Siyonist İsrail devletinin Gazze soykırımı ilk değildir. Geriye dönüp bakıldığında katliam tablosunun kabarık ve ürkütücü olduğu görülecektir: Deir Yasin katliamı, Tantura katliamı, Kafr Kasım katliamı, Refah katliamı, El Halil katliamı, Sabra ve Şatilla katliamı, Cenin katliamı…
Bölgenin yerlilerini istilacı, göçlerle bölgeye geldikleri hâlde kendilerini gerçek sahipleri olarak göstermeye çalışmıştır Yahudiler. Böylece Gazze üzerinde sürdürdükleri katliam Yahudiler’e göre meşru müdafaadır ve bu nedenle savaş bir zorunluluktur. Gazze halkının küçük bir muhalif tavrı ise bir terör eylemidir onlara göre.
İsrail’in 1948’den bu yana Filistinliler’e karşı ayrımcı ve dışlayıcı politika ve uygulamalarda bulunması, uluslararası kamu hukukunu hiçe sayması tam bir insan hakları ihlalidir ve insanlığa karşı suçtur. Kısaca, “apartheid” olarak tanımlanan bu durum Uluslararası Af Örgütü tarafından da belgelenmiş ve raporlara yansımıştır. Raporlar ise hem İsrail hem de sözde uluslararası örgütler tarafından önemsenmemektedir.
İsrail’in siyonist politikasının ve onun şiddet bağlantısının arka planını oluşturan unsurlar anlaşılmadıkça bundan sonraki hedefleri anlaşılamayacaktır. 19. yüzyılın sonlarında Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmayı amaçlayan modern Yahudi ulusal hareketi olarak tanımlanan siyonizm siyasal, seküler, milli ve dini sütunlar üzerine kurgulanmış bir felsefeye sahiptir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Milletler Cemiyeti’nin Filistin üzerinde İngiltere’ye manda vermesi üzerine Avrupa’da antisemitizmin arttığı bahanesiyle bölgeye Yahudi göçü başlamıştır.
; “adalete yönelmek”, “toplumsal yaşam” ve “toplumsal düzen” olmak üzere hukukun üç fonksiyonu ön plana alınmıştır. Burayı biraz açacak olursak; hukuk, adalete yönelmek gibi bir temenni ile inşâ edilmeye çalışılmıştır. Dünya ölçeğindeki her devlet hukukunu adalete yönelme temelinde tanımlamaya ve oluşturmaya çalıştığını iddia etmiştir. Stalin’in Rusya’sı da, Hitler’in Almanya’sı da hukuku adalete yönelen bir olgu olarak tanımlamıştır. Sonuç olarak bakıldığında, yapılan eylemler bu söylemin sadece sözde kaldığını göstermektedir.
Algı yönetimi, bireylerin veya toplulukların olaylara, kavramlara ya da mesajlara dair algılarını belirli bir yönde şekillendirmek amacıyla kullanılan stratejik bir süreçtir. Bu süreç, insanların bilgi edinme yollarını etkileyerek onların düşünce ve davranışlarını yönlendirmeyi hedefler.
Bir zamanlar sadece Web vardı… Bilgi temeli üzerine kurulan yapısının sınırları zorlanana kadar “insan bilişimi”, kısmen tedirgin edici de olsa genellikle iyimser yaklaşımlara ev sahipliği yapan geniş bir alandı. 2000/2001 yılında internet ekonomisi adı verilen balonun
Bâtınî ve felsefî tasavvufun başlıca temsilcilerinden biri olan İbn-i Arabî, vahdet-i vücûd doktrinini temellendirirken naslar üzerinde yaptığı ve çeşitli spekülasyonlara yol açan te’villeri, yaratanla yaratıklar arasındaki kesin ayırımı
Hamdi Yazır tefsirini yetmişli yılların başında okumaya başlayınca, tam dokuz ay hiç ara vermeksizin, mektebi filan da unutarak, adeta zorunlu ders gibi aralıksız sürdürmüştüm. Aynı tarihlerde tefsirden birinci elden öğrendiklerimi de arkadaşlarım arasında, değişik vesilelerle buluşmalarımızda aktarmaya başlamıştım. Anlattıklarım mevcut geleneksel din anlayışına büyük ekseriyetle muhalif düşmekteydi. Benim arkam sağlamdı. Söylediklerime karşı duranlara tefsirin adını andığımda şöyle bir duraklıyor, düşünmeye başlıyor, muhtemelen benim anlamadığıma yoruyorlardı. Fakat asla kaynağına bakma ihtiyacı duymuyorlardı. Genetik ezberleri, alışkanlıkları ve korkuları buna mani oluyordu.
