“Bilimsel Devrim bilimi dinden kurtardı. Yeni bilim ruhu maddeden kurtardı. Dünya bilgisinin kaynağı olarak vahyin yerine akıl ve deney aldı. Bilimsel Devrim’den sonra Tanrı’nın en sonunda doğadan tamamen dışlanması ve bilimin Tanrı’nın varlığını inkâr etmesi kaçınılmazdı. Bu mesnetsiz iddialar popüler bilim tarihinin içine işleyerek sık sık tekrarlanır hale geldi. Evrim ve yaradılış üstüne yazan gazeteciler, küresel ısınmanın kaynaklarını araştıran çevreciler, bilim üstüne eleştiriler yazan feministler ve modern dünyanın yarattığı düş kırıklığına ağıtlar yakan New Age’in peygamber özentileri -hepsi bu mantrayı tekrarlamakta ve on yedinci yüzyılın bilimin dinden boşanmasına tanık olduğu inancını tekrarlamaktadır. Bu yorumcular üzülecek ama o çalkantılı yüzyılın tarihine yakından bir bakış, ortaya tamamen farklı bir öykü koymaktadır. O zamanlar bilim ve din bugün ifade ettiği şeyi ifade etmiyordu. Bu fark özellikle de bilimde çok açıktır. Bilim insanı diye bir yaratık yoktu –hatta on dokuzuncu yüzyıla kadar böyle bir sözcük bile yoktu. Dünya bilgisinin peşinden koşma faliyetine ‘doğa felsefesi’ deniyordu.”
Bilim tarihinde ki egemen anlatıya göre, bilim ve din arasında tarih boyunca süregelen bir savaşım vardır. Bu savaşım 1970’lere kadar Bilim’in üstünlüğüyle sürmüştür. Söz konusu anlatıda bilimin zaferinde mücadele önderleri, azizleri ve şehitleri vardır; Galileo, Newton, Darwin, Einstein, Kopernik… Bu anlatının iddialarını birer Mit kategorisinde değerlendiren mezkûr eser, yeni bir bilim-din okuması oluşturmak için adeta bir tarihsel gerçeklik olarak kabul edilen ve zamanla mite dönüşen bu efsanelerden öncelikle vazgeçilmesi gerektiğini iddia ediyor. Editöryel bir çalışma olan kitap, farklı düşünce anlayış ve geleneklerinden yirmi beş akademisyenin makalelerinden oluşuyor. Farklı veçheleriyle bilim-din anlatısının iddiaları ele alınıp, bunların gerçekliği tartışılıyor ve bunların birer mit olduğu iddiası ortaya konuyor.
“Kur’an’a göre insan değersiz bir şey değildir. Maddenin bir kereliğine ve sonsuza kadar yok olacak, minicik bir parçası değildir. Bedeniyle öyle olsa dahi, ruhuyla birlikte doğada sürüklenir ve ‘şeylerin hiç doğmadığı yere’ değil, şeylerin gerçek olduğu yere doğru ilerler.”
“Şiddet bir ölçüde antropolojik, bir ölçüde siyasal ve kültürel ve hatta ontolojik bir sorun. Hele ki İslam dünyası ve Türkiye açısından şiddet kültürel kodlarımıza dek işlemiş olan, üstesinden gelmek şöyle dursun, sorunlarımızın çözümündeki neredeyse yegâne siyasal aracımız olan bir sorun.”
“Özetleyecek olursak geleneksel bir eğitimin bileşenleri şunlardır: varlık olarak hakikatin sırlarına giriş; gerçeklik ve vahdet doktrini ile birlik ve gerçekleştirme metodu; duanın ‘kurtarıcı gemisi’; ‘erdem’in’ ahlâki duyarlılığının geliştirilmesi ve estetik ‘güzellik’ duyarlılığı.
“Özelikle Kur’an ile ilgili olarak Müslümanların -okumamak için- bahaneleri; ‘Kur’an’ın anlaşılamayacağı’ şeklinde olmuştur. Önemli başka bir tartışma da, ‘Akıl, nakil çatışması’ üzerindedir. Ne anlaşılamama ne de çatışma konusu; Kur’an’dan kaynaklanan sorunlar değildir.”
