Kurduğunuz sistemin içinde kontrolü elden kaybederseniz yok olmaya mahkumsunuzdur. Devasa bir sistemin küçük dişlilerinden olarak, büyüklük rolüne soyunursanız da yok olmaya mahkum olursunuz. Gelişiminizi tamamlamadan, kendinizi olanın üzerinde görmek hem kendinizi hem de etrafınızdakileri felakete sürekler. Bunun farkına da varamazsınız. Farkındalık, ancak; felaketin size isabet etmesinden sonra gerçekleşir.
Eser , İttihat ve Terakki’nin, yüzyıllar içinde oluşan bir sistemi kökten değiştirerek kendi sistemini oluşturma çabasını ancak; bunu başaramamasını anlatıyor. Düzen kurmak bir yana, her şeyi daha da batıran İttihat ve Terakki bünyesinden ortaya çıkan ikinci grubun, daha sonra yeni bir sistemle yeni bir devlet kurmasını da yine eserden takip ediyoruz. Her yeni sistem eskisini kötüler ve evvelkine ait izleri silme yoluna gider. Küçük Efendi Kara Kemal Bey, iktidarın gölgesini üzerinde hissettiği dönemlerde, sistemin baş tacı ve en güçlü bireylerdendir. Komitacıların, ona saygıyla ve korkuyla bakmasını sağladığı bir güç odağı olması sebebiyle, dokunulmaz olduğunu düşünmüştür ancak; bu durum onun büyük hatalar yapmasını ve iktidarı kaybederek arka plana düşmesine sebep olmuştur. Komitacılar, gruplarının tekrar iktidarı ele geçirebilmesi için bir şeyler yapması gerektiğine inanıyorlardı.Bunun için de, en yukardakini, en güçlü olanı indirmek gerektiğini çok iyi biliyorlardı. Bundan dolayı Kemal Paşa’ya, İzmir Suikasti’ni düzenlemeye kalkışmışlarsa da başarısız olmuşlardır.Bunların, Küçük Efendi’nin dahli dışında gelişen olaylar olması bir şeyi değiştirmeyecek ve istese de istemese de Küçük Efendi de artık bu suikastın bir parçası olacaktır. Artık Kara Kemal hayatı belirleyen değil, hayat tarafından belirlenen bir konumda bulacaktır kendini. Alışık olmadığı bu durum karşısında ise, ne yapacağını kestiremediği için kendine bir yol çizmekte zorlanacaktır.
Kemal Tahir, 20. yüzyılın başlarındaki Türk toplumunu sosyolojik yapısının derinlerine inerek incelemiştir.Bundan dolayı, ilk bakışta görünmesi zor olanların arkasındaki perdeyi aralayarak, okuyucunun görüş açısını genişletmiştir. Kurt Kanunu, okuyucu sıkmadan bir solukta okunmasının yanı sıra, karakterlerinin gerçek hayattan seçilmiş tarihi simalar olmasıyla da, okuyanların merak duygusunu kamçılıyor. Yazarın, diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de dönemin aristokratlarını ve avam dediğimiz halk tabakasını analiz edebilme yeteneği şaşacak şekilde gerçekçidir.Eserde, en cesurumuzun bile bir kırılma noktası olduğunu ve bu noktadan sonra geri dönme olasılığının zorlaştığını; asıl olanın hayatta kalabilmek değil, ona karşı nasıl dik durulacağını göstermenin en büyük hedef olarak ortaya konulduğunu, görüyoruz. Kurt Kanunu, Cumhuriyet’i kuranlar ile İttihat ve Terakki arasındaki çekişmeyi güzel bir şekilde dile getirmiştir. Kemal Tahir’in, romancılığımızda iyi bir örnek olmasının arkasında biraz da, güçler dengesinin ne yönde değiştiğini ve insanların bu durumlarda nasıl hareket ettiğini çok iyi analiz etmesi vardır, diyebiliriz.
Her ne olursa olsun bize bahşedilen bir hayatı her zaman akışına bırakmak doğru değildir. İrade ve akıl sahibi varlıklar olarak doğru ve istikamet üzere bir yaşamı arzulayıp o minvalde de hareket edebilmeliyiz.
Kimi zaman yürüyerek, kimi zaman koşarak; kimi zaman durup stratejiler geliştirerek ama hiçbir zaman ‘boş vermişlik’ içinde olmayarak.
“Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol, ya da ilmi destekleyen ol. Ama beşinci olma helak olursun”. Hz. Muhammed. As.
Beşinci olmak, seyirci kalmaktır. Beşinci olmak, işe yaramayacağını peşinen kabullenmektir. Değerlilik duygusunu yitirip, çıktığı yolda kendini kaybetmektir.
Beşinci olmak, ideallerinden, hayallerinden, dualarından vazgeçmektir. Kabul olmayan duası zannedip, kendi istikrarsızlığının farkında olmamaktır.
