Gece gün değildir. İki gün arasında sınırlanır, belirsiz bir form olarak gözükür. Yönetilemez bir zaman, belki de gayri-zaman olarak dünyayı örter. Postmodern söylem ağında “duyumsanamaz bir karanlık öncü” anlayışının yeniden gündeme gelmesi veya getirilmesiyle gece, iki gün arasında iletişimi temin eden o eski, çağlar öncesine uzanan karmaşıklığını tekrar kazandı
Tuz basılan yaralara tel tel akan tere tezeneye türküye
Uykular ısmarlanmış dalgalar vururken
‘ey cehennem böyle bir kurban gerekmiş sana’
bu ağıtların gitmeyle derdin ne?
bu azgın sulardan süzülerek gelen
Sallanıp duruyor altımda deniz
Öteki kavramının birçok alanı içine aldığı, farklı disiplinlerde karşılık bulduğu ve sinema filmlerinde de çoğunlukla ‘biz/ben’ ve ‘öteki/başkası’ karşıtlığında yer bulduğunu şimdiye değin yaptığımız okumalarda idrak ettik. Öteki kavramına yer veren kurmaca türündeki filmlerde meselenin daha çok ideolojik, felsefik, düşünsel ve toplumsal boyutlarına dikkat çekildiğini söyleyebiliriz.
Sürgün’ün bir diğer anlamıysa, çiçeğin filizlenmesi ve filiz yerlerinden yeniden boy vermesidir. Hz. Âdem de, tövbesi ile yeni bir sürgün vermiştir. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın düştükleri yer olan dünya için, “sürgün veren sürgün” benzetmesini yapabiliriz.
Seyir
Seyir
Bir rüyanın fevkinde
Fevkalade bir gezegende
Yürüyordum durmadan
Ebediyet filizlerini görmek için
Sonsuzluk bahçesinde
Biraz seyrettikten sonra
Nehir kıyısında rastladım
Bir âheng-i hümâya
Susuzluktan bîtâb düşmüştü
Yorgun kanatlarıyla selamladı beni
Dedim: Ey biçare dilhûn!
Neden bekler durursun?
Yudumla âb-ı hayatı
Güneş rengi dudaklarıyla
Uzanıp semaya
Sildi gözlerindeki demi…
Devam ettim yoluma
Yolum uzun ve yokuştu
Telaşlı bir rüzgâra rastlamıştım
Dedim: Nedir bu telaş ey ruh-ı bila-can!
Sükûn et biraz!
Bir lahza bile durmadan
Koşup âfitaba haberlerini sundu
Âfitabın feryadı tenime dokundu
Biçare dilim zikirle doldu…
Bir süre daha seyre devam ettim
Leyl mevc mevc yolumu sardı
Şebnemler mutmaîn oldu
Kanadı kırık bir pervaneye rastladım
Ziyasını kaybetmiş dövünmekteydi
Dedim: Ey bahtsız divane!
Sen inanırsan elbet ziya olur eb′ad
Bunu duyan göğün zabıtası gülümsedi
Ve şahit oldum
Yücenin ve sonsuzun varlığına
Şahit oldum
Güneşi yakıp kavuranın
Ateş değil kudret olduğuna…
Devam ettim yoluma
Yolum nereye vardı bilemedim
Günlerin uğramadığı gizemli bir enfüste
Yürümekten bîtâb düştüm
Oturup saydım âfaktaki yıldızları
Bilmem kaçıncı yıldız
Seslendi uzaklardan
Âfaktaki yıldızların adına:
“Âsuman sana yabancı
Âguş aç ey dilhûn
Bak enfüste aradığın.”
İlgili Yazılar
Gece`nin Yönetimi
Gece gün değildir. İki gün arasında sınırlanır, belirsiz bir form olarak gözükür. Yönetilemez bir zaman, belki de gayri-zaman olarak dünyayı örter. Postmodern söylem ağında “duyumsanamaz bir karanlık öncü” anlayışının yeniden gündeme gelmesi veya getirilmesiyle gece, iki gün arasında iletişimi temin eden o eski, çağlar öncesine uzanan karmaşıklığını tekrar kazandı
Tuz Basılan
Tuz basılan yaralara tel tel akan tere tezeneye türküye
Uykular ısmarlanmış dalgalar vururken
‘ey cehennem böyle bir kurban gerekmiş sana’
bu ağıtların gitmeyle derdin ne?
bu azgın sulardan süzülerek gelen
Sallanıp duruyor altımda deniz
Hacı Kardaşlarıma
Hoş geldin Kâbe’den ey mü’min kardaş
İnşallah haccınız dev bendler gibi
Arzın her yanından bulup bir haldaş
Elele verdiniz bülendler gibi
Lebbeyk allahümme lebbeyk nidası
Göğü inletmiştir tekbir sedası
Kalbine dolduysa dava ihlâsı
Hazlısın olsan da sur-bendler gibi
Harem-i Şerif’te tek saf oldunuz
Kimbilir o anda ne hoş kuldunuz
Eve dönünce de öyle olunuz
Necatı ‘birlik’te görenler gibi
Bir “Girdap”ın İçinde Olmak
Öteki kavramının birçok alanı içine aldığı, farklı disiplinlerde karşılık bulduğu ve sinema filmlerinde de çoğunlukla ‘biz/ben’ ve ‘öteki/başkası’ karşıtlığında yer bulduğunu şimdiye değin yaptığımız okumalarda idrak ettik. Öteki kavramına yer veren kurmaca türündeki filmlerde meselenin daha çok ideolojik, felsefik, düşünsel ve toplumsal boyutlarına dikkat çekildiğini söyleyebiliriz.
Sezai Karakoç’un Diriliş Düşüncesi’nde Ölüm Metaforu
Sürgün’ün bir diğer anlamıysa, çiçeğin filizlenmesi ve filiz yerlerinden yeniden boy vermesidir. Hz. Âdem de, tövbesi ile yeni bir sürgün vermiştir. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın düştükleri yer olan dünya için, “sürgün veren sürgün” benzetmesini yapabiliriz.