Çocuklarla bir araya geldiğimde, onlara yüklenen ezberleri yıkamasam bile, şöyle bir sallasam yeter diyorum ve soruyorum: Sizi en çok geliştiren şey ne biliyor musunuz? Çoğunlukla en sevdiğimiz ezberi yineliyorlar ve “kitaplaaaar” ya da “kitap okumaaaaak” diyorlar. Kimi köşelerden benim en sevmediğim ezber olan “ders çalışmaaaaak” nidası yükseliyor. Ben de onların gıcık abisi, tuhaf eşlikçileri olarak onlara uyup “Haaayır,” diyorum “oyun oynamak”.
Ata sporu diye bir şeyden bahsedilecekse o, oyun oynamak olmalı. Savaş bile yetişkinlerin yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları kanlı bir oyun değil mi? Çocukken sağlıklı bir şekilde oyun oynamayanlar, hırsla, rekabetle, bencillikle kötürümleştirilenlerin, büyüdüklerinde; hele de ellerine orantısız bir güç geçtiğinde savruldukları mecburi sapak. Ben gene de sıyrılmak istiyorum kötü örnekten ve tertemiz oyundan, oyun arkadaşlığından bahis açıp safları sıklaştıran kitaba iltica ediyorum.
Beni az buçuk tanıyanlar tefrika müptelası olduğumu bilirler. Bu bilgiyi koltuğumuza sıkıştırdığımızda yolumun neden Jip ile Janneke adlı şaheserle kesiştiğini bulmak işten değil. Hele de çocuk edebiyatının başat ve çılgın örneklerini veren Hollanda’nın, adı kısalmayasıca yazarı Anna Maria Geertrudia Schmidt’in kalemi değdiyse, o kitabın yanında yıllık izne çıkılsa yeridir.
Bu yazının devamı
215. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Tüm bu arayışlar, sorular, cevaplar, kaçışlar ve duvara toslayışlar bana öğretti ki hayat herkes için başka bir yaşta, başka bir boyutta, birçok kez ve bambaşka olaylarla başlıyor. Hayat; tekdüze giden yaşamın (olumlu veya olumsuz fark etmeksizin) var olanın zıddıyla temasında başlıyor zannımca.
Karlı bir okulun bahçesinde oynayan, birbirleriyle konuşan, ebeveynlerine el sallayan çocuklar için yeni bir öğrenme günüdür. Okulda taze bir güne başlamaya hazırlanan ilkokul ve ortaokul çağındaki çocuklar vardır. Çocukların saflığı ile beyaz
Nasılsın? diye sormadım ama sen cevap vermediğin içindir, belki de soruyu yük etmeyeyim diyedir. Bazı cevapsız sorular sorunları besleyebilir diye düşünüyorum ben, şahit oldum çünkü. Birine sordun diyelim, “beni seviyor musun?” diye, öyle ya anlayamadın varsayalım halinden-hareketlerinden, iki türlü yorumlanmaya müsait hâli ve tavrı, o da cevap vermiyor ya. Dön-dolaş beyninde bu sorunun cevabının kalabalığı. Bu sadece sevgi konusunda değil tabii, birçok konuda böyle. Nasılsın? En ciddi sorulardan biridir, cevabı hak eder. Sadece kimin ilgilendiği, kime cevap vereceğinle ilgili ufak tefek kısıtlamalar yapılır cevapta. Nasılsın? denildiğinde kendini kontrol etmen gerekir, nasılsın gerçekten, nasılsın gerçeklerle…
Çok eski zamanların birinde bir koyun sürüsü varmış. Bu sürü çoban tarafından her sabah kırlara götürülür, otlatılır, akşam olunca da ağıla kapatılırmış. Gel zaman, git zaman sürüye yeni bir koyun katılmış.
Bundan birkaç yıl önce içinde bulunduğum okuma gruplarından biriyle “Hatırat” okumaları yapmıştık. Bir sene devam etmişti bu okumalar. Seçtiğimiz kitaplar/hatıratlar arasında kimler yoktu ki? Bu bir senelik liste sayılabilir elbette.
