Giriş Aşağıda sunulan düşünceler, (hem kuramsal hem de “müdahaleci” niteliğe sahip) daha geniş bir araştırma projesinin parçasıdır ve bu araştırma projesi toplumsal gelişmeyi (insani gelişimi) esas alan liberalizmin olumlu sosyal ve siyasal felsefesini yeniden yapılandırmayı ve teyit etmeyi hedefler. Bu geniş entelektüel ailenin en tanınan, en etkili ve kurumsal başarıya ulaşmış varyantı insani yetkinlikler kavramıdır; bugün bu kavram en belirgin şekilde Amartya Sen, Martha Nussbaum, Sabine Alkire ve Ingrid Robeyns tarafından temsil edilmektedir. Bu yaklaşım, sosyal bilimler ve beşeri bilimlerin çok sayıda alanını bir araya getiren ve entegre eden (mikro, mezo ve makro ölçeklerde) çoklu disiplinli yani trans-, inter- ya da multi-disipliner projeler aracılığıyla hayata geçirilir. Bu çerçevede sosyal felsefe, siyasal felsefe, pozitif psikoloji, iktisat felsefesi (meta-iktisat) ve giderek artan biçimde “dünya felsefesi (yani beşeri bilimler)” (karşılaştırmalı/çoğulcu felsefe [beşeri bilimler]) öne çıkar. Ben ise araştırmalarımda, bu yönelimin daha az bilinen ve daha az tartışılan (ve dolayısıyla daha nadir uygulanan); C.B. Macpherson tarafından geliştirilen mülkiyet karşıtı, gelişimci demokrasi kuramı aracılığıyla çağdaş siyasal düşünceye dâhil edilmiş bir versiyonuna odaklanıyorum. Macpherson’ın yaklaşımı, bir dizi normatif ve ontolojik varsayım ile çıkarımdan oluşan kesin temeller ve bileşenler içeriyor. Kuramsal kavrayışı, J.S. Mill’in sosyo-çoğulcu, idealist liberalizm geleneğine dayanıyor. Bu gelenek günümüzde, katılımcı/radikal/müzakere temelli demokrasi yaklaşımlarında ve pozitif özgürlük, birey özerkliği ile “cumhuriyetçi değerler” (Carole Pateman, David Held, Carol C. Gould, John Christman, Nancy Hirschman, Philip Pettit, Elizabeth Anderson, vb.) çerçevesinde çeşitli biçimlerde temsil edilmektedir. Macpherson’ın yaklaşımı ayrıca, “hızlandırılmış”, Batı tarzı, liberalleştirilmiş, laissez-faire ekonomi ve toplum gibi büyük eleştirilerin uzantısı olarak da görülebilir; Thorstein Veblen’in “gösteriş tüketimi” fenomeninin analizi, R. H. Tawney’nin “edinimci toplum” üzerine kurduğu eşitlikçi eleştirisi ve Karl Polanyi’nin “kurgusal metalar” kavramı bu eleştirilerin kapsamındadır. Polanyi’ye göre toprak, emek ve sermaye, toplumsal yaşamda ekonomik süreçlerin yerleşmesi ve güçlenmesi için zorunlu olan unsurlardır ve bu unsurlar olmaksızın toplumun tüm üyeleri bencillik, açgözlülük ve sermayenin sınırsız birikimi/yoğunlaşmasının kurbanı olmaya mahkûmdur. Macpherson’un kavramsallaştırması ve (eudaimonic liberalizm olarak da bilinen) gelişimci liberalizm akımı bu çalışmada karşılaştırmalı olarak, dünya felsefesi/çoğulcu (parokyal olmayan) felsefe bağlamında ele alınmaktadır. Bu bağlamda ele alınan temel temalardan biri de İslam hukukunun ve İslam’ın normatif sisteminin gelişimsel, özgürleştirici-eşitlikçi (özellikle insan hakları, çevre hakları/çevre etiği, toplumsal cinsiyet eşitliği ve genel anlamda insani ve toplumsal gelişim/refah alanlarındaki) boyutları ve potansiyelleridir. Bu çalışmada özellikle “maqāsid al-sharīʿa” metodolojik paradigması (Jassir Auda, Adis Duderija, David Johnston, Carool Kersten, G. Hussein Rasool) ve daha genel anlamda İslam hukuk felsefesinde (içtihatta) “adalet yaklaşımı” (‘adliyya) çerçevesinde geliştirilen kuramsal ve uygulamalı önerilere odaklanıyorum (Ramon Harvey, Ali Reza Bhojani). İslamofobi sorunu ve olgusunu ise, (hem Müslüman olmayan hem de Müslüman olan) çağdaş toplumlarda ortaya çıkan ontolojik ve epistemolojik adaletsizlikler (dışlama, kutuplaşma, karşıtlaştırma, kabileci kapalılık, önyargı ve yankı odası/çarpıtmalar, kamuoyuna ve bilgi/uzmanlık/bilim kuruluşlarına yönelik genel güvensizlik) bağlamında ele alıyorum.
