Saatlerce masanın başında durdu, neden sonra sandalyeyi hızlıca çekti ve oturdu. Günlerdir elinden düşürmediği romana baktı. Bir bekleyiş ve umut ediş ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi dedi mırıldanarak. Kitabı eline aldı ve bir süre evirip çevirdikten sonra “Ah Drago” dedi. “Ah Drago…” Kitabın adını ve yazarını ancak kendi duyabileceği bir ses tonuyla tekrarladı: “Tatar Çölü/Dino Buzzati…” Yazmaya duyduğu derin iştah kabardı aniden. Masaya oturuşundan belliydi aslında. Bu çölü, teğmeni ve içine düştüğü çaresizliği anlatacaktı. Anlatmalıydı elbette. Bu derin sessizliğe günlerdir aynı soruyu yöneltiyordu. Yazmalıydı ki bir cevap bulabilsin. Neydi o soru… Soru şu: “İnsanın yazgısından kaçması mümkün mü?”
Bir süre sonra ve fakat hızlıca klavye tuşları, odada bir o yana bir bu yana oldukça ritimli bir ahenk tutturarak, yazının o insanı aniden sarıveren büyüsüne kapılmıştı. İlk paragraf bittikten sonra yazdıklarını hızlıca okudu.
“Romanın kahramanı genç teğmen Drago, ülkenin sınırındaki kalelerden birine atanır. Drago kaleyi görür görmez geri dönmeye karar verir. Fakat daha sonra gelişen olaylar, Drago’yu kaleye bağlar. Zamanla kale, Drago’nun kaderi haline gelir.
Bu yazının devamı
197. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bu noktadan hareketle de salt mekân seçimi bağlamında bile olsa, bazen bir roman, bir mekânı öylesine sahiplenir ki, o yer artık yalnızca coğrafi bir nokta olmaktan çıkar, edebiyatın bir parçasına dönüşür ve biz o romanı okurken işlenen tema bir yana, öte yandan da bu temanın ve konunun geçmiş olduğu seçilen mekânı da
Süpürgeyi kapattı. Zil mi çalmıştı? ‘Çocuklar geldi herhalde!’ dedi içinden. Kapıyı açtı. Ama gelen yoktu. Saate baktı. Daha gelmelerine yarım saat vardı. Sonra durdu. Bu saatler olduğunda istemsiz bir saate bakma, zil sesi duyma gibi tuhaflıklar yaşamaya başlamıştı.
Bir varmış bir yokmuş. Vara var, yoka yok diyen pek azmış. Ballandıra ballandıra anlatana “masal anlatma” diye çıkışılır, tek ayaküstünde on yalan atana Çin’den Maçin’e övgülerin en hası düzülürmüş. Devir değişti diye anlatılar tatsız tutsuzlaşmış.
Çocuk aklımla, ağaçların yaşlı ama gücü kuvveti yerinde, temiz yüzlü insanlara benzediğini düşünürdüm. Kaybolma korkusuna karşı zihnimin kendi kendine oynadığı bir korunma oyununda ağaçlar güvenli varlıklara dönüşürdü. Sığınma isteğiydi aslında bu.
Hayatın yanlışlarına, insanlığın kötülük oluşumlarına karşın iyilerden olanlar hep bir hareket içinde olmalılar. Yani bunların oturmalarına çok fırsatları olmamalı. Çünkü kötülük ayakta olup yürüyüp- koştukça; İyilerinde miskin miskin oturmaları düşünülemez. Ama gelin görün ki iyilerin şikâyetleri, yerlerine mıhlanmış gibi sabitlikleri, hayallerinde ki iyiliği kendilerine yaklaştırmıyor, bilakis bir süre sonra da kendilerini şikâyet ettikleri hayatın akışına bırakıveriyorlar.
