Birkaç yüzyıllık geçmişi olan “Müslümanlar neden geri kaldı” sorusuna çeşitli ve birbirine zıt cevaplar verilmiştir. İslam’ın bir din olması dolayısıyla bilimsel gelişmeler ve ilerleme karşısında engel olduğunu iddia edenlere karşı, bu geri kalmanın sebebinin Müslümanların İslam’ı hakkıyla yaşamadıklarını iddia edenler de olmuştur. Bu iki görüş, birbirine karşı iki zıt kutbu ifade eder. İslam’ın aslından uzaklaşılması nedeniyle geri kalındığı tezi, İslamcılık düşüncesinin de temel iddialarından biridir. Burada hem İslam’ı akla, bilime ve ilerlemeye karşı olmakla itham eden görüşe hem de İslam’ın aslından uzaklaşan ve onu bir kültür ve gelenek olarak yaşayanlara karşı çıkılmaktadır. İslamcılığın tarihsel süreklilikte ve coğrafi farklılıklarla kendi sınırlarında farklı yorumları olmuştur. Burada konunun detaylarına girilmeyecek, Kur’an’a dönüş iddiasında bulunanların geleneksel dindarlıkla aralarına mesafe koyma anlayışlarının reaksiyonerliği aşıp aşamadığı...
Bu yazının devamı
210. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
On altıncı yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan bir gerçeklik olarak modernizm, yalnızca kronolojik bir dönem adı değil; aynı zamanda doğanın, toplumun ve insan davranışlarının hesaplanabilir, öngörülebilir ve yönetilebilir bir düzene dönüştürülmesini
Maarif, unuttuklarımızı geri çağırabileceğimiz en önemli merci. Maarifin bir marifeti olacaksa o da unuttuklarımızı hatırlatmaktır. Zira insan evvel emirde bu dünyaya niçin geldiğini unutur. Tüm unutmalar bu ilk unutuşun bir devamı gibidir.
Hüküm yalnızca Allah’ındır.” Yûsuf Sûresi 40. âyet “Devlet, en iyi ifadeyle gerekli kötülüktür. Kötü ifadeyle, dayanılmaz kötülüktür.” Thomas Paine (1737-1809) “Bize hâkim olan iktidarın, bizden fazla sadece bir şeyi var; O da bizi yönetmek için ona vermiş olduğumuz üstünlük.” E. de La Boetie (1530-1563) Devlet Kavramı Devlet nedir, kimdir, neden vardır, insanlığın …
Görüleceği gibi Ahbârîler, şer’î hükmün zann-ı galibe dayalı olmasını reddetmişlerdir. Onlara göre şer’î hüküm yalnızca nassa dayanmalıdır. Nas ise nefsu’l-emre(şeyin kendindeliğine/hakikatine) uygun düşen rivayetlerdir. Masum İmamlardan nakledilen rivayetler nefsu’l-emre uygun düştüğü için asıl delil Kur’ân ve İmamlardan gelen hadislerdir.
Gelenekçiliğin Reaksiyon Girdabı ve Eleştirel Düşünce
Birkaç yüzyıllık geçmişi olan “Müslümanlar neden geri kaldı” sorusuna çeşitli ve birbirine zıt cevaplar verilmiştir. İslam’ın bir din olması dolayısıyla bilimsel gelişmeler ve ilerleme karşısında engel olduğunu iddia edenlere karşı, bu geri kalmanın sebebinin Müslümanların İslam’ı hakkıyla yaşamadıklarını iddia edenler de olmuştur. Bu iki görüş, birbirine karşı iki zıt kutbu ifade eder. İslam’ın aslından uzaklaşılması nedeniyle geri kalındığı tezi, İslamcılık düşüncesinin de temel iddialarından biridir. Burada hem İslam’ı akla, bilime ve ilerlemeye karşı olmakla itham eden görüşe hem de İslam’ın aslından uzaklaşan ve onu bir kültür ve gelenek olarak yaşayanlara karşı çıkılmaktadır. İslamcılığın tarihsel süreklilikte ve coğrafi farklılıklarla kendi sınırlarında farklı yorumları olmuştur. Burada konunun detaylarına girilmeyecek, Kur’an’a dönüş iddiasında bulunanların geleneksel dindarlıkla aralarına mesafe koyma anlayışlarının reaksiyonerliği aşıp aşamadığı...
Bu yazının devamı 210. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Modernliğin Hukuki Mimarisi: Rasyonalite, Devlet ve Normatif Merkezileşme
On altıncı yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan bir gerçeklik olarak modernizm, yalnızca kronolojik bir dönem adı değil; aynı zamanda doğanın, toplumun ve insan davranışlarının hesaplanabilir, öngörülebilir ve yönetilebilir bir düzene dönüştürülmesini
Gönül Maarifi ve Maarifin Gönlü: Bir Mukaddime Teşebbüsü
Maarif, unuttuklarımızı geri çağırabileceğimiz en önemli merci. Maarifin bir marifeti olacaksa o da unuttuklarımızı hatırlatmaktır. Zira insan evvel emirde bu dünyaya niçin geldiğini unutur. Tüm unutmalar bu ilk unutuşun bir devamı gibidir.
E. W. Saıd ve Filistin’ in Kayıp Halkası: Self Determinasyon
Ben barbarların atlarını iyi bilirim.
Bir ben dururum onların karşısında,
Bir ben, gençliğin yüreğiyim her daim,
Yüreğiyim beyaz kanatlı atlıların.
Modernizmin Korkuttuğu Müslümanlar: Devlet Çıkmazı
Hüküm yalnızca Allah’ındır.” Yûsuf Sûresi 40. âyet “Devlet, en iyi ifadeyle gerekli kötülüktür. Kötü ifadeyle, dayanılmaz kötülüktür.” Thomas Paine (1737-1809) “Bize hâkim olan iktidarın, bizden fazla sadece bir şeyi var; O da bizi yönetmek için ona vermiş olduğumuz üstünlük.” E. de La Boetie (1530-1563) Devlet Kavramı Devlet nedir, kimdir, neden vardır, insanlığın …
Şii Fıkıh Geleneğinde İctihadın Anlam Değişimi ve kabulü: Masum İmamlara Rağmen İctihad Mümkün mü?
Görüleceği gibi Ahbârîler, şer’î hükmün zann-ı galibe dayalı olmasını reddetmişlerdir. Onlara göre şer’î hüküm yalnızca nassa dayanmalıdır. Nas ise nefsu’l-emre(şeyin kendindeliğine/hakikatine) uygun düşen rivayetlerdir. Masum İmamlardan nakledilen rivayetler nefsu’l-emre uygun düştüğü için asıl delil Kur’ân ve İmamlardan gelen hadislerdir.