“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır.”
Yunus Emre
Allah’ın kendisine seslenmesiyle insanın bilme serüveni başladı.
Bu serüven sonsuzluğa doğru uzandı, uzandı… Bildikçe fark etti bilmediğini, merakı ve iştiyâkı arttı.
İlk bildirme aslında ‘fark ettirmek’ içindi. Farkları ortaya koymak için… Ne’lerle, hangi yönleriyle özdeş, hangi yönleriyle nev’i şahsına münhasır bir âyetti?
İşte bu da kendini bilmekti.
Kendini bilen âleme yönelecek. Âlem, içinde alametleri, işaretleri, sembolleri, bazı sır ve bilinmesi zor olanları barındırmaktaydı.
Burada bilmek, hayal etmekle buluşuyordu. Hayal etmek rüya görmek değil, işaretlerin taşıdığı yere doğru seyre koyulmak demekti.
‘Akıl, nitelik ve nicelik âleminde dolaştı. Akıl, tevhid ile yolunu buldu ve maksada ulaştı.’
Âlemdeki işaretleri takibi bırakan akıl şaştı, döndü ve azdı. Kahrolası, gördü sonra gözünü yumdu ve ağzını açtı. Azgınlaştı.









Henüz değerlendirme yapılmadı.