzülürmüş. Devir değişti diye anlatılar tatsız tutsuzlaşmış. Yüz elli karaktere sıkışan anlatılarsa hem kel hem fodulmuş, kulakları sulamaz, gönülleri gövertmezmiş, aklı ağartmaz, aklamaz paklamazmış. Bakmışlar ki söz kuruyup soluyor, kulaklar paslanıyor, gönüller kararıyor, akıl köreliyor, masalın akça pakça dervişleri toplanmış seğirtmişler sulamaya, damıtmaya, demlemeye.
Coğrafyanın, kaderin, insanların ve hikâyelerin sürekli akıp durduğunu, dönüştüğünü, iyi ve kötü anlamda birbirini beslediğini mükemmele yakın anlatan Değirmenler Vadisi kitabını ilk kez okuduğum günkü heyecanımı hâlâ hatırlıyorum. Doksan küsur sayfada bunca çok şey, bunca yalınlıkta, bunca ustalıkla nasıl anlatılır diye ağzı açık ayran budalası gibi bakakalmıştım sayfalara, cümlelere sözcüklere. Kadim anlatıların, masalların çeşnisi vardı ama modern bir hikâyeydi anlatılan.
Senaryosunu Harvey Gates’in yazdığı ve Roy Del Ruth tarafından yönetilen 1928 yapımı Terör (The Terror) ve Soğuk Savaş dönemindeki Sabotaj (Sabotage, 1936) adlı filmler, terör ve terörizm olgusunun sinema filmleri aracılığıyla ele alınmasının ilk örnekleri arasındadır. 1920’li yıllarda başlayan ve 2020’li yıllara kadar bir asırdır devam eden terör, terörizm olgusunu konu edinen sinema veya televizyon …
Ankara’dan taşınarak İstanbul’a yerleşme kararı aldığımız o günlerde ilginç bir rüya görmüştüm: kayalık dağların arasından çok yüksek sesle ezan okuyordum ve beni kimse duymuyordu. İstanbul’da ormanlar arasında köy benzeri bir yere taşınmak nasip oldu. Komşularımız ya sonradan oraya ev yaptırıp daha çok dinlenmek için gelen kimselerdi ya da otuz kırk sene önce çoğunlukla Karadeniz’den gelip …
İmtihanı Zorlaştırmak
Burası dünya ve bizler imtihandayız.
Yaşadığımız müddetçe cevaplanması gereken bir sürü soru bizi bekliyor.
Bazen hiç zorlanmadan çözeriz soruları. Başkalarının sorularına da yardım ederiz üstelik. Ama bazen çözümü öyle zor sorularla karşılaşırız ki, içinden çıkmak şöyle dursun, altında ezildikçe eziliriz.
Bazen ellerimizin işlediği yüzündendir başımıza gelenler… Akletmeyişimizden, düşüncesizliğimizden, gerekeni gerektiği gibi, gerektiği zamanda yapmayışımızdan… Allah’ın koyduğu ölçülere uymayışımızdan…
Bazen başkalarının hataları yüzündendir çektiğimiz zorluklar…
Bazen de hikmetini bilemediğimiz nedenlerden…
En çok üzücü olan da, başkalarının imtihanını zorlaştırmaktır.
Nasıl mı?
Ailelerdeki geçimsizlik, huzursuzluk çocuklara yansır ve onların hayata daha karamsar bakmasına, evlilikten soğumasına, güzel duygularının ölmesine, psikolojilerinin bozulmasına sebep olur.
Hele bir de ayrılık gerçekleşmişse, çocuğun imtihanı daha da zorlaşır.
Hangi ilâç, nasıl düzeltir, içteki yaraları?
Tek veya az kardeşse, yakın akrabaları da yoksa, çocuk veya genç hayatın zorluklarını daha zor atlatır. Sevincini, üzüntüsünü paylaşacağı, gerektiğinde kendisine destek olabilecek kimsesi olmaması büyük bir kayıptır insan için. Böyle durumlarda akrabanın, bilhassa kardeşlerin yerini kimse tutamaz.
Bir erkek ikinci bir hanımla evlenirse imtihanı zorlaşır. İkinci evliliğin getirdiği bir sürü zorluklar, sıkıntılar vardır. Bunlar kendi elinin işlediği (kendi tercihi) yüzündendir ve bu zorluğa kendisi sebep olmuştur.
Ama bu kişinin sadece kendi imtihanını zorlaştırmadığı ortadadır. Üzerine evlenilen kadının imtihanı zorlaşır. Zorlaştıran da en yakın hayat arkadaşıdır. Onun çektiği her zorlukta sebep olanın bir izi vardır.
Bazen karşılaştığımız “Çektiği sıkıntılara sabredecek ve cenneti kazanacak.” Sözü, sebep olan açısından sadece bir avuntudur. Cenneti kazandırtmak için sıkıntı vermek asla ahlâkî ve vicdanî bir düşünce ve davranış değildir. Başa gelince sabredilmesi gerektiğini söylediği halde, musibeti istemekten nehyetmiştir Allah Rasulü.
