M.Lipman’ın P4C uygulamasında rasyonel, iletişimsel kapasitelerin gelişimini, fikirlerin alış verişine dayanan, başkalarına, çoğulluğa ve çeşitliliğe açık kolektif bir tartışma pratiğine bağlaması, ahlaklı eylemin motivasyonu nedir, sorusunu akla getirmektedir. Karşıdaki kişinin duygularını anlamak, karşıdaki kişiyi dinlemek ahlaklı eylemin motivasyonun temelleri gibi dursa da ihtiyaç duyulan başka noktalar mevcuttur. Karşıdaki kişinin gözüyle hayata bakmak, hayalgücü kapasitesini geliştirmekle alakalı görünmektedir. Empati yapabilmek ve ötekinin gözüyle hayata bakabilmek, ahlaklı eylemin sürekliliğini sağlar mı?
Çocuklar için Felsefe Pratiğinin zeminlerini inşa ederken Mathew Lipman entelektüel yaşamda duygulanımın önemini, “Duygu bir düşünce biçimidir. (…) Bilmelisiniz ki duygu yokluğu, yargının gerçekte var olmadığı anlamına gelir. (…) Kanıtlanmış fikirlere ulaşmak için duyguları aktarmamız gerektiği anlamına gelir”[1] düşüncesiyle geliştirmiştir. Bazı durumlarda, duygu ve fikir üst üste bindirilir ve duygusal düşünce, bu anlama gelmektedir. Ahlaki veya politik yansıma durumlarında entelektüel konumlandırma, duygusal alan içinde ve bu alan aracılığıyla oluşturulur. Bugün burada bana görünen duygu, öfke fenomeninde, adaletsizlik duygusundan ötürü görülebilir. Çocuklar tarafından bu en temeldeki duygusu hissetme hususunda büyüklerden daha iyi görünmektedirler. Çocuklar için Felsefe Atölyeleri kapsamında bir çember olarak birbirinin yüzüne bakarak hem dinleme hem anlama hem de başkalarının gözüyle hayata bakabilme kapasiteleri geliştiren çocuklar, ifade ettikleri değer yargılarıyla esasen duygularına göndermede bulunmaktadırlar. “Bazı duygular yalnızca yargının fizyolojik sonuçları değildir: Onlar aynı zamanda o yargılardır (…)[2] Tümdengelimli ya da katı rasyonaliteyle, düşünmeyi geliştirmeye yönelik planların başarılı olması mümkün değildir. Düşünmeyi öğretmeye yönelik eğitim yaklaşımı, duyguları hissetmeyi, düşünmeyi ve ifade etmeyi de içermelidir. Eleştirel düşünmede yargıların önemini belirledikten sonra bunların formüle edilmesinde duygulanımların rolünü göz ardı etmek yanlış olur.
Bu nedenle, ötekini kapsayan bir düşünmenin duygusal boyutu, hem kendisi hem de başkaları, ötekiler için fikirlerin duygusal içeriğinin farkındalığından oluşur. Sonuç olarak, bu önemli boyut karşısında gerekli olan işbirliği için bir farkındalık zaruridir. Duygular, duygulanımlar bahsinin en önemli bileşeni olan empati de söz konusu farkındalık süreciyle birlikte ilerlemektedir. Lipman’a göre ahlaklı eylemin motivasyonunun (etik açılımın) önemli bileşenlerinden biri olan empati[3], kişinin duygularını deneyimlemek için kendini başkalarının yerine koymasından ibaret değildir, aynı zamanda sahip olduğumuz fikirlerin nedenlerini de empati yaparak bilebiliriz. Başkalarının fikirlerinin nedenlerini bilme çabası ahlaki anlamda eylemin motivasyonuna yani ahlaki eylemin sürekliliğini sağlamaya işaret eder görünmektedir. Başkalarının fikirlerinin nedenleri, fikirlerin altında yatan duygulanımlar interaktif olarak kişinin kendisine ve başkasına dair farkındalığına hizmet etmektedir. Başkalarının düşüncelerinde bulunan duygusal yönü anlamak bu nedenle önemlidir. Şöyle ki empati, başkalarının düşüncelerine dair duygusal, hassas bir farkındalık hali olması hasebiyle işleyen interaktif bir bileşen olarak okunabilir. Etik açılımın bileşeni olan empati bu durumda ahlaklı eylemin sürekliliğinin bileşeni olmaya dönüşebilir.