Bu yazının devamı
221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İnsan hayatının en temel kavramlarından birisi, bilindiği gibi ihtiyaç kavramıdır. Maddesi ve mânâsıyla, insan hayatının her dokusunda hissedilen bu eksiklik ve bunun temin edilmesi hadisesi, insan fıtratının en âcil bir durumudur. Tarihsel bir geçmişten bizler biliyoruz ki, hayatın sosyal inşası, ihtiyaç,
17. yüzyıl sonrası matematik-fizik esaslı felsefe zihni, ruh düzleminden çıkarıp daha maddi bir düzlemde ele almıştır. Matematik-fizik eksenli felsefi yaklaşım, zihni ruhi veya manevi düzlemden çıkarıp salt maddi bir kurgu olarak ele almıştır. Hatta zihin veya ruh, atomların sayısı
Gazze’de yaşananlar, halihazırda Batı hegemonyasının (veya ABD’nin) belirleyici olduğu bir küresel düzende yaşadığımızı bize bir kez daha hatırlatmıştır. Malum olduğu üzere, bir küresel düzen varsa, burada “güçler dengesi” süpergücün (veya güçlerin) belirlediği sınırlar çerçevesinde kurulur. Lokal iktidarlar, ancak bu denge sistemi içerisinde kendilerine yer bulabilirler. Sisteme itiraz ettiklerinde ise te’dip edilirler. Süpergücün konumu değişmediği sürece de bu düzen varlığını bu şekilde sürdürür.
Şüphesiz sırat-ı müstakim üzere olmak, imkânsız olmadığı gibi kolay bir şey de değildir. Bu minvalde sağlam duruş sergilemek de yitip gitmek de vardır. Aslında yaşam ve mücadele, tam da bu iki hal arasında cereyan etmekte ve tercihlerimizle şekillenmektedir.
Hüküm yalnızca Allah’ındır.” Yûsuf Sûresi 40. âyet “Devlet, en iyi ifadeyle gerekli kötülüktür. Kötü ifadeyle, dayanılmaz kötülüktür.” Thomas Paine (1737-1809) “Bize hâkim olan iktidarın, bizden fazla sadece bir şeyi var; O da bizi yönetmek için ona vermiş olduğumuz üstünlük.” E. de La Boetie (1530-1563) Devlet Kavramı Devlet nedir, kimdir, neden vardır, insanlığın …
Geç Demokrasinin Post-Liberal Dünyasında İslam ve İslamofobi. Irkçılığın Neo-Reel-Politik Temelleri
Tercüme: Ecem Öksüz Sarıyaşar
Giriş
Aşağıda sunulan düşünceler, (hem kuramsal hem de “müdahaleci” niteliğe sahip) daha geniş bir araştırma projesinin parçasıdır ve bu araştırma projesi toplumsal gelişmeyi (insani gelişimi) esas alan liberalizmin olumlu sosyal ve siyasal felsefesini yeniden yapılandırmayı ve teyit etmeyi hedefler. Bu geniş entelektüel ailenin en tanınan, en etkili ve kurumsal başarıya ulaşmış varyantı insani yetkinlikler kavramıdır; bugün bu kavram en belirgin şekilde Amartya Sen, Martha Nussbaum, Sabine Alkire ve Ingrid Robeyns tarafından temsil edilmektedir. Bu yaklaşım, sosyal bilimler ve beşeri bilimlerin çok sayıda alanını bir araya getiren ve entegre eden (mikro, mezo ve makro ölçeklerde) çoklu disiplinli yani trans-, inter- ya da multi-disipliner projeler aracılığıyla hayata geçirilir. Bu çerçevede sosyal felsefe, siyasal felsefe, pozitif psikoloji, iktisat felsefesi (meta-iktisat) ve giderek artan biçimde “dünya felsefesi (yani beşeri bilimler)” (karşılaştırmalı/çoğulcu felsefe [beşeri bilimler]) öne çıkar. Ben ise araştırmalarımda, bu yönelimin daha az bilinen ve daha az tartışılan (ve dolayısıyla daha nadir uygulanan); C.B. Macpherson tarafından geliştirilen mülkiyet karşıtı, gelişimci demokrasi kuramı aracılığıyla çağdaş siyasal düşünceye dâhil edilmiş bir versiyonuna odaklanıyorum. Macpherson’ın yaklaşımı, bir dizi normatif ve ontolojik varsayım ile çıkarımdan oluşan kesin temeller ve bileşenler içeriyor. Kuramsal kavrayışı, J.S. Mill’in sosyo-çoğulcu, idealist liberalizm geleneğine dayanıyor. Bu gelenek günümüzde, katılımcı/radikal/müzakere temelli demokrasi yaklaşımlarında ve pozitif özgürlük, birey özerkliği ile “cumhuriyetçi değerler” (Carole Pateman, David Held, Carol C. Gould, John Christman, Nancy Hirschman, Philip Pettit, Elizabeth Anderson, vb.) çerçevesinde çeşitli biçimlerde temsil edilmektedir. Macpherson’ın yaklaşımı ayrıca, “hızlandırılmış”, Batı tarzı, liberalleştirilmiş, laissez-faire