Merhum Akif Emre, 2013 yılındaki Gündemi Hatırlayan Var mı başlıklı yazısında Müslüman aydınların yaşadığı zihnî daralmayı konu edinmişti. Orada güncel politik tartışmalarda kaybolan Müslümanları, hayattan kopmadan asıl ve kendi gündemlerine dönmeye çağırmıştı. İçerisinde İslâmî semboller, retorikler yer alsa da muhtevası boş gösterişli birtakım etkinliklerle yol alamayacağımızı bu ve başka yazılarında da ısrarla vurgulamıştı ve “Bir zamanlar mütevazı yayınevlerinin, çay ocaklarının alçak iskemlelerinde yapılan dinamik entelektüel tartışmalar terk edileli ne kadar zaman oldu?” diye sormuştu. Bu soruda elbette geçmişin samimiyetine duyulan bir özlem ve bunun meydana getirdiği bir hüzün vardı, fakat Akif Emre’nin en fazla dikkat ettiği hususlardan biri de nostalji ve romantizm tuzağına düşmemekti. Onun için de bu özlem ve hüznü ah çekmek için değil, bugün yapılması gerekenlere motivasyon kaynağı olmasını istediği için zikrediyordu. Onun için de yazısını, okuyucuların kendi hafızalarında gezinerek tatlı hisler duymasını sağlayacak şekilde değil, onları harekete geçirici bir cümleyle bitirmişti: “Müslüman düşünürlerin, ‘ilim erbabının’, aydınların kendine, kendi gündemimize dönmelerinin, sahte ışıltılarıyla gözü kamaştıran hakikat boğucu etkinlikleri terk etmenin vaktidir.”
Bu yazının devamı
210. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Kafka’nın “Metamorfoz/Dönüşüm”deki Bay Samsa bir sabah kendisini bir böceğe dönüşmüş olarak bulduğunda babası, annesi ve kız kardeşi dehşet içinde kalmışlar,
Modernizm, gelenekle olan göbek bağını radikal bir biçimde keserken, ortaya koyduğu temel iddiası ve hedefi; insanı boş bir sayfa (Tabula Rasa) olarak görüp onu “yeniden” “yeni” olarak inşa etmekti. Eski ve Yeni Dünya karşıtlığına dayanan bu faaliyet,
Ahlâk; bireysel hayattan toplum hayatına, cinsel hayattan aile hayatına, ilimden sanata, devlet yönetiminden uluslararası ilişkilere, savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayıp bu alanlara yön veren, erdem ve fazilet olarak kabul edilebilecek her türlü düşünce ve davranışın genel adıdır.
Bir yönüyle yitirilmiş bir kimliğin ete kemiğe büründüğü yerdir Filistin, hazanın henüz toprağa düşmemiş yaprağıdır. Bütün yaprak dökümlerimize ve Kemalizm’in İslâm coğrafyasındaki mankurtlaştırıcı etkilerine rağmen asli kimliğimizi bize her daim hatırlatan bir meseldir.
Mahremiyet, kişinin kendini güvende ve huzurlu hissetmesi ve toplumun refahının sağlanması için Allah’ın kulları yararına belirlediği yaşama dair sınırlardır. Kişinin sosyo-kültürel yaşantısının da şekillendirdiği mahremiyet sınırları, insanın kendiyle olabilme, kendi olabilme alanını tanımlar. Mahremiyet olgusu, toplumların birbirleriyle etkileşimi ve bu etkileşimin teknolojik gelişmeler ile hızlanması sonucu insanların zihninde zamanla değişime uğramış ve bu değişim hayatın birçok alanına yansımıştır.
Zihniyet Daralması Karşısında Islahı Yeniden Kuşanmak
Günlük kaosun girdabında kaybolup
çaresiz çırpınışlarla öfke yağdırmak yerine
asıl gündeme bir an evvel dönmenin vaktidir.
