“Tarihsel yasalar sürekli geçerliliğini koruyan sünnetullaha dayanır. Geçici ve körü körüne meydana gelen bir ilişki, tesadüf ve rast gelmek suretiyle gerçekleşen alelade bağlar değildir. Tarihsel yasalar ilmi bir özelliği olan, tabiat ve kâinatın genel yasalarına bağlı olarak gerçekleşen, normal şekilde seyrini sürdürürken hiçbir değişiklik göstermeyen yasalardır. Yasadaki bu sürekliliğin vurgulanması, tarihsel yasaların ilmi özelliğinin vurgulanması anlamına geliyor. Çünkü ilmi yasa olma özelliği bu olguyu faraziye ve teorilerden ayıran en önemli özelliktir. Demek ki bu, bir süreklilik ve bir olaylar zinciridir ve başıboşluğun zıddıdır. Bunun içindir ki Kur’an-ı Kerim tarihsel yasalardaki süreklilik özelliğine dikkat çekerken ve onun önemini vurgularken hep bu yasanın bilimsel yönünü gözler önüne sermeyi amaçlamıştır. Müslüman fertte tarihi olayların nasıl cereyan ettiğine dair bilinçli, uyanık bir şuur yerleştirmeyi, hadiseleri basiretli şekilde ele almayı hedeflemiş, bu olayların, körü körüne teslimiyetçi bir zihniyetle ele alınamayacağını beyan etmiştir.”
Muhammed Bakır Es-Sadr, yirminci yüzyılda yetişmiş değerli Müslüman düşünürlerden biridir. Yaşamış olduğu dönem itibariyle Müslüman dünyanın ilmî ve fikrî sıkıntılarına dair birçok önemli eser kaleme almıştır. Bu eserinde ise Kur’an’da tarihsel yasalar, diğer bir deyişle sünnetullah belirlenmiştir ve Kur’an okumaları ise bu yasaları anlamaya yönelik olmalıdır. Yine Sadr’a göre, Kur’an’da tarihsel yasaların önemini üç hakikat ortaya koyar: Süreklilik, Rabbanilik ve insan iradesi. İnsanın dünya üzerindeki tüm çabaları bu yasalarla uyumu neticesinde belirlenecektir. İnsan için bu yasalarla uyum içinde oluş kendi felahına erişmek için elzem iken, yasalara karşı direniş ise yok oluşa sürükleniştir. İnsanın kendini ve evreni bilmesi, Allah’ı bilmesine vesile iken, yine tersi bir bilme süreci de varoluşu bilmesine bir vesiledir. İşte bu noktada Allah’ın değişmeyen yasaları, ferdin ve toplumun değişim ve dönüşüm sürecinde belirleyici olan ana faktörlerdir.
“Türkiye için burjuvazi de, işçi sınıfı da ‘hayali cemaat’lerdir. Olan değil olması gerekenlerdir. Türkiye’de uzun yıllar burjuvazi açığı ‘asker-sivil bürokrasi’ proletarya açığı da ‘kültürel solculuk’ la ikame edildi. Demokratik bilincin temel bir koşulu, yaşama biçimini bir ideoloji haline getirmemektir.”
Öncelikle, terörizmin bir kişinin davranışını etkilemek, cezaya çarptırmak ya da intikam almak amacıyla yasadışı şiddet kullanımı şeklinde tanımlanması gerektiğini düşünüyorum. Eğer terörü bu şekilde tanımlarsak, keşfedeceğimiz ilk şey, küresel olarak hem hükümetler hem de özel gruplar tarafından çok geniş bir ölçekte hayata geçirildiğidir.”
“1905’de Japon filosu, Uzakdoğu’ya ulaşmak için dünyanın yarısını dolanıp gelen Rus donanmasının büyük bölümünü imha etti. Ortaçağ’dan beri ilk kez Avrupalı olmayan bir ülke, büyük bir savaşta bir Avrupa gücünü yenmişti. 1905’in sonunda Çinli komutan Sun
“Kur’an’a göre insan değersiz bir şey değildir. Maddenin bir kereliğine ve sonsuza kadar yok olacak, minicik bir parçası değildir. Bedeniyle öyle olsa dahi, ruhuyla birlikte doğada sürüklenir ve ‘şeylerin hiç doğmadığı yere’ değil, şeylerin gerçek olduğu yere doğru ilerler.”
“Edward Said, entelektüeli, bir müçtehit olarak görüyor ve ondan içtihat yapmasını bekliyor; tabii ki entelektüel bir bakışla… Her ne kadar İslam’ın din olduğundan söz etse bile laik entelektüel zihni gereği İslam’ı bir “düşünce” olarak algılıyor.”
