“Tarihsel yasalar sürekli geçerliliğini koruyan sünnetullaha dayanır. Geçici ve körü körüne meydana gelen bir ilişki, tesadüf ve rast gelmek suretiyle gerçekleşen alelade bağlar değildir. Tarihsel yasalar ilmi bir özelliği olan, tabiat ve kâinatın genel yasalarına bağlı olarak gerçekleşen, normal şekilde seyrini sürdürürken hiçbir değişiklik göstermeyen yasalardır. Yasadaki bu sürekliliğin vurgulanması, tarihsel yasaların ilmi özelliğinin vurgulanması anlamına geliyor. Çünkü ilmi yasa olma özelliği bu olguyu faraziye ve teorilerden ayıran en önemli özelliktir. Demek ki bu, bir süreklilik ve bir olaylar zinciridir ve başıboşluğun zıddıdır. Bunun içindir ki Kur’an-ı Kerim tarihsel yasalardaki süreklilik özelliğine dikkat çekerken ve onun önemini vurgularken hep bu yasanın bilimsel yönünü gözler önüne sermeyi amaçlamıştır. Müslüman fertte tarihi olayların nasıl cereyan ettiğine dair bilinçli, uyanık bir şuur yerleştirmeyi, hadiseleri basiretli şekilde ele almayı hedeflemiş, bu olayların, körü körüne teslimiyetçi bir zihniyetle ele alınamayacağını beyan etmiştir.”
Muhammed Bakır Es-Sadr, yirminci yüzyılda yetişmiş değerli Müslüman düşünürlerden biridir. Yaşamış olduğu dönem itibariyle Müslüman dünyanın ilmî ve fikrî sıkıntılarına dair birçok önemli eser kaleme almıştır. Bu eserinde ise Kur’an’da tarihsel yasalar, diğer bir deyişle sünnetullah belirlenmiştir ve Kur’an okumaları ise bu yasaları anlamaya yönelik olmalıdır. Yine Sadr’a göre, Kur’an’da tarihsel yasaların önemini üç hakikat ortaya koyar: Süreklilik, Rabbanilik ve insan iradesi. İnsanın dünya üzerindeki tüm çabaları bu yasalarla uyumu neticesinde belirlenecektir. İnsan için bu yasalarla uyum içinde oluş kendi felahına erişmek için elzem iken, yasalara karşı direniş ise yok oluşa sürükleniştir. İnsanın kendini ve evreni bilmesi, Allah’ı bilmesine vesile iken, yine tersi bir bilme süreci de varoluşu bilmesine bir vesiledir. İşte bu noktada Allah’ın değişmeyen yasaları, ferdin ve toplumun değişim ve dönüşüm sürecinde belirleyici olan ana faktörlerdir.
ALÇAK SESLE VE DİVANECE
CAHİT KOYTAK / VADİ YAYINLARI
“ben şairim
Ve bu kadar doyulmaz güzelliğin,
kozmosa sığmayan aklın,
hudutsuz, dipsiz bilginin,
bu kadar ince ve görkemli,
böyle dal budak, çiçek, yaprak
ve meyve veren sanatın,
her an, her yöne doğru
açılan, yayılan
eskiyen, eskimeyen, ama
durmadan yenilenen, yenileyen sanatın
var olabilmesi için,
bütün büyüklerden Büyük
ve Müteal bir Sanatçı’nın
gerekmediğine hükmedecek kadar kör
ve sağır ve duygusuz değilim”
İkbal, hakikat arayışında ana güzergâhlardan birinin de şiir olduğunu söyler. Bu, bize, şiirin şuurla olan ilişkisinin önemini hatırlatan güzel bir tespittir. Bu veçheden Cahit Koytak şiiri, okuru şuurun derinliklerinde kendisiyle beraber yol almaya davet ediyor. Şairin tefekkür dünyasının ufuk açıcı yönü ve düşüncelerindeki zenginlik âdeta kendisine hayran bırakıyor okuyucuyu. Bu şiir zenginliğinin derinliğine varmak isteyenler için Vadi Yayınları tarafından yeni yayımlanmış olan bu eser, Cahit Koytak’ın son dönem şiirlerini içeriyor.
