Vicdan’ı nasıl tanımlayabiliriz? Onu, iyiyi kötüden ayırt etmeyi sağlayan içsel/fıtrî bir his olarak mı görmeliyiz, yoksa o ‘edinilmiş’ bir şey midir? Bir davranış ile ilgili olarak örneğin “vicdanım elvermiyor” yahut “bu yapılan vicdansızlıktır’ şeklinde bir cümle kurduğumuzda, bu, o davranışın sadece ‘gayri ahlakî’ olduğunu mu gösterir, yoksa o davranış aynı zamanda ‘irrasyonel’ de olabilir mi? Başka bir ifade ile vicdan ‘kalbî’ bir şey midir, yoksa onun ‘aklî’ bir yanı da var mıdır? Ve tabii ki eğer vicdan ‘körelebilen’ bir şey ise, bu nasıl mümkün olabilmektedir? Acaba vicdanın körelip işlevini görememesi içsel bozulmanın bir neticesi midir yoksa bunu daha çok ‘harici’ etkilerle mi izah etmek gerekir?
İlahiyatçılar ve felsefeciler bu sorulara farklı cevaplar vermişlerdir. İlahiyatçılar daha çok vicdanın ‘fıtrî’ bir duygu olduğunu savunurken, felsefeciler onun sonradan edinilmiş bir his olduğunu ileri sürmüşlerdir. İlk yaklaşıma göre, o, doğuştan gelen bir melekedir, ikinci görüşe göre ise, onu ortaya çıkaran aslında ‘otorite’ye olan bağlılıktır. Dolayısıyla, ilkinde Tanrı fikri, ikincisinde ise ‘toplum’ belirleyicidir.
Bu yazının devamı
185. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Algı yönetimi, bireylerin veya toplulukların olaylara, kavramlara ya da mesajlara dair algılarını belirli bir yönde şekillendirmek amacıyla kullanılan stratejik bir süreçtir. Bu süreç, insanların bilgi edinme yollarını etkileyerek onların düşünce ve davranışlarını yönlendirmeyi hedefler.
Son dönemlerde üzerinde araştırmaların ve yeni kitapların yoğunlaştığı konulardan birisi de çağdaş İslâm düşüncesidir. Düşünce hayatımız açısından da önem taşıyan ve gerek üniversite gerekse üniversite dışında sürdürülen çalışmalar, İslam düşüncesinin var olup olmadığından başlayarak,
Kavramsal kökenini 5. yüzyılda Hristiyanlığın Roma/Pagan inancından farklı olduğunu ifade etmek ve Roma/Pagan inancı ile zamanla birleşen, temas eden, iç içe geçen kavramları, kurumları, anlamları koparmak anlamında kullanılan,
Hayatın içerisinde insan tekinin kadın ve erkek olarak büyük görünümü içinde çocukların da yeri tartışmasızdır. Öte yandan edebiyatın hayata koşut olan önemi de ortadadır. Burada, modern zamanlar kategorisini tamamen
Bütün bir toplumu bir ideal etrafında birleştirmek için insanların bu ideali benimsemiş olması gerekir. Bu ideal toplum düzeninin meydana gelmesi için de ideal insan tanımlamasına uygun insanlar inşa etmek sosyolojinin doğası gereği elzemdir. Bu ideal insana ve topluma ulaşma sürecinde insanların aslında kim olduklarına
Vicdan Körelmesi’ Hayra Alamet Değildir!
Vicdan’ı nasıl tanımlayabiliriz? Onu, iyiyi kötüden ayırt etmeyi sağlayan içsel/fıtrî bir his olarak mı görmeliyiz, yoksa o ‘edinilmiş’ bir şey midir? Bir davranış ile ilgili olarak örneğin “vicdanım elvermiyor” yahut “bu yapılan vicdansızlıktır’ şeklinde bir cümle kurduğumuzda, bu, o davranışın sadece ‘gayri ahlakî’ olduğunu mu gösterir, yoksa o davranış aynı zamanda ‘irrasyonel’ de olabilir mi? Başka bir ifade ile vicdan ‘kalbî’ bir şey midir, yoksa onun ‘aklî’ bir yanı da var mıdır? Ve tabii ki eğer vicdan ‘körelebilen’ bir şey ise, bu nasıl mümkün olabilmektedir? Acaba vicdanın körelip işlevini görememesi içsel bozulmanın bir neticesi midir yoksa bunu daha çok ‘harici’ etkilerle mi izah etmek gerekir?
İlahiyatçılar ve felsefeciler bu sorulara farklı cevaplar vermişlerdir. İlahiyatçılar daha çok vicdanın ‘fıtrî’ bir duygu olduğunu savunurken, felsefeciler onun sonradan edinilmiş bir his olduğunu ileri sürmüşlerdir. İlk yaklaşıma göre, o, doğuştan gelen bir melekedir, ikinci görüşe göre ise, onu ortaya çıkaran aslında ‘otorite’ye olan bağlılıktır. Dolayısıyla, ilkinde Tanrı fikri, ikincisinde ise ‘toplum’ belirleyicidir.
Bu yazının devamı 185. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Algoritmik Değnekler ve Firavun’un Saltanatı: Dijital Dünyanın Yönettiği Manipülatif Krallık
Algı yönetimi, bireylerin veya toplulukların olaylara, kavramlara ya da mesajlara dair algılarını belirli bir yönde şekillendirmek amacıyla kullanılan stratejik bir süreçtir. Bu süreç, insanların bilgi edinme yollarını etkileyerek onların düşünce ve davranışlarını yönlendirmeyi hedefler.
Bir Düşünür Olarak Seyyid Kutup’a İsmet Özel’in Yaklaşımları
Son dönemlerde üzerinde araştırmaların ve yeni kitapların yoğunlaştığı konulardan birisi de çağdaş İslâm düşüncesidir. Düşünce hayatımız açısından da önem taşıyan ve gerek üniversite gerekse üniversite dışında sürdürülen çalışmalar, İslam düşüncesinin var olup olmadığından başlayarak,
Modernizme İtirazdan Hakikatin Yıkılışına Post-modernizm
Kavramsal kökenini 5. yüzyılda Hristiyanlığın Roma/Pagan inancından farklı olduğunu ifade etmek ve Roma/Pagan inancı ile zamanla birleşen, temas eden, iç içe geçen kavramları, kurumları, anlamları koparmak anlamında kullanılan,
Çocuk Kitapları Çocukların mı?
Hayatın içerisinde insan tekinin kadın ve erkek olarak büyük görünümü içinde çocukların da yeri tartışmasızdır. Öte yandan edebiyatın hayata koşut olan önemi de ortadadır. Burada, modern zamanlar kategorisini tamamen
Modern Devletin “Kim”liği: Bir İktidardan Fazlası
Bütün bir toplumu bir ideal etrafında birleştirmek için insanların bu ideali benimsemiş olması gerekir. Bu ideal toplum düzeninin meydana gelmesi için de ideal insan tanımlamasına uygun insanlar inşa etmek sosyolojinin doğası gereği elzemdir. Bu ideal insana ve topluma ulaşma sürecinde insanların aslında kim olduklarına
Alışverişe devam et