“Daha önce belirttiğimiz üzere bu kitabın tezi, herhangi bir modern İslami devlet kavramsallaştırmasının tabiatı gereği kendisiyle çelişeceğidir. Unutmamalıyız ki Müslümanlar bugün dünya nüfusunun beşte birini oluşturuyor ve madem ki modernite içinde yaşıyorlar, öyleyse modern projeyi de yaşıyorlar. Diğer herkes kadar bu projenin bir parçası olmak durumundalar. Elinizdeki kitap ise modern İslami devletin beraberinde getirdiği özçelişkilerin, modernitenin ahlaki açmazlarından kaynaklandığını savunuyor. Politik ve ekonomik meseleler, yine bu öz-çelişkiye ilintili olarak, söz konusu ahlaki açmazın bir türevidir. Yani ahlaki birer mesele olan bu çelişkileri çözmek, aslında politik ve ekonomik problemleri çözmek demektir. Meseleyi daha açık ifade etmek gerekirse, modern Müslüman devletin tabiatındaki çelişkiler sadece ‘modern İslam’ın krizi’ olarak tanımlanan şeyin bütün spektrumunu yakalamakla kalmaz, ayrıca dünyamızda ki modern projenin ahlaki boyutlarını da baştan sona ele verir.”
20.Yy’da İslamcılık tartışmalarının en temel konularından biri hiç şüphesiz İslam devleti konusudur. Sömürgeci müdahalelerin yarattığı kriz ve Osmanlı’ nın yıkılmasıyla beraber başlayan hilafet tartışmalarının neticesinde, Müslümanlar için devlet örgütlenmesi şeklindeki bir siyasal temsilden söz etmek artık çok güçtür. Bu siyasal boşluğu doldurma talepleri, İslamcılar nezdinde ciddi bir tartışma konusu olup, uzun bir zamandır nasıllığı üzerine birçok şey söylenmiştir. İran İslam devrimi, Pakistan devleti, Afganistan gibi tecrübeler bu tartışmalar için bir zemin olma özelliği taşımaktadır. Kendisi bir şerri hukuk profesörü de olan yazar, bu bağlamda modern dönemde bir İslam devletinin olup olamayacağını, modern ulus-devlet paradigması ve İslami bir zihin çerçevesinde tartışıyor. Yazara göre modern dönemde Müslümanların oluşturacağı herhangi bir devlet pratiği ‘İslam devleti’ tanımından ziyade modern bir ulus-devlet modeli olacaktır.
GÖRMEK
JOSE SARAMAGO / KIRMIZI KEDİ YAYINLARI
“Sakın siz demokratik sistemi, ölümcül diye adlandırmanın hiç de abartılı kalmayacağı tehlikeli bir duruma sokan yıkıcı hareketin örgütleyicisi, sorumlusu, şefi olmayasınız, diye sorarsa içine düşeceği korkunç gülünçlüğün bilincine varmıştı, Hangi yıkıcı hareket, diye öğrenmek isteyebilirdi kadın, Boş oy kullanma hareketi, Boş oyun yıkıcılık olduğunu mu söylüyorsunuz, diye tekrar sorardı kadın, Eğer aşırı miktardaysa, evet, hanımefendi, Nerede yazılı bu, anayasada mı, seçim yasasında mı, on emir’de mi, diye ısrar ederdi o, Şey, tam olarak yazılı değil, fakat basit bir değerler hiyerarşisi ve sağduyu sorunu olduğunu herkes görür, öncelikle geçerli oylar gelir, sonra da boş oylar, sonra da geçersizler, son olarak da çekimserler vardır, bu ikincil kategorilerinin önüne geçerse demokrasi tehlike altında demektir, Olup bitenin sorumlusu ben miyim, Ben de bunu ortaya çıkarmaya çalışıyorum, Peki başkent nüfusunun çoğunluğunu boş oy kullanmaya nasıl sevk etmiş olabilirim “
Bilinmeyen bir ülkenin bilinmeyen başkentinde genel seçimler yapılacaktır. Seçim günü halk son saatlere kadar oy kullanmak için evlerinden çıkmaz, son iki saat ise tüm insanlar sokaklara dökülür ve gidip oy kullanırlar. Lakin oylar sayıldığında görülür ki halkın büyük çoğunluğu boş oy kullanmıştır. Ülke sistemi içinde boş oy kullanmakta demokratik bir haktır ama bu durumda bir hükümet seçilmemiş ve hükümet sistemi çökmüştür. Devlet ve bütün organları bunun sebebini ve kim tarafından yapıldığını araştırır ama görünen o ki bu tüm herkesin dahil olduğu ama bir merkez tarafından üretilmemiş bir eylemdir. Bu durumda bir gece devlet tüm organlarıyla beraber başkentten çıkar ve halk kendi idaresinde kalır. Bu kurgu etrafında devam eden roman oldukça ilgi çekici. İnsanlar meşru sistem içinde bir sivil itaatsizlik örneği nasıl sergiler, devlet aygıtı nasıl bir yapıya sahiptir, toplum bir iktidar veya aristokrat erki olmadan farklı bir yönetim biçimine sahip olabilir mi şeklindeki farklı veçhelere değiniliyor.
