“Kavrama ilişkin ilk tartışma, postkolonyal teriminin zamansal olarak sömürge sonrası dönemi anlatmak için mi, yoksa sömürge döneminin başka şekillerde hala devam ettiğini göstermek için mi kullanılacağı noktasındadır. İkinci görüşü savunanlar daha çok klasik Marksist geleneğe yakındırlar ve postkolonyal ifadesini emperyalizm, yeni sömürgecilik ve üçüncü dünya gibi kavramlarla eşanlamlı olarak kullanırlar. Bu iki görüşü birleştirenler de üçüncü dünya ülkelerinin bağımsızlığı ile birlikte sömürgeci ilişkinin sona ermediğini, fakat birçok yeni ilişki biçiminin sömürge sonrası dönemde ortaya çıktığını savunmaktadır. Kavrama ilişkin ikinci önemli tartışma da kimlerin ya da hangi coğrafyanın postkolonyal olarak adlandırılacağı konusudur. Şayet sömürge geçmişe sahip olmak bugün için postkolonyal olarak adlandırılma noktasında yeterli ise, bu durumda ABD ve Avustralya gibi ülkeler bu kategori içinde mi değerlendirilecektir? Yoksa bugün hala belli ölçüde sömürge geçmişin etkilerini üzerinde taşıyan ve Avrupa-merkezci dünyanın dışında kalan ülkeler mi postkolonyal olarak adlandırılacaktır?”
Uluslararası ilişkiler doçenti Ali Balcı son kitabında postkolonyal teori ile hegemonik emperyalizmin bir taraftan Batı-dışı dünyaya silahlı gücüyle musallat olmasını diğer taraftan bu kontrolünü insan hakları, kadının özgürlüğü, ekonomik gelişme ve demokrasi gibi söylemler üzerinden normalleştirmesini ve bu kontrole insani bir yüz giydirmesini ilişkilendiriyor. Yazar bir bütün olarak değerlendirdiği Batı’nın Türkiye ve Müslüman coğrafyaya karşı ikiyüzlülüğünü birçok güncel örnek ile gözler önüne seriyor. Ancak bu ikiyüzlü tutuma bir çözüm önerisinde bulunmadığı gibi kanaatimizce Türkiye’nin aktüel dış politikasına da abartılı bir anlam ve tarafgirlik ile yaklaşıyor. Yurtdışında ki Kürt lobisi ve oryantalizm gibi konulara da çok yer verilen kitapta teorik nitelik pratik örneklendirmeden daha doyurucu bir vaziyette.
Bu yazının devamı
193. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
“…esas mesele; modern Batılı sistemin uluslararası arenada birkaç asırdır oluşturduğu belirsizlik, ilkesizlik, uluslararası teamüllerin ihlal edildiği bir risk durumu dikkate alındığı zaman Covid-19 pandemisi ile uluslararası sistemin bir muhasebesinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. “
“Bilimsel Devrim bilimi dinden kurtardı. Yeni bilim ruhu maddeden kurtardı. Dünya bilgisinin kaynağı olarak vahyin yerine akıl ve deney aldı. Bilimsel Devrim’den sonra Tanrı’nın en sonunda doğadan tamamen dışlanması ve bilimin Tanrı’nın varlığını inkâr etmesi kaçınılmazdı.”
“Modern sanayi uygarlığı dünyayı ateşe vermenin eşiğinde. Toplumsal oluşumların ve toplulukların kökünün kurutulması, insani müştereklerin bağımlı olduğu canlı yeryüzü-sisteminin söndürülmesiyle iç içe geçmiş durumda. Artık kapitalizmin en son, ‘yakıp-yıkma’ safhasındayız.
“Şiddet bir ölçüde antropolojik, bir ölçüde siyasal ve kültürel ve hatta ontolojik bir sorun. Hele ki İslam dünyası ve Türkiye açısından şiddet kültürel kodlarımıza dek işlemiş olan, üstesinden gelmek şöyle dursun, sorunlarımızın çözümündeki neredeyse yegâne siyasal aracımız olan bir sorun.”
“Kendi açımdan geleneğin bazı yönlerini araştırdığımda, onun özel niteliklere sahip olduğunu ve sıkı tutulması gereken kendine özgü ayrıcalıklı ilkeler üzerine bina edildiğini gördüm. Bunlardan birisi dolaşım (tedavül) ilkesi diye adlandırdığım ilkedir. Bu kavramla İslam geleneğinin veya İslam medeniyetinin başka kültür ve medeniyetlerden kendine
Yılmak da Neyin Nesi Yoksa İnancını Yitirmek mi!?