Beşinci olmak, uçurumun kenarında iman etmek gibidir. Her an değişebilir ve önemsediği değerleri değersizleştirebilir. Beşinci olmak bir kıyımdır kendi içinde. Kıyama kalkmayanlar, yıkıma yakın olanlardır.
Bilmeni isterim ki yazmak da okumak da benim çok işime yarıyor. Hayatın haritasında gidilecek veya gidilmeyecek yolları görmeme yardım ediyor… Diğerinin düşünceleri kendime ayna tutarken yardım ediyor. Bazen aynı ateşte yandığım, bazen aynı gölgeyi canlı saydığım insanlarla karşılaşıyorum okuduklarımın, dinlediklerimin bir yerinde…
Evet, tek bir çiçekle baharın bütünü hemen gelmeyecektir elbet…
Ve belki o erken açan çiçek gelecek bahar mevsimini de göremeyecektir. Ama baharın mutlak gelecek ve yaşanılacak bir gerçek olacağının umudunu aşılayacaktır; baharı bekleyenlere…
Bir kelebeğin kanat çırpışının yarattığı etkiyi bilirim… İyimserliğin, umudun boşa kürek çekişin diğer adı olmadığını da… Bir tebessümün nasıl bulaşıcı olduğunu, bir iyiliğin hiçbir zaman unutulup gitmeyeceğini ve yarattığı kalıcı eserleri bilirim…
Sen nelere kadirsin ey Umut!
Çağların da insanlar gibi alacakları olsa, yenmiş haklarını gündeme getirme fırsatları olsa, davacıların ilki orta çağ olurdu herhalde. İnsanın cetvelle zamanı orasından burasından çizip bölme küstahlığı yetmiyormuş gibi, buna anlam ve norm yüklemesi, dahası, ötelediği iyilik-kötülük değerlerini çağlara yapıştırıp bir de utanmadan marifetini beğenmesi akıl alır gibi değil. Kurgu tel tel dökülüyor aslında ama o kadar sık ve yaygın bir şekilde tekrar ediliyor ki, hipnotik etkisiyle amentü haline geliyor.
Kurtlukta Düşeni Yemek Kanundur
Kurduğunuz sistemin içinde kontrolü elden kaybederseniz yok olmaya mahkumsunuzdur. Devasa bir sistemin küçük dişlilerinden olarak, büyüklük rolüne soyunursanız da yok olmaya mahkum olursunuz. Gelişiminizi tamamlamadan, kendinizi olanın üzerinde görmek hem kendinizi hem de etrafınızdakileri felakete sürekler. Bunun farkına da varamazsınız. Farkındalık, ancak; felaketin size isabet etmesinden sonra gerçekleşir.
Eser , İttihat ve Terakki’nin, yüzyıllar içinde oluşan bir sistemi kökten değiştirerek kendi sistemini oluşturma çabasını ancak; bunu başaramamasını anlatıyor. Düzen kurmak bir yana, her şeyi daha da batıran İttihat ve Terakki bünyesinden ortaya çıkan ikinci grubun, daha sonra yeni bir sistemle yeni bir devlet kurmasını da yine eserden takip ediyoruz. Her yeni sistem eskisini kötüler ve evvelkine ait izleri silme yoluna gider. Küçük Efendi Kara Kemal Bey, iktidarın gölgesini üzerinde hissettiği dönemlerde, sistemin baş tacı ve en güçlü bireylerdendir. Komitacıların, ona saygıyla ve korkuyla bakmasını sağladığı bir güç odağı olması sebebiyle, dokunulmaz olduğunu düşünmüştür ancak; bu durum onun büyük hatalar yapmasını ve iktidarı kaybederek arka plana düşmesine sebep olmuştur. Komitacılar, gruplarının tekrar iktidarı ele geçirebilmesi için bir şeyler yapması gerektiğine inanıyorlardı.Bunun için de, en yukardakini, en güçlü olanı indirmek gerektiğini çok iyi biliyorlardı. Bundan dolayı Kemal Paşa’ya, İzmir Suikasti’ni düzenlemeye kalkışmışlarsa da başarısız olmuşlardır.Bunların, Küçük Efendi’nin dahli dışında gelişen olaylar olması bir şeyi değiştirmeyecek ve istese de istemese de Küçük Efendi de artık bu suikastın bir parçası olacaktır. Artık Kara Kemal hayatı belirleyen değil, hayat tarafından belirlenen bir konumda bulacaktır kendini. Alışık olmadığı bu durum karşısında ise, ne yapacağını kestiremediği için kendine bir yol çizmekte zorlanacaktır.
