Gözünün içine baka baka hesaplaşmak şöyle dursun, düşünmenin korku nesnesi muamelesi gördüğü bir toplumsal vasatı tarif ediyor Cemil Meriç: ‘…düşüncenin kuduz bir köpek gibi kovalandığı topraklar…’ ‘Düşünce’ sahipsiz, ortada… ‘Düşünmek’ ise asil ve soylu bir aidiyete sahip…
Düşüncenin korku unsuru sayıldığı, düşünen ve soru soranın tehdit addedildiği ortamlara küskün bir kavram; ‘benlik’. Düşünmeyenin, soru sormayı bilemeyenin, soru ve sorunlarla yüzleşmeyenin benliği mi olurmuş? Dili, zihni ve ufku, dolayısıyla da hayali mi olurmuş? Vehbi Başer ile konuştuk. Uzun uzadıya dertleştik. O kadar çok konuya temas ettik fakat en başat konu olarak, dilimiz, ağrıyan dişimiz; ‘düşünsel körleşme’ üstünde döndü durdu. Vehbi Hoca, ‘semitik ruhun isyanı’ndan bahsetti, ‘semitik maneviyattan’, ‘semitik tevhidî çizgiden’… Ve yitirilişinden… Semitik ruhu ve maneviyatı yeniden canlandırmanın zaruretinden… Kendisine bu güzel söyleşiden dolayı teşekkür ediyor ve siz değerli okurlarımızı, bu uzun ama dolu dolu sohbetle baş başa bırakıyoruz.
Vehbi hocam, siz de takdir edersiniz ki düşünce, tefekkür, entelektüel düzey anlamında zor şartlardan geçiyoruz. Sizlerle Müslüman aydın, mütefekkir ve entelektüelin dilini, fikrini ve ufkunu olumlu ya da olumsuz yönde etkileyen durumu, durumları konuşmak istiyoruz. Bu içeriği; dilde, fikirde ve ufukta ‘daralma’ diye isimlendirmeyi uygun gördük. Genel olarak tüm insanımızın, özeldeyse fikir adamı ve entelektüelin ‘daralma’ sorunundan bahsetmek yerinde midir sizce de?
Tabiî. Fikir adamlarının hepsi entelektüel değildir; entelektüel olmak başka bir şeydir. Fikir erbabı olmak entelektüel olmayı kendiliğinden getirmez.
Türkiye’de Müslüman entelektüel bir kuşak yetişiyordu. Ak Parti, bu Müslüman entelektüel kuşağı iktidar konumları açısından personalize etti.
Dolayısıyla ne yapmamız lazım? Evvela uyanış. Artık anlamamız lazım bu projenin detaylarını ama bütün cephelerini anlamamız lazım. Sonra da karşı tedbir olarak evvela bir korunma, yani bir algoritma analizi yapan, algoritma filtrasyonu yapan
Güncel ve güncelliğini de yitirmeyecek bir konu; eğitim. Nasıl olmalı, nerde olmalı, kim vermeli gibi birçok temel sorunun yanı sıra küresel ve yerel politikalarla çok alâkalı olan bir konu, eğitim. Hayatın bu kadar içinden, hayatı bu kadar ilgilendiren bir konu ama bir o kadar da bizlere sorulmayan ve hep maruz kaldığımız bir konu, eğitim. Mevcut eğitim sistemi ve toplumun eğitim algısı nasıl seyrediyor?
İslam dininin siyaset ile ilişkisi ihtiyaçlar, şartlar, mecburiyetler karşısında ve bir doğallık içerisinde akıp gelmiştir. Dahası, yeni kitabımda açıklamaya çalıştığım gibi, sekiz ile on birinci asırlar arasındaki İslam dinini temsil eden, günümüz terminolojisi ile Sünni ve Şii dediğimiz ulema, devletle aralarına mesafe koymuşlardır.
“İnsan insanın kurdudur.” kabulünden yola çıkan Hobbes, bu insanların güvenli bir şekilde yaşayabilmeleri için Leviathan’a ihtiyaçları olduğunu belirtir. Bu ihtiyacın oluşumu olan modern devlet, insanı da oluşumunun içine dahil ederek onu vatandaş kılar.
İslam insanlığa ne vaat ediyor? Çok genel bir konu olmasına rağmen birçok alimin, hocanın bu konuyu yazıp tartıştığını biliyoruz ama biz size Müslüman düşüncenin geleceği ve Müslüman halkların sıkıntıları, hastalıkları ve tedavi önerilerinize dair sorular soracağız.