POSTMODERN DÜNYADA KIBLEYİ BULMAK
ABDULHAKİM MURAD / TİMAŞ YAYINLAR
“Şunu sormalıyız: İslam dünyasının çekirdek bölgesindeki dini uyanış hareketlerine liderlik yapanların kaçı, moderniteyi temellendiren fikirleri gerçekten doğru olarak bilmektedir? Hatta kaçı zamanımızın temel entelektüel sistemlerinin ismini bilmektedir? Yapısalcılık, postmodernizm, analitik felsefe, eleştirel teori ve diğerleri onlar için kapalı kitaplardır. Onlar, bunun yerine, ‘ Uluslararası Siyonist Mason Entrikası’ veya ‘ Yeni Haçlı İstilası’ ya da buna benzer kuruntuları mırıldanıyorlar. Eğer birçok İslami hareketin niçin başarısız olduğunu anlamak istiyorsak, belki de modern dünyayı entelektüel olarak kavrayamayan bu liderler hakkında bilgilenmekle işe başlamalıyız. Zira sözünü ettiğim entelektüel kavrayış, İslami idarenin önündeki engellerin başarıyla aşılmasının ön şartıdır. Modernite ideolojilerinin isimlerini dahi bilmeyen bir İslami hareket liderinin bunların üstesinden gelebileceğini ummak, doğrusu hiç de gerçekçi değildir .”
İçinde yaşıyor olduğumuz insanlık tarihinin ikinci binyılı için birçok tanım bulunmakla beraber yazarın deyimiyle post-modern dönem olarak adlandırabiliriz. Modern hakikatlerin yerini post-modern muğlaklıklara bıraktığı, coğrafya tartışmalarının küreselleşme iddialarıyla devam ettiği, dijital teknolojilerin, genetik çalışmaların ve insanlık sonrasının konuşulduğu oldukça girift bir dönemden söz ediyoruz. Peki bu dönem Müslümanlar açısından neyi ifade etmektedir? Kendisi İngiliz bir muhtedi olan yazar, işte bu vasatta İslam’ın ikinci binyılda ki geleceğini tartışmaya açıyor. Geniş entelektüel birikimiyle kapsamlı bir okuma yapmaya çalışıyor kitapta. Bugün dünyanın mevcut durumuna Müslümanların duruşları nasıl olacaktır, insanlığın içine hapsolduğu sorunlara neler söylenebilir, adeta bir kader haliymiş gibi telakki edilen Ortadoğu’da yaşayan Müslüman halkların içine düştükleri çıkmazdan bir çıkış yolu mümkün müdür?