GÖZÜN VİCDANI
RİCHARD SENNETT / AYRINTI YAYINLARI
“Bütünlük konusundaki Aydınlanma ideali, iyi yapılmış şeylerdeki bütünlüğün modern tanımına girmiştir. Böylece binalarla insanlar arasında bir çelişki baş göstermiştir: Binanın bir biçim olarak değeri, kullanımdaki değeriyle kavgalıdır. Bu çatışma çok basit şekilde ortaya çıkar: Eski bir binayı, yanlarına eklemeler yaparak ya da yeni pencereler açarak değiştirmek ya da modifiye etmek yanlış görünür, çünkü bu değişiklikler orijinal nesnenin ‘bütünlüğünü’ yok ediyor gibi gelir. Değişen tarihsel gereksinimler, sanki zaman bir kirlilik kaynağıymış gibi, orijinal biçimin bütünlüğüne yönelik bir tehdit olarak görülür. Kendilerini kentlerin korunmasına adamış gruplar kimi zaman gerçekten de sanki kent, ister istemez karmakarışık bir yaşama eyleminin mekânı değil de bir binalar müzesi olmalıymış gibi konuşurlar. Binaların yapılma tarzı da bugün bu çelişkiyi arttırıyor. Binalar artık, biçim yönünden, geçmişin bina dizilerinden, hilallerinden ve bloklarından çok daha az esnektir. Modern bir gökdelene kırk ya da elli yıl ömür biçilmiştir, oysa çelik iskeletler çok daha uzun süre dayanabilir; ama servis bacaları, elektrik tesisatı, sıhhi tesisat ancak binanın ilk başta düşünülen süresi boyunca kullanılabileceği şekilde planlanmıştır.”
Saint Isidore, etimolojiler kitabında kent sözcüğünün İngilizce karşılığı olan ‘city’ sözcüğünün kökeninin ‘civitas’ olduğunu ve bu sözcüğün anlamının; kentte biçim bulan duygular, ritüeller ve inançlar olduğunu ifade ediyor. Bir mekân olarak kentin bu tanımlamadan da mülhem oldukça kuşatıcı bir anlamının olduğu anlaşılıyor. Bir bütün olarak hayatı içinde barındıran kentler, bizler için varoluşsal öneme sahiptir. Bugün için ise modern kent, Sennet’in de ifadesiyle sadece tüketimi sahneye koyan yerler haline gelmiştir. Bu durum kentin anlamının indirgenmesidir. Yine Sennet bizlerin, kenti şekillendirenlerden, kentin oluşumuna dâhil olanlardan, kente dair teşhirciliği ortadan kaldıran ve kentte ahlâkı yaygınlaştıracak kent tasarımları talep etmemiz gerektiğinden bahseder.
SÖZÜN DÜŞÜŞÜ
JACQUES ELLUL / PARADİGMA YAYINCILIK
“Söz, kendi başına varolmaz. Yalnızca onu konuşan ve onu yeniden ele geçiren biri üzerindeki etkisiyle varolmayı sürdürür. Söz asla, bu yolu tersine çevirebileceğimiz ve onunla tekrar meşgul olabileceğimiz bir yarın veya başka bir zaman için kullanabileceğimiz veya muhafaza edebileceğimiz bir nesne değildir. Söz şimdi varolur. Şimdiki bir şeydir ve hiçbir zaman manipüle edilemez. Ya var olur ya da var olmaz. Söz beni, rolüm sözün içeriğinden çok kendisi tarafından belirlenecek şekilde kendim yapar; beni konuşan ve dinleyen birine dönüştürür. Sözün bir nesne haline gelmesi için, bir tarafından yazıya dönüştürülmesi gerekir. Fakat bu durumda artık o konuşma değildir. Yine de o, bu biçimde bile zamanı içerir. Bakışım, önce satırı izler, sonra aşağıya doğru kayarak sayfayı inceler ve gözlerin bu hareketi bir zaman alır. Gördüğüm imaj değişir: baştan sona üstünkörü bir göz atış yeterli değildir. Yazılı sayfaya, hiçbir şekilde anlık yaklaşım mümkün değildir; görme, söze uygulandığında zaman alır.”
