“Arkadaşlarına karşı iyi” diyerek dalga geçerdik, hakkaniyetten uzak kişilerle. Yeniyetmeliğimiz, bu keskin bakışa kavuşmamıza engel değildi. Adalet teorimiz yoktu, biraz sezgi bolca gözlemle, birçok kişinin nalıncı keserleriyle ömür sürdüğünü anlayabilmiştik. Büyüdükçe dünyanın genel gidişatının da bu yönde oluşuna hayıflandık. Ne oluyor sorusu pek ırgalamıyordu insanları, bizimkiler sahadaysa yanında durulmalıydı, ateşli sloganlara eşlik edilmeli, hedefe ulaşmak için her yol mubah görülmeliydi. Onlar; zaten “onlar olmakla” baştan kaybetmişlerdi.
Hamamböcekleri dediler ezdiler; fareler, sıçanlar diye kovaladılar, canavar görüp eylem hakkı tanımadılar; barbarlar bilip dillerini anlaşılmaz saydılar. Öteki bu kadar kalabalıklaşıp çeşitlendikçe biz dairesi daraldı ve yoksunlaştı. Muteber, normal, meşru… anlamını yitireyazdı. Otuz sene sonra gene dalga geçiyoruz; “Zındık mı tamam iyidir, deli mi ne güzel, hain mi hangimiz değiliz ki?” diye. Bir yerde işimiz kolaylaşıyor, itilmiş kakılmışlarla yola koyuluyoruz.
Dünyanın ta öbür ucunda, Yeni Zelanda derler diyarda yaşayan Joy Cowley nine, bugünlerde doksan yaşına girmiş olağanüstü velut bir yazar.
Yaşlı teyzemizi ziyarete gittik.O da oradaydı.Seksen üç yaşında, görmüş geçirmiş bir teyze. Temiz, onurlu bir yüzü vardı.Yaşlılar ilgilenilmeyi, konuşmayı severler.Sorular sorarak onu konuşturmak istedim. Niyetim sadece hoşbeş etmekti.Kısaca hayatını özetledi. Etkilenmemek elde değil. Neler yaşıyor insanlar da hâlâ ayaktalar.“İnsan her acıya katlanabiliyor demek ki” demekten kendimi alamadım. Bu yazının devamı 184. sayıda. Devamını okumak için …
Yolum, ömrüm boyunca hiç ayak basmadığım; kıssalarda, hikâyelerde, belgesellerde dinleyip gördüğüm çöllerden bir çöle düştü. Yalnız bu çöl diğer çöllerden biraz farklı. Kum taneleri, kelimelerden oluşan bir çöl. Her ayak basışımda kelimeler de yer değiştiriyor.
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Oyun bozuldu ve sokaklar boşaldı. Fakat eve dönen de olmadı. Mevsimler karıştı. Çiçeklerin adı unutuldu.
Kardeşlerden biri hasta olursa, diğeri pencereden seyrederdi karın sessizliğini. Şimdi kardeşlerin pencereleri sırt sırta. En güzel top oynayan işte onunki süper kahraman desenli bir perde, hiç açılmıyor artık . Eski sokağa bakan diğer pencerede de bir rüzgar gülü duruyor.
Her sabah kardeşler, erkenden kayboluyorlar ortalıktan.
Ötekinin Şifası: Yaşasın Cadılar, Fareler, Kara Kediler, Baykuşlar, Kargalar ve Hamamböcekleri
“Arkadaşlarına karşı iyi” diyerek dalga geçerdik, hakkaniyetten uzak kişilerle. Yeniyetmeliğimiz, bu keskin bakışa kavuşmamıza engel değildi. Adalet teorimiz yoktu, biraz sezgi bolca gözlemle, birçok kişinin nalıncı keserleriyle ömür sürdüğünü anlayabilmiştik. Büyüdükçe dünyanın genel gidişatının da bu yönde oluşuna hayıflandık. Ne oluyor sorusu pek ırgalamıyordu insanları, bizimkiler sahadaysa yanında durulmalıydı, ateşli sloganlara eşlik edilmeli, hedefe ulaşmak için her yol mubah görülmeliydi. Onlar; zaten “onlar olmakla” baştan kaybetmişlerdi.
Hamamböcekleri dediler ezdiler; fareler, sıçanlar diye kovaladılar, canavar görüp eylem hakkı tanımadılar; barbarlar bilip dillerini anlaşılmaz saydılar. Öteki bu kadar kalabalıklaşıp çeşitlendikçe biz dairesi daraldı ve yoksunlaştı. Muteber, normal, meşru… anlamını yitireyazdı. Otuz sene sonra gene dalga geçiyoruz; “Zındık mı tamam iyidir, deli mi ne güzel, hain mi hangimiz değiliz ki?” diye. Bir yerde işimiz kolaylaşıyor, itilmiş kakılmışlarla yola koyuluyoruz.
Dünyanın ta öbür ucunda, Yeni Zelanda derler diyarda yaşayan Joy Cowley nine, bugünlerde doksan yaşına girmiş olağanüstü velut bir yazar.
Bu yazının devamı 222. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
222. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
İnsan Her Acıya Katlanabilir mi
Yaşlı teyzemizi ziyarete gittik.O da oradaydı.Seksen üç yaşında, görmüş geçirmiş bir teyze. Temiz, onurlu bir yüzü vardı.Yaşlılar ilgilenilmeyi, konuşmayı severler.Sorular sorarak onu konuşturmak istedim. Niyetim sadece hoşbeş etmekti.Kısaca hayatını özetledi. Etkilenmemek elde değil. Neler yaşıyor insanlar da hâlâ ayaktalar.“İnsan her acıya katlanabiliyor demek ki” demekten kendimi alamadım. Bu yazının devamı 184. sayıda. Devamını okumak için …
Anahtar Kelimeler
Yolum, ömrüm boyunca hiç ayak basmadığım; kıssalarda, hikâyelerde, belgesellerde dinleyip gördüğüm çöllerden bir çöle düştü. Yalnız bu çöl diğer çöllerden biraz farklı. Kum taneleri, kelimelerden oluşan bir çöl. Her ayak basışımda kelimeler de yer değiştiriyor.
Mafima’ya Mektuplar
Şimdi karşında uykusuzluk abidesi
Ren geyiğine binmiş
Umut arayışında.
Şiir Hukuku
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Kardeşlerim
Oyun bozuldu ve sokaklar boşaldı. Fakat eve dönen de olmadı. Mevsimler karıştı. Çiçeklerin adı unutuldu.
Kardeşlerden biri hasta olursa, diğeri pencereden seyrederdi karın sessizliğini. Şimdi kardeşlerin pencereleri sırt sırta. En güzel top oynayan işte onunki süper kahraman desenli bir perde, hiç açılmıyor artık . Eski sokağa bakan diğer pencerede de bir rüzgar gülü duruyor.
Her sabah kardeşler, erkenden kayboluyorlar ortalıktan.
Alışverişe devam et