Son dönemlerde üzerinde araştırmaların ve yeni kitapların yoğunlaştığı konulardan birisi de çağdaş İslâm düşüncesidir. Düşünce hayatımız açısından da önem taşıyan ve gerek üniversite gerekse üniversite dışında sürdürülen çalışmalar, İslam düşüncesinin var olup olmadığından başlayarak, adı ve içeriği konusunda çeşitli tartışmaların sürüp gittiğinin de göstergesidir. (Uyanık, 2005:454–459, Stepaniants, 2005:459–464, Karadaş, 2008)
Hemen belirteyim ki, ben burada geniş çaplı içerik tahlillerine girmeden, İslâm kültür tarihinin tabiî seyri içerisinde, belki de hemen hepimizin bildiği bazı tespitler yaparak İslâm Düşüncesi kavramından neyi anladığımı ifade ederek, bu çerçevede Seyyid Kutub özelinde ağırlıklı olarak İsmet Özel’in yaklaşımlarına değineceğim.
Öyleyse öncelikle “İslâm”, “düşünce” terimlerinden bu bağlamda neyi kastettiğimi ortaya koymam gerekmektedir. “İslâm” her şeyden önce temeli vahiy olan bir dindir. Kur’an’ın ifadesiyle Allah nazarında tek dindir. Bu anlamıyla “İslâm”, değişmez ilkelere dayanan, başka bir ifade ile değişmez inanç ve prensipler üzerine kurulmuş olan ilâhî bir sistemdir. Düşünce ise, en geniş anlamıyla, şüpheden idrâke, tasavvurdan tasdike kadar insan aklına ait hâdiselerin, insanın zihnî faaliyetlerinin bütünüdür. Bir şeyi daha iyi bilmek, daha iyi anlamak için insanın nazar-ı dikkatini o konu üzerinde sabitleştirme olayını, kısacası düşünme eylemini ifade eder. Bu kısa belirlemeler ışığında İslâm düşüncesi ifadesinde “Batı Felsefesi”, “Hint Düşüncesi”… vb terimlerde olduğu gibi, “İslâm”ın, düşünceyi belirleyici bir özellik taşıdığını ve bununla İslâm kültür çevresinde düşünce faaliyetlerine işaret edildiğini de ilâve edelim. 1960’lı yıllardan bu yana çağdaş İslam düşüncesi denildiğinde ilk akla gelen isimlerden biri Seyyid Kutub’tur. Bu sebeple onun düşüncelerinin değişik açılardan değerlendirilerek farklı bakışların ortaya konulması gerekmektedir. Ne yazık ki çağdaş İslam düşüncesi denildiğinde ortaya çıkan kavramsallaştırma, sorunları dar bakışlar ya da meslek temelli okumalar, bu alanın tümüyle kavranmasını engellemektedir. Çağdaş İslam düşüncesi her şeyden önce İslam dünyasındaki düşünsel, siyasi ve ekonomik tıkanmalar karşısında hem bir alternatif arayışı hem de İslam toplumlarının bünyelerindeki bozulmalara karşı ıslahat çabalarının ortak adı olarak ele alınmalıdır. Bu çerçevede İslam’ın teklifinin, Kur’an’ı Kerim’in mesajının tarihin sap(tır)maları, bozulmalar ve geleneğin yumuşak karnının engelleyici müdahaleleri olmadan yeniden keşfedilmesini savunan Seyyid Kutub, İslam düşüncesi olarak kavramsallaştırılan alanla ilgili çalışmalarda da bulunmuştur. (Kutup, 1976, 1988, Sarmış, 1992) Böylelikle Seyyid Kutub, kendi¬sini izleyenlere İslam düşüncesi noktasında oldukça önemli bir miras bırakmış olmakta¬dır. Öte yandan modernizm, pozitivizm, aydınlanma ile ortaya çıkan felsefi ön kabullerin Müslüman zihinde oluşturduğu sorunlu algı biçimi, İslam düşüncesi hakkında sağlıklı bir bakış açısının oluşumunu da engellemiştir. Batı’daki romantik akımdan ve aydınlanma karşıtı düşüncelerden devşirilen bilgiler çerçevesinde oluşturulan “akıl eleştirisi” İslami düşünce kavramının göz ardı edilmesine sebebiyet vermiştir. Örneğin Batılı akletme biçimini sürekli eleştiren sosyal teorisyenlerden birinin yetmişli yılların sonunda Seyyid Kutub’un İslam Düşüncesi kitabını okuduğunda bu kitabı oldukça rasyonel bulmuş olması manidardır. Kutup ise temelde İslâm’ın Batı emperyalizmi ile bir kültür savaşı içinde bulunduğunu ve son kertede gerek kapita¬lizm, gerekse komünizm olarak tanımlansın modernleşme ya da gelişmenin nihaî sonucu ya da amacının ahlâkî ve kültü¬rel düzlemde İslâm dünyasının maddî açıdan kolonileştirilmesi sürecinin tamamlanması olduğu konusunda oldukça temelli bir yaklaşım sahibidir. O, modern cahiliye ortamında İslam’ın yeniden gündeme gelerek ve bir dünya görüşü olarak benimsenmesi durumunda Batı’nın egemenliğinin, Batı kültürünün ve Batı’nın Müslümanlara empoze edeceği kimliğin ortadan kaybolup gideceğini düşünmektedir. Müslümanların içinde bulunduğu kötü maddî koşulların daha fazla batılılaşma çabaları ile de¬ğil, aksine öze dönüş çabaları ile düzeltilmesi mümkün oldu¬ğu için, İslami düşünüşün temel niteliklerinin ortaya