Zamandan ve zamane gençlerinden şikâyetçi olmak, belli bir yaşa ulaşmış insanların genel bir alışkanlığıdır. Onlara göre eskiden var olan ve iyi olarak nitelenen birçok davranış bugün terk edilmiş, yerini alan alışkanlıklar ve davranışlar ise kabul edilemez olarak nitelenmeyi hak etmiştir. Hâlbuki her zamanı ve dolayısıyla her kuşağı çepeçevre kuşatan ve diğer zamanlardan ve kuşaklardan farklı olan bir gerçeklik vardır. Toplum için tehlikeli görülen bir şey zamanla etkisini azaltarak yerini bir başka tehlikeye bırakır. Örneğin; bir zamanlar toplumu tehdit eden güvenlik endişesi yerini ahlâk krizine bırakabilir. Ya da ekonomik bir kriz siyasi bir krizle ya da inanç kriziyle yer değiştirebilir. Bazen de birçok alanı etkisi altına alan bir krizle baş başa kalır toplum. Bütün bu krizlerle mücadele edebilmenin de kendine has yöntemleri vardır. Modern dönemde Müslüman toplumları tehdit eden kriz ise dinî, toplumsal, siyasî, ekonomik birçok alanı etkileyen bir niteliktedir. Günümüzde toplumun karşı karşıya kaldığı tehlikelerle mücadele etmenin yolu/yöntemi de bir önceki dönemin yöntemlerinden farklı olmalıdır.
Bu yazının devamı
190. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Müslümanlar olarak, inşa ettiğimiz bir uygarlık içinde yaşamıyoruz bilakis başkaları tarafından Müslümanca olmayan dinamiklerle inşa edilmiş bir uygarlık içerisinde yaşıyoruz. Yalnızca Müslümanlar değil Batı dışı topluluklar kendilerinin inşa etmediği var edilmiş bir dünyada yaşamaktadırlar. Batı dışı toplumlar, 300 yıldır Batı ontolojisinin ve epistemolojisinin inşa ettiği (ç)ağlara, mekânlara ve olaylara maruz kalmaktadırlar. Tarihsel olarak “güç” ve “iktidar” varlığını çok mühim gören Batı inanç ve düşünce tarihinde Mitoloji (tasavvuri varlıkların hâkim olduğu bakış), Kilise (din adamlarının ve dogmaların hâkim olduğu yapılanma) ve Devlet (seküler aklın inşa ettiği kurumlaşma) son olarak meydana gelen Şirketleşme (rasyonel akıl gücünün bireyselleşme ile buluştuğu kurumlaşma türü) süreçleri yaşanmıştır.
Çocuk edebiyatında özerkleşmenin niteliksel karşılıklarını yadsımak yanlış sonuçlara vardırır. Fakat alanı, birincil derecede bağımlı olduğu edebiyat ve çocukluk kavramından ayırmak neredeyse imkânsızdır. Tacettin Şimşek’in dikkat çektiği üzere çocuk edebiyatı, her şeyden önce bir edebiyattır. Bu nedenle edebiyat için geçerli olan değerlendirmelerin ve kıstasların ancak çocuk ölçüsünde özel bağlamlarla anlaşılabileceği boyutlar söz konusudur. Bu durum, tam da çocuk olmaklığın barındırdığı özelliklerle bir denkleşmeye işaret eder.
Tören/ritüel ile kuram arasında bağ kuran Baudrillard, kuramın tören gibi karmaşa ve suç ortaklığına izin vermediğini iddia eder. Ona göre kavramlara diyalektik bir nitelik kazandırarak onları evrenselleştirmek gibi bir amacı olmayan kuram, tören gibi “şiddet” yüklüdür. Bu şiddetin amacı; şeyler ya da kavramların gelişigüzel bir şekilde yan yana getirilmelerini engellemek, farklılık üretmek, araya mesafe koymak ve birbirine karışan şeylerin tekrar yerli yerine oturmasını sağlamaktır.
‘Sağcı/sağcılık’, ‘solcu/solculuk’ kavramlarının siyasî ve sosyal anlamda Fransız burjuva ihtilaliyle eş zamanlı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Devrimden sonra Fransız ulusal meclisinde sağ tarafta oturanlara sağcı, sol tarafta oturanlara ise solcu denmiştir.
Her kitap okuyucuyu bilgilendirmek ve yönlendirmek için yazılır. Yüce Allah’ın tarih boyunca bütün toplumlara kendi dilleriyle gönderdiği vahiyler de insanların bilgi ve kapasitelerine göre anlayacakları kitaplar olup
Deizm mi Ateizm mi ya da Sorun Nerede?