Jacques Ellul, Kıta Avrupası geleneğinde yer alan Fransız bir filozoftur. Entelektüel konumu itibariyle Türkiye entelektüel camiası içinde çok geç ilgi görmüş ve çalışmalarının da az bir kısmı Türkçe’ye çevrilmiştir henüz. Bu çevrilen kitapları içinde en ilgi çekici olanlardan biri hiç şüphesiz Sözün Düşüşü adlı eseridir. Çevirmenin de deyimiyle Sözün Düşüşü dil hakkında yazılmış bir kitap; ‘dille, dinle, tarihle ve modernleşmeyle’ ilgili sorunları olan bir toplumun mensupları için ‘muhteşem’ bir kitap. Modern çağ, teşhirin, göz’ün, imajın söze üstün görüldüğü bir çağdır. Hakikatin taşıyıcısı olan ‘söz’ün indirgendiği/düşüşü yaşadığı bir çağdır. Yazar, söz ve imaj arasındaki dikotominin nasıl imaj lehinde kurulduğunu çözümleyerek ortaya koyuyor. İmajların bombardımanına boğulmuş modern insanın, hakikat telakkisinin ihyası için sözün yeniden inşasına ihtiyacı vardır. Yine yazara göre sözün kurtuluşu, insanın kurtuluşudur.
“Sonumuzu unutmaya değil miydi?
Sonlu çizgilere o kadar bağlandığımız,
Bir güzel göz, gülünce çukurlaşan yanak
Ve bir ses şimdi süzülen anılardan
Sonumuzu unutmaya değil miydi?
Hep seni anmaya değil miydi,
Pişmanlık kanatlarını kuşandığımız?
Suçlar gururumuzu kırar, eksiltirdi
Sonra pişmanlık gelir, sana yükseltirdi…
Nedamet zevkine alıştıksa,
Hep seni anmaya değil miydi?
Ama günahla kuşanılan bu kanatlar,
Senden uzaklaştırırmış, düşünmedik.
Neyi değiştiriyor üzüntümüz?”
Yeryüzü Yakılıp Yıkılırken Jonathan Crary / Metis Yayınları “Modern sanayi uygarlığı dünyayı ateşe vermenin eşiğinde. Toplumsal oluşumların ve toplulukların kökünün kurutulması, insani müştereklerin bağımlı olduğu canlı yeryüzü-sisteminin söndürülmesiyle iç içe geçmiş durumda. Artık kapitalizmin en son, ‘yakıp-yıkma’ safhasındayız. Askeri bağlamda bu tabir, yenilmiş bir halkın veya yaklaşan bir ordunun faydalanmasını engellemek …
“…esas mesele; modern Batılı sistemin uluslararası arenada birkaç asırdır oluşturduğu belirsizlik, ilkesizlik, uluslararası teamüllerin ihlal edildiği bir risk durumu dikkate alındığı zaman Covid-19 pandemisi ile uluslararası sistemin bir muhasebesinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu muhasebe sürgit devam ederken İslam dünyasının, Batılıların insanlığı karşı karşıya getirdiği tahakkümü, sömürüyü ve kriz alanlarını iyi tespit etmesi ve bunlara çözüm tekliflerini sunması gerekmektedir. Kanaatimizce bu durum modernitenin, ortaya çıkardığı sorunların ve risklerin daha ileri bir düzeyde sorgulanmasını beraberinde getirecektir.
