Gece gün değildir. İki gün arasında sınırlanır, belirsiz bir form olarak gözükür. Yönetilemez bir zaman, belki de gayri-zaman olarak dünyayı örter. Postmodern söylem ağında “duyumsanamaz bir karanlık öncü” anlayışının yeniden gündeme gelmesi veya getirilmesiyle gece, iki gün arasında iletişimi temin eden o eski, çağlar öncesine uzanan karmaşıklığını tekrar kazandı. Uzun “Bin bir gece masalları”nın yapılandırıldığı karanlık mekânda, belki de gayri-mekânda siyah benzerlik olarak yeniden yönetimin hedefine getirildi, ama bir türlü yönetim ağına sarınamadı.
Gecenin söylemsel karmaşıklığını hemen her düşüncede görüyoruz. Zerdüşt`ten beri gece hep söylemdışı olarak söylemin sarmalında açılıp kapanmaktadır. Dünyayı periodik olarak on iki saatlik aralıklarla örten gecenin Freud`la birlikde psikanalizin alanına dolanması, Borges ve Gombrowicz`te bulduğumuz “kaos-kozmos” özdeşliğinde yer alması, Baydeba`dan Joyce`a kadar “karmaşıklaşan bir dahili kaos” halinde sunulması onu düşünce adına pek aydınlatmamaktadır. Gece düşünceye hep karanlık, büyük siyah perde olarak yansır ve Nietzsche`nin kırılgan “akılcılığında” tragedyanın doğuşunu hazırlar. Bu açıdan gecenin hayrına karşı hep gündüzün şerrinin iyi olduğuna kanaat getirilir. Bu gündüzün şer (kanun) olarak yönetilebilirliğine karşı, gecenin hayrının yasadışı algılandığını tanımlar. Özetle, gece yoktur.
Bu yazının devamı
215. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Çocuk aklımla, ağaçların yaşlı ama gücü kuvveti yerinde, temiz yüzlü insanlara benzediğini düşünürdüm. Kaybolma korkusuna karşı zihnimin kendi kendine oynadığı bir korunma oyununda ağaçlar güvenli varlıklara dönüşürdü. Sığınma isteğiydi aslında bu.
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
“Önce söz vardı” diyen kadim kitabı “Oku!” diye tamamladı son kutsal kitap. Sözün ve okumanın gücüne neredeyse tüm kutsal metinlerde özel bir vurgu vardır. Bilgi edinme ve anlamaya dair ‘okuma’ eylemi bir teklif iken telkine dönüşmüş ve bizi taşıdığı yer
İnsan, yaşamı boyunca her zaman ilişki içinde olacağı doğayı anlamaya çalışmıştır. İnsan ve doğa ilişkisi insanlık var olmaya başladığından beri süregelen bir durumdur. Nitekim bu ilişki aslında insanlık için bir zorunluluktur.
Mesela iddiası ile hareketi örtüşmeyenlerin ne garip bir görüntü sergilediklerini. Anlamak için okumaktan öte, uydurmak için okuyanların, anlamadan anlatmaya çalışanların oluşturduğu bu gürültülü dönemde neler hissettiğini kayıt altına almazsan korkarım sen bile unutursun bir gün. O nedenle yaz, ısrarla yaz. Bir kenara not al lütfen. Yazman gerektiğini not al hiç olmazsa umulur ki o not harekete geçirir zamanın bir yerinde…
Gece`nin Yönetimi
Gece gün değildir. İki gün arasında sınırlanır, belirsiz bir form olarak gözükür. Yönetilemez bir zaman, belki de gayri-zaman olarak dünyayı örter. Postmodern söylem ağında “duyumsanamaz bir karanlık öncü” anlayışının yeniden gündeme gelmesi veya getirilmesiyle gece, iki gün arasında iletişimi temin eden o eski, çağlar öncesine uzanan karmaşıklığını tekrar kazandı. Uzun “Bin bir gece masalları”nın yapılandırıldığı karanlık mekânda, belki de gayri-mekânda siyah benzerlik olarak yeniden yönetimin hedefine getirildi, ama bir türlü yönetim ağına sarınamadı.
Gecenin söylemsel karmaşıklığını hemen her düşüncede görüyoruz. Zerdüşt`ten beri gece hep söylemdışı olarak söylemin sarmalında açılıp kapanmaktadır. Dünyayı periodik olarak on iki saatlik aralıklarla örten gecenin Freud`la birlikde psikanalizin alanına dolanması, Borges ve Gombrowicz`te bulduğumuz “kaos-kozmos” özdeşliğinde yer alması, Baydeba`dan Joyce`a kadar “karmaşıklaşan bir dahili kaos” halinde sunulması onu düşünce adına pek aydınlatmamaktadır. Gece düşünceye hep karanlık, büyük siyah perde olarak yansır ve Nietzsche`nin kırılgan “akılcılığında” tragedyanın doğuşunu hazırlar. Bu açıdan gecenin hayrına karşı hep gündüzün şerrinin iyi olduğuna kanaat getirilir. Bu gündüzün şer (kanun) olarak yönetilebilirliğine karşı, gecenin hayrının yasadışı algılandığını tanımlar. Özetle, gece yoktur.
Bu yazının devamı 215. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Çocuk Aklı
Çocuk aklımla, ağaçların yaşlı ama gücü kuvveti yerinde, temiz yüzlü insanlara benzediğini düşünürdüm. Kaybolma korkusuna karşı zihnimin kendi kendine oynadığı bir korunma oyununda ağaçlar güvenli varlıklara dönüşürdü. Sığınma isteğiydi aslında bu.
Şiir Hukuku
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Kitabın Sosyal Medya ile İmtihanı
“Önce söz vardı” diyen kadim kitabı “Oku!” diye tamamladı son kutsal kitap. Sözün ve okumanın gücüne neredeyse tüm kutsal metinlerde özel bir vurgu vardır. Bilgi edinme ve anlamaya dair ‘okuma’ eylemi bir teklif iken telkine dönüşmüş ve bizi taşıdığı yer
Bal Ülkesinin Acı Tadı
İnsan, yaşamı boyunca her zaman ilişki içinde olacağı doğayı anlamaya çalışmıştır. İnsan ve doğa ilişkisi insanlık var olmaya başladığından beri süregelen bir durumdur. Nitekim bu ilişki aslında insanlık için bir zorunluluktur.
Mektup XI
Mesela iddiası ile hareketi örtüşmeyenlerin ne garip bir görüntü sergilediklerini. Anlamak için okumaktan öte, uydurmak için okuyanların, anlamadan anlatmaya çalışanların oluşturduğu bu gürültülü dönemde neler hissettiğini kayıt altına almazsan korkarım sen bile unutursun bir gün. O nedenle yaz, ısrarla yaz. Bir kenara not al lütfen. Yazman gerektiğini not al hiç olmazsa umulur ki o not harekete geçirir zamanın bir yerinde…
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.