Bu durumlardan üzülen, olumsuz etkilenen, başta çocuklar olmak üzere en yakınlarının vebalini de düşünmek gerek!
Çocuklarının iyi yetişmesi konusunda çaba göstermeyen, eğitimine önem vermeyen, gelişigüzel yaşayan, onları güzel bir evliliğe ve hayata hazırlamayan ebeveynler de, çocuklarını zor bir imtihanla baş başa bırakıyorlar.
İşverenler veya çalışanlar duyarsızlıkları yüzünden, sınırların korunmadığı karışık ortamlarda çalıştırıyor veya çalışıyorlarsa imtihanlarını zorlaştırıyorlardır.
Çocuğunuza cep telefonu, bilgisayar, tablet alıyor ve herhangi bir sınır koymadan internetten girebileceği her türlü kötülüğe açık kapı bırakıyorsanız imtihanı kendiniz ve çocuğunuz için zorlaştırıyorsunuz demektir.
Evliliklerde “evlenince düzelir” düşüncesiyle hareket ediyorsanız, şans oyunu oynuyor ve imtihandaki başarısızlık riskini artırıyorsunuz demektir.
Bunlar gibi birçok örnek verebiliriz.
Elbette bir insanın kendisine yaptığını başkası ona yapamaz. Veya kendisine verdiği zararı kimse veremez. Nihayetinde imtihanı zorlaştıysa da kendisi zorlaştırmış, kendi etmiş kendi bulmuştur.
Fakat kendi hataları ve günahlarıyla birlikte zarar verdiği, imtihanlarını zorlaştırdığı kimselerin günahlarını da yüklenmek hiç de kolay olmasa gerek.
Zarara uğramaktan ve başkalarına zarar vermekten Allah’a sığınırız.
İlgili Yazılar
Masal Anlatmak: Dinleyen Kulağı Sulamak Hisseden Kalbe Söz Ekmek
Bir varmış bir yokmuş. Vara var, yoka yok diyen pek azmış. Ballandıra ballandıra anlatana “masal anlatma” diye çıkışılır, tek ayaküstünde on yalan atana Çin’den Maçin’e övgülerin en hası düzülürmüş. Devir değişti diye anlatılar tatsız tutsuzlaşmış. Yüz elli karaktere sıkışan anlatılarsa hem kel hem fodulmuş, kulakları sulamaz, gönülleri gövertmezmiş, aklı ağartmaz, aklamaz paklamazmış. Bakmışlar ki söz kuruyup soluyor, kulaklar paslanıyor, gönüller kararıyor, akıl köreliyor, masalın akça pakça dervişleri toplanmış seğirtmişler sulamaya, damıtmaya, demlemeye.
Hikâye Değirmeninde Öğütülen İnsan
Coğrafyanın, kaderin, insanların ve hikâyelerin sürekli akıp durduğunu, dönüştüğünü, iyi ve kötü anlamda birbirini beslediğini mükemmele yakın anlatan Değirmenler Vadisi kitabını ilk kez okuduğum günkü heyecanımı hâlâ hatırlıyorum. Doksan küsur sayfada bunca çok şey, bunca yalınlıkta, bunca ustalıkla nasıl anlatılır diye ağzı açık ayran budalası gibi bakakalmıştım sayfalara, cümlelere sözcüklere. Kadim anlatıların, masalların çeşnisi vardı ama modern bir hikâyeydi anlatılan.
Hayat Yansıttıklarımızdan mı İbaret
“Denizi seviyorsan dalgaları seveceksin, uçmayı seviyorsan düşmeyi bileceksin! Korkarak yaşarsan, sadece hayatı seyredersin…” …
11 Eylül Sonrası Sinemada Terörizm: Hain Filminin Analizi
Senaryosunu Harvey Gates’in yazdığı ve Roy Del Ruth tarafından yönetilen 1928 yapımı Terör (The Terror) ve Soğuk Savaş dönemindeki Sabotaj (Sabotage, 1936) adlı filmler, terör ve terörizm olgusunun sinema filmleri aracılığıyla ele alınmasının ilk örnekleri arasındadır. 1920’li yıllarda başlayan ve 2020’li yıllara kadar bir asırdır devam eden terör, terörizm olgusunu konu edinen sinema veya televizyon …
Aynı Dili Konuşmak
Ankara’dan taşınarak İstanbul’a yerleşme kararı aldığımız o günlerde ilginç bir rüya görmüştüm: kayalık dağların arasından çok yüksek sesle ezan okuyordum ve beni kimse duymuyordu. İstanbul’da ormanlar arasında köy benzeri bir yere taşınmak nasip oldu. Komşularımız ya sonradan oraya ev yaptırıp daha çok dinlenmek için gelen kimselerdi ya da otuz kırk sene önce çoğunlukla Karadeniz’den gelip …