Başkaya, ötekine dair bu farkındalık, başkalarının düşüncelerini anlamanın bir yoludur ve bu nedenle yansıtıcı (reflektif) düşünceyle bağlantılıdır: “İyi bir düşünür, düşünce gücünü kullanması ve başkalarının düşüncelerine duyarlı olması anlamında yansıtıcıdır”[4]. Bu anlamda yansıtıcı düşünme, düşünme ilkelerini, empati ile birleştirir. Başkalarının düşüncelerine gösterilen özen, dışsal işaretler, jestler veya içsel bir huyla anlama isteğiyle (bu empatik boyuttur) kendini gösterebilir. Ötekini kapsayan, sarıp sarmalayan düşüncenin (bienveillance) etik bir boyutu olduğu açıktır. Lipman’ın etik açılımı, ilerlemeyi, başkalarıyla olan ilişkileri geliştirmeyi, hatta mümkün bir iyiyi isteyen dünya idealini hesaba katmayı amaçlar. Bu nedenle en iyiyi tasavvur etme ve dünyaya üstten bakma yollarıyla düşünce üretmeyle bağlantılıdır. “Doğru ifade edilmiş bir görüş, birbiri ardına interaktif giden iki düşünceden çıkan fikirdir: Biri olanı söylerken diğeri olması gerekene değinir. Felsefe atölyeleri kapsamında bir çember olarak bireyler tek tek kendilerinden itibaren kendilerini ifade ederken başkayla karşılaşmayı da sağlamış olmaktadırlar. Başkalarının duygusal deneyimlerine katılım sayesinde öznenin kendi zihninin darlığından, sadece kendisi açısından bakmadan kurtulması sağlanır. Başkalarının bakış açısına katılım, “kişinin kendi gerçekliğinden farklı olasılıkları, bir ilke ve onu belirli bir bağlama yerleştirmek, olandan olması gerekene geçmek ve bundan sonuçlar çıkarmak[5] ahlaklı eylemin motivasyonuna vurgu yapmaktadır. Ahlaklı eylemin sürekliliğinin izini sürmenin bir başka aracı da hayal gücüdür. Başkaları adına hayal kurmak, ahlaklı eylemin sürekliliği adına önemli durmaktadır. Hayal gücü, diğer insanların deneyimlerinde yer almak ve kişinin kendisinin hiç deneyimlemediği şeylerin farkına varmak için öznelliğin ötesine geçme gücüdür. Bu nedenle hayal gücünün işlerlik kazandığı felsefe atölyeleri, radikal ötekilik ile yakından yüzleşmek için bir fırsattır. Bu nedenle P4C uygulamaları kamusal ve politik alanlara hizmet etmektedir[6].
Her tek kişinin ahlaklı olmasını sağlamak için bir takım kurallar silsilesi sunmak bir çözüm olarak görünmemektedir. Aynı şekilde ahlaklı eylemlerin sürekliliğini sadece doğuştan getirdiğimiz özelliklerle sağladığımızı da düşünemeyiz.
