Farukî, eserin girişinde İslam kültür ve medeniyetine dair yapılmış birçok araştırmanın bölgesel ya da kronolojik olarak yürütüldüğünü belirtir. Bu araştırma usullerinden ilkini Batılı araştırmacıların, ikincisini ise Müslüman ilim adamlarının tercih ettiğini söyler. Farukî, iki yöntemin de yeterince başarılı olamadığını vurgulayıp kitap boyunca daha başarılı ve uygun olacağını düşündüğü fenomenolojik yöntemi takip etmektedir. İslam sözkonusu olduğunda fenomenolojik araştırma yönteminin Batılı araştırmacıların etnosantrik kabulleri doğrultusunda yürütülmesinden dolayı, hakikatin olduğu gibi algılanmasının önüne geçildiği, bundan dolayı İslam ve Müslümanlığın iç içe geçirilmesi hatasına düşüldüğünü söylemektedir. Yazar, öncelikli olarak İslam ve Müslümanlığın ayrı şeyler olduğunu vurgulayıp İslam’ın ne olduğunun açıklanması gerektiğini savunmaktadır.
Kitap, Kökler, Öz, Biçim ve Görünüm olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, üzerinde durulması ve tartışılması gereken yeni bir iddia taşımakta olup Farukî’nin düşünce dünyasına ayna tutmaktadır. Diğer üç bölüm yeri geldiğinde açıklanmaya çalışılacaktır. Bununla beraber ‘Kökler’ bölümünün üzerinde tefekkürün yoğunlaştırılması gerektiği kanaatindeyiz.
Göç, edebiyatın yaygın olarak görünür kıldığı temel insani hallerden biridir. Destanlardan günümüzün modern metinlerine değin güçlü bir hareket unsurunun edebiyatta varlığı tartışmasızdır. Kaldı ki göç edebiyatı gibi bir sınıflama dahi vardır. Öte yandan günümüz dünya sorunları arasında savaşlar, etnik ve dini çatışmalar, otoriter rejimler ve ekonomik krizler göçü doğurmakta ve göç bu şekilde giderek daha belirgin bir hal almaktadır.
‘Kelimelerin kalbi neresidir?’ diye soracak olduğumda; soruma karşı bir soruyu duyuveriyorum: ‘Kelimelerin bir kalbi var mıdır?’ Sorular çoğalıyor… ’Peki kalbin bir raf ömrü var mıdır?’ ‘Bedenin ve kalbin ölümü hep eş zamanlı mıdır?’ ‘Hem çürümenin hem de onarımın merkezi orası mı oluyor?’ ‘Ne emek ne ekmek önce kalbimiz bozuluyor, diyen haklı mı?’
TRT’nin dijital platformu Tabii’de yayınlanan Gassal dizisi büyük yankı uyandırdı. Sanal cemaatlerin uzantıları olan mecralarda; diziden kesitler, replikler paylaşıldı. Kısa sürede oluşan bu güçlü yankının evveliyatı var aslında.
Burası dünyaydı geçici yürüyüş alanımız… Yürürken levhalara dikkat edip yolumuzu şaşırmayacaktık. Doğru görüp doğru düşünecektik. Doğru düşünüp doğru yaşayacaktık. Hoşumuza gitse de gitmese de yoldaki işaretleri takip edecektik.
“Çok okuyan mı, yoksa çok gezen mi daha çok bilir?” diye meşhur bir söz vardır. Doğrusu ben bu sözü çok gerekli bir söz olarak görmüyorum. Çünkü ‘bilmek’ tek başına bir anlam ifade etmeye yetmez. Zira aslolan bilmek değil, anlamaktır. Dolayısıyla âlemin bilmek üzerine değil, anlamak üzerine inşâ edildiğini düşünüyorum. Anlamak, zihnin bilgi üzerinde arayış hamlesiyle takla atmasıdır.