ŞOK, GELECEK KORKUSU
ALVİN TOFFLER / ALTIN KİTAPLAR YAYINEVİ
“Gelecek şokunun bilinçsiz kurbanı olan yadsıyan kişi kişisel yıkımını kendisi hazırlar. Uyguladığı yöntem çözülebilir, kesintili sorunların oluşmasına ortam yaratmadığı için, değişim onun yaşamına birikmiş güçlü bir bunalım biçiminde girer. Gelecek şoku kurbanının ikinci yöntemi, uzmanlaşmasıdır. Uzman kişi tüm yeni düşünceleri ya da bilgileri engellemez. Tersine büyük bir çabayla değişimi izlemeye çalışır. Ancak bu izleyiş, yaşamın çok dar ve belirli bir kesitini kapsar. Mesleğiyle ilgili her gelişmeyi izleyen, ancak sosyal, siyasal ya da ekonomik yeniliklere katı bir biçimde kapalı kalan doktorlara, maliyecilere tanık olmaktayız. Daha çok üniversite başkaldırıp, daha çok getto aleve boyandıkça, o kişiler bu konularda daha az şey bilmek isterler. Dünyaya bakış açıları gittikçe daralır. Uzman kişi, yapay bir uyum içerisindedir. Karşısındaki olasılıklar çoğalmaktadır. Bir sabah uyanacak ve uzmanlığının sona erdiğini görecek ya da kendi görüş açısının dışında gerçekleşen olaylar sonucu, aklının alamayacağı bir değişime uğrayacaktır.
Alvin Toffler’in 1970’de yazmış olduğu bu kitap fütürizm çalışmaları içerisindeki ilklerden biri olma özelliğini taşıyor. Mevcut durumlarımız zamanla değişecektir ve yeni gelen zamanlar beraberinde yeni koşullar getirecektir. Sanayi toplumuna dönüşümle beraber hız olgusu gittikçe daha fazla önem kazanmaktadır, bu da geleceğe doğru çok yönlü değişimleri beraberinde getirecektir. Toffler’ e göre Aile kavramı tartışmalı bir hal alacak, profesyonel aileler oluşacak, aynı meslek grubundan evlilikler, tüplerde yetiştirilen bebekler, cinsiyetle ilgili sapkın temayüller baş gösterecektir. Yazara yapılması gereken gelecekle beraber oluşacak koşullara en iyi uyumu sağlamak olmalıdır. Gelecek korkusu bir şey ifade etmemektedir zira geleceğin yaşanılması kaçınılmazdır. Lakin kanaatimizce yazarın geleceğe dair bu önerisi bir çeşit teslimiyet taşımaktadır, yani değişimin nesnesi olan bireyin; bu kaçınılmaz değişime bir öneri sunmak yerine kendi nesne oluşunu tasdik etmekten başka bir şey değildir.
“…esas mesele; modern Batılı sistemin uluslararası arenada birkaç asırdır oluşturduğu belirsizlik, ilkesizlik, uluslararası teamüllerin ihlal edildiği bir risk durumu dikkate alındığı zaman Covid-19 pandemisi ile uluslararası sistemin bir muhasebesinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu muhasebe sürgit devam ederken İslam dünyasının, Batılıların insanlığı karşı karşıya getirdiği tahakkümü, sömürüyü ve kriz alanlarını iyi tespit etmesi ve bunlara çözüm tekliflerini sunması gerekmektedir. Kanaatimizce bu durum modernitenin, ortaya çıkardığı sorunların ve risklerin daha ileri bir düzeyde sorgulanmasını beraberinde getirecektir.
“Bu argümandan popülizm üzerine düşünmek açısından beş temel yorum çıkarılabilir. İlki, krizlerin ancak ve ancak performans ve dolayımla kriz olabileceğini göstererek, çağdaş popülizmde performansın önemini açıkça ortaya koyar. İkincisi, krizlerin popülizme içkin bir tetikleyici olabildiği kadar dışsal olabildiğine işaret ederek, popülizm üzerine çalışanlar için kriz nosyonunu daha detaylı biçimde tasvir eder. Üçüncü olarak, kriz performanslarının “halkı” tanımlamaya yardımcı olmasından dolayı performanslar “halk” düşmanlarını “elitler” ya da diğer azınlık grupları biçiminde tanımlayabilir ve popülistlere, “halkın” düşmanlarını hedef almalarını sağlayacak görünürde “tarafsız” bir gerekçe verir. Dördüncüsü, popülist aktörlerin kriz performansları sırasında atacakları adımları gösteren dünya çapındaki farklı popülizm örnekleriyle test edebilecek ve uygulanabilecek bir model sunar. Beşinci ve son olarak, popülistlerin kriz performanslarıyla genel olarak “kriz siyaseti” arasında farklar olduğunu gösterir.”