Hakikat, Postmodern Çağda Bilgelik Arayışı John D. Caputo / Kapı Yayınları “Orta Çağda biri ‘kilise şunu öğretiyor…’ demişse, bu söz odadaki herkesin sesini keserdi. Fakat günümüzde bir Büyük Hakikat adayı varsa, o da bilimdir. Bilim bizim gorilimizdir. Biri ‘bilim diyor ki…’ dediğinde, sohbetin bittiğini düşünürüz. Yani biz postmodernist hermönetler, gözü kara olmalıyız; hem piskoposların, hem …
İmam Şafii: Âlim ve Veli Kecia Ali / Türkçesi: Mehmet Ali Okan Doğan – Vakıfbank Kültür Yayınları ”Şafii, bilinmeyen veya doğrulanamayacak kanıtlara yaslanan geniş kapsamlı mutabakatlardansa metinsel kaynakları yeğ tutar. Bu tercihi, onu ilk dönemlerinde rakiplerinin karşı çıktığı başka bir tercihe götürür: Şafii, bir sahabeden kaynaklanan tek tük rivayetleri dahi, ilahi metinlerin zincirinden boşanmış insan …
Nida dergisi 196. Sayı Kitap Seçkisi
KUR’AN OKULU
“Tarihsel yasalar sürekli geçerliliğini koruyan sünnetullaha dayanır. Geçici ve körü körüne meydana gelen bir ilişki, tesadüf ve rast gelmek suretiyle gerçekleşen alelade bağlar değildir. Tarihsel yasalar ilmi bir özelliği olan, tabiat ve kâinatın genel yasalarına bağlı olarak gerçekleşen, normal şekilde seyrini sürdürürken hiçbir değişiklik göstermeyen yasalardır. Yasadaki bu sürekliliğin vurgulanması, tarihsel yasaların ilmi özelliğinin vurgulanması anlamına geliyor. Çünkü ilmi yasa olma özelliği bu olguyu faraziye ve teorilerden ayıran en önemli özelliktir. Demek ki bu, bir süreklilik ve bir olaylar zinciridir ve başıboşluğun zıddıdır. Bunun içindir ki Kur’an-ı Kerim tarihsel yasalardaki süreklilik özelliğine dikkat çekerken ve onun önemini vurgularken hep bu yasanın bilimsel yönünü gözler önüne sermeyi amaçlamıştır. Müslüman fertte tarihi olayların nasıl cereyan ettiğine dair bilinçli, uyanık bir şuur yerleştirmeyi, hadiseleri basiretli şekilde ele almayı hedeflemiş, bu olayların, körü körüne teslimiyetçi bir zihniyetle ele alınamayacağını beyan etmiştir.”
Muhammed Bakır Es-Sadr, yirminci yüzyılda yetişmiş değerli Müslüman düşünürlerden biridir. Yaşamış olduğu dönem itibariyle Müslüman dünyanın ilmî ve fikrî sıkıntılarına dair birçok önemli eser kaleme almıştır. Bu eserinde ise Kur’an’da tarihsel yasalar, diğer bir deyişle sünnetullah belirlenmiştir ve Kur’an okumaları ise bu yasaları anlamaya yönelik olmalıdır. Yine Sadr’a göre, Kur’an’da tarihsel yasaların önemini üç hakikat ortaya koyar: Süreklilik, Rabbanilik ve insan iradesi. İnsanın dünya üzerindeki tüm çabaları bu yasalarla uyumu neticesinde belirlenecektir. İnsan için bu yasalarla uyum içinde oluş kendi felahına erişmek için elzem iken, yasalara karşı direniş ise yok oluşa sürükleniştir. İnsanın kendini ve evreni bilmesi, Allah’ı bilmesine vesile iken, yine tersi bir bilme süreci de varoluşu bilmesine bir vesiledir. İşte bu noktada Allah’ın değişmeyen yasaları, ferdin ve toplumun değişim ve dönüşüm sürecinde belirleyici olan ana faktörlerdir.
ALÇAK SESLE VE DİVANECE
CAHİT KOYTAK / VADİ YAYINLARI
“ben şairim
Ve bu kadar doyulmaz güzelliğin,
kozmosa sığmayan aklın,
hudutsuz, dipsiz bilginin,
bu kadar ince ve görkemli,
böyle dal budak, çiçek, yaprak
ve meyve veren sanatın,
her an, her yöne doğru
açılan, yayılan
eskiyen, eskimeyen, ama
durmadan yenilenen, yenileyen sanatın
var olabilmesi için,
bütün büyüklerden Büyük
ve Müteal bir Sanatçı’nın
gerekmediğine hükmedecek kadar kör
ve sağır ve duygusuz değilim”
İkbal, hakikat arayışında ana güzergâhlardan birinin de şiir olduğunu söyler. Bu, bize, şiirin şuurla olan ilişkisinin önemini hatırlatan güzel bir tespittir. Bu veçheden Cahit Koytak şiiri, okuru şuurun derinliklerinde kendisiyle beraber yol almaya davet ediyor. Şairin tefekkür dünyasının ufuk açıcı yönü ve düşüncelerindeki zenginlik âdeta kendisine hayran bırakıyor okuyucuyu. Bu şiir zenginliğinin derinliğine varmak isteyenler için Vadi Yayınları tarafından yeni yayımlanmış olan bu eser, Cahit Koytak’ın son dönem şiirlerini içeriyor.
