“Daha önce belirttiğimiz üzere bu kitabın tezi, herhangi bir modern İslami devlet kavramsallaştırmasının tabiatı gereği kendisiyle çelişeceğidir. Unutmamalıyız ki Müslümanlar bugün dünya nüfusunun beşte birini oluşturuyor ve madem ki modernite içinde yaşıyorlar, öyleyse modern projeyi de yaşıyorlar. Diğer herkes kadar bu projenin bir parçası olmak durumundalar. Elinizdeki kitap ise modern İslami devletin beraberinde getirdiği özçelişkilerin, modernitenin ahlaki açmazlarından kaynaklandığını savunuyor. Politik ve ekonomik meseleler, yine bu öz-çelişkiye ilintili olarak, söz konusu ahlaki açmazın bir türevidir. Yani ahlaki birer mesele olan bu çelişkileri çözmek, aslında politik ve ekonomik problemleri çözmek demektir. Meseleyi daha açık ifade etmek gerekirse, modern Müslüman devletin tabiatındaki çelişkiler sadece ‘modern İslam’ın krizi’ olarak tanımlanan şeyin bütün spektrumunu yakalamakla kalmaz, ayrıca dünyamızda ki modern projenin ahlaki boyutlarını da baştan sona ele verir.”
20.Yy’da İslamcılık tartışmalarının en temel konularından biri hiç şüphesiz İslam devleti konusudur. Sömürgeci müdahalelerin yarattığı kriz ve Osmanlı’ nın yıkılmasıyla beraber başlayan hilafet tartışmalarının neticesinde, Müslümanlar için devlet örgütlenmesi şeklindeki bir siyasal temsilden söz etmek artık çok güçtür. Bu siyasal boşluğu doldurma talepleri, İslamcılar nezdinde ciddi bir tartışma konusu olup, uzun bir zamandır nasıllığı üzerine birçok şey söylenmiştir. İran İslam devrimi, Pakistan devleti, Afganistan gibi tecrübeler bu tartışmalar için bir zemin olma özelliği taşımaktadır. Kendisi bir şerri hukuk profesörü de olan yazar, bu bağlamda modern dönemde bir İslam devletinin olup olamayacağını, modern ulus-devlet paradigması ve İslami bir zihin çerçevesinde tartışıyor. Yazara göre modern dönemde Müslümanların oluşturacağı herhangi bir devlet pratiği ‘İslam devleti’ tanımından ziyade modern bir ulus-devlet modeli olacaktır.
“Dijital dünya devrimi/dijital kapitalizm sayesinde, artık toplumlarda gerçeklik algısı yitirilmiştir. 20. yüzyıldan 21’e girildiğinde, gerçeklik bütünüyle metalaşmış veya içinde yaşadığımız nesneler dünyası salt ‘meta’ya indirgenmiştir. Kapitalist medeniyetin impresyonist yaşama kültürü, burada gerçekliğe bir kez daha takla attırır.”
“Modern sanayi uygarlığı dünyayı ateşe vermenin eşiğinde. Toplumsal oluşumların ve toplulukların kökünün kurutulması, insani müştereklerin bağımlı olduğu canlı yeryüzü-sisteminin söndürülmesiyle iç içe geçmiş durumda. Artık kapitalizmin en son, ‘yakıp-yıkma’ safhasındayız.
“ Kendileri her ne kadar bu adı kullanmasa da bizim “roman”(novel, yeni şey)adını verdiğimiz tür neden bu dönemde ve burada (Londra’da) ortaya çıktı? Bu sorunun yanıtı, romanın yükselişinin kapitalizmin yükselişiyle aynı zamanda ve aynı yerde gerçekleşmiş olmasıdır.”
“İslam dünyası genel olarak bilimlerde ve teknolojide Batı karşısında geri kalmışlığın bedelini önce peyderpey sömürgeleşerek sonra da değerler krizine duçar olmakla ödemeye başlamıştır. Hala da bu kriz, bütün acımasızlığıyla Müslüman dünyayı kasıp kavurmaktadır.”
“Bilimsel Devrim bilimi dinden kurtardı. Yeni bilim ruhu maddeden kurtardı. Dünya bilgisinin kaynağı olarak vahyin yerine akıl ve deney aldı. Bilimsel Devrim’den sonra Tanrı’nın en sonunda doğadan tamamen dışlanması ve bilimin Tanrı’nın varlığını inkâr etmesi kaçınılmazdı.”