Bir kişinin erdemli olmasını sağlamak için emirler verilemez. Verilen emirlere uyması oranında kişinin ahlaklı olduğu söylenemez. Ahlaklı olmanın motivasyonu emirler vererek sağlanamaz, ahlakı canlı tutmaya dair moral bir algımız olduğu ise kanıtlanmaya ihtiyaç duymaktadır. Aynı şekilde daha doğuştan ahlaklı eylemlerde bulunmaya dair tümevarımla ilerleyecek bir ilke barındırıyoruz demek de çok kolay değildir. Çocuklar için Felsefe Pratiğinin kurucusu Mathew Lipman bu hususta şunları söylemiştir: Adaletli olmak için, iyi, güzel gibi soyut prensiplere yoğunlaşmak yerine bu prensipleri dile getirmek, bu prensipleri yerine getirmek, adaletli, iyi davranışlarda bulunmak gibi direk deneyimlere yoğunlaşmak daha iyi durmaktadır. Buradan ilkelerin düşüncede olmadıkları anlamı çıkmamalıdır. İlkeler günlük davranışlara ideal olarak rehberlik edilerek düşünceye girmektedirler.[7] Lipman, ödev ahlakı ve bilinç kapsamında ahlaki bir uyarılar silsilesinin ahlaki huyların geliştirilmesinde daha az umut verici olduklarının altını çizmektedir[8]. Ahlaklı eylemin sürekliliği üzerine yoğunlaşmak, felsefenin çoğulluğa, çeşitliliğe ve başkasına açıklık bağlamlarına birlikte bakmayı gerektirmektedir. Lipman’ın P4C uygulaması boyutunda ahlaklı eylemin motivasyonunun çember olarak karşılıklı konuşmayla açılan, bireylerin birbirlerine dair hoşgörüsüyle, kabul kapasiteleriyle ilerleyen bir bakış açısıyla sunulması ötekine açıklık bahsi için önemli bir yerde durmaktadır. Bir felsefe atölyesinde birden çok kişi haklı olabilir çünkü öznelerin dünyayı görmeleri tanımlamaları açısından bir çeşitlilik söz konusudur. Söz konusu çeşitliliği haklı olanı aramak yerine hakikati arama girişimi olarak dönüştürmek erdemleri hissetmek, hissetmekle kalmayıp erdemli eylemlerde bulunmak ve erdemlerin ne olduğunu bilmek için önemli durmaktadır. Ahlaklı eylemlere dair sürekliliği sağlamanın zeminleri de erdemli olanı bilmek, erdemli eylemlerde bulunmak ve erdemleri hissetmenin birlikteliğiyle sağlanabilir durmaktadır.
Dipnotlar:
[1] M.NUSSBAUM, Emotions as Judgments of Value, Yale Journal of Criticism, 5, n°2, 1992, pp.209-210
[3] Hawken J., Philosopher avec les Enfants: Enquête théorique et expérimentale sur une pratique de l’ouverture d’esprit, Yayımlanmış doktora tezi. Université Paris 1 Panthéon Sorbonne, L’Ecole Doctorale 2016.
[5] J. GLASER, L’imagination incarnée dans la recherche philosophique, in M.-P. GROSJEAN, La philosophie au coeur de l’éducation autour de Matthew Lipman, op.cit., p.166.
[6] Hawken J., Philosopher avec les Enfants: Enquête théorique et expérimentale sur une pratique de l’ouverture d’esprit, Yayımlanmış doktora tezi. Université Paris 1 Panthéon Sorbonne, L’Ecole Doctorale 2016, s. 520-522.
[7] M. LIPMAN, F. S. OSCANYAN, A.-M. SHARP, op.cit., p.201« Instead of focusing on abstract principles such as justice or goodness or beauty, they seem more concerned with direct experiences in the form of making, saying, and doing. This is not to say that the principles do not enter into their thinking. But they enter in as guiding ideals in their everyday behaviour. »
[8]Ibid., p.57 : « Exhortations to duty and conscience appear to be increasingly less promising as sources of moral dispositions. If moral character is to be constructed, it will have to employ the child’s interests as its means and materials. »
Tören/ritüel ile kuram arasında bağ kuran Baudrillard, kuramın tören gibi karmaşa ve suç ortaklığına izin vermediğini iddia eder. Ona göre kavramlara diyalektik bir nitelik kazandırarak onları evrenselleştirmek gibi bir amacı olmayan kuram, tören gibi “şiddet” yüklüdür. Bu şiddetin amacı; şeyler ya da kavramların gelişigüzel bir şekilde yan yana getirilmelerini engellemek, farklılık üretmek, araya mesafe koymak ve birbirine karışan şeylerin tekrar yerli yerine oturmasını sağlamaktır.
