Saatlerce masanın başında durdu, neden sonra sandalyeyi hızlıca çekti ve oturdu. Günlerdir elinden düşürmediği romana baktı. Bir bekleyiş ve umut ediş ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi dedi mırıldanarak. Kitabı eline aldı ve bir süre evirip çevirdikten sonra “Ah Drago” dedi. “Ah Drago…” Kitabın adını ve yazarını ancak kendi duyabileceği bir ses tonuyla tekrarladı: “Tatar Çölü/Dino Buzzati…” Yazmaya duyduğu derin iştah kabardı aniden. Masaya oturuşundan belliydi aslında. Bu çölü, teğmeni ve içine düştüğü çaresizliği anlatacaktı. Anlatmalıydı elbette. Bu derin sessizliğe günlerdir aynı soruyu yöneltiyordu. Yazmalıydı ki bir cevap bulabilsin. Neydi o soru… Soru şu: “İnsanın yazgısından kaçması mümkün mü?”
Bir süre sonra ve fakat hızlıca klavye tuşları, odada bir o yana bir bu yana oldukça ritimli bir ahenk tutturarak, yazının o insanı aniden sarıveren büyüsüne kapılmıştı. İlk paragraf bittikten sonra yazdıklarını hızlıca okudu.
“Romanın kahramanı genç teğmen Drago, ülkenin sınırındaki kalelerden birine atanır. Drago kaleyi görür görmez geri dönmeye karar verir. Fakat daha sonra gelişen olaylar, Drago’yu kaleye bağlar. Zamanla kale, Drago’nun kaderi haline gelir.
Bu yazının devamı
197. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İnsana dair önde gelen çelişkilerden biridir: Kazanmış olduğu şeyi görmemek ve sürekli kazanmadığına gözünü dikip kahır çekmek. Sağlıklı bedeni öyle ahım şahım variyet değildir, tek şu boğaza nazır köşkte oturma nimetine kavuşabilse!
Evden çocuk sesi gelmiyor işrak vaktinden kerahet vaktine kadar. Her sabah kolunun arasına sıkıştırdığı oyuncak tavşanın kulaklarını merdivenlere değdirerek bir bir iniyor basamakları çocuk. Rengârenk ufak bir çantası var sırtında.
11 Eylül’ün yıldönümü zamanlarında kaleme aldığımız bu yazıda, Mahsun Kırmızıgül’ün New York’ta Beş Minare (2010) adlı filmine yer ayırdık ve filmdeki iki farklı kavrama (Ilımlı İslam-Radikal İslam) nasıl bir vurgu yapıldığı, biz ve öteki katmanlarının nasıl kurgulandığı üzerinde düşündük. Bu sebeple ki yazıya, düşünce dünyamızda yer edinmemiş Batılı aklın öne sürdüğü Ilımlı İslam (Moderate Islam) ve Radikal İslam (Radical Islam) tanımlarını açmakla başlayalım.
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Sessizlik Öyküleri II
Saatlerce masanın başında durdu, neden sonra sandalyeyi hızlıca çekti ve oturdu. Günlerdir elinden düşürmediği romana baktı. Bir bekleyiş ve umut ediş ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi dedi mırıldanarak. Kitabı eline aldı ve bir süre evirip çevirdikten sonra “Ah Drago” dedi. “Ah Drago…” Kitabın adını ve yazarını ancak kendi duyabileceği bir ses tonuyla tekrarladı: “Tatar Çölü/Dino Buzzati…” Yazmaya duyduğu derin iştah kabardı aniden. Masaya oturuşundan belliydi aslında. Bu çölü, teğmeni ve içine düştüğü çaresizliği anlatacaktı. Anlatmalıydı elbette. Bu derin sessizliğe günlerdir aynı soruyu yöneltiyordu. Yazmalıydı ki bir cevap bulabilsin. Neydi o soru… Soru şu: “İnsanın yazgısından kaçması mümkün mü?”
Bir süre sonra ve fakat hızlıca klavye tuşları, odada bir o yana bir bu yana oldukça ritimli bir ahenk tutturarak, yazının o insanı aniden sarıveren büyüsüne kapılmıştı. İlk paragraf bittikten sonra yazdıklarını hızlıca okudu.
“Romanın kahramanı genç teğmen Drago, ülkenin sınırındaki kalelerden birine atanır. Drago kaleyi görür görmez geri dönmeye karar verir. Fakat daha sonra gelişen olaylar, Drago’yu kaleye bağlar. Zamanla kale, Drago’nun kaderi haline gelir.
Bu yazının devamı 197. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Her Şeye Rağmen Hayat Güzel
İnsana dair önde gelen çelişkilerden biridir: Kazanmış olduğu şeyi görmemek ve sürekli kazanmadığına gözünü dikip kahır çekmek. Sağlıklı bedeni öyle ahım şahım variyet değildir, tek şu boğaza nazır köşkte oturma nimetine kavuşabilse!
Anne kendime benziyor muyum?
Evden çocuk sesi gelmiyor işrak vaktinden kerahet vaktine kadar. Her sabah kolunun arasına sıkıştırdığı oyuncak tavşanın kulaklarını merdivenlere değdirerek bir bir iniyor basamakları çocuk. Rengârenk ufak bir çantası var sırtında.
New York’ta Beş Minare’de Yükselen Ilımlı-Radikal İslam Sesleri
11 Eylül’ün yıldönümü zamanlarında kaleme aldığımız bu yazıda, Mahsun Kırmızıgül’ün New York’ta Beş Minare (2010) adlı filmine yer ayırdık ve filmdeki iki farklı kavrama (Ilımlı İslam-Radikal İslam) nasıl bir vurgu yapıldığı, biz ve öteki katmanlarının nasıl kurgulandığı üzerinde düşündük. Bu sebeple ki yazıya, düşünce dünyamızda yer edinmemiş Batılı aklın öne sürdüğü Ilımlı İslam (Moderate Islam) ve Radikal İslam (Radical Islam) tanımlarını açmakla başlayalım.
MÜDA-Fİ-İL
Lütfen beni anla
Bir ağaç değilim sadece gölgeden
Yapraklarım yok karşılıksız besin üreten
Şiir Hukuku
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.