Zamandan ve zamane gençlerinden şikâyetçi olmak, belli bir yaşa ulaşmış insanların genel bir alışkanlığıdır. Onlara göre eskiden var olan ve iyi olarak nitelenen birçok davranış bugün terk edilmiş, yerini alan alışkanlıklar ve davranışlar ise kabul edilemez olarak nitelenmeyi hak etmiştir. Hâlbuki her zamanı ve dolayısıyla her kuşağı çepeçevre kuşatan ve diğer zamanlardan ve kuşaklardan farklı olan bir gerçeklik vardır. Toplum için tehlikeli görülen bir şey zamanla etkisini azaltarak yerini bir başka tehlikeye bırakır. Örneğin; bir zamanlar toplumu tehdit eden güvenlik endişesi yerini ahlâk krizine bırakabilir. Ya da ekonomik bir kriz siyasi bir krizle ya da inanç kriziyle yer değiştirebilir. Bazen de birçok alanı etkisi altına alan bir krizle baş başa kalır toplum. Bütün bu krizlerle mücadele edebilmenin de kendine has yöntemleri vardır. Modern dönemde Müslüman toplumları tehdit eden kriz ise dinî, toplumsal, siyasî, ekonomik birçok alanı etkileyen bir niteliktedir. Günümüzde toplumun karşı karşıya kaldığı tehlikelerle mücadele etmenin yolu/yöntemi de bir önceki dönemin yöntemlerinden farklı olmalıdır.
Bu yazının devamı 190. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Mekanik Panoptikon’dan Sanal Panoptikon’a: Gözetim
Müslümanlar olarak, inşa ettiğimiz bir uygarlık içinde yaşamıyoruz bilakis başkaları tarafından Müslümanca olmayan dinamiklerle inşa edilmiş bir uygarlık içerisinde yaşıyoruz. Yalnızca Müslümanlar değil Batı dışı topluluklar kendilerinin inşa etmediği var edilmiş bir dünyada yaşamaktadırlar. Batı dışı toplumlar, 300 yıldır Batı ontolojisinin ve epistemolojisinin inşa ettiği (ç)ağlara, mekânlara ve olaylara maruz kalmaktadırlar. Tarihsel olarak “güç” ve “iktidar” varlığını çok mühim gören Batı inanç ve düşünce tarihinde Mitoloji (tasavvuri varlıkların hâkim olduğu bakış), Kilise (din adamlarının ve dogmaların hâkim olduğu yapılanma) ve Devlet (seküler aklın inşa ettiği kurumlaşma) son olarak meydana gelen Şirketleşme (rasyonel akıl gücünün bireyselleşme ile buluştuğu kurumlaşma türü) süreçleri yaşanmıştır.
Çocuk Edebiyatının Kuramsal Boyutu
Çocuk edebiyatında özerkleşmenin niteliksel karşılıklarını yadsımak yanlış sonuçlara vardırır. Fakat alanı, birincil derecede bağımlı olduğu edebiyat ve çocukluk kavramından ayırmak neredeyse imkânsızdır. Tacettin Şimşek’in dikkat çektiği üzere çocuk edebiyatı, her şeyden önce bir edebiyattır. Bu nedenle edebiyat için geçerli olan değerlendirmelerin ve kıstasların ancak çocuk ölçüsünde özel bağlamlarla anlaşılabileceği boyutlar söz konusudur. Bu durum, tam da çocuk olmaklığın barındırdığı özelliklerle bir denkleşmeye işaret eder.
Bir “Şiddet” Filozofu Olarak Baudrillard
Tören/ritüel ile kuram arasında bağ kuran Baudrillard, kuramın tören gibi karmaşa ve suç ortaklığına izin vermediğini iddia eder. Ona göre kavramlara diyalektik bir nitelik kazandırarak onları evrenselleştirmek gibi bir amacı olmayan kuram, tören gibi “şiddet” yüklüdür. Bu şiddetin amacı; şeyler ya da kavramların gelişigüzel bir şekilde yan yana getirilmelerini engellemek, farklılık üretmek, araya mesafe koymak ve birbirine karışan şeylerin tekrar yerli yerine oturmasını sağlamaktır.
‘İslamî Sol’ Projesi Kuzu Postuna Bürünmüş Bir Kurt Mudur?
‘Sağcı/sağcılık’, ‘solcu/solculuk’ kavramlarının siyasî ve sosyal anlamda Fransız burjuva ihtilaliyle eş zamanlı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Devrimden sonra Fransız ulusal meclisinde sağ tarafta oturanlara sağcı, sol tarafta oturanlara ise solcu denmiştir.
Kur’an’ı Herkes Anlayabilir Ama Nasıl?
Her kitap okuyucuyu bilgilendirmek ve yönlendirmek için yazılır. Yüce Allah’ın tarih boyunca bütün toplumlara kendi dilleriyle gönderdiği vahiyler de insanların bilgi ve kapasitelerine göre anlayacakları kitaplar olup
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.