Akif Emre (2013)
Merhum Akif Emre, 2013 yılındaki Gündemi Hatırlayan Var mı başlıklı yazısında Müslüman aydınların yaşadığı zihnî daralmayı konu edinmişti. Orada güncel politik tartışmalarda kaybolan Müslümanları, hayattan kopmadan asıl ve kendi gündemlerine dönmeye çağırmıştı. İçerisinde İslâmî semboller, retorikler yer alsa da muhtevası boş gösterişli birtakım etkinliklerle yol alamayacağımızı bu ve başka yazılarında da ısrarla vurgulamıştı ve “Bir zamanlar mütevazı yayınevlerinin, çay ocaklarının alçak iskemlelerinde yapılan dinamik entelektüel tartışmalar terk edileli ne kadar zaman oldu?” diye sormuştu. Bu soruda elbette geçmişin samimiyetine duyulan bir özlem ve bunun meydana getirdiği bir hüzün vardı, fakat Akif Emre’nin en fazla dikkat ettiği hususlardan biri de nostalji ve romantizm tuzağına düşmemekti. Onun için de bu özlem ve hüznü ah çekmek için değil, bugün yapılması gerekenlere motivasyon kaynağı olmasını istediği için zikrediyordu. Onun için de yazısını, okuyucuların kendi hafızalarında gezinerek tatlı hisler duymasını sağlayacak şekilde değil, onları harekete geçirici bir cümleyle bitirmişti: “Müslüman düşünürlerin, ‘ilim erbabının’, aydınların kendine, kendi gündemimize dönmelerinin, sahte ışıltılarıyla gözü kamaştıran hakikat boğucu etkinlikleri terk etmenin vaktidir.”
Bu yazının devamı 210. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kolektif Gerçeklik Bağlamında Köleleştirilmiş Bireyde Vicdanın Kaybı
Kafka’nın “Metamorfoz/Dönüşüm”deki Bay Samsa bir sabah kendisini bir böceğe dönüşmüş olarak bulduğunda babası, annesi ve kız kardeşi dehşet içinde kalmışlar,
Modernizmden Çıktık Yola Post-modernizm’de Verdik Mola;
Modernizm, gelenekle olan göbek bağını radikal bir biçimde keserken, ortaya koyduğu temel iddiası ve hedefi; insanı boş bir sayfa (Tabula Rasa) olarak görüp onu “yeniden” “yeni” olarak inşa etmekti. Eski ve Yeni Dünya karşıtlığına dayanan bu faaliyet,
Ahlâkın Neliği Üzerine
Ahlâk; bireysel hayattan toplum hayatına, cinsel hayattan aile hayatına, ilimden sanata, devlet yönetiminden uluslararası ilişkilere, savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayıp bu alanlara yön veren, erdem ve fazilet olarak kabul edilebilecek her türlü düşünce ve davranışın genel adıdır.
Bir Hazan Yurdu: Filistin
Bir yönüyle yitirilmiş bir kimliğin ete kemiğe büründüğü yerdir Filistin, hazanın henüz toprağa düşmemiş yaprağıdır. Bütün yaprak dökümlerimize ve Kemalizm’in İslâm coğrafyasındaki mankurtlaştırıcı etkilerine rağmen asli kimliğimizi bize her daim hatırlatan bir meseldir.
Mahremiyet Algısının Dönüşümü ve Mimariye Etkisi
Mahremiyet, kişinin kendini güvende ve huzurlu hissetmesi ve toplumun refahının sağlanması için Allah’ın kulları yararına belirlediği yaşama dair sınırlardır. Kişinin sosyo-kültürel yaşantısının da şekillendirdiği mahremiyet sınırları, insanın kendiyle olabilme, kendi olabilme alanını tanımlar. Mahremiyet olgusu, toplumların birbirleriyle etkileşimi ve bu etkileşimin teknolojik gelişmeler ile hızlanması sonucu insanların zihninde zamanla değişime uğramış ve bu değişim hayatın birçok alanına yansımıştır.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.