Dilin, Zihnin ve Ufkun Daralması Meselesi Üzerine
Gözünün içine baka baka hesaplaşmak şöyle dursun, düşünmenin korku nesnesi muamelesi gördüğü bir toplumsal vasatı tarif ediyor Cemil Meriç: ‘…düşüncenin kuduz bir köpek gibi kovalandığı topraklar…’ ‘Düşünce’ sahipsiz, ortada… ‘Düşünmek’ ise asil ve soylu bir aidiyete sahip…
Düşüncenin korku unsuru sayıldığı, düşünen ve soru soranın tehdit addedildiği ortamlara küskün bir kavram; ‘benlik’. Düşünmeyenin, soru sormayı bilemeyenin, soru ve sorunlarla yüzleşmeyenin benliği mi olurmuş? Dili, zihni ve ufku, dolayısıyla da hayali mi olurmuş? Vehbi Başer ile konuştuk. Uzun uzadıya dertleştik. O kadar çok konuya temas ettik fakat en başat konu olarak, dilimiz, ağrıyan dişimiz; ‘düşünsel körleşme’ üstünde döndü durdu. Vehbi Hoca, ‘semitik ruhun isyanı’ndan bahsetti, ‘semitik maneviyattan’, ‘semitik tevhidî çizgiden’… Ve yitirilişinden… Semitik ruhu ve maneviyatı yeniden canlandırmanın zaruretinden… Kendisine bu güzel söyleşiden dolayı teşekkür ediyor ve siz değerli okurlarımızı, bu uzun ama dolu dolu sohbetle baş başa bırakıyoruz.
Vehbi hocam, siz de takdir edersiniz ki düşünce, tefekkür, entelektüel düzey anlamında zor şartlardan geçiyoruz. Sizlerle Müslüman aydın, mütefekkir ve entelektüelin dilini, fikrini ve ufkunu olumlu ya da olumsuz yönde etkileyen durumu, durumları konuşmak istiyoruz. Bu içeriği; dilde, fikirde ve ufukta ‘daralma’ diye isimlendirmeyi uygun gördük. Genel olarak tüm insanımızın, özeldeyse fikir adamı ve entelektüelin ‘daralma’ sorunundan bahsetmek yerinde midir sizce de?
Tabiî. Fikir adamlarının hepsi entelektüel değildir; entelektüel olmak başka bir şeydir. Fikir erbabı olmak entelektüel olmayı kendiliğinden getirmez.
Bu yazının devamı 210. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
210. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
“Zihni Örtülmüş Durumdaki İnsanlar Haksızlığa Karşı Nasıl Mücadele Verecek?”
Dolayısıyla ne yapmamız lazım? Evvela uyanış. Artık anlamamız lazım bu projenin detaylarını ama bütün cephelerini anlamamız lazım. Sonra da karşı tedbir olarak evvela bir korunma, yani bir algoritma analizi yapan, algoritma filtrasyonu yapan
Eğitim Üzerine
Güncel ve güncelliğini de yitirmeyecek bir konu; eğitim. Nasıl olmalı, nerde olmalı, kim vermeli gibi birçok temel sorunun yanı sıra küresel ve yerel politikalarla çok alâkalı olan bir konu, eğitim. Hayatın bu kadar içinden, hayatı bu kadar ilgilendiren bir konu ama bir o kadar da bizlere sorulmayan ve hep maruz kaldığımız bir konu, eğitim. Mevcut eğitim sistemi ve toplumun eğitim algısı nasıl seyrediyor?
İslam ve Siyaset Üzerine
İslam dininin siyaset ile ilişkisi ihtiyaçlar, şartlar, mecburiyetler karşısında ve bir doğallık içerisinde akıp gelmiştir. Dahası, yeni kitabımda açıklamaya çalıştığım gibi, sekiz ile on birinci asırlar arasındaki İslam dinini temsil eden, günümüz terminolojisi ile Sünni ve Şii dediğimiz ulema, devletle aralarına mesafe koymuşlardır.
Devletin Ne’liği Üzerine
“İnsan insanın kurdudur.” kabulünden yola çıkan Hobbes, bu insanların güvenli bir şekilde yaşayabilmeleri için Leviathan’a ihtiyaçları olduğunu belirtir. Bu ihtiyacın oluşumu olan modern devlet, insanı da oluşumunun içine dahil ederek onu vatandaş kılar.
“İslam, İnsanlık ve Gelecek Düşüncesi”
İslam insanlığa ne vaat ediyor? Çok genel bir konu olmasına rağmen birçok alimin, hocanın bu konuyu yazıp tartıştığını biliyoruz ama biz size Müslüman düşüncenin geleceği ve Müslüman halkların sıkıntıları, hastalıkları ve tedavi önerilerinize dair sorular soracağız.
Alışverişe devam et