-İslam’da “Sözleşme Kültürü”nü Yeniden Düşünmek- İslam’ın savaş ortamlarında mı yoksa barış ortamlarında mı daha çok gelişme imkânı bulduğu ya da hangi ortamın İslam için daha uygun olduğu şeklinde bir soru sorduğumuzda, bu sorunun, İslam’la ilgili hem günümüz çağdaş dünya hem de tarihsel süreç açısından önemli konu başlıkları içerdiğini görürüz. Bu sorunun temelinde, aslında dinlerin çatışma …
Kurumsallaşmış dinlerin kutsal addettikleri yazılı metinleri bulunur. Genellikle sözlü geleneğe yaslanan bu kutsal metinler doğrudan veya dolaylı olarak tanrıyla ilişkilendirilmiştir. İbrahim aleyhisselamın ortak ata kabul edildiği Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’da Zât-ı İlâhî’nin doğrudan ve elçileri vasıtasıyla insanlıkla konuştuğuna inanılmaktadır. Bu dinlerde Tanrı’nın insanlığa seslenişi olarak kabul gören ilâhî kelam/sözler zamanla yazıya geçirilerek kutsal kitap hüviyeti kazanmıştır.
Kendi nefsimize karşı pek koruyucu olan duyarlılığımızla, hayata dair bütün evrensel değerleri yalnızca kendimize yakıştırıp topladığımız ve bizim dışımızda elle tutulur hiçbir gerçeğin olmadığı kanaatini taşıyan tasavvurlarımızla acaba bizler, gerçekte Kur’an rûhunun beslediği islâmî bir hayatın ne kadar içindeyiz? Zira bugün Müslümanların yaşama biçimlerini besleyen algılama tarzlarına dikkat ettiğinizde, onların gerçek bir hayatı değil, kırık …
Felsefe Atölyeleri Kapsamında Ahlaklı Eylemlere Dair Süreklilik : Öteki, Empati, Çeşitlilik, Çoğulluk
M.Lipman’ın P4C uygulamasında rasyonel, iletişimsel kapasitelerin gelişimini, fikirlerin alış verişine dayanan, başkalarına, çoğulluğa ve çeşitliliğe açık kolektif bir tartışma pratiğine bağlaması, ahlaklı eylemin motivasyonu nedir, sorusunu akla getirmektedir. Karşıdaki kişinin duygularını anlamak, karşıdaki kişiyi dinlemek ahlaklı eylemin motivasyonun temelleri gibi dursa da ihtiyaç duyulan başka noktalar mevcuttur. Karşıdaki kişinin gözüyle hayata bakmak, hayalgücü kapasitesini geliştirmekle alakalı görünmektedir. Empati yapabilmek ve ötekinin gözüyle hayata bakabilmek, ahlaklı eylemin sürekliliğini sağlar mı?
Çocuklar için Felsefe Pratiğinin zeminlerini inşa ederken Mathew Lipman entelektüel yaşamda duygulanımın önemini, “Duygu bir düşünce biçimidir. (…) Bilmelisiniz ki duygu yokluğu, yargının gerçekte var olmadığı anlamına gelir. (…) Kanıtlanmış fikirlere ulaşmak için duyguları aktarmamız gerektiği anlamına gelir”[1] düşüncesiyle geliştirmiştir. Bazı durumlarda, duygu ve fikir üst üste bindirilir ve duygusal düşünce, bu anlama gelmektedir. Ahlaki veya politik yansıma durumlarında entelektüel konumlandırma, duygusal alan içinde ve bu alan aracılığıyla oluşturulur. Bugün burada bana görünen duygu, öfke fenomeninde, adaletsizlik duygusundan ötürü görülebilir. Çocuklar tarafından bu en temeldeki duygusu hissetme hususunda büyüklerden daha iyi görünmektedirler. Çocuklar için Felsefe Atölyeleri kapsamında bir çember olarak birbirinin yüzüne bakarak hem dinleme hem anlama hem de başkalarının gözüyle hayata bakabilme kapasiteleri geliştiren çocuklar, ifade ettikleri değer yargılarıyla esasen duygularına göndermede bulunmaktadırlar. “Bazı duygular yalnızca yargının fizyolojik sonuçları değildir: Onlar aynı zamanda o yargılardır (…)[2] Tümdengelimli ya da katı rasyonaliteyle, düşünmeyi geliştirmeye yönelik planların başarılı olması mümkün değildir. Düşünmeyi öğretmeye yönelik eğitim yaklaşımı, duyguları hissetmeyi, düşünmeyi ve ifade etmeyi de içermelidir. Eleştirel düşünmede yargıların önemini belirledikten sonra bunların formüle edilmesinde duygulanımların rolünü göz ardı etmek yanlış olur.