çıkarılması ve açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. İşte bu nedenledir ki, Seyyid Kutub değişik yazılarında İslam’ı; pratik, gerçekçi, yaşamla ve bu dünyayla doğrudan ilgili olan bir din olarak tanımlamış, bu çerçevedeki düşünsel eylemleri spesifik bir entelektüel uğraş olmaktan çıkarmıştır. Bu noktada Binder şunları ifade eder: “Seyyid Kutub, İslâm’ı aynı zamanda dinamizm, hareket, değişim, gelişme hatta zaman zaman türlü aşamalar tarafından karakterize edilen bir din olarak da tanımlıyor. Seyyid Kutub’un, di¬namizm ve değişimi, somut gerçeklik, varoluş ve pratik me¬selelerle bağlantılı olarak ele aldığı kuşku götürmez bir ger¬çektir. Burada hem değişim, hem de varoluşsal gerçeklik dü¬şüncesini en iyi açıklayacak kavramın praksis kavramı oldu¬ğu ileri sürülebilir. Evet, burada kullanılacak en iyi kavram praksis kavramı olabilir; ancak bu kavramın kendisi, değişi¬min kaynağının tarihsel veya tesadüfî ya da doğal varoluş koşullarında bulunduğunu işaret eder. Oysa Kutup, kendi önerdiği İslâmî praksis’in yasalarının, maddî dünyada değil, aksine İslâmî düşüncenin (tasavvur) ya da İslamî yol’un dünyevî bir şekilde yorumlanması ya da dünyaya uyarlan¬masında ortaya çıkacağını ileri sürüyor.”(1988;286)
Seyyid Kutub’un edebî ve düşünsel mirası çok önemli yankılara yol açmış ve etkili olmuştur. Dahası, Seyyid Kutub’un mirası üzerinde olumlu olumsuz pek çok yazının yazılmış olması onun fikirleri ile önemli etki bıraktığını gösteren pek çok göstergeden ya da kanıttan biridir. Türkçe polemik literatüründeki bu yazıların çoğunluğunun -özellikle de muhafazakar kesimlerin Seyyid Kutub’un önemini azaltmayı amaçlayan – suçlayıcı kurnazlık girişimlerinin bir sonucu olsa bile, yine de belli bir dereceye kadar da olsa Seyyid Kutub’un önemini tersinden ortaya koyduğu söylenebilir.
İsmet Özel’in 21–22 Aralık 1996’da düzenlenen Şehadetinin 30. Yılında Seyyid Kutub Sempozyumu’nda sunduğu bildiri, Türkçe’de üzerinde durulması gerektiğini düşündüğüm birkaç yazıdan biri olması nedeniyle oldukça önemlidir. İsmet Özel’in bildiri konusunun başlığı “Bir Düşünür Olarak Seyyid Kutub” başlığını taşımaktadır. Özel daha sonra katıldığı pek çok sempozyumda olduğu gibi dinleyicilere önce konusu dışında açıklamalar yapmakta ve sunum konusunun aslında Seyyid Kutub’u anlamak için yeterli kapsamı sunmadığını ifade etmektedir: “Efendim, ben burada, programda yazıldığına göre bir düşünür olarak Seyyid Kutup üzerine konuşacağım. Kutub’a bir düşünür demek ne kadar doğru olur, bu konuda kafamda şüpheler var. Şehit vasfı taşıyan bir insana bir de düşünürlük eklemek yerinde olur mu acaba, bu düşünür olma meselesini bir artı vasıf gibi görmek yerinde olur mu, bana göre olmaz.”*(Özel, 1996: 59, 2008:214)
Islahat ve tecdit kavramları adı altında her dönem mevcut din anlayışındaki değişiklikleri temel kaynakları merkeze alarak yorumlayan Müslüman düşünürler, düşünme eylemini hayattan kopuk zihni bir spekülasyon olarak algılamamışlardır. Yanlış uygulamalara, kalıplara itiraz ederek özgün ve özgül çözümler bulmaya çalışmışlardır. İsmet Özel konuşmasının devamında epistemik temelli bir değerlendirme içine girerek Foucault’da ve Edward Said’de olduğu gibi bilgi ve iktidar bağıntısına dikkat çeker. Kutup’un bu noktada Batılı bilgi ve iktidar anlayışının, araçsalcı doğasının dışına çıkarak ama rakip bir bilgi kodu önermeksizin bir iddia olmaktan ziyade yaşamı/nı ortaya koyması nedeniyle farklılaştığını ve düşünür olma vasfını üzerine aldığını düşünür: “Birinci meselemiz, bilgi ve iktidar bağlantısı içinde ele alınarak dile getirilebilir. Belli bir toplum kendi akli alıştırmalarını belli bir forma ulaştırarak, başka toplumları denetleyecek; bir güç elde edebilir. Bizim, ideolojik olarak çoğu kez, işte: Batı medeniyeti hâkimiyeti dediğimiz şeyin, işin silâhlarla ilgili olan kısmının ötesindeki kısmı buna ilişkindir. Yani tarihî süreci ayrıca ele alınabilecek bir Batı medeniyet anlayışı, bu anlayışın doğduğu fikri çerçeve, bu medeniyetin dışında kalan toplumları kontrol etmek, denetlemek üzere harekete geçer ve bu bilginin bir iktidar unsuru, bir iktidar aracı olmasını temin eder. Seyyid Kutub’un bir düşünür olarak yeri bize işte bu kontrol mekanizmasının dışıma çıkma fırsatı verdiği noktada başlar.