“Esasında akademik aklın(Kantçı anlamdaki) eleştirisini sorgulamaların genellikle dokunmadığı bir noktaya kadar itmek ve skhole(Yunanca: boş zaman, İngilizce: okul) durumunun, yani serbest ve dünyadaki aciliyetlerden ve dünyadan azat olmuş zaman durumunun varsayımlarının
Yasanın Kıskacından İlahi Buyruğa ADALET ARAYIŞI
GALİLEO HAPİSTE
“Bilimsel Devrim bilimi dinden kurtardı. Yeni bilim ruhu maddeden kurtardı. Dünya bilgisinin kaynağı olarak vahyin yerine akıl ve deney aldı. Bilimsel Devrim’den sonra Tanrı’nın en sonunda doğadan tamamen dışlanması ve bilimin Tanrı’nın varlığını inkâr etmesi kaçınılmazdı. Bu mesnetsiz iddialar popüler bilim tarihinin içine işleyerek sık sık tekrarlanır hale geldi. Evrim ve yaradılış üstüne yazan gazeteciler, küresel ısınmanın kaynaklarını araştıran çevreciler, bilim üstüne eleştiriler yazan feministler ve modern dünyanın yarattığı düş kırıklığına ağıtlar yakan New Age’in peygamber özentileri -hepsi bu mantrayı tekrarlamakta ve on yedinci yüzyılın bilimin dinden boşanmasına tanık olduğu inancını tekrarlamaktadır. Bu yorumcular üzülecek ama o çalkantılı yüzyılın tarihine yakından bir bakış, ortaya tamamen farklı bir öykü koymaktadır. O zamanlar bilim ve din bugün ifade ettiği şeyi ifade etmiyordu. Bu fark özellikle de bilimde çok açıktır. Bilim insanı diye bir yaratık yoktu –hatta on dokuzuncu yüzyıla kadar böyle bir sözcük bile yoktu. Dünya bilgisinin peşinden koşma faliyetine ‘doğa felsefesi’ deniyordu.”
Bilim tarihinde ki egemen anlatıya göre, bilim ve din arasında tarih boyunca süregelen bir savaşım vardır. Bu savaşım 1970’lere kadar Bilim’in üstünlüğüyle sürmüştür. Söz konusu anlatıda bilimin zaferinde mücadele önderleri, azizleri ve şehitleri vardır; Galileo, Newton, Darwin, Einstein, Kopernik… Bu anlatının iddialarını birer Mit kategorisinde değerlendiren mezkûr eser, yeni bir bilim-din okuması oluşturmak için adeta bir tarihsel gerçeklik olarak kabul edilen ve zamanla mite dönüşen bu efsanelerden öncelikle vazgeçilmesi gerektiğini iddia ediyor. Editöryel bir çalışma olan kitap, farklı düşünce anlayış ve geleneklerinden yirmi beş akademisyenin makalelerinden oluşuyor. Farklı veçheleriyle bilim-din anlatısının iddiaları ele alınıp, bunların gerçekliği tartışılıyor ve bunların birer mit olduğu iddiası ortaya konuyor.
Bu yazının devamı 202. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
202. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Meşruiyetin Görünümleri
“Kur’an’a göre insan değersiz bir şey değildir. Maddenin bir kereliğine ve sonsuza kadar yok olacak, minicik bir parçası değildir. Bedeniyle öyle olsa dahi, ruhuyla birlikte doğada sürüklenir ve ‘şeylerin hiç doğmadığı yere’ değil, şeylerin gerçek olduğu yere doğru ilerler.”
Kekemelik Zihinde Ve Kalptedir
“Şiddet bir ölçüde antropolojik, bir ölçüde siyasal ve kültürel ve hatta ontolojik bir sorun. Hele ki İslam dünyası ve Türkiye açısından şiddet kültürel kodlarımıza dek işlemiş olan, üstesinden gelmek şöyle dursun, sorunlarımızın çözümündeki neredeyse yegâne siyasal aracımız olan bir sorun.”
Bilgiçlikten Bilgeliğe İsyandan Tâate Bayağılıktan Zevk-i Selîme EĞİTİM
“Özetleyecek olursak geleneksel bir eğitimin bileşenleri şunlardır: varlık olarak hakikatin sırlarına giriş; gerçeklik ve vahdet doktrini ile birlik ve gerçekleştirme metodu; duanın ‘kurtarıcı gemisi’; ‘erdem’in’ ahlâki duyarlılığının geliştirilmesi ve estetik ‘güzellik’ duyarlılığı.
Efendim Şartlar Böyle!
“Özelikle Kur’an ile ilgili olarak Müslümanların -okumamak için- bahaneleri; ‘Kur’an’ın anlaşılamayacağı’ şeklinde olmuştur. Önemli başka bir tartışma da, ‘Akıl, nakil çatışması’ üzerindedir. Ne anlaşılamama ne de çatışma konusu; Kur’an’dan kaynaklanan sorunlar değildir.”
Mücadele İlim, Hikmet ve Tefekkür ile
“Esasında akademik aklın(Kantçı anlamdaki) eleştirisini sorgulamaların genellikle dokunmadığı bir noktaya kadar itmek ve skhole(Yunanca: boş zaman, İngilizce: okul) durumunun, yani serbest ve dünyadaki aciliyetlerden ve dünyadan azat olmuş zaman durumunun varsayımlarının
Alışverişe devam et