Kemal Tahir, 20. yüzyılın başlarındaki Türk toplumunu sosyolojik yapısının derinlerine inerek incelemiştir.Bundan dolayı, ilk bakışta görünmesi zor olanların arkasındaki perdeyi aralayarak, okuyucunun görüş açısını genişletmiştir. Kurt Kanunu, okuyucu sıkmadan bir solukta okunmasının yanı sıra, karakterlerinin gerçek hayattan seçilmiş tarihi simalar olmasıyla da, okuyanların merak duygusunu kamçılıyor. Yazarın, diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de dönemin aristokratlarını ve avam dediğimiz halk tabakasını analiz edebilme yeteneği şaşacak şekilde gerçekçidir.Eserde, en cesurumuzun bile bir kırılma noktası olduğunu ve bu noktadan sonra geri dönme olasılığının zorlaştığını; asıl olanın hayatta kalabilmek değil, ona karşı nasıl dik durulacağını göstermenin en büyük hedef olarak ortaya konulduğunu, görüyoruz. Kurt Kanunu, Cumhuriyet’i kuranlar ile İttihat ve Terakki arasındaki çekişmeyi güzel bir şekilde dile getirmiştir. Kemal Tahir’in, romancılığımızda iyi bir örnek olmasının arkasında biraz da, güçler dengesinin ne yönde değiştiğini ve insanların bu durumlarda nasıl hareket ettiğini çok iyi analiz etmesi vardır, diyebiliriz.
Yazar
İlgili Yazılar
Beşinci Olma Helak Olursun…
Her ne olursa olsun bize bahşedilen bir hayatı her zaman akışına bırakmak doğru değildir. İrade ve akıl sahibi varlıklar olarak doğru ve istikamet üzere bir yaşamı arzulayıp o minvalde de hareket edebilmeliyiz.
Kimi zaman yürüyerek, kimi zaman koşarak; kimi zaman durup stratejiler geliştirerek ama hiçbir zaman ‘boş vermişlik’ içinde olmayarak.
“Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol, ya da ilmi destekleyen ol. Ama beşinci olma helak olursun”. Hz. Muhammed. As.
Beşinci olmak, seyirci kalmaktır. Beşinci olmak, işe yaramayacağını peşinen kabullenmektir. Değerlilik duygusunu yitirip, çıktığı yolda kendini kaybetmektir.
Beşinci olmak, ideallerinden, hayallerinden, dualarından vazgeçmektir. Kabul olmayan duası zannedip, kendi istikrarsızlığının farkında olmamaktır.
Beşinci olmak, uçurumun kenarında iman etmek gibidir. Her an değişebilir ve önemsediği değerleri değersizleştirebilir. Beşinci olmak bir kıyımdır kendi içinde. Kıyama kalkmayanlar, yıkıma yakın olanlardır.
XIV. Mektup / Son Mektup
Bilmeni isterim ki yazmak da okumak da benim çok işime yarıyor. Hayatın haritasında gidilecek veya gidilmeyecek yolları görmeme yardım ediyor… Diğerinin düşünceleri kendime ayna tutarken yardım ediyor. Bazen aynı ateşte yandığım, bazen aynı gölgeyi canlı saydığım insanlarla karşılaşıyorum okuduklarımın, dinlediklerimin bir yerinde…
Mustafa Ökkeş Evren’den Hız Çağına “Sus İşareti”
“Az söz er öğüdüdür
Çok söz hayvan yüküdür
Bilire bir söz yeter
Sende gevher var ise”
Bir Çiçekle Bahar Gelmez Bilirim…
Evet, tek bir çiçekle baharın bütünü hemen gelmeyecektir elbet…
Ve belki o erken açan çiçek gelecek bahar mevsimini de göremeyecektir. Ama baharın mutlak gelecek ve yaşanılacak bir gerçek olacağının umudunu aşılayacaktır; baharı bekleyenlere…
Bir kelebeğin kanat çırpışının yarattığı etkiyi bilirim… İyimserliğin, umudun boşa kürek çekişin diğer adı olmadığını da… Bir tebessümün nasıl bulaşıcı olduğunu, bir iyiliğin hiçbir zaman unutulup gitmeyeceğini ve yarattığı kalıcı eserleri bilirim…
Sen nelere kadirsin ey Umut!
Bilgelik Dolu Orta Çağ’dan Şövalyelik Yerine İyilik Destanı
Çağların da insanlar gibi alacakları olsa, yenmiş haklarını gündeme getirme fırsatları olsa, davacıların ilki orta çağ olurdu herhalde. İnsanın cetvelle zamanı orasından burasından çizip bölme küstahlığı yetmiyormuş gibi, buna anlam ve norm yüklemesi, dahası, ötelediği iyilik-kötülük değerlerini çağlara yapıştırıp bir de utanmadan marifetini beğenmesi akıl alır gibi değil. Kurgu tel tel dökülüyor aslında ama o kadar sık ve yaygın bir şekilde tekrar ediliyor ki, hipnotik etkisiyle amentü haline geliyor.