Birkaç yüzyıllık geçmişi olan “Müslümanlar neden geri kaldı” sorusuna çeşitli ve birbirine zıt cevaplar verilmiştir. İslam’ın bir din olması dolayısıyla bilimsel gelişmeler ve ilerleme karşısında engel olduğunu iddia edenlere karşı, bu geri kalmanın sebebinin Müslümanların İslam’ı hakkıyla yaşamadıklarını iddia edenler de olmuştur. Bu iki görüş, birbirine karşı iki zıt kutbu ifade eder. İslam’ın aslından uzaklaşılması nedeniyle geri kalındığı tezi, İslamcılık düşüncesinin de temel iddialarından biridir. Burada hem İslam’ı akla, bilime ve ilerlemeye karşı olmakla itham eden görüşe hem de İslam’ın aslından uzaklaşan ve onu bir kültür ve gelenek olarak yaşayanlara karşı çıkılmaktadır. İslamcılığın tarihsel süreklilikte ve coğrafi farklılıklarla kendi sınırlarında farklı yorumları olmuştur. Burada konunun detaylarına girilmeyecek, Kur’an’a dönüş iddiasında bulunanların geleneksel dindarlıkla aralarına mesafe koyma anlayışlarının reaksiyonerliği aşıp aşamadığı...
Bu yazının devamı
210. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
‘Hakkı bâtıl ile örtmek’, özü itibariyle inkârcıların hak ile bâtılı birbirine karıştırıp hakkı gizleme cürmüne dayanmaktadır. Müfsitler imana dâvet edilirken, Müslümanlarla birlikte namaz kılıp zekâtı vermeleri yani Allah’ın hükmüne boyun eğmeleri istenmektedir. İlgili âyette, pek çok dinî hükümler arasından özellikle namaz ve zekâtın zikredilmesi/emredilmesi, son derece önemlidir.
Eğer kısa süre için de olsa, içimizi rahatlatan, bize emniyet duygusu veren ve kendisiyle teselli bulduğumuz bazı kişisel zevkleri (egoları) bırakmayı başarabilirsek… Ve eğer mü’mince tabiatımıza ait olmayan ve bizlere sonradan musallat olup mağrur ve kibirli edalarla birbirimize karşı kötü rekabet duygularını besleyen içimizdeki
Postmodern nihilist çağda kimlikler üzerinde pek çok tartışma yapıldı. Etimolojik kökenin uzantıları üzerinden yeni kurgular inşa edildi. Kimlik, ulus ve millet kavramı üzerinden ele alındığı gibi dinsel veya felsefi kökleri açısından da yeniden inşa edildi.
“Sünnet”in Hz. Muhammed’in genel hayat karşısındaki “duruşu” olarak da tanımlanabileceği kanaatindeyiz. Buna göre sünnet; Hz. Muhammed’in mücadelelerle dolu hayatında karşılaştığı olaylar karşısındaki genel duruşunu ifade eden bir terim olmaktadır. Başka bir deyişle Hz. Muhammed’in sünnetini bilmek, onun hangi durumlar karşısında hangi davranışları sergileyip sergilemeyeceği hususunda bir farkındalığa sahip olmak anlamına gelmektedir.
Öteki” sosyolojik bir terim olarak din, etnisite, dil ve kültür acısından farklı olan toplumsal kategorileri ifade etmektedir. Burada sorun ötekinin varlığı ile ilgili değil, onunla gerçekleştirilecek ilişkinin niteliğidir. Bir devleti totaliter veya demokratik hukuk devleti yapan da öteki olarak algılananlara karşı yürüttüğü politikalarla ilgilidir.