Müslüman camianın kendi tariflerini ve kendi tasvirlerini, yani kendisi hakkındaki tarifleri ve kendisini tasvir edişini, kendi mensup olduğu ve eli altında tuttuğu bir güç alanından yapmakla bu kontrol mekanizmasının, bu kontrol faaliyetinin dışına çıkmış olur. Bu sözlerin daha net anlaşılabilmesi için şunu söyleyeceğim: Seyyid Kutub bize, iktidar peşinde olan bilginin ya da kodlanmış ve iktidar unsuru hâline gelmiş olan bilginin karşısına bir rakip bilgi kodu çıkarmıyor. Onun yaptığı şey, Kur’an-ı Kerim’in kendisini bina ettiği, kendisini bir seviyeye ulaştırdığı görüşünden hareketle, bir varoluş meselesini bu kontrol mekanizmasına karşı koyuyor. Yani bir iddia olmaktan çok, bir hayat olarak Seyyid Kutub bir düşünür vasfını kazanmış oluyor.”(Özel, 1996:60, 2008:215) Elbette doğru yönleri var bu değerlendirmelerin. Kutub’a göre teori ve pratik yani iman ve amel ayrımı, politikacıların, ulemanın, oryantalistlerin, modernistlerin ve diğerlerinin İslam’ı, Batılı liberal kültüre dönüştürmek için sa-vunmacı safsatayı benimsemelerine ve ortaya koydukları eserlerine uyarlamalarına izin vermişti. Kutup’un bu kültü¬rel işgal ve kimlik kaybı tehdidine karşı önerdiği çözüm, İsmet Özel’in “kontrol mekanizması dışına çıkma” olarak ifadelendirdiği bir çözümdür. Yani bu düalist yaklaşımı reddetmek ve bunun yerine, Müslümanların bilinçlerini ve varoluşsal koşullarını temel alan tevhidi bir yaklaşım geliştirmektir. İnsan varoluşunun epistemolojik denetim araçlarıyla değil, ontolojik bütünleşme, yani insan davranışını ya da motivasyonlarını (insan da dâhil) tüm yaratılmışların doğası ile işbirliği içine girdirerek bir araya getirme yoluyla gerçekleştirilebileceğini ileri sürü¬yor Kutub. İnsanın doğaya karşı yabancılaşmasını önleyecek olan araç, bilgi değil, inanç ya da iman’dır. Seyyid Kutub bütün bir entelektüel yaşamı boyunca, donuk bir İslâm inancı kavramından çok, hayatla bağlarını koparmayan bir İslâm inancının oluşumunu öncelemiş ve devletin araçsalcı kontrolü karşısında dize gelmeyerek, geleneksel ve dinî elit kesime de boyun eğmeyen bir anlayış içinde olduğunu gösteren pek çok kanıta sahibiz. Bu bağlamda onu daha geniş kap-samlı bir İslami düşünce anlayışını yansıtan biri olarak görebiliriz.
Kutup’un hayatı bakımından düşünür vasfını kazanması Kur’an’ı bir ‘etüt kitabı’ olmaktan öte emir alınacak bir hayat kitabı olarak görmesiyle yakından ilgilidir. Kutup, Batı felsefesinin ortaya koyduğu bakış açılarının İslam’ı yorumlamak ve anlamak için yetersiz olduğunu, akılların çeşitliliğine vurdu yapmış ve felsefe noktasında çekinceli bir tavır ortaya koymuştur. Hiç çekinmeden İslam felsefesinin olmadığını, bunun da bir eksiklik olarak algılanmaması gerektiğine vurgu yapmıştır. İslam felsefesi noktasındaki bu yaklaşımları dolaylı olarak Necip Fazıl’da, Metin Önal Mengüşoğlu’nda ve Hayrettin Karaman’da da süreklilik kazanan bir unsur olarak varlığını sürdürür. Hayata, harekete yaptığı vurgular nedeniyle de kimi zaman eleştirdiği Muhammed İkbal’in hareket/devingenlik düşüncesi arasında paralellikler söz konusudur. (Kutup, 19767:278vd, Binder;1988, 316) Onun nazarında İslami düşünüşle, kavrayışla ve ameli boyut ya da İslami praksis arasında boşluk oluştuğunda ortaya çıkan durum cahiliyedir.
İsmet Özel’in Batının başka toplumları denetlemek amacıyla yaptığı bilgi üretimi ile Batı iktidarı arasında kurduğu koşutluk doğru olmakla birlikte, Seyyid Kutub’un rakip bir bilgi kodu çıkarmadığı yönündeki yaklaşımı biraz zorlamadır.