Yerleşimci Sömürgeci İsrail’in Kültürel Kodları
Siyonist İsrail devletinin Gazze soykırımı ilk değildir. Geriye dönüp bakıldığında katliam tablosunun kabarık ve ürkütücü olduğu görülecektir: Deir Yasin katliamı, Tantura katliamı, Kafr Kasım katliamı, Refah katliamı, El Halil katliamı, Sabra ve Şatilla katliamı, Cenin katliamı…
Bölgenin yerlilerini istilacı, göçlerle bölgeye geldikleri hâlde kendilerini gerçek sahipleri olarak göstermeye çalışmıştır Yahudiler. Böylece Gazze üzerinde sürdürdükleri katliam Yahudiler’e göre meşru müdafaadır ve bu nedenle savaş bir zorunluluktur. Gazze halkının küçük bir muhalif tavrı ise bir terör eylemidir onlara göre.
İsrail’in 1948’den bu yana Filistinliler’e karşı ayrımcı ve dışlayıcı politika ve uygulamalarda bulunması, uluslararası kamu hukukunu hiçe sayması tam bir insan hakları ihlalidir ve insanlığa karşı suçtur. Kısaca, “apartheid” olarak tanımlanan bu durum Uluslararası Af Örgütü tarafından da belgelenmiş ve raporlara yansımıştır. Raporlar ise hem İsrail hem de sözde uluslararası örgütler tarafından önemsenmemektedir.
İsrail’in siyonist politikasının ve onun şiddet bağlantısının arka planını oluşturan unsurlar anlaşılmadıkça bundan sonraki hedefleri anlaşılamayacaktır. 19. yüzyılın sonlarında Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmayı amaçlayan modern Yahudi ulusal hareketi olarak tanımlanan siyonizm siyasal, seküler, milli ve dini sütunlar üzerine kurgulanmış bir felsefeye sahiptir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Milletler Cemiyeti’nin Filistin üzerinde İngiltere’ye manda vermesi üzerine Avrupa’da antisemitizmin arttığı bahanesiyle bölgeye Yahudi göçü başlamıştır.
Bu yazının devamı 217. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
217. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Hukukta Eleştirel Düşünmenin Yeri
; “adalete yönelmek”, “toplumsal yaşam” ve “toplumsal düzen” olmak üzere hukukun üç fonksiyonu ön plana alınmıştır. Burayı biraz açacak olursak; hukuk, adalete yönelmek gibi bir temenni ile inşâ edilmeye çalışılmıştır. Dünya ölçeğindeki her devlet hukukunu adalete yönelme temelinde tanımlamaya ve oluşturmaya çalıştığını iddia etmiştir. Stalin’in Rusya’sı da, Hitler’in Almanya’sı da hukuku adalete yönelen bir olgu olarak tanımlamıştır. Sonuç olarak bakıldığında, yapılan eylemler bu söylemin sadece sözde kaldığını göstermektedir.
Algoritmik Değnekler ve Firavun’un Saltanatı: Dijital Dünyanın Yönettiği Manipülatif Krallık
Algı yönetimi, bireylerin veya toplulukların olaylara, kavramlara ya da mesajlara dair algılarını belirli bir yönde şekillendirmek amacıyla kullanılan stratejik bir süreçtir. Bu süreç, insanların bilgi edinme yollarını etkileyerek onların düşünce ve davranışlarını yönlendirmeyi hedefler.
Sanrı Ve Zaaf Sarmalında E-İnsan
Bir zamanlar sadece Web vardı… Bilgi temeli üzerine kurulan yapısının sınırları zorlanana kadar “insan bilişimi”, kısmen tedirgin edici de olsa genellikle iyimser yaklaşımlara ev sahipliği yapan geniş bir alandı. 2000/2001 yılında internet ekonomisi adı verilen balonun
İbn-i Arabî’nin Vahdet-i Vücûd Felsefesi
Bâtınî ve felsefî tasavvufun başlıca temsilcilerinden biri olan İbn-i Arabî, vahdet-i vücûd doktrinini temellendirirken naslar üzerinde yaptığı ve çeşitli spekülasyonlara yol açan te’villeri, yaratanla yaratıklar arasındaki kesin ayırımı
Hamdi Yazır Tefsirinden Kavramsal İzdüşümler
Hamdi Yazır tefsirini yetmişli yılların başında okumaya başlayınca, tam dokuz ay hiç ara vermeksizin, mektebi filan da unutarak, adeta zorunlu ders gibi aralıksız sürdürmüştüm. Aynı tarihlerde tefsirden birinci elden öğrendiklerimi de arkadaşlarım arasında, değişik vesilelerle buluşmalarımızda aktarmaya başlamıştım. Anlattıklarım mevcut geleneksel din anlayışına büyük ekseriyetle muhalif düşmekteydi. Benim arkam sağlamdı. Söylediklerime karşı duranlara tefsirin adını andığımda şöyle bir duraklıyor, düşünmeye başlıyor, muhtemelen benim anlamadığıma yoruyorlardı. Fakat asla kaynağına bakma ihtiyacı duymuyorlardı. Genetik ezberleri, alışkanlıkları ve korkuları buna mani oluyordu.
Alışverişe devam et