Liberal Virüs, Sürekli Savaş ve Dünyanın Amerikanlaştırılması Samir Amin, Yordam Kitap “Bugün ABD, şaibeli bir seçimle ama asıl bir tür hükümet darbesiyle (Hitler de seçimle …
“Kur’an’a göre insan değersiz bir şey değildir. Maddenin bir kereliğine ve sonsuza kadar yok olacak, minicik bir parçası değildir. Bedeniyle öyle olsa dahi, ruhuyla birlikte doğada sürüklenir ve ‘şeylerin hiç doğmadığı yere’ değil, şeylerin gerçek olduğu yere doğru ilerler. Ahirete inanmayanların, ‘yaşam dünyadan ibarettir, yaşarız ve ölürüz bizi yalnızca zaman yok eder’ diyerek reddettikleri öteyaşamın mevcudiyeti inananların hayatının kilit taşıdır. Onların gerçekten geçici ve yıkıcı olan bu dünyada yaşamalarının sebebi, kalıcı ve mutlu bir dünyada yeniden doğmaktır.
Akademik Aklın Eleştirisi – Pierre Bourdieu “Esasında akademik aklın(Kantçı anlamdaki) eleştirisini sorgulamaların genellikle dokunmadığı bir noktaya kadar itmek ve skhole(Yunanca: boş zaman, İngilizce: okul) durumunun, yani serbest ve dünyadaki aciliyetlerden ve dünyadan azat olmuş zaman durumunun varsayımlarının açıklığa kavuşturmak istiyordum. Fakat filozoflar, tıpkı diğer düşünce profesyonelleri gibi, bu varsayımları kendi pratiklerine katmakla kalmamış, bunları analiz …
Nida Dergisi 195 Sayı Kitap Seçkisi
İMKANSIZ DEVLET
“Daha önce belirttiğimiz üzere bu kitabın tezi, herhangi bir modern İslami devlet kavramsallaştırmasının tabiatı gereği kendisiyle çelişeceğidir. Unutmamalıyız ki Müslümanlar bugün dünya nüfusunun beşte birini oluşturuyor ve madem ki modernite içinde yaşıyorlar, öyleyse modern projeyi de yaşıyorlar. Diğer herkes kadar bu projenin bir parçası olmak durumundalar. Elinizdeki kitap ise modern İslami devletin beraberinde getirdiği özçelişkilerin, modernitenin ahlaki açmazlarından kaynaklandığını savunuyor. Politik ve ekonomik meseleler, yine bu öz-çelişkiye ilintili olarak, söz konusu ahlaki açmazın bir türevidir. Yani ahlaki birer mesele olan bu çelişkileri çözmek, aslında politik ve ekonomik problemleri çözmek demektir. Meseleyi daha açık ifade etmek gerekirse, modern Müslüman devletin tabiatındaki çelişkiler sadece ‘modern İslam’ın krizi’ olarak tanımlanan şeyin bütün spektrumunu yakalamakla kalmaz, ayrıca dünyamızda ki modern projenin ahlaki boyutlarını da baştan sona ele verir.”
20.Yy’da İslamcılık tartışmalarının en temel konularından biri hiç şüphesiz İslam devleti konusudur. Sömürgeci müdahalelerin yarattığı kriz ve Osmanlı’ nın yıkılmasıyla beraber başlayan hilafet tartışmalarının neticesinde, Müslümanlar için devlet örgütlenmesi şeklindeki bir siyasal temsilden söz etmek artık çok güçtür. Bu siyasal boşluğu doldurma talepleri, İslamcılar nezdinde ciddi bir tartışma konusu olup, uzun bir zamandır nasıllığı üzerine birçok şey söylenmiştir. İran İslam devrimi, Pakistan devleti, Afganistan gibi tecrübeler bu tartışmalar için bir zemin olma özelliği taşımaktadır. Kendisi bir şerri hukuk profesörü de olan yazar, bu bağlamda modern dönemde bir İslam devletinin olup olamayacağını, modern ulus-devlet paradigması ve İslami bir zihin çerçevesinde tartışıyor. Yazara göre modern dönemde Müslümanların oluşturacağı herhangi bir devlet pratiği ‘İslam devleti’ tanımından ziyade modern bir ulus-devlet modeli olacaktır.
