Türk müziğinin önemli isimlerinden hânendeliği, hocalığı ve özellikle bestekârlığı ile ünlü İsmail Dede Efendi: “Musikî öyle bir denizdir ki; ben paçaları sıvadım, ama hâlâ içine girmedim.” der. Bu söz, müziğin sınırlarının ne kadar uçsuz bucaksız olduğuna işaret eder. TDK sözlüğünde müzik: ‘birtakım duygu ve düşünceleri belli kurallar çerçevesinde uyumlu seslerle anlatma sanatı, musiki; bu biçimde düzenlenmiş seslerden oluşan eserlerin okunması veya çalınması’ olarak tanımlansa da bu kısa tanım, müziğin etimolojisini, ontolojisini, oluşumunu ve işlevlerini bilmemiz açısından yeterli değildir.
Günümüzde resim, karikatür, hat, minyatür, fotoğraf Yüzey Sanatları, heykel seramik, kabartma Hacim Sanatları, mimari, iç mimari ve peyzaj, mimari Mekân Sanatları, şiir, hikâye, roman, tiyatro ve film senaryosu Dil Sanatları, bale, pandomim ve danslar Hareket Sanatları, tiyatro, sinema, opera, gölge oyunu Dramatik Sanatlar olarak tasnif edilmektedir. Müzik ise Ses Sanatları olarak kategorize edilir. Müziğin ses sanatları içinde tek başınalığını muhafaza ederken tiyatro, sinema, opera, dans gibi birçok sanat dalında kullanılması etki alanının ne kadar geniş olduğunu gösterir. İnsan birçok sanat dalından habersiz ve ilgisiz yaşayabilirken, musikiyle her daim iç içedir. İnsan yaşadığı coğrafyanın kültürüyle birlikte kendisini müziğin içinde bulur ve o kültürün müziği ile beraber yaşar. Bir makamla, ritimle, ahenkle, çalınan, söylenen ve okunan, çan sesinden, ezan sesinden, şarkıdan, türküden, ninniden kaçamaz. Onlardan kaçsa bile tabiatın müziği olan, yağmurun, rüzgârın, ırmağın, denizin ve kuşların müziğinden kaçması imkânsızdır. Bir deniz yahut bir okyanus olarak imgelenen müziği, çatısı ve duvarları ahenkli seslerle inşa edilmiş büyük bir saraya da benzetebiliriz. Öyle bir saray ki kapısından içeri girdiğimizde içeride açılmayı bekleyen yüzlerce kapının olduğunu görürüz. Yalnızca müziğin türleri bile müzik sarayının ne kadar geniş bir yapısının olduğunu anlamamıza yeterlidir.
Bu yazının devamı
213. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Tövbe bir özgürlük manifestosudur.
İçsel bir bildiridir. Kişinin kendi iç aleminde kendisine verdiği bir manifestodur. Günah yüklerinden, hataların ağırlığından özgürleşmenin bildirisidir.
Tövbe, bir şeyden geri dönmek, dönüş yapmak, yönelmek demektir. Hatalardan, günahlardan dönerek Allah’a yönelişin eylemsel bir ifadesidir.
Tövbe, kişinin kendisini değerlendirme eylemidir. Tövbe, söylem ve eylemlerin objektif bir şekilde değerlendirilebilmesidir. Öyle ki kişinin kendisiyle karşılaşması ve kendisinin tüm yanlışlarını ortaya koyarak doğruya yönelebilme cesaretidir.
Ahlâkın toplumda bir geçerlilik ve gerçeklik kazanabilmesi için bireyin kendisinde bulunanlardan daha üstün bir değere sahip ahlâki güçler olduğu ve bu güçlere boyun eğecek şekilde yetiştirilmiş olması gerektiği kabul edilmelidir. Bunu sağlamanın yolu da otoritenin varlığını kabul etmekten geçmektedir zira hiçbir duygu otorite duygusunun içine sızamamakta ve onu etkileyememektedir
‘Ölüm fikri’ ile ‘dünyevîleşme’ arasında doğrudan bir ilişki vardır. Dünyevîleşme, ölümü unutmanın, ahiret yokmuş gibi yaşamanın diğer adıdır. Dünyevîleşme zilletinden kurtulmanın önemli bir imkânı, ölüm üzerine tefekkür etmektir.
Giriş Bu makalede post-modern düşüncenin mikro düzeydeki parçalanmışlığına dikkat çekilmeye çalışılacaktır. Her şeyiyle tamamen değişen bir dünyada, her şeyiyle tamamen değişen evrende ve insanda, bugünün popüler ve dahi küresel denebilecek post-modern düşüncenin etkisini görmemek mümkün değildir. Bireyden (insandan) başlayan ve akla gelebilecek her alanda ve olguda kendisini hissettiren post-modern düşünce, bu düşüncenin dayattığı hayat tasavvuru, …
Ahlâk ve hukuk arasındaki bölünmez bütünlüğün gözardı edilmesi ve aslında parçalanması, “Kur’an’ı bir hukuk kitabı olarak değil, teolojik bir metin olarak gören ve ahlâk kitabına indirgeyen” sömürgeci mantığın inşâ ettiği tüm alanlarda, kimsenin aradığını bulamadığı, bulmak için yapay ışık kaynaklarının lütfuna muhtaç olan, dumûr halindeki zihinleri yaratmıştır.