Çünkü bir şeye alternatif önermek, siz onu rakip bir bilgi kodu olarak sunmasanız bile toplumda bu şekilde algılanacaktır. Kutup beşeri araçsal bilgi kodları karşısına vahyi bilginin hayat verici epistemolojisini koymuştur. Öte yandan var olan kültürel ve fikri yozlaşmanın çözümü noktasında Seyyid Kutub bize iki şey önerir. Hem Batı’nın elinde tuttuğu kontrol mekanizmalarının dışına çıkma gereği hem de içe dönük eleştirel bir yüzleşme hatta epistemik kopma.
Seyyid Kutub’un epistemik kopmasının ne ile alakalı olduğu konusunda İsmet Özel kendi düşünceleri ve mesleki formasyonundan hareketle bir açıklama getirir. Pozitivist ruhun aşırılıklarından epistemik bir sıçrama yapmasını, onun sanat ve edebiyatla yakından ilgili oluşu ile gerekçelendirir. Yabana atılacak bir yaklaşım değildir bu. Çünkü Kutub, Kur’an’da Edebî Tasvir kitabında sanatsal dışavurumun, Kur’an’da kullanılan başlıca ifade biçi¬mi ve yasaları uygulamaya koyma çabaları dışında izlenen temel ilke olduğunu ileri sürer. Dolayısıyla Kur’an’ın sanatsal kısımları, doğası ve amacı bakımından geri kalan diğer kısımlarından temelde ayrı olarak ele alınmaz. İsmet Özel sanat ile Kutub söylemi arasındaki bağıntı noktasında şunları ifade eder: “Seyyid Kutub’un düşünür olarak yerini tespit ederken onun, bilgiye varmada edebiyatın ve dolayısıyla sanat disiplinlerinin yerini doğru tespit etmiş olması, daha doğrusu onların yerini önemsemiş olması göz önüne alınmalıdır. Yani pozitivist önyargılardan kurtulmada, Seyyid Kutub’un düşünür olarak yeri, onun edebi kişiliği ile bağlantılıdır. Bilgi ve sanat bağlantısını kurmuş olması, Seyyid Kutub’u diğer başka düşünürlerden ayrı bir yere getirir. Ama bütün bunlar, sıradan diyebileceğimiz bir Müslümanın, Seyyid Kutub’a ulaşmasını sağladığı için önemli, Seyyid Kutub’un onlara ulaşmasını sağladığı için önemlidir.
Bilgininin sadece kültürler arasında bir iktidar aracı, bir dayatmacı unsur olması değil, aynı zamanda bilginin fertler arası bir dayatma aracı unsur olmaktan çıkması, Seyyid Kutub’un nasıl bir düşünür olduğunu bize gösterir”( Özel, 1996:61, 2008:216-17) Özel’in vardığı böylesi bir sonuç, Seyyid Kutub’un düşüncesinin anlaşılması bakımın¬dan son derece önemlidir. Seyyid Kutub’un kitaplarında kullandığı dilin, tıpkı coş¬kulu, insana büyük bir haz ve iştiyak veren Kur’an’ın diline ne kadar yakın olduğuna dikkatimizi çeken Leonard Binder’in yaklaşımlarına da yakın bir tespittir bu. Dolayısıyla sanatsal ifa¬de yöntemi, onda sadece bir “araç” değil, mesajının özünü de ifade eden bir hadisedir Onun geleneksel tefsir anlayışından farklı bir tefsir anlayışı ortaya koyması, hayattan kopuk parçacı fıkıh anlayışına dönük eleştirileri, kelami söylemi eleştirmesi yanında özel olarak tasavvufi bir söylem geliştirmemiş olmasının da hayatın dinamiklerini esas alan bir düşünür oluşu ile yakından ilgili olduğunu bize gösterdiğini ifade eden Özel Kutub’un büyük bir tanınırlığa ulaşmasının nedeni olarak sadece onun şehadetini görmez. Onun düşüncelerinin yaygınlaşmasının nedeni oldukça yalın, saydam ve diri bir söylem geliştirmesidir: “yazdıklarıyla temas eden sıradan Müslümanların, kendi dillerinden konuştuğunu fark edişiyle böyle büyük bir yaygınlığa ulaşmıştır” (Özel, 1996:62) Düşüncesinin genel özelliklerine bakıldığında Kutub’un, İslam’ın anlaşılmasına büyük önem atfettiği, bundan dolayı da yanlış anlamalara sebep olan söylemlerden ya da ihtisas alanlarından bilinçli bir uzaklık sergilediği görülecektir. İçine başka felsefelerinin karıştırılmadığı temel kaynağa dönüşün gerekliliği ve düşünce ile eylemin ayrılmazlığı onun düşüncesinin temellerini oluşturur.