Jip ile Janneke: Arkadaşlık ve Oyunla Güzelleşen Dünyanın Belgesi
Çocuklarla bir araya geldiğimde, onlara yüklenen ezberleri yıkamasam bile, şöyle bir sallasam yeter diyorum ve soruyorum: Sizi en çok geliştiren şey ne biliyor musunuz? Çoğunlukla en sevdiğimiz ezberi yineliyorlar ve “kitaplaaaar” ya da “kitap okumaaaaak” diyorlar. Kimi köşelerden benim en sevmediğim ezber olan “ders çalışmaaaaak” nidası yükseliyor. Ben de onların gıcık abisi, tuhaf eşlikçileri olarak onlara uyup “Haaayır,” diyorum “oyun oynamak”.
Ata sporu diye bir şeyden bahsedilecekse o, oyun oynamak olmalı. Savaş bile yetişkinlerin yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları kanlı bir oyun değil mi? Çocukken sağlıklı bir şekilde oyun oynamayanlar, hırsla, rekabetle, bencillikle kötürümleştirilenlerin, büyüdüklerinde; hele de ellerine orantısız bir güç geçtiğinde savruldukları mecburi sapak. Ben gene de sıyrılmak istiyorum kötü örnekten ve tertemiz oyundan, oyun arkadaşlığından bahis açıp safları sıklaştıran kitaba iltica ediyorum.
Beni az buçuk tanıyanlar tefrika müptelası olduğumu bilirler. Bu bilgiyi koltuğumuza sıkıştırdığımızda yolumun neden Jip ile Janneke adlı şaheserle kesiştiğini bulmak işten değil. Hele de çocuk edebiyatının başat ve çılgın örneklerini veren Hollanda’nın, adı kısalmayasıca yazarı Anna Maria Geertrudia Schmidt’in kalemi değdiyse, o kitabın yanında yıllık izne çıkılsa yeridir.
Bu yazının devamı 215. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Dikkat! Hayat Çıkabilir.
Tüm bu arayışlar, sorular, cevaplar, kaçışlar ve duvara toslayışlar bana öğretti ki hayat herkes için başka bir yaşta, başka bir boyutta, birçok kez ve bambaşka olaylarla başlıyor. Hayat; tekdüze giden yaşamın (olumlu veya olumsuz fark etmeksizin) var olanın zıddıyla temasında başlıyor zannımca.
Diasporaki “Canım Öğretmenim” Dertlere Deva Olabilir Mi?
Karlı bir okulun bahçesinde oynayan, birbirleriyle konuşan, ebeveynlerine el sallayan çocuklar için yeni bir öğrenme günüdür. Okulda taze bir güne başlamaya hazırlanan ilkokul ve ortaokul çağındaki çocuklar vardır. Çocukların saflığı ile beyaz
Mektup VII
Nasılsın? diye sormadım ama sen cevap vermediğin içindir, belki de soruyu yük etmeyeyim diyedir. Bazı cevapsız sorular sorunları besleyebilir diye düşünüyorum ben, şahit oldum çünkü. Birine sordun diyelim, “beni seviyor musun?” diye, öyle ya anlayamadın varsayalım halinden-hareketlerinden, iki türlü yorumlanmaya müsait hâli ve tavrı, o da cevap vermiyor ya. Dön-dolaş beyninde bu sorunun cevabının kalabalığı. Bu sadece sevgi konusunda değil tabii, birçok konuda böyle. Nasılsın? En ciddi sorulardan biridir, cevabı hak eder. Sadece kimin ilgilendiği, kime cevap vereceğinle ilgili ufak tefek kısıtlamalar yapılır cevapta. Nasılsın? denildiğinde kendini kontrol etmen gerekir, nasılsın gerçekten, nasılsın gerçeklerle…
Kötülük Eden Kötülük Bulur
Çok eski zamanların birinde bir koyun sürüsü varmış. Bu sürü çoban tarafından her sabah kırlara götürülür, otlatılır, akşam olunca da ağıla kapatılırmış. Gel zaman, git zaman sürüye yeni bir koyun katılmış.
Mustafa Ökkeş Evren Kitabı: Düne Düşen Yazılar
Bundan birkaç yıl önce içinde bulunduğum okuma gruplarından biriyle “Hatırat” okumaları yapmıştık. Bir sene devam etmişti bu okumalar. Seçtiğimiz kitaplar/hatıratlar arasında kimler yoktu ki? Bu bir senelik liste sayılabilir elbette.
Alışverişe devam et