Özet: Bir tefekkür denemesi olarak ele alınan yazıda, modern dünyanın anlam arayışı, ‘ölüm gerçeği’ üzerinden değerlendirilmiştir. Ölüm fikrinin Allah inancıyla doğrudan alakasına dikkat çekilmiş, ölümün bir yok oluş değil, yeni ve ebedî âleme açılan kapı olduğu vurgulanmıştır.
Yazı, dünyevîleşme hastalığına ilâç olarak görülen ahiret bilincinin vurgulanmasıyla; ‘ölümün öldürülemeyeceği hakîkati’ ekseninde bir değerlendirmeyle tamamlanmıştır.
Bencilliğin, zulüm ve sömürünün yaygınlaştığı modern dünyayı iki büyük tehlike kasıp kavurmaktadır: Dünyevîleşme ve bireyselleşme. Bu iki hastalığın panzehri, ahiret inancının yeniden ikamesi ve ümmet bilincinin ihyâsıdır.
‘Ölüm fikri’ ile ‘dünyevîleşme’ arasında doğrudan bir ilişki vardır. Dünyevîleşme, ölümü unutmanın, ahiret yokmuş gibi yaşamanın diğer adıdır. Dünyevîleşme zilletinden kurtulmanın önemli bir imkânı, ölüm üzerine tefekkür etmektir. Modern insan ölümden kaçıyor, ölüm gerçeğiyle yüzleşmek istemiyor. Ölüm duygusuyla barışık olmayan insan, aslında kendisinden; insan olma gerçeğinden yüz çeviriyor demektir. Ölümü unutmak, kendini unutmaktır. Kendini bilen insan, ölüm gerçeğiyle arasına mesafe koymayan, ölüm fikriyle barışık olan insandır. Ölüm üzerine tefekkür, içe (enfüs) dönük bir yolculuktur. Ölüm fikriyle barışık olma, huzurlu bir ömre, sağlam ve sağlıklı bir gelecek muhayyilesine sahip olmanın imkânıdır.
Bu yazının devamı
211. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Halklar sana kulluk etsin,
Uluslar boyun eğsin.
Kardeşlerine egemen ol,
Kardeşlerin sana boyun eğsin.
Sana lanet edenlere lanet olsun,
Seni kutsayanlar kutsansın.”
Bilim insanları, etik konularını çalışanlar, politika yapıcılar vs. biyo-teknoloji ile siber-teknoloji (yapay zekâ) kesişmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerinde düşünmesi gerekir. Zira sentetik biyoloji ile yapay zekâ teknolojilerinin sağlıklı ve güvenli biçimde ilerlemesi için böylesi bir sorumluluğa ihtiyaç var. Yapay zekânın tasarımı ve uygulanması süreçleri gittikçe karmaşıklaşması kontrolü, denetimi ve düzenlenmesini zorlaştıracak görünüyor.
Ahlâkın toplumda bir geçerlilik ve gerçeklik kazanabilmesi için bireyin kendisinde bulunanlardan daha üstün bir değere sahip ahlâki güçler olduğu ve bu güçlere boyun eğecek şekilde yetiştirilmiş olması gerektiği kabul edilmelidir. Bunu sağlamanın yolu da otoritenin varlığını kabul etmekten geçmektedir zira hiçbir duygu otorite duygusunun içine sızamamakta ve onu etkileyememektedir
Bir toplumsal olgu, ne zaman “bilimsel” bir nesne hâline gelir? Bourdieu’ye göre bu hiçbir zaman kendiliğinden olmaz. O, sıradan bir gözlemin ya da sağduyulu bir kanaatin, düşünülmeden bilimsel bir veriye dönüşebileceği yanılsamasına karşı çıkar. Chamboredon ve Passeron’la kaleme aldığı Sosyoloji Zanaatı’nda (1968) bu dönüşümü üç zorunlu aşamaya bağlar:
Ağlayan bir çocuk görünce, onunla beraber ağlamak geliyor içimden. Gülen bir çocuk görünce de, gülmeden edemem. Nerede bir çocuk görsem, onu sevmek, onunla şakalaşmak ve oynamak isterim. Renkleri, ırkları, dilleri hiç önemli değil. Hepsi sevimli, hepsi günahsız, hepsi masum. Onlar zaten hep aynı dili konuşur. Daha çok ağlayışlarıyla ve gülüşleriyle meramlarını anlatmaya
Ölüm Üzerine Tefekkür
Özet: Bir tefekkür denemesi olarak ele alınan yazıda, modern dünyanın anlam arayışı, ‘ölüm gerçeği’ üzerinden değerlendirilmiştir. Ölüm fikrinin Allah inancıyla doğrudan alakasına dikkat çekilmiş, ölümün bir yok oluş değil, yeni ve ebedî âleme açılan kapı olduğu vurgulanmıştır.