Gelenekçiliğin Reaksiyon Girdabı ve Eleştirel Düşünce
Birkaç yüzyıllık geçmişi olan “Müslümanlar neden geri kaldı” sorusuna çeşitli ve birbirine zıt cevaplar verilmiştir. İslam’ın bir din olması dolayısıyla bilimsel gelişmeler ve ilerleme karşısında engel olduğunu iddia edenlere karşı, bu geri kalmanın sebebinin Müslümanların İslam’ı hakkıyla yaşamadıklarını iddia edenler de olmuştur. Bu iki görüş, birbirine karşı iki zıt kutbu ifade eder. İslam’ın aslından uzaklaşılması nedeniyle geri kalındığı tezi, İslamcılık düşüncesinin de temel iddialarından biridir. Burada hem İslam’ı akla, bilime ve ilerlemeye karşı olmakla itham eden görüşe hem de İslam’ın aslından uzaklaşan ve onu bir kültür ve gelenek olarak yaşayanlara karşı çıkılmaktadır. İslamcılığın tarihsel süreklilikte ve coğrafi farklılıklarla kendi sınırlarında farklı yorumları olmuştur. Burada konunun detaylarına girilmeyecek, Kur’an’a dönüş iddiasında bulunanların geleneksel dindarlıkla aralarına mesafe koyma anlayışlarının reaksiyonerliği aşıp aşamadığı...
Bu yazının devamı 210. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Hakkı Bâtıl ile Örtmek
‘Hakkı bâtıl ile örtmek’, özü itibariyle inkârcıların hak ile bâtılı birbirine karıştırıp hakkı gizleme cürmüne dayanmaktadır. Müfsitler imana dâvet edilirken, Müslümanlarla birlikte namaz kılıp zekâtı vermeleri yani Allah’ın hükmüne boyun eğmeleri istenmektedir. İlgili âyette, pek çok dinî hükümler arasından özellikle namaz ve zekâtın zikredilmesi/emredilmesi, son derece önemlidir.
Ağlama Angelita!
Eğer kısa süre için de olsa, içimizi rahatlatan, bize emniyet duygusu veren ve kendisiyle teselli bulduğumuz bazı kişisel zevkleri (egoları) bırakmayı başarabilirsek… Ve eğer mü’mince tabiatımıza ait olmayan ve bizlere sonradan musallat olup mağrur ve kibirli edalarla birbirimize karşı kötü rekabet duygularını besleyen içimizdeki
Felsefenin Bir Kimliği Var mı? Felsefenin Kimliği, Kimliğin Felsefesine Dair Bazı Düşünceler
Postmodern nihilist çağda kimlikler üzerinde pek çok tartışma yapıldı. Etimolojik kökenin uzantıları üzerinden yeni kurgular inşa edildi. Kimlik, ulus ve millet kavramı üzerinden ele alındığı gibi dinsel veya felsefi kökleri açısından da yeniden inşa edildi.
Hz. Muhammed’in Kendisine “Seyyid/Efendi” Denilmesini Nehyetmesinden Bahseden Haberler Üzerine Bir Değerlendirme
“Sünnet”in Hz. Muhammed’in genel hayat karşısındaki “duruşu” olarak da tanımlanabileceği kanaatindeyiz. Buna göre sünnet; Hz. Muhammed’in mücadelelerle dolu hayatında karşılaştığı olaylar karşısındaki genel duruşunu ifade eden bir terim olmaktadır. Başka bir deyişle Hz. Muhammed’in sünnetini bilmek, onun hangi durumlar karşısında hangi davranışları sergileyip sergilemeyeceği hususunda bir farkındalığa sahip olmak anlamına gelmektedir.
Ötekileştirme Ve Göç Sorunu
Öteki” sosyolojik bir terim olarak din, etnisite, dil ve kültür acısından farklı olan toplumsal kategorileri ifade etmektedir. Burada sorun ötekinin varlığı ile ilgili değil, onunla gerçekleştirilecek ilişkinin niteliğidir. Bir devleti totaliter veya demokratik hukuk devleti yapan da öteki olarak algılananlara karşı yürüttüğü politikalarla ilgilidir.