Bu nedenle, ötekini kapsayan bir düşünmenin duygusal boyutu, hem kendisi hem de başkaları, ötekiler için fikirlerin duygusal içeriğinin farkındalığından oluşur. Sonuç olarak, bu önemli boyut karşısında gerekli olan işbirliği için bir farkındalık zaruridir. Duygular, duygulanımlar bahsinin en önemli bileşeni olan empati de söz konusu farkındalık süreciyle birlikte ilerlemektedir. Lipman’a göre ahlaklı eylemin motivasyonunun (etik açılımın) önemli bileşenlerinden biri olan empati[3], kişinin duygularını deneyimlemek için kendini başkalarının yerine koymasından ibaret değildir, aynı zamanda sahip olduğumuz fikirlerin nedenlerini de empati yaparak bilebiliriz. Başkalarının fikirlerinin nedenlerini bilme çabası ahlaki anlamda eylemin motivasyonuna yani ahlaki eylemin sürekliliğini sağlamaya işaret eder görünmektedir. Başkalarının fikirlerinin nedenleri, fikirlerin altında yatan duygulanımlar interaktif olarak kişinin kendisine ve başkasına dair farkındalığına hizmet etmektedir. Başkalarının düşüncelerinde bulunan duygusal yönü anlamak bu nedenle önemlidir. Şöyle ki empati, başkalarının düşüncelerine dair duygusal, hassas bir farkındalık hali olması hasebiyle işleyen interaktif bir bileşen olarak okunabilir. Etik açılımın bileşeni olan empati bu durumda ahlaklı eylemin sürekliliğinin bileşeni olmaya dönüşebilir.
Başkaya, ötekine dair bu farkındalık, başkalarının düşüncelerini anlamanın bir yoludur ve bu nedenle yansıtıcı (reflektif) düşünceyle bağlantılıdır: “İyi bir düşünür, düşünce gücünü kullanması ve başkalarının düşüncelerine duyarlı olması anlamında yansıtıcıdır”[4]. Bu anlamda yansıtıcı düşünme, düşünme ilkelerini, empati ile birleştirir. Başkalarının düşüncelerine gösterilen özen, dışsal işaretler, jestler veya içsel bir huyla anlama isteğiyle (bu empatik boyuttur) kendini gösterebilir. Ötekini kapsayan, sarıp sarmalayan düşüncenin (bienveillance) etik bir boyutu olduğu açıktır. Lipman’ın etik açılımı, ilerlemeyi, başkalarıyla olan ilişkileri geliştirmeyi, hatta mümkün bir iyiyi isteyen dünya idealini hesaba katmayı amaçlar. Bu nedenle en iyiyi tasavvur etme ve dünyaya üstten bakma yollarıyla düşünce üretmeyle bağlantılıdır. “Doğru ifade edilmiş bir görüş, birbiri ardına interaktif giden iki düşünceden çıkan fikirdir: Biri olanı söylerken diğeri olması gerekene değinir. Felsefe atölyeleri kapsamında bir çember olarak bireyler tek tek kendilerinden itibaren kendilerini ifade ederken başkayla karşılaşmayı da sağlamış olmaktadırlar. Başkalarının duygusal deneyimlerine katılım sayesinde öznenin kendi zihninin darlığından, sadece kendisi açısından bakmadan kurtulması sağlanır. Başkalarının bakış açısına katılım, “kişinin kendi gerçekliğinden farklı olasılıkları, bir ilke ve onu belirli bir bağlama yerleştirmek, olandan olması gerekene geçmek ve bundan sonuçlar çıkarmak[5] ahlaklı eylemin motivasyonuna vurgu yapmaktadır. Ahlaklı eylemin sürekliliğinin izini sürmenin bir başka aracı da hayal gücüdür. Başkaları adına hayal kurmak, ahlaklı eylemin sürekliliği adına önemli durmaktadır. Hayal gücü, diğer insanların deneyimlerinde yer almak ve kişinin kendisinin hiç deneyimlemediği şeylerin farkına varmak için öznelliğin ötesine geçme gücüdür. Bu nedenle hayal gücünün işlerlik kazandığı felsefe atölyeleri, radikal ötekilik ile yakından yüzleşmek için bir fırsattır. Bu nedenle P4C uygulamaları kamusal ve politik alanlara hizmet etmektedir[6].
