Yine yeni bir mektup… Okuman ümidi kelimelerin sığınağı gibi… Yazma gayreti benim işim. İyi olman ümidim ve duamla. Nasıl da hızlı geçiyor zaman, gözden kaçırdıklarımız, farkına varamadıklarımız için bazen telaşlanır yüreğim. Her saniye biricik, bir daha asla yaşanmayacak, bunu düşününce zamanı ve zamanda ikram edilen her nimeti görememekten insan endişe ediyor, en azından ben endişeliyim. Öyle ya çözebileceğim bir sorunu, mutlu edebileceğim bir çocuğu, ümit ekebileceğim bir yüreği farkında olmadan kaçırmak onun için de benim için de büyük ziyan.
İnsan nedense gelip geçtikten sonra zamanla selamlaşır ya da bu selamlaşmayı o zaman fark eder. Onun içindir geçmiş zaman çok konuşulur. Ânın içindeyken ânı fark etmek gerçekten büyük bir gayret ve anlam gerektirir. Ve genellikle de gençlik yıllarında bu çok fark edilmez.
Seyir
Seyir
Bir rüyanın fevkinde
Fevkalade bir gezegende
Yürüyordum durmadan
Ebediyet filizlerini görmek için
Sonsuzluk bahçesinde
Biraz seyrettikten sonra
Nehir kıyısında rastladım
Bir âheng-i hümâya
Susuzluktan bîtâb düşmüştü
Yorgun kanatlarıyla selamladı beni
Dedim: Ey biçare dilhûn!
Neden bekler durursun?
Yudumla âb-ı hayatı
Güneş rengi dudaklarıyla
Uzanıp semaya
Sildi gözlerindeki demi…
Devam ettim yoluma
Yolum uzun ve yokuştu
Telaşlı bir rüzgâra rastlamıştım
Dedim: Nedir bu telaş ey ruh-ı bila-can!
Sükûn et biraz!
Bir lahza bile durmadan
Koşup âfitaba haberlerini sundu
Âfitabın feryadı tenime dokundu
Biçare dilim zikirle doldu…
Bir süre daha seyre devam ettim
Leyl mevc mevc yolumu sardı
Şebnemler mutmaîn oldu
Kanadı kırık bir pervaneye rastladım
Ziyasını kaybetmiş dövünmekteydi
Dedim: Ey bahtsız divane!
Sen inanırsan elbet ziya olur eb′ad
Bunu duyan göğün zabıtası gülümsedi
Ve şahit oldum
Yücenin ve sonsuzun varlığına
Şahit oldum
Güneşi yakıp kavuranın
Ateş değil kudret olduğuna…
Devam ettim yoluma
Yolum nereye vardı bilemedim
Günlerin uğramadığı gizemli bir enfüste
Yürümekten bîtâb düştüm
Oturup saydım âfaktaki yıldızları
Bilmem kaçıncı yıldız
Seslendi uzaklardan
Âfaktaki yıldızların adına:
“Âsuman sana yabancı
Âguş aç ey dilhûn
Bak enfüste aradığın.”
İlgili Yazılar
Mektup-X
Yine yeni bir mektup… Okuman ümidi kelimelerin sığınağı gibi… Yazma gayreti benim işim. İyi olman ümidim ve duamla. Nasıl da hızlı geçiyor zaman, gözden kaçırdıklarımız, farkına varamadıklarımız için bazen telaşlanır yüreğim. Her saniye biricik, bir daha asla yaşanmayacak, bunu düşününce zamanı ve zamanda ikram edilen her nimeti görememekten insan endişe ediyor, en azından ben endişeliyim. Öyle ya çözebileceğim bir sorunu, mutlu edebileceğim bir çocuğu, ümit ekebileceğim bir yüreği farkında olmadan kaçırmak onun için de benim için de büyük ziyan.
Niyabet
Huzurun melodisiydi sanki senin sözlerin Bu şehrin hüznünü mü yazar hep kamıştan kalemin
Hayal Şehrin Boyacıları
Hayal şehrin boyacıları
Bir üç yüz iki otobüsle döndüler evlerine
Masallarda sürekli aranan renklerle
Hacı Kardaşlarıma
Hoş geldin Kâbe’den ey mü’min kardaş
İnşallah haccınız dev bendler gibi
Arzın her yanından bulup bir haldaş
Zamanla Anladığımız Zaman…
İnsan nedense gelip geçtikten sonra zamanla selamlaşır ya da bu selamlaşmayı o zaman fark eder. Onun içindir geçmiş zaman çok konuşulur. Ânın içindeyken ânı fark etmek gerçekten büyük bir gayret ve anlam gerektirir. Ve genellikle de gençlik yıllarında bu çok fark edilmez.