İslam Kültür Atlası Hakkında Bir Değerlendirme
Farukî, eserin girişinde İslam kültür ve medeniyetine dair yapılmış birçok araştırmanın bölgesel ya da kronolojik olarak yürütüldüğünü belirtir. Bu araştırma usullerinden ilkini Batılı araştırmacıların, ikincisini ise Müslüman ilim adamlarının tercih ettiğini söyler. Farukî, iki yöntemin de yeterince başarılı olamadığını vurgulayıp kitap boyunca daha başarılı ve uygun olacağını düşündüğü fenomenolojik yöntemi takip etmektedir. İslam sözkonusu olduğunda fenomenolojik araştırma yönteminin Batılı araştırmacıların etnosantrik kabulleri doğrultusunda yürütülmesinden dolayı, hakikatin olduğu gibi algılanmasının önüne geçildiği, bundan dolayı İslam ve Müslümanlığın iç içe geçirilmesi hatasına düşüldüğünü söylemektedir. Yazar, öncelikli olarak İslam ve Müslümanlığın ayrı şeyler olduğunu vurgulayıp İslam’ın ne olduğunun açıklanması gerektiğini savunmaktadır.
Kitap, Kökler, Öz, Biçim ve Görünüm olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, üzerinde durulması ve tartışılması gereken yeni bir iddia taşımakta olup Farukî’nin düşünce dünyasına ayna tutmaktadır. Diğer üç bölüm yeri geldiğinde açıklanmaya çalışılacaktır. Bununla beraber ‘Kökler’ bölümünün üzerinde tefekkürün yoğunlaştırılması gerektiği kanaatindeyiz.
Bu yazının devamı 184. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
184. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Zenofobiye Edebi Bir Bakış
Göç, edebiyatın yaygın olarak görünür kıldığı temel insani hallerden biridir. Destanlardan günümüzün modern metinlerine değin güçlü bir hareket unsurunun edebiyatta varlığı tartışmasızdır. Kaldı ki göç edebiyatı gibi bir sınıflama dahi vardır. Öte yandan günümüz dünya sorunları arasında savaşlar, etnik ve dini çatışmalar, otoriter rejimler ve ekonomik krizler göçü doğurmakta ve göç bu şekilde giderek daha belirgin bir hal almaktadır.
Günlerden Bir Gün
‘Kelimelerin kalbi neresidir?’ diye soracak olduğumda; soruma karşı bir soruyu duyuveriyorum: ‘Kelimelerin bir kalbi var mıdır?’ Sorular çoğalıyor… ’Peki kalbin bir raf ömrü var mıdır?’ ‘Bedenin ve kalbin ölümü hep eş zamanlı mıdır?’ ‘Hem çürümenin hem de onarımın merkezi orası mı oluyor?’ ‘Ne emek ne ekmek önce kalbimiz bozuluyor, diyen haklı mı?’
Gassal: Randevuyla Çalışmıyoruz
TRT’nin dijital platformu Tabii’de yayınlanan Gassal dizisi büyük yankı uyandırdı. Sanal cemaatlerin uzantıları olan mecralarda; diziden kesitler, replikler paylaşıldı. Kısa sürede oluşan bu güçlü yankının evveliyatı var aslında.
Son Nefes
Burası dünyaydı geçici yürüyüş alanımız… Yürürken levhalara dikkat edip yolumuzu şaşırmayacaktık. Doğru görüp doğru düşünecektik. Doğru düşünüp doğru yaşayacaktık. Hoşumuza gitse de gitmese de yoldaki işaretleri takip edecektik.
Entelektüel Bir Haslet Olarak Eleştirellik
“Çok okuyan mı, yoksa çok gezen mi daha çok bilir?” diye meşhur bir söz vardır. Doğrusu ben bu sözü çok gerekli bir söz olarak görmüyorum. Çünkü ‘bilmek’ tek başına bir anlam ifade etmeye yetmez. Zira aslolan bilmek değil, anlamaktır. Dolayısıyla âlemin bilmek üzerine değil, anlamak üzerine inşâ edildiğini düşünüyorum. Anlamak, zihnin bilgi üzerinde arayış hamlesiyle takla atmasıdır.
Alışverişe devam et