Yaratılmış en değerli varlık olan insan neslinin kader, ecel ve rızık konusunda hem Yüce Allah’ın ve hem de kendisinin hatta diğer varlıklar ile eşyanın gerekli yetenek, kazanım ve koşullarını bilmesi elzem bir husustur. Ancak görüldüğü kadarıyla bazı insanlar nezdinde hem olgusal aşamaları ve hem de sorumluluk ve irade basamaklarını olduğu gibi anlamasının bazı engelleri olduğu muhakkaktır. Bilindiği kadarıyla bu engelin insandan kaynaklanan irade ve tercih değişikliklerinden ürediği açık bir olgu gibi durmaktadır. Hatta irade sahibi olan insanın kendi sorumluluk alanına göre vereceği hesaptan kaçınma tercihi olduğu daha yakından görülmektedir. Oysaki kendisini sorumlu tutan eylem ve tercihlerinden hem güç ve hem de irade açısından mutlak mânâda sorumlu olan insanın kader, ecel ve rızık algısı, her aşamada olması gereken ile olanın sağlıklı anlaşılmasına vesile olacaktır. Hatta bu algının sağlıklı işlemesi adına her aşama için önemli esasları ya da yasaların olduğu tespiti, öteden beri beşer çabası olan her durumda mutlak mânâda bilinen bir varlık yasası olgusudur.
Kâinat düzeninde yaratılan her olgu için onu yaratan tarafından belirli ve değişmez bir sistem oluşturulduğu bilinen bir husustur. Üstelik bu yasallığın insan için “anlama” diğer varlıklar için “tecrübe etme” gibi bir kazanımı bulunmaktadır. Meseleyi insan ve sorumluluk açısından ele aldığımızda Cenâb-ı Allah’ın varlığı idare etmek için ezelde takdir etmiş olduğu bazı genel yasaların olduğu düşüncesi, eylemlerinden hesap verecek olan bizler için artık bilinen bir husustur. Genelde evren içerisinde var edilmiş olan her şey, özelde ise insanoğlu, hayatını devam ettirebilmesi için konulmuş olan bu yasaların zorunlu sonuçlarıyla kuşatılmış bulunmaktadır. Hayatın idâmesi için varlık sahasına çıkarılmış olan her yasa, aslında Yüce Yaratıcı’nın evrene doğrudan bir müdahalesi olarak anlaşılmalıdır. Bu nedenledir ki kâinatta varlık sahasına çıkarılmış olan hiçbir şey, kendisini mutlak mânâda ilgilendiren bu yasal durumun doğrudan ve dolaylı sonuçları dışında düşünülemez. Hakikate ulaşma adına gerek yaratıcılık ve gerekse de sorumluluk alanları bu iki aşamadan bağımsız olarak düşünülemez.
Bu yazının devamı
211. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bir telaş, bir yarış, bir hırs, bir kovalamaca… İyi de bu gidiş nereye? Nereye çıkar bu yol? Yolcu neden gittiği yolun doğruluğunu, yanlışlığını düşünmez? Bir geri dönüş olmayacak mı yol yanlış ise? Bir an önce pişman olup doğruya yönelmek sonradan yaşanacak
Hukuk kavramının herkesçe kabul edilmiş bir tanımı olmamakla birlikte genel kabul görmüş bazı fonksiyonlarından bahsetmek mümkündür. Bu fonksiyonlar ise; düzen, toplumsal ihtiyaçları karşılama ve adalet olarak ifade edilebilir. Tüm bu fonksiyonların karşılanması
Levent’in cam kulelerinde gün boyu bütçe kesen, performans hedefi koyan, birinin emeğini ucuza satın alan insan, akşam sekizde kentin gürültüsünü kapıda bırakır ve tütsü kokan loş bir salona girer. Dışarıda kirası artanlar, işini kaybedenler, durakta bekleyenler kalır.
“Dil, varlığın evidir.” diyor, Martin Heidegger. Varlığı, düşünceyi anlamak, etkilemek ancak dil aracılığıyla mümkündür. İnsan kelimeler ve kavramlar aracılığıyla düşünür, her şeyi adı ile algılar. Var olanları adlandırarak onların özelliklerini belirler, kendisi ile diğer varlık alanları arasındaki ilişkileri kurar. Kavramlara yüklenen anlamlar eşyayı, hayatı, olayları, evreni anlamlandırmada doğrudan etkilidir. Kavramlar dünya görüşüne ve dini perspektife şekil verirler. Kelimeler, kavramlar hangi anlam dünyasını yüklenmişse varlıklarla o anlam dünyası üzerinden ilişki kurar. Bu ilişkiler zihni doğrudan yönlendirir ve zihin bu ilişkiler üzerinden düşünür.