ekonomi ve toplum gibi büyük eleştirilerin uzantısı olarak da görülebilir; Thorstein Veblen’in “gösteriş tüketimi” fenomeninin analizi, R. H. Tawney’nin “edinimci toplum” üzerine kurduğu eşitlikçi eleştirisi ve Karl Polanyi’nin “kurgusal metalar” kavramı bu eleştirilerin kapsamındadır. Polanyi’ye göre toprak, emek ve sermaye, toplumsal yaşamda ekonomik süreçlerin yerleşmesi ve güçlenmesi için zorunlu olan unsurlardır ve bu unsurlar olmaksızın toplumun tüm üyeleri bencillik, açgözlülük ve sermayenin sınırsız birikimi/yoğunlaşmasının kurbanı olmaya mahkûmdur. Macpherson’un kavramsallaştırması ve (eudaimonic liberalizm olarak da bilinen) gelişimci liberalizm akımı bu çalışmada karşılaştırmalı olarak, dünya felsefesi/çoğulcu (parokyal olmayan) felsefe bağlamında ele alınmaktadır. Bu bağlamda ele alınan temel temalardan biri de İslam hukukunun ve İslam’ın normatif sisteminin gelişimsel, özgürleştirici-eşitlikçi (özellikle insan hakları, çevre hakları/çevre etiği, toplumsal cinsiyet eşitliği ve genel anlamda insani ve toplumsal gelişim/refah alanlarındaki) boyutları ve potansiyelleridir. Bu çalışmada özellikle “maqāsid al-sharīʿa” metodolojik paradigması (Jassir Auda, Adis Duderija, David Johnston, Carool Kersten, G. Hussein Rasool) ve daha genel anlamda İslam hukuk felsefesinde (içtihatta) “adalet yaklaşımı” (‘adliyya) çerçevesinde geliştirilen kuramsal ve uygulamalı önerilere odaklanıyorum (Ramon Harvey, Ali Reza Bhojani). İslamofobi sorunu ve olgusunu ise, (hem Müslüman olmayan hem de Müslüman olan) çağdaş toplumlarda ortaya çıkan ontolojik ve epistemolojik adaletsizlikler (dışlama, kutuplaşma, karşıtlaştırma, kabileci kapalılık, önyargı ve yankı odası/çarpıtmalar, kamuoyuna ve bilgi/uzmanlık/bilim kuruluşlarına yönelik genel güvensizlik) bağlamında ele alıyorum.
Bu yazının devamı 221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Şef Mahko Ve Oğuz’un Fatiha’sı
İnsan hayatının en temel kavramlarından birisi, bilindiği gibi ihtiyaç kavramıdır. Maddesi ve mânâsıyla, insan hayatının her dokusunda hissedilen bu eksiklik ve bunun temin edilmesi hadisesi, insan fıtratının en âcil bir durumudur. Tarihsel bir geçmişten bizler biliyoruz ki, hayatın sosyal inşası, ihtiyaç,
İnsanın Terkedilişi: Dijital ve Siber Bedenler
17. yüzyıl sonrası matematik-fizik esaslı felsefe zihni, ruh düzleminden çıkarıp daha maddi bir düzlemde ele almıştır. Matematik-fizik eksenli felsefi yaklaşım, zihni ruhi veya manevi düzlemden çıkarıp salt maddi bir kurgu olarak ele almıştır. Hatta zihin veya ruh, atomların sayısı
Gazze’nin Hatırlattıkları ve Gösterdikleri
Gazze’de yaşananlar, halihazırda Batı hegemonyasının (veya ABD’nin) belirleyici olduğu bir küresel düzende yaşadığımızı bize bir kez daha hatırlatmıştır. Malum olduğu üzere, bir küresel düzen varsa, burada “güçler dengesi” süpergücün (veya güçlerin) belirlediği sınırlar çerçevesinde kurulur. Lokal iktidarlar, ancak bu denge sistemi içerisinde kendilerine yer bulabilirler. Sisteme itiraz ettiklerinde ise te’dip edilirler. Süpergücün konumu değişmediği sürece de bu düzen varlığını bu şekilde sürdürür.
Susmak mı Konuşmak mı Yılmak mı
Şüphesiz sırat-ı müstakim üzere olmak, imkânsız olmadığı gibi kolay bir şey de değildir. Bu minvalde sağlam duruş sergilemek de yitip gitmek de vardır. Aslında yaşam ve mücadele, tam da bu iki hal arasında cereyan etmekte ve tercihlerimizle şekillenmektedir.
Modernizmin Korkuttuğu Müslümanlar: Devlet Çıkmazı
Hüküm yalnızca Allah’ındır.” Yûsuf Sûresi 40. âyet “Devlet, en iyi ifadeyle gerekli kötülüktür. Kötü ifadeyle, dayanılmaz kötülüktür.” Thomas Paine (1737-1809) “Bize hâkim olan iktidarın, bizden fazla sadece bir şeyi var; O da bizi yönetmek için ona vermiş olduğumuz üstünlük.” E. de La Boetie (1530-1563) Devlet Kavramı Devlet nedir, kimdir, neden vardır, insanlığın …
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.