GÖRMEK
“Sakın siz demokratik sistemi, ölümcül diye adlandırmanın hiç de abartılı kalmayacağı tehlikeli bir duruma sokan yıkıcı hareketin örgütleyicisi, sorumlusu, şefi olmayasınız, diye sorarsa içine düşeceği korkunç gülünçlüğün bilincine varmıştı, Hangi yıkıcı hareket, diye öğrenmek isteyebilirdi kadın, Boş oy kullanma hareketi, Boş oyun yıkıcılık olduğunu mu söylüyorsunuz, diye tekrar sorardı kadın, Eğer aşırı miktardaysa, evet, hanımefendi, Nerede yazılı bu, anayasada mı, seçim yasasında mı, on emir’de mi, diye ısrar ederdi o, Şey, tam olarak yazılı değil, fakat basit bir değerler hiyerarşisi ve sağduyu sorunu olduğunu herkes görür, öncelikle geçerli oylar gelir, sonra da boş oylar, sonra da geçersizler, son olarak da çekimserler vardır, bu ikincil kategorilerinin önüne geçerse demokrasi tehlike altında demektir, Olup bitenin sorumlusu ben miyim, Ben de bunu ortaya çıkarmaya çalışıyorum, Peki başkent nüfusunun çoğunluğunu boş oy kullanmaya nasıl sevk etmiş olabilirim “
Bilinmeyen bir ülkenin bilinmeyen başkentinde genel seçimler yapılacaktır. Seçim günü halk son saatlere kadar oy kullanmak için evlerinden çıkmaz, son iki saat ise tüm insanlar sokaklara dökülür ve gidip oy kullanırlar. Lakin oylar sayıldığında görülür ki halkın büyük çoğunluğu boş oy kullanmıştır. Ülke sistemi içinde boş oy kullanmakta demokratik bir haktır ama bu durumda bir hükümet seçilmemiş ve hükümet sistemi çökmüştür. Devlet ve bütün organları bunun sebebini ve kim tarafından yapıldığını araştırır ama görünen o ki bu tüm herkesin dahil olduğu ama bir merkez tarafından üretilmemiş bir eylemdir. Bu durumda bir gece devlet tüm organlarıyla beraber başkentten çıkar ve halk kendi idaresinde kalır. Bu kurgu etrafında devam eden roman oldukça ilgi çekici. İnsanlar meşru sistem içinde bir sivil itaatsizlik örneği nasıl sergiler, devlet aygıtı nasıl bir yapıya sahiptir, toplum bir iktidar veya aristokrat erki olmadan farklı bir yönetim biçimine sahip olabilir mi şeklindeki farklı veçhelere değiniliyor.
POSTMODERN DÜNYADA KIBLEYİ BULMAK
“Şunu sormalıyız: İslam dünyasının çekirdek bölgesindeki dini uyanış hareketlerine liderlik yapanların kaçı, moderniteyi temellendiren fikirleri gerçekten doğru olarak bilmektedir? Hatta kaçı zamanımızın temel entelektüel sistemlerinin ismini bilmektedir? Yapısalcılık, postmodernizm, analitik felsefe, eleştirel teori ve diğerleri onlar için kapalı kitaplardır. Onlar, bunun yerine, ‘ Uluslararası Siyonist Mason Entrikası’ veya ‘ Yeni Haçlı İstilası’ ya da buna benzer kuruntuları mırıldanıyorlar. Eğer birçok İslami hareketin niçin başarısız olduğunu anlamak istiyorsak, belki de modern dünyayı entelektüel olarak kavrayamayan bu liderler hakkında bilgilenmekle işe başlamalıyız. Zira sözünü ettiğim entelektüel kavrayış, İslami idarenin önündeki engellerin başarıyla aşılmasının ön şartıdır. Modernite ideolojilerinin isimlerini dahi bilmeyen bir İslami hareket liderinin bunların üstesinden gelebileceğini ummak, doğrusu hiç de gerçekçi değildir .”