Sessizlik Öyküleri II
Saatlerce masanın başında durdu, neden sonra sandalyeyi hızlıca çekti ve oturdu. Günlerdir elinden düşürmediği romana baktı. Bir bekleyiş ve umut ediş ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi dedi mırıldanarak. Kitabı eline aldı ve bir süre evirip çevirdikten sonra “Ah Drago” dedi. “Ah Drago…” Kitabın adını ve yazarını ancak kendi duyabileceği bir ses tonuyla tekrarladı: “Tatar Çölü/Dino Buzzati…” Yazmaya duyduğu derin iştah kabardı aniden. Masaya oturuşundan belliydi aslında. Bu çölü, teğmeni ve içine düştüğü çaresizliği anlatacaktı. Anlatmalıydı elbette. Bu derin sessizliğe günlerdir aynı soruyu yöneltiyordu. Yazmalıydı ki bir cevap bulabilsin. Neydi o soru… Soru şu: “İnsanın yazgısından kaçması mümkün mü?”
Bir süre sonra ve fakat hızlıca klavye tuşları, odada bir o yana bir bu yana oldukça ritimli bir ahenk tutturarak, yazının o insanı aniden sarıveren büyüsüne kapılmıştı. İlk paragraf bittikten sonra yazdıklarını hızlıca okudu.
“Romanın kahramanı genç teğmen Drago, ülkenin sınırındaki kalelerden birine atanır. Drago kaleyi görür görmez geri dönmeye karar verir. Fakat daha sonra gelişen olaylar, Drago’yu kaleye bağlar. Zamanla kale, Drago’nun kaderi haline gelir.
Bu yazının devamı 197. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Zeyniler Köyü ve Çalıkuşu’nun İzinde Bir Yolculuk
Bu noktadan hareketle de salt mekân seçimi bağlamında bile olsa, bazen bir roman, bir mekânı öylesine sahiplenir ki, o yer artık yalnızca coğrafi bir nokta olmaktan çıkar, edebiyatın bir parçasına dönüşür ve biz o romanı okurken işlenen tema bir yana, öte yandan da bu temanın ve konunun geçmiş olduğu seçilen mekânı da
Her Şeye Rağmen
Süpürgeyi kapattı. Zil mi çalmıştı? ‘Çocuklar geldi herhalde!’ dedi içinden. Kapıyı açtı. Ama gelen yoktu. Saate baktı. Daha gelmelerine yarım saat vardı. Sonra durdu. Bu saatler olduğunda istemsiz bir saate bakma, zil sesi duyma gibi tuhaflıklar yaşamaya başlamıştı.
Masal Anlatmak: Dinleyen Kulağı Sulamak Hisseden Kalbe Söz Ekmek
Bir varmış bir yokmuş. Vara var, yoka yok diyen pek azmış. Ballandıra ballandıra anlatana “masal anlatma” diye çıkışılır, tek ayaküstünde on yalan atana Çin’den Maçin’e övgülerin en hası düzülürmüş. Devir değişti diye anlatılar tatsız tutsuzlaşmış.
Çocuk Aklı
Çocuk aklımla, ağaçların yaşlı ama gücü kuvveti yerinde, temiz yüzlü insanlara benzediğini düşünürdüm. Kaybolma korkusuna karşı zihnimin kendi kendine oynadığı bir korunma oyununda ağaçlar güvenli varlıklara dönüşürdü. Sığınma isteğiydi aslında bu.
Beşinci Olma Helak Olursun…
Hayatın yanlışlarına, insanlığın kötülük oluşumlarına karşın iyilerden olanlar hep bir hareket içinde olmalılar. Yani bunların oturmalarına çok fırsatları olmamalı. Çünkü kötülük ayakta olup yürüyüp- koştukça; İyilerinde miskin miskin oturmaları düşünülemez. Ama gelin görün ki iyilerin şikâyetleri, yerlerine mıhlanmış gibi sabitlikleri, hayallerinde ki iyiliği kendilerine yaklaştırmıyor, bilakis bir süre sonra da kendilerini şikâyet ettikleri hayatın akışına bırakıveriyorlar.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.