*İsmet Özel’in düşünür ve şehitlik arasına ördüğü aşılmaz duvarın yanlışlığını ortaya koyması bakımından William R. Polk’un şu açıklamalarına kulak vermek gerekiyor: “”Şehit” kelimesi ş-h-d köküne dayanır. Kök fikir “tanıklık etme” anlamındaki şahadet’tir. Bir kişinin tanıklık için yemin etmesine şahadet denir. İslam dinine inancı teyit için de yemin edilir ve bu amaçla “Eşhedü enla ilahe illallah…” (“Tanıklık ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur…”) diye başlayan kelime-i şahadet getirilir. Buradan böyle bir tanıklığın ya da ikrarın sonuçlarına katlanma, yani bunun uğruna ölme anlamındaki şehadet kavramı doğar. Basındaki nitelendirmeyle intihar bombacısı, yani şahadet peşinde koşan kişi anlamındaki müştehid işte bu incelikli düşünce ve duygu silsilesine dayanır. Müslüman kişi için, bunun İngilizce kelimelerin aktardığı yüzkarası durumla hiç ilişkisi yoktur. Allah’a iman getirdiğini yeminle bildiren birinin giriştiği bir eylem haliyle yüce bir eylemdir.” William R. Polk, Irak’ı Anlamak Çev: Nurettin Elhüseyni, NTV Yayınları, 2005)
KİTABİYAT
UYANIK, Mevlüt (2005) “Çağdaş İslam Düşüncesi” Felsefe Ansiklopedisi, Ed. Ahmet Cevizci, İstanbul: Ebabil Yayınları, Cilt: 3
STEPANİANTS, Maritta (2005) “Çağdaş İslam Düşüncesi” Felsefe Ansiklopedisi, Ed. Ahmet Cevizci, İstanbul: Ebabil Yayınları, Cilt: 3
KARADAŞ Cağfer (2008) Çağdaş İslam Düşünürleri, Ensar Neşriyat, İstanbul
SARMIŞ, İbrahim(1992) Bir Düşünür Olarak Seyyid Kutup, Fecr Yayınları, Ankara
KUTUP, Seyyid (1976) İslam Düşüncesi, Çeviren: Akif Nuri, Çığır Yayınları, İstanbul
KUTUP, Seyyid (1988) İslam Düşüncesi II, Çeviren: Beşir Eryarsoy, İşaret Yayınları, İstanbul
ÖZEL, İsmet (1996) “Bir Düşünür Olarak Seyyid Kutup”(Şehadetinin 30. Yılında Seyyid Kutub Sempozyumu 21–22 Aralık 1996 / Bildiriler, İrfan Vakfı Yayınları, Yayına Hazırlayan Prof. Dr. Ahmet Ağırakça.)
ÖZEL, İsmet (2008) Toparlanın Gitmiyoruz I, Hazırlayan: Osman Özbahçe, Ebabil Yayınları, Ankara
BİNDER, Leonard (1988) Liberal İslam, Çev: Yusuf Kaplan, Rey Yayıncılık, Kayseri
Yaratılmış en değerli varlık olan insan neslinin kader, ecel ve rızık konusunda hem Yüce Allah’ın ve hem de kendisinin hatta diğer varlıklar ile eşyanın gerekli yetenek, kazanım ve koşullarını bilmesi elzem bir husustur. Ancak görüldüğü kadarıyla bazı insanlar nezdinde hem olgusal aşamaları ve hem de sorumluluk ve irade basamaklarını olduğu gibi anlamasının bazı engelleri olduğu muhakkaktır.
Nitekim bu sapkın düşünce onu, kendisinin de borcu olduğu yaşlı bir tefeci kadını ve cinayeti gören yardımcı komşu kadını öldürmeye yöneltmiş, kendinden sonra gelecek bütün edebiyat tarihine indirilmiş haldeki baltasıyla bir cinayet işlemiş, ancak cinayeti işledikten sonra, her ne kadar kendisini bir Napolyon gibi görmeye çalışmışsa da vicdanı bu role itiraz etmiş, evvela işlemiş olduğu suçun cenderesinde dönmeye başlayıp vicdanıyla baş başa kaldığı her dakika boyunca da dayanılmaz bir gerilimin ortasında kalmıştır.