Bir kişinin erdemli olmasını sağlamak için emirler verilemez. Verilen emirlere uyması oranında kişinin ahlaklı olduğu söylenemez. Ahlaklı olmanın motivasyonu emirler vererek sağlanamaz, ahlakı canlı tutmaya dair moral bir algımız olduğu ise kanıtlanmaya ihtiyaç duymaktadır. Aynı şekilde daha doğuştan ahlaklı eylemlerde bulunmaya dair tümevarımla ilerleyecek bir ilke barındırıyoruz demek de çok kolay değildir. Çocuklar için Felsefe Pratiğinin kurucusu Mathew Lipman bu hususta şunları söylemiştir: Adaletli olmak için, iyi, güzel gibi soyut prensiplere yoğunlaşmak yerine bu prensipleri dile getirmek, bu prensipleri yerine getirmek, adaletli, iyi davranışlarda bulunmak gibi direk deneyimlere yoğunlaşmak daha iyi durmaktadır. Buradan ilkelerin düşüncede olmadıkları anlamı çıkmamalıdır. İlkeler günlük davranışlara ideal olarak rehberlik edilerek düşünceye girmektedirler.[7] Lipman, ödev ahlakı ve bilinç kapsamında ahlaki bir uyarılar silsilesinin ahlaki huyların geliştirilmesinde daha az umut verici olduklarının altını çizmektedir[8]. Ahlaklı eylemin sürekliliği üzerine yoğunlaşmak, felsefenin çoğulluğa, çeşitliliğe ve başkasına açıklık bağlamlarına birlikte bakmayı gerektirmektedir. Lipman’ın P4C uygulaması boyutunda ahlaklı eylemin motivasyonunun çember olarak karşılıklı konuşmayla açılan, bireylerin birbirlerine dair hoşgörüsüyle, kabul kapasiteleriyle ilerleyen bir bakış açısıyla sunulması ötekine açıklık bahsi için önemli bir yerde durmaktadır. Bir felsefe atölyesinde birden çok kişi haklı olabilir çünkü öznelerin dünyayı görmeleri tanımlamaları açısından bir çeşitlilik söz konusudur. Söz konusu çeşitliliği haklı olanı aramak yerine hakikati arama girişimi olarak dönüştürmek erdemleri hissetmek, hissetmekle kalmayıp erdemli eylemlerde bulunmak ve erdemlerin ne olduğunu bilmek için önemli durmaktadır. Ahlaklı eylemlere dair sürekliliği sağlamanın zeminleri de erdemli olanı bilmek, erdemli eylemlerde bulunmak ve erdemleri hissetmenin birlikteliğiyle sağlanabilir durmaktadır.
Dipnotlar:
[1] M.NUSSBAUM, Emotions as Judgments of Value, Yale Journal of Criticism, 5, n°2, 1992, pp.209-210
[2] A.g.e.
[3] Hawken J., Philosopher avec les Enfants: Enquête théorique et expérimentale sur une pratique de l’ouverture d’esprit, Yayımlanmış doktora tezi. Université Paris 1 Panthéon Sorbonne, L’Ecole Doctorale 2016.
[4] A.g.e.