Yazı, dünyevîleşme hastalığına ilâç olarak görülen ahiret bilincinin vurgulanmasıyla; ‘ölümün öldürülemeyeceği hakîkati’ ekseninde bir değerlendirmeyle tamamlanmıştır.
Anahtar Kavramlar: Ölüm, dünyevîleşme, dünya, ahiret.
Giriş
Bencilliğin, zulüm ve sömürünün yaygınlaştığı modern dünyayı iki büyük tehlike kasıp kavurmaktadır: Dünyevîleşme ve bireyselleşme. Bu iki hastalığın panzehri, ahiret inancının yeniden ikamesi ve ümmet bilincinin ihyâsıdır.
‘Ölüm fikri’ ile ‘dünyevîleşme’ arasında doğrudan bir ilişki vardır. Dünyevîleşme, ölümü unutmanın, ahiret yokmuş gibi yaşamanın diğer adıdır. Dünyevîleşme zilletinden kurtulmanın önemli bir imkânı, ölüm üzerine tefekkür etmektir. Modern insan ölümden kaçıyor, ölüm gerçeğiyle yüzleşmek istemiyor. Ölüm duygusuyla barışık olmayan insan, aslında kendisinden; insan olma gerçeğinden yüz çeviriyor demektir. Ölümü unutmak, kendini unutmaktır. Kendini bilen insan, ölüm gerçeğiyle arasına mesafe koymayan, ölüm fikriyle barışık olan insandır. Ölüm üzerine tefekkür, içe (enfüs) dönük bir yolculuktur. Ölüm fikriyle barışık olma, huzurlu bir ömre, sağlam ve sağlıklı bir gelecek muhayyilesine sahip olmanın imkânıdır.
Bu yazının devamı 211. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Tevrat’tan Siyonizm’e: Seçilmiş Katiller
Halklar sana kulluk etsin,
Uluslar boyun eğsin.
Kardeşlerine egemen ol,
Kardeşlerin sana boyun eğsin.
Sana lanet edenlere lanet olsun,
Seni kutsayanlar kutsansın.”
Kalpsiz Bir Dünyadan Kalpsiz Bir Algoritmaya
Bilim insanları, etik konularını çalışanlar, politika yapıcılar vs. biyo-teknoloji ile siber-teknoloji (yapay zekâ) kesişmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerinde düşünmesi gerekir. Zira sentetik biyoloji ile yapay zekâ teknolojilerinin sağlıklı ve güvenli biçimde ilerlemesi için böylesi bir sorumluluğa ihtiyaç var. Yapay zekânın tasarımı ve uygulanması süreçleri gittikçe karmaşıklaşması kontrolü, denetimi ve düzenlenmesini zorlaştıracak görünüyor.
Ahlâkın Sosyolojisi Sosyolojinin Ahlâkı
Ahlâkın toplumda bir geçerlilik ve gerçeklik kazanabilmesi için bireyin kendisinde bulunanlardan daha üstün bir değere sahip ahlâki güçler olduğu ve bu güçlere boyun eğecek şekilde yetiştirilmiş olması gerektiği kabul edilmelidir. Bunu sağlamanın yolu da otoritenin varlığını kabul etmekten geçmektedir zira hiçbir duygu otorite duygusunun içine sızamamakta ve onu etkileyememektedir
Hangi Çürüme
Bir toplumsal olgu, ne zaman “bilimsel” bir nesne hâline gelir? Bourdieu’ye göre bu hiçbir zaman kendiliğinden olmaz. O, sıradan bir gözlemin ya da sağduyulu bir kanaatin, düşünülmeden bilimsel bir veriye dönüşebileceği yanılsamasına karşı çıkar. Chamboredon ve Passeron’la kaleme aldığı Sosyoloji Zanaatı’nda (1968) bu dönüşümü üç zorunlu aşamaya bağlar:
Çocukların Dünyası
Ağlayan bir çocuk görünce, onunla beraber ağlamak geliyor içimden. Gülen bir çocuk görünce de, gülmeden edemem. Nerede bir çocuk görsem, onu sevmek, onunla şakalaşmak ve oynamak isterim. Renkleri, ırkları, dilleri hiç önemli değil. Hepsi sevimli, hepsi günahsız, hepsi masum. Onlar zaten hep aynı dili konuşur. Daha çok ağlayışlarıyla ve gülüşleriyle meramlarını anlatmaya
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.