Çocuk edebiyatı; çocuklara dilin ve çizginin anlatım imkânlarıyla insan doğasını anlatır, sevdirir, hayatı tanımlamalarına ve anlamlandırmalarına yardımcı olur; estetik bir araçtır. Çocuk edebiyatı; efsaneleri, destanları, masalları hayal gücünün yardımıyla uçlara taşıyarak gerçekliğin sınırlarını genişletip düşseli geliştirmeye daha fazla imkân sağlayan ve ayrıca insan ile doğa, insan ile hayvan arasındaki ayrımları büyük oranda ortadan kaldıran ikili bir nitelik taşır. Ağaçlar konuşur, hayvanlar konuşur, bulutlar konuşur, ayrımlar silinir…
İslam dünyası siyasal sömürgecilikten sonra epistemik sömürgecilik sürecini yaşamaktadır. Kendi dünyasına, tarihine, medeniyetine seküler zihin kalıplarıyla, perspektiflerle ve kavramlarla bakanların epistemik sömürgenin ağına düşmeleri kaçınılmazdır. Kimilerinin İslam’ı, Kur’an’ı, hadisleri bile seküler zihin kalıplarıyla, perspektiflerle değerlendirmesi, yorumlaması gelinen noktanın ne kadar endişe verici olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Dünyalılar sara hastalığına tutulmuş. İnsanlık cinnet üstüne cinnet geçiriyor. Her taraftan insan kaynaklı krizlerin feryat –figanları yükseliyor. Olan bitenin azıcık bir kısmına şahit oluyoruz, şoklar yaşıyoruz. Tarihte de benzeri kriz nöbetleri yaşandı ve insanoğlu hemcinsini akla hayale gelmeyen yöntemlerle aşağıladı ve hayvanın hayvana verdiğinden çok daha büyük zararlar verdi. Bugün olan biteni anlamak çok zor. …
Bir Düşünür Olarak Seyyid Kutup’a İsmet Özel’in Yaklaşımları
Son dönemlerde üzerinde araştırmaların ve yeni kitapların yoğunlaştığı konulardan birisi de çağdaş İslâm düşüncesidir. Düşünce hayatımız açısından da önem taşıyan ve gerek üniversite gerekse üniversite dışında sürdürülen çalışmalar, İslam düşüncesinin var olup olmadığından başlayarak, adı ve içeriği konusunda çeşitli tartışmaların sürüp gittiğinin de göstergesidir. (Uyanık, 2005:454–459, Stepaniants, 2005:459–464, Karadaş, 2008)
Hemen belirteyim ki, ben burada geniş çaplı içerik tahlillerine girmeden, İslâm kültür tarihinin tabiî seyri içerisinde, belki de hemen hepimizin bildiği bazı tespitler yaparak İslâm Düşüncesi kavramından neyi anladığımı ifade ederek, bu çerçevede Seyyid Kutub özelinde ağırlıklı olarak İsmet Özel’in yaklaşımlarına değineceğim.
Öyleyse öncelikle “İslâm”, “düşünce” terimlerinden bu bağlamda neyi kastettiğimi ortaya koymam gerekmektedir. “İslâm” her şeyden önce temeli vahiy olan bir dindir. Kur’an’ın ifadesiyle Allah nazarında tek dindir. Bu anlamıyla “İslâm”, değişmez ilkelere dayanan, başka bir ifade ile değişmez inanç ve prensipler üzerine kurulmuş olan ilâhî bir sistemdir. Düşünce ise, en geniş anlamıyla, şüpheden idrâke, tasavvurdan tasdike kadar insan aklına ait hâdiselerin, insanın zihnî faaliyetlerinin bütünüdür. Bir şeyi daha iyi bilmek, daha iyi anlamak için insanın nazar-ı dikkatini o konu üzerinde sabitleştirme olayını, kısacası düşünme eylemini ifade eder. Bu kısa belirlemeler ışığında İslâm düşüncesi ifadesinde “Batı Felsefesi”, “Hint Düşüncesi”… vb terimlerde olduğu gibi, “İslâm”ın, düşünceyi belirleyici bir özellik taşıdığını ve bununla İslâm kültür çevresinde düşünce faaliyetlerine işaret edildiğini de ilâve edelim.
1960’lı yıllardan bu yana çağdaş İslam düşüncesi denildiğinde ilk akla gelen isimlerden biri Seyyid Kutub’tur. Bu sebeple onun düşüncelerinin değişik açılardan değerlendirilerek farklı bakışların ortaya konulması gerekmektedir. Ne yazık ki çağdaş İslam düşüncesi denildiğinde ortaya çıkan kavramsallaştırma, sorunları dar bakışlar ya da meslek temelli okumalar, bu alanın tümüyle kavranmasını engellemektedir. Çağdaş İslam düşüncesi her şeyden önce İslam dünyasındaki düşünsel, siyasi ve ekonomik tıkanmalar karşısında hem bir alternatif arayışı hem de İslam toplumlarının bünyelerindeki bozulmalara karşı ıslahat çabalarının ortak adı olarak ele alınmalıdır. Bu çerçevede İslam’ın teklifinin, Kur’an’ı Kerim’in mesajının tarihin sap(tır)maları, bozulmalar ve geleneğin yumuşak karnının engelleyici müdahaleleri olmadan yeniden keşfedilmesini savunan Seyyid Kutub, İslam düşüncesi olarak kavramsallaştırılan alanla ilgili çalışmalarda da bulunmuştur. (Kutup, 1976, 1988, Sarmış, 1992) Böylelikle Seyyid Kutub, kendi¬sini izleyenlere İslam düşüncesi noktasında oldukça önemli bir miras bırakmış olmakta¬dır. Öte yandan modernizm, pozitivizm, aydınlanma ile ortaya çıkan felsefi ön kabullerin Müslüman zihinde oluşturduğu sorunlu algı biçimi, İslam düşüncesi hakkında sağlıklı bir bakış açısının oluşumunu da engellemiştir. Batı’daki romantik akımdan ve aydınlanma karşıtı düşüncelerden devşirilen bilgiler çerçevesinde oluşturulan “akıl eleştirisi” İslami düşünce kavramının göz ardı edilmesine sebebiyet vermiştir. Örneğin Batılı akletme biçimini sürekli eleştiren sosyal teorisyenlerden birinin yetmişli