İçinde yaşıyor olduğumuz insanlık tarihinin ikinci binyılı için birçok tanım bulunmakla beraber yazarın deyimiyle post-modern dönem olarak adlandırabiliriz. Modern hakikatlerin yerini post-modern muğlaklıklara bıraktığı, coğrafya tartışmalarının küreselleşme iddialarıyla devam ettiği, dijital teknolojilerin, genetik çalışmaların ve insanlık sonrasının konuşulduğu oldukça girift bir dönemden söz ediyoruz. Peki bu dönem Müslümanlar açısından neyi ifade etmektedir? Kendisi İngiliz bir muhtedi olan yazar, işte bu vasatta İslam’ın ikinci binyılda ki geleceğini tartışmaya açıyor. Geniş entelektüel birikimiyle kapsamlı bir okuma yapmaya çalışıyor kitapta. Bugün dünyanın mevcut durumuna Müslümanların duruşları nasıl olacaktır, insanlığın içine hapsolduğu sorunlara neler söylenebilir, adeta bir kader haliymiş gibi telakki edilen Ortadoğu’da yaşayan Müslüman halkların içine düştükleri çıkmazdan bir çıkış yolu mümkün müdür?
ŞOK, GELECEK KORKUSU
“Gelecek şokunun bilinçsiz kurbanı olan yadsıyan kişi kişisel yıkımını kendisi hazırlar. Uyguladığı yöntem çözülebilir, kesintili sorunların oluşmasına ortam yaratmadığı için, değişim onun yaşamına birikmiş güçlü bir bunalım biçiminde girer. Gelecek şoku kurbanının ikinci yöntemi, uzmanlaşmasıdır. Uzman kişi tüm yeni düşünceleri ya da bilgileri engellemez. Tersine büyük bir çabayla değişimi izlemeye çalışır. Ancak bu izleyiş, yaşamın çok dar ve belirli bir kesitini kapsar. Mesleğiyle ilgili her gelişmeyi izleyen, ancak sosyal, siyasal ya da ekonomik yeniliklere katı bir biçimde kapalı kalan doktorlara, maliyecilere tanık olmaktayız. Daha çok üniversite başkaldırıp, daha çok getto aleve boyandıkça, o kişiler bu konularda daha az şey bilmek isterler. Dünyaya bakış açıları gittikçe daralır. Uzman kişi, yapay bir uyum içerisindedir. Karşısındaki olasılıklar çoğalmaktadır. Bir sabah uyanacak ve uzmanlığının sona erdiğini görecek ya da kendi görüş açısının dışında gerçekleşen olaylar sonucu, aklının alamayacağı bir değişime uğrayacaktır.
Alvin Toffler’in 1970’de yazmış olduğu bu kitap fütürizm çalışmaları içerisindeki ilklerden biri olma özelliğini taşıyor. Mevcut durumlarımız zamanla değişecektir ve yeni gelen zamanlar beraberinde yeni koşullar getirecektir. Sanayi toplumuna dönüşümle beraber hız olgusu gittikçe daha fazla önem kazanmaktadır, bu da geleceğe doğru çok yönlü değişimleri beraberinde getirecektir. Toffler’ e göre Aile kavramı tartışmalı bir hal alacak, profesyonel aileler oluşacak, aynı meslek grubundan evlilikler, tüplerde yetiştirilen bebekler, cinsiyetle ilgili sapkın temayüller baş gösterecektir. Yazara yapılması gereken gelecekle beraber oluşacak koşullara en iyi uyumu sağlamak olmalıdır. Gelecek korkusu bir şey ifade etmemektedir zira geleceğin yaşanılması kaçınılmazdır. Lakin kanaatimizce yazarın geleceğe dair bu önerisi bir çeşit teslimiyet taşımaktadır, yani değişimin nesnesi olan bireyin; bu kaçınılmaz değişime bir öneri sunmak yerine kendi nesne oluşunu tasdik etmekten başka bir şey değildir.