Fütürizm Geleceğin Peşinde Ânın Yitimi
İMKANSIZ DEVLET
“Daha önce belirttiğimiz üzere bu kitabın tezi, herhangi bir modern İslami devlet kavramsallaştırmasının tabiatı gereği kendisiyle çelişeceğidir. Unutmamalıyız ki Müslümanlar bugün dünya nüfusunun beşte birini oluşturuyor ve madem ki modernite içinde yaşıyorlar, öyleyse modern projeyi de yaşıyorlar. Diğer herkes kadar bu projenin bir parçası olmak durumundalar. Elinizdeki kitap ise modern İslami devletin beraberinde getirdiği özçelişkilerin, modernitenin ahlaki açmazlarından kaynaklandığını savunuyor. Politik ve ekonomik meseleler, yine bu öz-çelişkiye ilintili olarak, söz konusu ahlaki açmazın bir türevidir. Yani ahlaki birer mesele olan bu çelişkileri çözmek, aslında politik ve ekonomik problemleri çözmek demektir. Meseleyi daha açık ifade etmek gerekirse, modern Müslüman devletin tabiatındaki çelişkiler sadece ‘modern İslam’ın krizi’ olarak tanımlanan şeyin bütün spektrumunu yakalamakla kalmaz, ayrıca dünyamızda ki modern projenin ahlaki boyutlarını da baştan sona ele verir.”
20.Yy’da İslamcılık tartışmalarının en temel konularından biri hiç şüphesiz İslam devleti konusudur. Sömürgeci müdahalelerin yarattığı kriz ve Osmanlı’ nın yıkılmasıyla beraber başlayan hilafet tartışmalarının neticesinde, Müslümanlar için devlet örgütlenmesi şeklindeki bir siyasal temsilden söz etmek artık çok güçtür. Bu siyasal boşluğu doldurma talepleri, İslamcılar nezdinde ciddi bir tartışma konusu olup, uzun bir zamandır nasıllığı üzerine birçok şey söylenmiştir. İran İslam devrimi, Pakistan devleti, Afganistan gibi tecrübeler bu tartışmalar için bir zemin olma özelliği taşımaktadır. Kendisi bir şerri hukuk profesörü de olan yazar, bu bağlamda modern dönemde bir İslam devletinin olup olamayacağını, modern ulus-devlet paradigması ve İslami bir zihin çerçevesinde tartışıyor. Yazara göre modern dönemde Müslümanların oluşturacağı herhangi bir devlet pratiği ‘İslam devleti’ tanımından ziyade modern bir ulus-devlet modeli olacaktır.
Bu yazının devamı 195. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
195. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Ayartılmış Yığınlar Aydınlığa Çıkaracak Yollar
“Dijital dünya devrimi/dijital kapitalizm sayesinde, artık toplumlarda gerçeklik algısı yitirilmiştir. 20. yüzyıldan 21’e girildiğinde, gerçeklik bütünüyle metalaşmış veya içinde yaşadığımız nesneler dünyası salt ‘meta’ya indirgenmiştir. Kapitalist medeniyetin impresyonist yaşama kültürü, burada gerçekliğe bir kez daha takla attırır.”
Bir Söylev Olarak Müzik
“Modern sanayi uygarlığı dünyayı ateşe vermenin eşiğinde. Toplumsal oluşumların ve toplulukların kökünün kurutulması, insani müştereklerin bağımlı olduğu canlı yeryüzü-sisteminin söndürülmesiyle iç içe geçmiş durumda. Artık kapitalizmin en son, ‘yakıp-yıkma’ safhasındayız.
İmaja Sığınmak Hikmet Ve Hakikatten Yoksun ‘Hükmetme’ Arzusu
“ Kendileri her ne kadar bu adı kullanmasa da bizim “roman”(novel, yeni şey)adını verdiğimiz tür neden bu dönemde ve burada (Londra’da) ortaya çıktı? Bu sorunun yanıtı, romanın yükselişinin kapitalizmin yükselişiyle aynı zamanda ve aynı yerde gerçekleşmiş olmasıdır.”
Çocuk Edebiyatına Büyükçe Meraklar
“İslam dünyası genel olarak bilimlerde ve teknolojide Batı karşısında geri kalmışlığın bedelini önce peyderpey sömürgeleşerek sonra da değerler krizine duçar olmakla ödemeye başlamıştır. Hala da bu kriz, bütün acımasızlığıyla Müslüman dünyayı kasıp kavurmaktadır.”
Yasanın Kıskacından İlahi Buyruğa ADALET ARAYIŞI
“Bilimsel Devrim bilimi dinden kurtardı. Yeni bilim ruhu maddeden kurtardı. Dünya bilgisinin kaynağı olarak vahyin yerine akıl ve deney aldı. Bilimsel Devrim’den sonra Tanrı’nın en sonunda doğadan tamamen dışlanması ve bilimin Tanrı’nın varlığını inkâr etmesi kaçınılmazdı.”
Alışverişe devam et