[5] J. GLASER, L’imagination incarnée dans la recherche philosophique, in M.-P. GROSJEAN, La philosophie au coeur de l’éducation autour de Matthew Lipman, op.cit., p.166.
[6] Hawken J., Philosopher avec les Enfants: Enquête théorique et expérimentale sur une pratique de l’ouverture d’esprit, Yayımlanmış doktora tezi. Université Paris 1 Panthéon Sorbonne, L’Ecole Doctorale 2016, s. 520-522.
[7] M. LIPMAN, F. S. OSCANYAN, A.-M. SHARP, op.cit., p.201« Instead of focusing on abstract principles such as justice or goodness or beauty, they seem more concerned with direct experiences in the form of making, saying, and doing. This is not to say that the principles do not enter into their thinking. But they enter in as guiding ideals in their everyday behaviour. »
[8] Ibid., p.57 : « Exhortations to duty and conscience appear to be increasingly less promising as sources of moral dispositions. If moral character is to be constructed, it will have to employ the child’s interests as its means and materials. »
İlgili Yazılar
Bir “Şiddet” Filozofu Olarak Baudrillard
Tören/ritüel ile kuram arasında bağ kuran Baudrillard, kuramın tören gibi karmaşa ve suç ortaklığına izin vermediğini iddia eder. Ona göre kavramlara diyalektik bir nitelik kazandırarak onları evrenselleştirmek gibi bir amacı olmayan kuram, tören gibi “şiddet” yüklüdür. Bu şiddetin amacı; şeyler ya da kavramların gelişigüzel bir şekilde yan yana getirilmelerini engellemek, farklılık üretmek, araya mesafe koymak ve birbirine karışan şeylerin tekrar yerli yerine oturmasını sağlamaktır.
E. W. Saıd ve Filistin’ in Kayıp Halkası: Self Determinasyon
Ben barbarların atlarını iyi bilirim.
Bir ben dururum onların karşısında,
Bir ben, gençliğin yüreğiyim her daim,
Yüreğiyim beyaz kanatlı atlıların.
İslam “Savaşçı” Bir Stratejiyle Mi Gelişti ?
-İslam’da “Sözleşme Kültürü”nü Yeniden Düşünmek- İslam’ın savaş ortamlarında mı yoksa barış ortamlarında mı daha çok gelişme imkânı bulduğu ya da hangi ortamın İslam için daha uygun olduğu şeklinde bir soru sorduğumuzda, bu sorunun, İslam’la ilgili hem günümüz çağdaş dünya hem de tarihsel süreç açısından önemli konu başlıkları içerdiğini görürüz. Bu sorunun temelinde, aslında dinlerin çatışma …
İsrâiliyat Algımız ve Türkçe Tora Tefsiri Üzerine
Kurumsallaşmış dinlerin kutsal addettikleri yazılı metinleri bulunur. Genellikle sözlü geleneğe yaslanan bu kutsal metinler doğrudan veya dolaylı olarak tanrıyla ilişkilendirilmiştir. İbrahim aleyhisselamın ortak ata kabul edildiği Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’da Zât-ı İlâhî’nin doğrudan ve elçileri vasıtasıyla insanlıkla konuştuğuna inanılmaktadır. Bu dinlerde Tanrı’nın insanlığa seslenişi olarak kabul gören ilâhî kelam/sözler zamanla yazıya geçirilerek kutsal kitap hüviyeti kazanmıştır.
Silinmemiş Bir Hayâl’in Adı: Bektaş
Kendi nefsimize karşı pek koruyucu olan duyarlılığımızla, hayata dair bütün evrensel değerleri yalnızca kendimize yakıştırıp topladığımız ve bizim dışımızda elle tutulur hiçbir gerçeğin olmadığı kanaatini taşıyan tasavvurlarımızla acaba bizler, gerçekte Kur’an rûhunun beslediği islâmî bir hayatın ne kadar içindeyiz? Zira bugün Müslümanların yaşama biçimlerini besleyen algılama tarzlarına dikkat ettiğinizde, onların gerçek bir hayatı değil, kırık …