Yazar
İlgili Yazılar
Kitap Seçkisi
“…esas mesele; modern Batılı sistemin uluslararası arenada birkaç asırdır oluşturduğu belirsizlik, ilkesizlik, uluslararası teamüllerin ihlal edildiği bir risk durumu dikkate alındığı zaman Covid-19 pandemisi ile uluslararası sistemin bir muhasebesinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu muhasebe sürgit devam ederken İslam dünyasının, Batılıların insanlığı karşı karşıya getirdiği tahakkümü, sömürüyü ve kriz alanlarını iyi tespit etmesi ve bunlara çözüm tekliflerini sunması gerekmektedir. Kanaatimizce bu durum modernitenin, ortaya çıkardığı sorunların ve risklerin daha ileri bir düzeyde sorgulanmasını beraberinde getirecektir.
Kitap Seçkisi
“Bu argümandan popülizm üzerine düşünmek açısından beş temel yorum çıkarılabilir. İlki, krizlerin ancak ve ancak performans ve dolayımla kriz olabileceğini göstererek, çağdaş popülizmde performansın önemini açıkça ortaya koyar. İkincisi, krizlerin popülizme içkin bir tetikleyici olabildiği kadar dışsal olabildiğine işaret ederek, popülizm üzerine çalışanlar için kriz nosyonunu daha detaylı biçimde tasvir eder. Üçüncü olarak, kriz performanslarının “halkı” tanımlamaya yardımcı olmasından dolayı performanslar “halk” düşmanlarını “elitler” ya da diğer azınlık grupları biçiminde tanımlayabilir ve popülistlere, “halkın” düşmanlarını hedef almalarını sağlayacak görünürde “tarafsız” bir gerekçe verir. Dördüncüsü, popülist aktörlerin kriz performansları sırasında atacakları adımları gösteren dünya çapındaki farklı popülizm örnekleriyle test edebilecek ve uygulanabilecek bir model sunar. Beşinci ve son olarak, popülistlerin kriz performanslarıyla genel olarak “kriz siyaseti” arasında farklar olduğunu gösterir.”
Kitap Seçkisi
Liberal Virüs, Sürekli Savaş ve Dünyanın Amerikanlaştırılması Samir Amin, Yordam Kitap “Bugün ABD, şaibeli bir seçimle ama asıl bir tür hükümet darbesiyle (Hitler de seçimle …
Kitap Seçkisi
“Kur’an’a göre insan değersiz bir şey değildir. Maddenin bir kereliğine ve sonsuza kadar yok olacak, minicik bir parçası değildir. Bedeniyle öyle olsa dahi, ruhuyla birlikte doğada sürüklenir ve ‘şeylerin hiç doğmadığı yere’ değil, şeylerin gerçek olduğu yere doğru ilerler. Ahirete inanmayanların, ‘yaşam dünyadan ibarettir, yaşarız ve ölürüz bizi yalnızca zaman yok eder’ diyerek reddettikleri öteyaşamın mevcudiyeti inananların hayatının kilit taşıdır. Onların gerçekten geçici ve yıkıcı olan bu dünyada yaşamalarının sebebi, kalıcı ve mutlu bir dünyada yeniden doğmaktır.
Kitap Seçkisi
Akademik Aklın Eleştirisi – Pierre Bourdieu “Esasında akademik aklın(Kantçı anlamdaki) eleştirisini sorgulamaların genellikle dokunmadığı bir noktaya kadar itmek ve skhole(Yunanca: boş zaman, İngilizce: okul) durumunun, yani serbest ve dünyadaki aciliyetlerden ve dünyadan azat olmuş zaman durumunun varsayımlarının açıklığa kavuşturmak istiyordum. Fakat filozoflar, tıpkı diğer düşünce profesyonelleri gibi, bu varsayımları kendi pratiklerine katmakla kalmamış, bunları analiz …