Diyorum ki durdursam şu akın akın akan kalabalıkları…
Sorsam;
Nereye yetiştiriyor sizi bu ayaklarınız?
Nereye yetiştirecek sizi bu telaşınız?
Başınızı çevirip göğe bakacak,
Yağan yağmur damlasında ıslanacak hiç mi vaktiniz yok?..
Bir çocuk sakinliğinde bağlamak ayakkabı bağını…
Bu kadar mı fakiri oldunuz zamanın?
Bu kadar mı âcizi kaldınız hayatın?..
Düşünme yetisi ne büyük nimet… İnsanı ulvileştiren, değer katan ne büyük ülfet… İnsanı sevimli kılan, ona mânâ katan ne büyük rızık… Ne büyük imkân…
Bu yazının devamı
185. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Sosyal medyada can bulmuş parçalı gerçekler sayesinde artık nefes alıyoruz. Hayran olduğumuz kişileri takip etmek, içimizde kontrolsüz hisler uyandırıyor…Daha çok sıkılıyoruz. Daha fazla özeniyoruz. Gereksiz iltifatlar ediyoruz, bir kere bile aynı sofraya oturmadığımız, göz göze bakmadığımız insanlara. Gelişmek, iyileşmek yerine kendimizi dondurarak sadece takip ve taklit ediyor, kendi sesimizi tanıyamıyoruz.Sosyal medyada gezinirken, bir iltifat çarptı …
İnsan olma gerçeği siyah- beyaz, Kürt- Türk, zengin- fakir, güçlü- güçsüz, aristokrat- proleter diye sınıflara ayırılınca biri diğerini farklı görmeye başladı. Hâlbuki hepsi de etten kandan müteşekkil, ihtiyaçları aynı olan, acıkan, uyuyan, hasta olan ve bir diğerinin yardımına muhtaç olan varlıklardı. Çoğalma tutkusu, yok olma endişesi, gelecek kaygısı, geçmişin korkusu hepsinde vardı. Güçlü olma çabası güçsüzü ezmek içindi. Ötekine kene gibi yapışıp semirdikçe güçlenir, semirdiğini güçsüzleştirdikçe pazusu kuvvetlenir, bununla iftihar eder, semirmeye devam ederdi zavallı muhteris insan.
Dünya Kızılderili’nin evidir derler. Bu sebeple küçük ağaç, büyükbabası ve büyükannesi sayesinde doğayı tanır, açık havada, dağlarda dolaşır. Küçük Ağaç’ın Eğitimi, insana kendisiyle, çevresiyle ve bütün evrenle dost ve barışık olmayı öğreten bir hayat hikayesi. İlişkilerin yüzeyselleştiği, algılamanın mekanikleştiği, kalabalıkların bunalttığı , niceliğin egemen olduğu dünyamızda, sevgiyi, duyarlılığı, dürüstlüğü, samimiyeti Kızılderili mantığıyla işleyen muhteşem bir kitap
Çağlar çağları aştı. Çağlar hep sonsuzlukla yarıştı. İnsan hep daha iyi, daha rahat ve daha gamsız olabilmenin ardına düştü. Medeniyet basamaklarını üçer beşer tırmanırken garibanın, mazlumun elinden tutmak aklına bile gelmedi. Çünkü acelesi vardı “Modern İnsanın.”
Sezai Karakoç’tan bahseden/alıntı yapan insanları üç kategoriye ayırıyorum:
1- Sezai Karakoç’u ciddiyetle okuyanlar
2- Sezai Karakoç’u okuyan ama duruşuna sırt çevirenler
3- Sezai Karakoç’u isim olarak duymuş ama eserlerinin içeriğinden habersiz olanlar
Tefekkür Teşekkürdür
*“Allah’ım suskunluğumu tefekkür eyle, baktığımda ibret alayım…”
Diyorum ki durdursam şu akın akın akan kalabalıkları…
Sorsam;
Nereye yetiştiriyor sizi bu ayaklarınız?