ORTADOĞU VE POSTKOLONYALİZM
“Kavrama ilişkin ilk tartışma, postkolonyal teriminin zamansal olarak sömürge sonrası dönemi anlatmak için mi, yoksa sömürge döneminin başka şekillerde hala devam ettiğini göstermek için mi kullanılacağı noktasındadır. İkinci görüşü savunanlar daha çok klasik Marksist geleneğe yakındırlar ve postkolonyal ifadesini emperyalizm, yeni sömürgecilik ve üçüncü dünya gibi kavramlarla eşanlamlı olarak kullanırlar. Bu iki görüşü birleştirenler de üçüncü dünya ülkelerinin bağımsızlığı ile birlikte sömürgeci ilişkinin sona ermediğini, fakat birçok yeni ilişki biçiminin sömürge sonrası dönemde ortaya çıktığını savunmaktadır. Kavrama ilişkin ikinci önemli tartışma da kimlerin ya da hangi coğrafyanın postkolonyal olarak adlandırılacağı konusudur. Şayet sömürge geçmişe sahip olmak bugün için postkolonyal olarak adlandırılma noktasında yeterli ise, bu durumda ABD ve Avustralya gibi ülkeler bu kategori içinde mi değerlendirilecektir? Yoksa bugün hala belli ölçüde sömürge geçmişin etkilerini üzerinde taşıyan ve Avrupa-merkezci dünyanın dışında kalan ülkeler mi postkolonyal olarak adlandırılacaktır?”
Uluslararası ilişkiler doçenti Ali Balcı son kitabında postkolonyal teori ile hegemonik emperyalizmin bir taraftan Batı-dışı dünyaya silahlı gücüyle musallat olmasını diğer taraftan bu kontrolünü insan hakları, kadının özgürlüğü, ekonomik gelişme ve demokrasi gibi söylemler üzerinden normalleştirmesini ve bu kontrole insani bir yüz giydirmesini ilişkilendiriyor. Yazar bir bütün olarak değerlendirdiği Batı’nın Türkiye ve Müslüman coğrafyaya karşı ikiyüzlülüğünü birçok güncel örnek ile gözler önüne seriyor. Ancak bu ikiyüzlü tutuma bir çözüm önerisinde bulunmadığı gibi kanaatimizce Türkiye’nin aktüel dış politikasına da abartılı bir anlam ve tarafgirlik ile yaklaşıyor. Yurtdışında ki Kürt lobisi ve oryantalizm gibi konulara da çok yer verilen kitapta teorik nitelik pratik örneklendirmeden daha doyurucu bir vaziyette.
Bu yazının devamı 193. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Göç ve Zenofobi Kim Yerli, Kim Yabancı?
“…esas mesele; modern Batılı sistemin uluslararası arenada birkaç asırdır oluşturduğu belirsizlik, ilkesizlik, uluslararası teamüllerin ihlal edildiği bir risk durumu dikkate alındığı zaman Covid-19 pandemisi ile uluslararası sistemin bir muhasebesinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. “
Yasanın Kıskacından İlahi Buyruğa ADALET ARAYIŞI
“Bilimsel Devrim bilimi dinden kurtardı. Yeni bilim ruhu maddeden kurtardı. Dünya bilgisinin kaynağı olarak vahyin yerine akıl ve deney aldı. Bilimsel Devrim’den sonra Tanrı’nın en sonunda doğadan tamamen dışlanması ve bilimin Tanrı’nın varlığını inkâr etmesi kaçınılmazdı.”
Bir Söylev Olarak Müzik
“Modern sanayi uygarlığı dünyayı ateşe vermenin eşiğinde. Toplumsal oluşumların ve toplulukların kökünün kurutulması, insani müştereklerin bağımlı olduğu canlı yeryüzü-sisteminin söndürülmesiyle iç içe geçmiş durumda. Artık kapitalizmin en son, ‘yakıp-yıkma’ safhasındayız.
Kekemelik Zihinde Ve Kalptedir
“Şiddet bir ölçüde antropolojik, bir ölçüde siyasal ve kültürel ve hatta ontolojik bir sorun. Hele ki İslam dünyası ve Türkiye açısından şiddet kültürel kodlarımıza dek işlemiş olan, üstesinden gelmek şöyle dursun, sorunlarımızın çözümündeki neredeyse yegâne siyasal aracımız olan bir sorun.”
“İnsan Hakları” Hakk’a Baş Kaldırmış Egemenin Hakkı
“Kendi açımdan geleneğin bazı yönlerini araştırdığımda, onun özel niteliklere sahip olduğunu ve sıkı tutulması gereken kendine özgü ayrıcalıklı ilkeler üzerine bina edildiğini gördüm. Bunlardan birisi dolaşım (tedavül) ilkesi diye adlandırdığım ilkedir. Bu kavramla İslam geleneğinin veya İslam medeniyetinin başka kültür ve medeniyetlerden kendine
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.