Müzik Üzerine Değiniler
Musiki Denizinin Seyrine Dalmak
Türk müziğinin önemli isimlerinden hânendeliği, hocalığı ve özellikle bestekârlığı ile ünlü İsmail Dede Efendi: “Musikî öyle bir denizdir ki; ben paçaları sıvadım, ama hâlâ içine girmedim.” der. Bu söz, müziğin sınırlarının ne kadar uçsuz bucaksız olduğuna işaret eder. TDK sözlüğünde müzik: ‘birtakım duygu ve düşünceleri belli kurallar çerçevesinde uyumlu seslerle anlatma sanatı, musiki; bu biçimde düzenlenmiş seslerden oluşan eserlerin okunması veya çalınması’ olarak tanımlansa da bu kısa tanım, müziğin etimolojisini, ontolojisini, oluşumunu ve işlevlerini bilmemiz açısından yeterli değildir.
Günümüzde resim, karikatür, hat, minyatür, fotoğraf Yüzey Sanatları, heykel seramik, kabartma Hacim Sanatları, mimari, iç mimari ve peyzaj, mimari Mekân Sanatları, şiir, hikâye, roman, tiyatro ve film senaryosu Dil Sanatları, bale, pandomim ve danslar Hareket Sanatları, tiyatro, sinema, opera, gölge oyunu Dramatik Sanatlar olarak tasnif edilmektedir. Müzik ise Ses Sanatları olarak kategorize edilir. Müziğin ses sanatları içinde tek başınalığını muhafaza ederken tiyatro, sinema, opera, dans gibi birçok sanat dalında kullanılması etki alanının ne kadar geniş olduğunu gösterir. İnsan birçok sanat dalından habersiz ve ilgisiz yaşayabilirken, musikiyle her daim iç içedir. İnsan yaşadığı coğrafyanın kültürüyle birlikte kendisini müziğin içinde bulur ve o kültürün müziği ile beraber yaşar. Bir makamla, ritimle, ahenkle, çalınan, söylenen ve okunan, çan sesinden, ezan sesinden, şarkıdan, türküden, ninniden kaçamaz. Onlardan kaçsa bile tabiatın müziği olan, yağmurun, rüzgârın, ırmağın, denizin ve kuşların müziğinden kaçması imkânsızdır. Bir deniz yahut bir okyanus olarak imgelenen müziği, çatısı ve duvarları ahenkli seslerle inşa edilmiş büyük bir saraya da benzetebiliriz. Öyle bir saray ki kapısından içeri girdiğimizde içeride açılmayı bekleyen yüzlerce kapının olduğunu görürüz. Yalnızca müziğin türleri bile müzik sarayının ne kadar geniş bir yapısının olduğunu anlamamıza yeterlidir.
Bu yazının devamı 213. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Özgürlük Manifestosu
Tövbe bir özgürlük manifestosudur.
İçsel bir bildiridir. Kişinin kendi iç aleminde kendisine verdiği bir manifestodur. Günah yüklerinden, hataların ağırlığından özgürleşmenin bildirisidir.
Tövbe, bir şeyden geri dönmek, dönüş yapmak, yönelmek demektir. Hatalardan, günahlardan dönerek Allah’a yönelişin eylemsel bir ifadesidir.
Tövbe, kişinin kendisini değerlendirme eylemidir. Tövbe, söylem ve eylemlerin objektif bir şekilde değerlendirilebilmesidir. Öyle ki kişinin kendisiyle karşılaşması ve kendisinin tüm yanlışlarını ortaya koyarak doğruya yönelebilme cesaretidir.
Ahlâkın Sosyolojisi Sosyolojinin Ahlâkı
Ahlâkın toplumda bir geçerlilik ve gerçeklik kazanabilmesi için bireyin kendisinde bulunanlardan daha üstün bir değere sahip ahlâki güçler olduğu ve bu güçlere boyun eğecek şekilde yetiştirilmiş olması gerektiği kabul edilmelidir. Bunu sağlamanın yolu da otoritenin varlığını kabul etmekten geçmektedir zira hiçbir duygu otorite duygusunun içine sızamamakta ve onu etkileyememektedir
Ölüm Üzerine Tefekkür
‘Ölüm fikri’ ile ‘dünyevîleşme’ arasında doğrudan bir ilişki vardır. Dünyevîleşme, ölümü unutmanın, ahiret yokmuş gibi yaşamanın diğer adıdır. Dünyevîleşme zilletinden kurtulmanın önemli bir imkânı, ölüm üzerine tefekkür etmektir.
Post-modernizm; Mikro Parçalanmışlık
Giriş Bu makalede post-modern düşüncenin mikro düzeydeki parçalanmışlığına dikkat çekilmeye çalışılacaktır. Her şeyiyle tamamen değişen bir dünyada, her şeyiyle tamamen değişen evrende ve insanda, bugünün popüler ve dahi küresel denebilecek post-modern düşüncenin etkisini görmemek mümkün değildir. Bireyden (insandan) başlayan ve akla gelebilecek her alanda ve olguda kendisini hissettiren post-modern düşünce, bu düşüncenin dayattığı hayat tasavvuru, …
Bir Başyapıt Üzerine Deneme: Şeriat Yahut Beyaz Adam
Ahlâk ve hukuk arasındaki bölünmez bütünlüğün gözardı edilmesi ve aslında parçalanması, “Kur’an’ı bir hukuk kitabı olarak değil, teolojik bir metin olarak gören ve ahlâk kitabına indirgeyen” sömürgeci mantığın inşâ ettiği tüm alanlarda, kimsenin aradığını bulamadığı, bulmak için yapay ışık kaynaklarının lütfuna muhtaç olan, dumûr halindeki zihinleri yaratmıştır.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.