yılların sonunda Seyyid Kutub’un İslam Düşüncesi kitabını okuduğunda bu kitabı oldukça rasyonel bulmuş olması manidardır. Kutup ise temelde İslâm’ın Batı emperyalizmi ile bir kültür savaşı içinde bulunduğunu ve son kertede gerek kapita¬lizm, gerekse komünizm olarak tanımlansın modernleşme ya da gelişmenin nihaî sonucu ya da amacının ahlâkî ve kültü¬rel düzlemde İslâm dünyasının maddî açıdan kolonileştirilmesi sürecinin tamamlanması olduğu konusunda oldukça temelli bir yaklaşım sahibidir. O, modern cahiliye ortamında İslam’ın yeniden gündeme gelerek ve bir dünya görüşü olarak benimsenmesi durumunda Batı’nın egemenliğinin, Batı kültürünün ve Batı’nın Müslümanlara empoze edeceği kimliğin ortadan kaybolup gideceğini düşünmektedir. Müslümanların içinde bulunduğu kötü maddî koşulların daha fazla batılılaşma çabaları ile de¬ğil, aksine öze dönüş çabaları ile düzeltilmesi mümkün oldu¬ğu için, İslami düşünüşün temel niteliklerinin ortaya çıkarılması ve açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. İşte bu nedenledir ki, Seyyid Kutub değişik yazılarında İslam’ı; pratik, gerçekçi, yaşamla ve bu dünyayla doğrudan ilgili olan bir din olarak tanımlamış, bu çerçevedeki düşünsel eylemleri spesifik bir entelektüel uğraş olmaktan çıkarmıştır. Bu noktada Binder şunları ifade eder: “Seyyid Kutub, İslâm’ı aynı zamanda dinamizm, hareket, değişim, gelişme hatta zaman zaman türlü aşamalar tarafından karakterize edilen bir din olarak da tanımlıyor. Seyyid Kutub’un, di¬namizm ve değişimi, somut gerçeklik, varoluş ve pratik me¬selelerle bağlantılı olarak ele aldığı kuşku götürmez bir ger¬çektir. Burada hem değişim, hem de varoluşsal gerçeklik dü¬şüncesini en iyi açıklayacak kavramın praksis kavramı oldu¬ğu ileri sürülebilir. Evet, burada kullanılacak en iyi kavram praksis kavramı olabilir; ancak bu kavramın kendisi, değişi¬min kaynağının tarihsel veya tesadüfî ya da doğal varoluş koşullarında bulunduğunu işaret eder. Oysa Kutup, kendi önerdiği İslâmî praksis’in yasalarının, maddî dünyada değil, aksine İslâmî düşüncenin (tasavvur) ya da İslamî yol’un dünyevî bir şekilde yorumlanması ya da dünyaya uyarlan¬masında ortaya çıkacağını ileri sürüyor.”(1988;286)
Seyyid Kutub’un edebî ve düşünsel mirası çok önemli yankılara yol açmış ve etkili olmuştur. Dahası, Seyyid Kutub’un mirası üzerinde olumlu olumsuz pek çok yazının yazılmış olması onun fikirleri ile önemli etki bıraktığını gösteren pek çok göstergeden ya da kanıttan biridir. Türkçe polemik literatüründeki bu yazıların çoğunluğunun -özellikle de muhafazakar kesimlerin Seyyid Kutub’un önemini azaltmayı amaçlayan – suçlayıcı kurnazlık girişimlerinin bir sonucu olsa bile, yine de belli bir dereceye kadar da olsa Seyyid Kutub’un önemini tersinden ortaya koyduğu söylenebilir.
İsmet Özel’in 21–22 Aralık 1996’da düzenlenen Şehadetinin 30. Yılında Seyyid Kutub Sempozyumu’nda sunduğu bildiri, Türkçe’de üzerinde durulması gerektiğini düşündüğüm birkaç yazıdan biri olması nedeniyle oldukça önemlidir. İsmet Özel’in bildiri konusunun başlığı “Bir Düşünür Olarak Seyyid Kutub” başlığını taşımaktadır. Özel daha sonra katıldığı pek çok sempozyumda olduğu gibi dinleyicilere önce konusu dışında açıklamalar yapmakta ve sunum konusunun aslında Seyyid Kutub’u anlamak için yeterli kapsamı sunmadığını ifade etmektedir: “Efendim, ben burada, programda yazıldığına göre bir düşünür olarak Seyyid Kutup üzerine konuşacağım. Kutub’a bir düşünür demek ne kadar doğru olur, bu konuda kafamda şüpheler var. Şehit vasfı taşıyan bir insana bir de düşünürlük eklemek yerinde olur mu acaba, bu düşünür olma meselesini bir artı vasıf gibi görmek yerinde olur mu, bana göre olmaz.”*(Özel, 1996: 59, 2008:214)
Islahat ve tecdit kavramları adı altında her dönem mevcut din anlayışındaki değişiklikleri temel kaynakları merkeze alarak yorumlayan Müslüman düşünürler, düşünme eylemini hayattan kopuk zihni bir spekülasyon olarak algılamamışlardır. Yanlış uygulamalara, kalıplara itiraz ederek özgün ve özgül çözümler bulmaya çalışmışlardır. İsmet Özel konuşmasının devamında epistemik temelli bir değerlendirme içine girerek Foucault’da ve Edward Said’de olduğu gibi bilgi ve iktidar bağıntısına dikkat çeker. Kutup’un bu noktada Batılı bilgi ve iktidar anlayışının, araçsalcı doğasının dışına çıkarak ama rakip bir bilgi kodu önermeksizin bir iddia olmaktan ziyade yaşamı/nı ortaya koyması nedeniyle farklılaştığını ve düşünür olma vasfını üzerine aldığını düşünür: “Birinci meselemiz, bilgi ve iktidar bağlantısı içinde ele alınarak dile getirilebilir. Belli bir toplum kendi akli alıştırmalarını belli bir forma ulaştırarak, başka toplumları denetleyecek; bir güç elde edebilir. Bizim, ideolojik olarak çoğu kez, işte: Batı medeniyeti hâkimiyeti dediğimiz şeyin, işin silâhlarla ilgili olan kısmının ötesindeki kısmı buna ilişkindir.