GÖZÜN VİCDANI
“Bütünlük konusundaki Aydınlanma ideali, iyi yapılmış şeylerdeki bütünlüğün modern tanımına girmiştir. Böylece binalarla insanlar arasında bir çelişki baş göstermiştir: Binanın bir biçim olarak değeri, kullanımdaki değeriyle kavgalıdır. Bu çatışma çok basit şekilde ortaya çıkar: Eski bir binayı, yanlarına eklemeler yaparak ya da yeni pencereler açarak değiştirmek ya da modifiye etmek yanlış görünür, çünkü bu değişiklikler orijinal nesnenin ‘bütünlüğünü’ yok ediyor gibi gelir. Değişen tarihsel gereksinimler, sanki zaman bir kirlilik kaynağıymış gibi, orijinal biçimin bütünlüğüne yönelik bir tehdit olarak görülür. Kendilerini kentlerin korunmasına adamış gruplar kimi zaman gerçekten de sanki kent, ister istemez karmakarışık bir yaşama eyleminin mekânı değil de bir binalar müzesi olmalıymış gibi konuşurlar. Binaların yapılma tarzı da bugün bu çelişkiyi arttırıyor. Binalar artık, biçim yönünden, geçmişin bina dizilerinden, hilallerinden ve bloklarından çok daha az esnektir. Modern bir gökdelene kırk ya da elli yıl ömür biçilmiştir, oysa çelik iskeletler çok daha uzun süre dayanabilir; ama servis bacaları, elektrik tesisatı, sıhhi tesisat ancak binanın ilk başta düşünülen süresi boyunca kullanılabileceği şekilde planlanmıştır.”
Saint Isidore, etimolojiler kitabında kent sözcüğünün İngilizce karşılığı olan ‘city’ sözcüğünün kökeninin ‘civitas’ olduğunu ve bu sözcüğün anlamının; kentte biçim bulan duygular, ritüeller ve inançlar olduğunu ifade ediyor. Bir mekân olarak kentin bu tanımlamadan da mülhem oldukça kuşatıcı bir anlamının olduğu anlaşılıyor. Bir bütün olarak hayatı içinde barındıran kentler, bizler için varoluşsal öneme sahiptir. Bugün için ise modern kent, Sennet’in de ifadesiyle sadece tüketimi sahneye koyan yerler haline gelmiştir. Bu durum kentin anlamının indirgenmesidir. Yine Sennet bizlerin, kenti şekillendirenlerden, kentin oluşumuna dâhil olanlardan, kente dair teşhirciliği ortadan kaldıran ve kentte ahlâkı yaygınlaştıracak kent tasarımları talep etmemiz gerektiğinden bahseder.
SÖZÜN DÜŞÜŞÜ
“Söz, kendi başına varolmaz. Yalnızca onu konuşan ve onu yeniden ele geçiren biri üzerindeki etkisiyle varolmayı sürdürür. Söz asla, bu yolu tersine çevirebileceğimiz ve onunla tekrar meşgul olabileceğimiz bir yarın veya başka bir zaman için kullanabileceğimiz veya muhafaza edebileceğimiz bir nesne değildir. Söz şimdi varolur. Şimdiki bir şeydir ve hiçbir zaman manipüle edilemez. Ya var olur ya da var olmaz. Söz beni, rolüm sözün içeriğinden çok kendisi tarafından belirlenecek şekilde kendim yapar; beni konuşan ve dinleyen birine dönüştürür. Sözün bir nesne haline gelmesi için, bir tarafından yazıya dönüştürülmesi gerekir. Fakat bu durumda artık o konuşma değildir. Yine de o, bu biçimde bile zamanı içerir. Bakışım, önce satırı izler, sonra aşağıya doğru kayarak sayfayı inceler ve gözlerin bu hareketi bir zaman alır. Gördüğüm imaj değişir: baştan sona üstünkörü bir göz atış yeterli değildir. Yazılı sayfaya, hiçbir şekilde anlık yaklaşım mümkün değildir; görme, söze uygulandığında zaman alır.”