Nereye yetiştirecek sizi bu telaşınız?
Başınızı çevirip göğe bakacak,
Yağan yağmur damlasında ıslanacak hiç mi vaktiniz yok?..
Bir çocuk sakinliğinde bağlamak ayakkabı bağını…
Bu kadar mı fakiri oldunuz zamanın?
Bu kadar mı âcizi kaldınız hayatın?..
Düşünme yetisi ne büyük nimet… İnsanı ulvileştiren, değer katan ne büyük ülfet… İnsanı sevimli kılan, ona mânâ katan ne büyük rızık… Ne büyük imkân…
Bu yazının devamı 185. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Oyun
Sosyal medyada can bulmuş parçalı gerçekler sayesinde artık nefes alıyoruz. Hayran olduğumuz kişileri takip etmek, içimizde kontrolsüz hisler uyandırıyor…Daha çok sıkılıyoruz. Daha fazla özeniyoruz. Gereksiz iltifatlar ediyoruz, bir kere bile aynı sofraya oturmadığımız, göz göze bakmadığımız insanlara. Gelişmek, iyileşmek yerine kendimizi dondurarak sadece takip ve taklit ediyor, kendi sesimizi tanıyamıyoruz.Sosyal medyada gezinirken, bir iltifat çarptı …
Birlikte Yaşamak Neden Zor Olsun?
İnsan olma gerçeği siyah- beyaz, Kürt- Türk, zengin- fakir, güçlü- güçsüz, aristokrat- proleter diye sınıflara ayırılınca biri diğerini farklı görmeye başladı. Hâlbuki hepsi de etten kandan müteşekkil, ihtiyaçları aynı olan, acıkan, uyuyan, hasta olan ve bir diğerinin yardımına muhtaç olan varlıklardı. Çoğalma tutkusu, yok olma endişesi, gelecek kaygısı, geçmişin korkusu hepsinde vardı. Güçlü olma çabası güçsüzü ezmek içindi. Ötekine kene gibi yapışıp semirdikçe güçlenir, semirdiğini güçsüzleştirdikçe pazusu kuvvetlenir, bununla iftihar eder, semirmeye devam ederdi zavallı muhteris insan.
Küçük Ağaç’ın Eğitimi ya da Çeroki’nin Özgür Ruhu
Dünya Kızılderili’nin evidir derler. Bu sebeple küçük ağaç, büyükbabası ve büyükannesi sayesinde doğayı tanır, açık havada, dağlarda dolaşır. Küçük Ağaç’ın Eğitimi, insana kendisiyle, çevresiyle ve bütün evrenle dost ve barışık olmayı öğreten bir hayat hikayesi. İlişkilerin yüzeyselleştiği, algılamanın mekanikleştiği, kalabalıkların bunalttığı , niceliğin egemen olduğu dünyamızda, sevgiyi, duyarlılığı, dürüstlüğü, samimiyeti Kızılderili mantığıyla işleyen muhteşem bir kitap
Soru(Yorum)
Çağlar çağları aştı. Çağlar hep sonsuzlukla yarıştı. İnsan hep daha iyi, daha rahat ve daha gamsız olabilmenin ardına düştü. Medeniyet basamaklarını üçer beşer tırmanırken garibanın, mazlumun elinden tutmak aklına bile gelmedi. Çünkü acelesi vardı “Modern İnsanın.”
Popüler Sezai Karakoç Versus Gerçek Sezai Karakoç
Sezai Karakoç’tan bahseden/alıntı yapan insanları üç kategoriye ayırıyorum:
1- Sezai Karakoç’u ciddiyetle okuyanlar
2- Sezai Karakoç’u okuyan ama duruşuna sırt çevirenler
3- Sezai Karakoç’u isim olarak duymuş ama eserlerinin içeriğinden habersiz olanlar
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.