Bugün ise Oblomov başka bir kılıkta karşımıza çıkar: “Yatağından çıkmayan Oblomov” gitmiş, yerine “ajandasından çıkamayan Oblomov” gelmiştir. Bu yeni figür, sürekli meşgul, yorgun ve tükenmiş olmasına rağmen anlam, sorumluluk
İnsanın Varlık Yasasının Sünnetullah Bağlamında Teşekkül Esasları
Yaratılmış en değerli varlık olan insan neslinin kader, ecel ve rızık konusunda hem Yüce Allah’ın ve hem de kendisinin hatta diğer varlıklar ile eşyanın gerekli yetenek, kazanım ve koşullarını bilmesi elzem bir husustur. Ancak görüldüğü kadarıyla bazı insanlar nezdinde hem olgusal aşamaları ve hem de sorumluluk ve irade basamaklarını olduğu gibi anlamasının bazı engelleri olduğu muhakkaktır. Bilindiği kadarıyla bu engelin insandan kaynaklanan irade ve tercih değişikliklerinden ürediği açık bir olgu gibi durmaktadır. Hatta irade sahibi olan insanın kendi sorumluluk alanına göre vereceği hesaptan kaçınma tercihi olduğu daha yakından görülmektedir. Oysaki kendisini sorumlu tutan eylem ve tercihlerinden hem güç ve hem de irade açısından mutlak mânâda sorumlu olan insanın kader, ecel ve rızık algısı, her aşamada olması gereken ile olanın sağlıklı anlaşılmasına vesile olacaktır. Hatta bu algının sağlıklı işlemesi adına her aşama için önemli esasları ya da yasaların olduğu tespiti, öteden beri beşer çabası olan her durumda mutlak mânâda bilinen bir varlık yasası olgusudur.
Kâinat düzeninde yaratılan her olgu için onu yaratan tarafından belirli ve değişmez bir sistem oluşturulduğu bilinen bir husustur. Üstelik bu yasallığın insan için “anlama” diğer varlıklar için “tecrübe etme” gibi bir kazanımı bulunmaktadır. Meseleyi insan ve sorumluluk açısından ele aldığımızda Cenâb-ı Allah’ın varlığı idare etmek için ezelde takdir etmiş olduğu bazı genel yasaların olduğu düşüncesi, eylemlerinden hesap verecek olan bizler için artık bilinen bir husustur. Genelde evren içerisinde var edilmiş olan her şey, özelde ise insanoğlu, hayatını devam ettirebilmesi için konulmuş olan bu yasaların zorunlu sonuçlarıyla kuşatılmış bulunmaktadır. Hayatın idâmesi için varlık sahasına çıkarılmış olan her yasa, aslında Yüce Yaratıcı’nın evrene doğrudan bir müdahalesi olarak anlaşılmalıdır. Bu nedenledir ki kâinatta varlık sahasına çıkarılmış olan hiçbir şey, kendisini mutlak mânâda ilgilendiren bu yasal durumun doğrudan ve dolaylı sonuçları dışında düşünülemez. Hakikate ulaşma adına gerek yaratıcılık ve gerekse de sorumluluk alanları bu iki aşamadan bağımsız olarak düşünülemez.
Bu yazının devamı 211. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Her Tövbe Yeni Bir Umuttur
Bir telaş, bir yarış, bir hırs, bir kovalamaca… İyi de bu gidiş nereye? Nereye çıkar bu yol? Yolcu neden gittiği yolun doğruluğunu, yanlışlığını düşünmez? Bir geri dönüş olmayacak mı yol yanlış ise? Bir an önce pişman olup doğruya yönelmek sonradan yaşanacak
Hukuk ve Ahlak Arasındaki Normsal İlişki
Hukuk kavramının herkesçe kabul edilmiş bir tanımı olmamakla birlikte genel kabul görmüş bazı fonksiyonlarından bahsetmek mümkündür. Bu fonksiyonlar ise; düzen, toplumsal ihtiyaçları karşılama ve adalet olarak ifade edilebilir. Tüm bu fonksiyonların karşılanması
Mat Üstünde İmal Edilen Cennet
Levent’in cam kulelerinde gün boyu bütçe kesen, performans hedefi koyan, birinin emeğini ucuza satın alan insan, akşam sekizde kentin gürültüsünü kapıda bırakır ve tütsü kokan loş bir salona girer. Dışarıda kirası artanlar, işini kaybedenler, durakta bekleyenler kalır.
Her Paradigmanın Kendine Özgü Bir Dili Vardır
“Dil, varlığın evidir.” diyor, Martin Heidegger. Varlığı, düşünceyi anlamak, etkilemek ancak dil aracılığıyla mümkündür. İnsan kelimeler ve kavramlar aracılığıyla düşünür, her şeyi adı ile algılar. Var olanları adlandırarak onların özelliklerini belirler, kendisi ile diğer varlık alanları arasındaki ilişkileri kurar. Kavramlara yüklenen anlamlar eşyayı, hayatı, olayları, evreni anlamlandırmada doğrudan etkilidir. Kavramlar dünya görüşüne ve dini perspektife şekil verirler. Kelimeler, kavramlar hangi anlam dünyasını yüklenmişse varlıklarla o anlam dünyası üzerinden ilişki kurar. Bu ilişkiler zihni doğrudan yönlendirir ve zihin bu ilişkiler üzerinden düşünür.
Ajandadaki Oblomov: Koştururken Tükenen Modern Erkeğin Portresi
Bugün ise Oblomov başka bir kılıkta karşımıza çıkar: “Yatağından çıkmayan Oblomov” gitmiş, yerine “ajandasından çıkamayan Oblomov” gelmiştir. Bu yeni figür, sürekli meşgul, yorgun ve tükenmiş olmasına rağmen anlam, sorumluluk
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.