Farukî, eserin girişinde İslam kültür ve medeniyetine dair yapılmış birçok araştırmanın bölgesel ya da kronolojik olarak yürütüldüğünü belirtir. Bu araştırma usullerinden ilkini Batılı araştırmacıların, ikincisini ise Müslüman ilim adamlarının tercih ettiğini söyler. Farukî, iki yöntemin de yeterince başarılı olamadığını vurgulayıp kitap boyunca daha başarılı ve uygun olacağını düşündüğü fenomenolojik yöntemi takip etmektedir. İslam sözkonusu olduğunda fenomenolojik araştırma yönteminin Batılı araştırmacıların etnosantrik kabulleri doğrultusunda yürütülmesinden dolayı, hakikatin olduğu gibi algılanmasının önüne geçildiği, bundan dolayı İslam ve Müslümanlığın iç içe geçirilmesi hatasına düşüldüğünü söylemektedir. Yazar, öncelikli olarak İslam ve Müslümanlığın ayrı şeyler olduğunu vurgulayıp İslam’ın ne olduğunun açıklanması gerektiğini savunmaktadır.
Kitap, Kökler, Öz, Biçim ve Görünüm olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, üzerinde durulması ve tartışılması gereken yeni bir iddia taşımakta olup Farukî’nin düşünce dünyasına ayna tutmaktadır. Diğer üç bölüm yeri geldiğinde açıklanmaya çalışılacaktır. Bununla beraber ‘Kökler’ bölümünün üzerinde tefekkürün yoğunlaştırılması gerektiği kanaatindeyiz.
Bu yazının devamı
184. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Aranızdaki mesafeyi kapatmak için belini aşan duvarı tek çırpıda aşıyorsun. Başucuyla ayakucuna denk gelen bölgeyi tutturmaya çalışıyorsun. Dizlerin kendiliğinden çöküyor. Arkadaşların arabadan inmişler, kendi aralarında konuşuyorlar.
Mesela iddiası ile hareketi örtüşmeyenlerin ne garip bir görüntü sergilediklerini. Anlamak için okumaktan öte, uydurmak için okuyanların, anlamadan anlatmaya çalışanların oluşturduğu bu gürültülü dönemde neler hissettiğini kayıt altına almazsan korkarım sen bile unutursun bir gün. O nedenle yaz, ısrarla yaz. Bir kenara not al lütfen. Yazman gerektiğini not al hiç olmazsa umulur ki o not harekete geçirir zamanın bir yerinde…
İnsanlar, hem de onların en masumları, boy boy türlü türlü hayvanlar, envai çeşit nebatat yok olup gitmeseydi; açlık susuzluk kol gezmeseydi, tahribat sadece mimari ve kültürel boyutta olsaydı bile savaşın ne korkunç, ne zalimce bir lanet olduğunu hemen herkes anlardı.
“Ey gönlüm, derdin varsa eğer uyan uykudan! Seni yemen ve uyuman için getirmediler. Farz edelim cümle âlemi yedin, ölümden kurtulamazsın savaşsan da! Kendinden daha ne kadar zarar göreceksin? Ey kendine afet olan! Afet musibet sensin; kalk kendi önünden.”
İslam Kültür Atlası Hakkında Bir Değerlendirme
Farukî, eserin girişinde İslam kültür ve medeniyetine dair yapılmış birçok araştırmanın bölgesel ya da kronolojik olarak yürütüldüğünü belirtir. Bu araştırma usullerinden ilkini Batılı araştırmacıların, ikincisini ise Müslüman ilim adamlarının tercih ettiğini söyler. Farukî, iki yöntemin de yeterince başarılı olamadığını vurgulayıp kitap boyunca daha başarılı ve uygun olacağını düşündüğü fenomenolojik yöntemi takip etmektedir. İslam sözkonusu olduğunda fenomenolojik araştırma yönteminin Batılı araştırmacıların etnosantrik kabulleri doğrultusunda yürütülmesinden dolayı, hakikatin olduğu gibi algılanmasının önüne geçildiği, bundan dolayı İslam ve Müslümanlığın iç içe geçirilmesi hatasına düşüldüğünü söylemektedir. Yazar, öncelikli olarak İslam ve Müslümanlığın ayrı şeyler olduğunu vurgulayıp İslam’ın ne olduğunun açıklanması gerektiğini savunmaktadır.
Kitap, Kökler, Öz, Biçim ve Görünüm olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, üzerinde durulması ve tartışılması gereken yeni bir iddia taşımakta olup Farukî’nin düşünce dünyasına ayna tutmaktadır. Diğer üç bölüm yeri geldiğinde açıklanmaya çalışılacaktır. Bununla beraber ‘Kökler’ bölümünün üzerinde tefekkürün yoğunlaştırılması gerektiği kanaatindeyiz.
Bu yazının devamı 184. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Gençlerin Rüyasını Ekim Düşü’nde (1999) Görmek ve Kadın Öğretmenlerin Değerine Dair Kısa Bir Giriş
Eğitimi ve eğitimcileri konu edinen filmlerin kahir ekseriyetinde ana karakterlerin çocuklar ve gençler olması dikkat çekici bir hâl alır.
İşte Biz O Gün
Aranızdaki mesafeyi kapatmak için belini aşan duvarı tek çırpıda aşıyorsun. Başucuyla ayakucuna denk gelen bölgeyi tutturmaya çalışıyorsun. Dizlerin kendiliğinden çöküyor. Arkadaşların arabadan inmişler, kendi aralarında konuşuyorlar.
Mektup XI
Mesela iddiası ile hareketi örtüşmeyenlerin ne garip bir görüntü sergilediklerini. Anlamak için okumaktan öte, uydurmak için okuyanların, anlamadan anlatmaya çalışanların oluşturduğu bu gürültülü dönemde neler hissettiğini kayıt altına almazsan korkarım sen bile unutursun bir gün. O nedenle yaz, ısrarla yaz. Bir kenara not al lütfen. Yazman gerektiğini not al hiç olmazsa umulur ki o not harekete geçirir zamanın bir yerinde…
Benim Sadık Yarim Işıl Işıl Barış
İnsanlar, hem de onların en masumları, boy boy türlü türlü hayvanlar, envai çeşit nebatat yok olup gitmeseydi; açlık susuzluk kol gezmeseydi, tahribat sadece mimari ve kültürel boyutta olsaydı bile savaşın ne korkunç, ne zalimce bir lanet olduğunu hemen herkes anlardı.
Kalk Kendi Önünden
“Ey gönlüm, derdin varsa eğer uyan uykudan! Seni yemen ve uyuman için getirmediler. Farz edelim cümle âlemi yedin, ölümden kurtulamazsın savaşsan da! Kendinden daha ne kadar zarar göreceksin? Ey kendine afet olan! Afet musibet sensin; kalk kendi önünden.”
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.