Bedeni Yeniden Kurgulamak ve Serginin Nesnesi Yapmak
KUR’AN OKULU
“Tarihsel yasalar sürekli geçerliliğini koruyan sünnetullaha dayanır. Geçici ve körü körüne meydana gelen bir ilişki, tesadüf ve rast gelmek suretiyle gerçekleşen alelade bağlar değildir. Tarihsel yasalar ilmi bir özelliği olan, tabiat ve kâinatın genel yasalarına bağlı olarak gerçekleşen, normal şekilde seyrini sürdürürken hiçbir değişiklik göstermeyen yasalardır. Yasadaki bu sürekliliğin vurgulanması, tarihsel yasaların ilmi özelliğinin vurgulanması anlamına geliyor. Çünkü ilmi yasa olma özelliği bu olguyu faraziye ve teorilerden ayıran en önemli özelliktir. Demek ki bu, bir süreklilik ve bir olaylar zinciridir ve başıboşluğun zıddıdır. Bunun içindir ki Kur’an-ı Kerim tarihsel yasalardaki süreklilik özelliğine dikkat çekerken ve onun önemini vurgularken hep bu yasanın bilimsel yönünü gözler önüne sermeyi amaçlamıştır. Müslüman fertte tarihi olayların nasıl cereyan ettiğine dair bilinçli, uyanık bir şuur yerleştirmeyi, hadiseleri basiretli şekilde ele almayı hedeflemiş, bu olayların, körü körüne teslimiyetçi bir zihniyetle ele alınamayacağını beyan etmiştir.”
Muhammed Bakır Es-Sadr, yirminci yüzyılda yetişmiş değerli Müslüman düşünürlerden biridir. Yaşamış olduğu dönem itibariyle Müslüman dünyanın ilmî ve fikrî sıkıntılarına dair birçok önemli eser kaleme almıştır. Bu eserinde ise Kur’an’da tarihsel yasalar, diğer bir deyişle sünnetullah belirlenmiştir ve Kur’an okumaları ise bu yasaları anlamaya yönelik olmalıdır. Yine Sadr’a göre, Kur’an’da tarihsel yasaların önemini üç hakikat ortaya koyar: Süreklilik, Rabbanilik ve insan iradesi. İnsanın dünya üzerindeki tüm çabaları bu yasalarla uyumu neticesinde belirlenecektir. İnsan için bu yasalarla uyum içinde oluş kendi felahına erişmek için elzem iken, yasalara karşı direniş ise yok oluşa sürükleniştir. İnsanın kendini ve evreni bilmesi, Allah’ı bilmesine vesile iken, yine tersi bir bilme süreci de varoluşu bilmesine bir vesiledir. İşte bu noktada Allah’ın değişmeyen yasaları, ferdin ve toplumun değişim ve dönüşüm sürecinde belirleyici olan ana faktörlerdir.
Bu yazının devamı 196. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
196. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Vicdani Çürüme
“Türkiye için burjuvazi de, işçi sınıfı da ‘hayali cemaat’lerdir. Olan değil olması gerekenlerdir. Türkiye’de uzun yıllar burjuvazi açığı ‘asker-sivil bürokrasi’ proletarya açığı da ‘kültürel solculuk’ la ikame edildi. Demokratik bilincin temel bir koşulu, yaşama biçimini bir ideoloji haline getirmemektir.”
Dil Evreninden Söz Ülkesine
Öncelikle, terörizmin bir kişinin davranışını etkilemek, cezaya çarptırmak ya da intikam almak amacıyla yasadışı şiddet kullanımı şeklinde tanımlanması gerektiğini düşünüyorum. Eğer terörü bu şekilde tanımlarsak, keşfedeceğimiz ilk şey, küresel olarak hem hükümetler hem de özel gruplar tarafından çok geniş bir ölçekte hayata geçirildiğidir.”
Bir Üst Eylem Olarak ADANMA
“1905’de Japon filosu, Uzakdoğu’ya ulaşmak için dünyanın yarısını dolanıp gelen Rus donanmasının büyük bölümünü imha etti. Ortaçağ’dan beri ilk kez Avrupalı olmayan bir ülke, büyük bir savaşta bir Avrupa gücünü yenmişti. 1905’in sonunda Çinli komutan Sun
Meşruiyetin Görünümleri
“Kur’an’a göre insan değersiz bir şey değildir. Maddenin bir kereliğine ve sonsuza kadar yok olacak, minicik bir parçası değildir. Bedeniyle öyle olsa dahi, ruhuyla birlikte doğada sürüklenir ve ‘şeylerin hiç doğmadığı yere’ değil, şeylerin gerçek olduğu yere doğru ilerler.”
PANOPTİKON’UN EVRİMİ -Değişen Gözetim Aygıtlarının Gölgesinde Varolmanın İmkânı-
“Edward Said, entelektüeli, bir müçtehit olarak görüyor ve ondan içtihat yapmasını bekliyor; tabii ki entelektüel bir bakışla… Her ne kadar İslam’ın din olduğundan söz etse bile laik entelektüel zihni gereği İslam’ı bir “düşünce” olarak algılıyor.”
Alışverişe devam et