Jacques Ellul, Kıta Avrupası geleneğinde yer alan Fransız bir filozoftur. Entelektüel konumu itibariyle Türkiye entelektüel camiası içinde çok geç ilgi görmüş ve çalışmalarının da az bir kısmı Türkçe’ye çevrilmiştir henüz. Bu çevrilen kitapları içinde en ilgi çekici olanlardan biri hiç şüphesiz Sözün Düşüşü adlı eseridir. Çevirmenin de deyimiyle Sözün Düşüşü dil hakkında yazılmış bir kitap; ‘dille, dinle, tarihle ve modernleşmeyle’ ilgili sorunları olan bir toplumun mensupları için ‘muhteşem’ bir kitap. Modern çağ, teşhirin, göz’ün, imajın söze üstün görüldüğü bir çağdır. Hakikatin taşıyıcısı olan ‘söz’ün indirgendiği/düşüşü yaşadığı bir çağdır. Yazar, söz ve imaj arasındaki dikotominin nasıl imaj lehinde kurulduğunu çözümleyerek ortaya koyuyor. İmajların bombardımanına boğulmuş modern insanın, hakikat telakkisinin ihyası için sözün yeniden inşasına ihtiyacı vardır. Yine yazara göre sözün kurtuluşu, insanın kurtuluşudur.
Yazar
İlgili Yazılar
Kitap seçkisi
“Sonumuzu unutmaya değil miydi?
Sonlu çizgilere o kadar bağlandığımız,
Bir güzel göz, gülünce çukurlaşan yanak
Ve bir ses şimdi süzülen anılardan
Sonumuzu unutmaya değil miydi?
Hep seni anmaya değil miydi,
Pişmanlık kanatlarını kuşandığımız?
Suçlar gururumuzu kırar, eksiltirdi
Sonra pişmanlık gelir, sana yükseltirdi…
Nedamet zevkine alıştıksa,
Hep seni anmaya değil miydi?
Ama günahla kuşanılan bu kanatlar,
Senden uzaklaştırırmış, düşünmedik.
Neyi değiştiriyor üzüntümüz?”
Kitap Seçkisi
Yeryüzü Yakılıp Yıkılırken Jonathan Crary / Metis Yayınları “Modern sanayi uygarlığı dünyayı ateşe vermenin eşiğinde. Toplumsal oluşumların ve toplulukların kökünün kurutulması, insani müştereklerin bağımlı olduğu canlı yeryüzü-sisteminin söndürülmesiyle iç içe geçmiş durumda. Artık kapitalizmin en son, ‘yakıp-yıkma’ safhasındayız. Askeri bağlamda bu tabir, yenilmiş bir halkın veya yaklaşan bir ordunun faydalanmasını engellemek …
Kitap Seçkisi
“…esas mesele; modern Batılı sistemin uluslararası arenada birkaç asırdır oluşturduğu belirsizlik, ilkesizlik, uluslararası teamüllerin ihlal edildiği bir risk durumu dikkate alındığı zaman Covid-19 pandemisi ile uluslararası sistemin bir muhasebesinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu muhasebe sürgit devam ederken İslam dünyasının, Batılıların insanlığı karşı karşıya getirdiği tahakkümü, sömürüyü ve kriz alanlarını iyi tespit etmesi ve bunlara çözüm tekliflerini sunması gerekmektedir. Kanaatimizce bu durum modernitenin, ortaya çıkardığı sorunların ve risklerin daha ileri bir düzeyde sorgulanmasını beraberinde getirecektir.
Kitap Seçkisi
Hakikat, Postmodern Çağda Bilgelik Arayışı John D. Caputo / Kapı Yayınları “Orta Çağda biri ‘kilise şunu öğretiyor…’ demişse, bu söz odadaki herkesin sesini keserdi. Fakat günümüzde bir Büyük Hakikat adayı varsa, o da bilimdir. Bilim bizim gorilimizdir. Biri ‘bilim diyor ki…’ dediğinde, sohbetin bittiğini düşünürüz. Yani biz postmodernist hermönetler, gözü kara olmalıyız; hem piskoposların, hem …
Kitap Seçkisi
İmam Şafii: Âlim ve Veli Kecia Ali / Türkçesi: Mehmet Ali Okan Doğan – Vakıfbank Kültür Yayınları ”Şafii, bilinmeyen veya doğrulanamayacak kanıtlara yaslanan geniş kapsamlı mutabakatlardansa metinsel kaynakları yeğ tutar. Bu tercihi, onu ilk dönemlerinde rakiplerinin karşı çıktığı başka bir tercihe götürür: Şafii, bir sahabeden kaynaklanan tek tük rivayetleri dahi, ilahi metinlerin zincirinden boşanmış insan …