Yani tarihî süreci ayrıca ele alınabilecek bir Batı medeniyet anlayışı, bu anlayışın doğduğu fikri çerçeve, bu medeniyetin dışında kalan toplumları kontrol etmek, denetlemek üzere harekete geçer ve bu bilginin bir iktidar unsuru, bir iktidar aracı olmasını temin eder. Seyyid Kutub’un bir düşünür olarak yeri bize işte bu kontrol mekanizmasının dışıma çıkma fırsatı verdiği noktada başlar.
Müslüman camianın kendi tariflerini ve kendi tasvirlerini, yani kendisi hakkındaki tarifleri ve kendisini tasvir edişini, kendi mensup olduğu ve eli altında tuttuğu bir güç alanından yapmakla bu kontrol mekanizmasının, bu kontrol faaliyetinin dışına çıkmış olur. Bu sözlerin daha net anlaşılabilmesi için şunu söyleyeceğim: Seyyid Kutub bize, iktidar peşinde olan bilginin ya da kodlanmış ve iktidar unsuru hâline gelmiş olan bilginin karşısına bir rakip bilgi kodu çıkarmıyor. Onun yaptığı şey, Kur’an-ı Kerim’in kendisini bina ettiği, kendisini bir seviyeye ulaştırdığı görüşünden hareketle, bir varoluş meselesini bu kontrol mekanizmasına karşı koyuyor. Yani bir iddia olmaktan çok, bir hayat olarak Seyyid Kutub bir düşünür vasfını kazanmış oluyor.”(Özel, 1996:60, 2008:215) Elbette doğru yönleri var bu değerlendirmelerin. Kutub’a göre teori ve pratik yani iman ve amel ayrımı, politikacıların, ulemanın, oryantalistlerin, modernistlerin ve diğerlerinin İslam’ı, Batılı liberal kültüre dönüştürmek için sa-vunmacı safsatayı benimsemelerine ve ortaya koydukları eserlerine uyarlamalarına izin vermişti. Kutup’un bu kültü¬rel işgal ve kimlik kaybı tehdidine karşı önerdiği çözüm, İsmet Özel’in “kontrol mekanizması dışına çıkma” olarak ifadelendirdiği bir çözümdür. Yani bu düalist yaklaşımı reddetmek ve bunun yerine, Müslümanların bilinçlerini ve varoluşsal koşullarını temel alan tevhidi bir yaklaşım geliştirmektir. İnsan varoluşunun epistemolojik denetim araçlarıyla değil, ontolojik bütünleşme, yani insan davranışını ya da motivasyonlarını (insan da dâhil) tüm yaratılmışların doğası ile işbirliği içine girdirerek bir araya getirme yoluyla gerçekleştirilebileceğini ileri sürü¬yor Kutub. İnsanın doğaya karşı yabancılaşmasını önleyecek olan araç, bilgi değil, inanç ya da iman’dır. Seyyid Kutub bütün bir entelektüel yaşamı boyunca, donuk bir İslâm inancı kavramından çok, hayatla bağlarını koparmayan bir İslâm inancının oluşumunu öncelemiş ve devletin araçsalcı kontrolü karşısında dize gelmeyerek, geleneksel ve dinî elit kesime de boyun eğmeyen bir anlayış içinde olduğunu gösteren pek çok kanıta sahibiz. Bu bağlamda onu daha geniş kap-samlı bir İslami düşünce anlayışını yansıtan biri olarak görebiliriz.
Kutup’un hayatı bakımından düşünür vasfını kazanması Kur’an’ı bir ‘etüt kitabı’ olmaktan öte emir alınacak bir hayat kitabı olarak görmesiyle yakından ilgilidir. Kutup, Batı felsefesinin ortaya koyduğu bakış açılarının İslam’ı yorumlamak ve anlamak için yetersiz olduğunu, akılların çeşitliliğine vurdu yapmış ve felsefe noktasında çekinceli bir tavır ortaya koymuştur. Hiç çekinmeden İslam felsefesinin olmadığını, bunun da bir eksiklik olarak algılanmaması gerektiğine vurgu yapmıştır. İslam felsefesi noktasındaki bu yaklaşımları dolaylı olarak Necip Fazıl’da, Metin Önal Mengüşoğlu’nda ve Hayrettin Karaman’da da süreklilik kazanan bir unsur olarak varlığını sürdürür. Hayata, harekete yaptığı vurgular nedeniyle de kimi zaman eleştirdiği Muhammed İkbal’in hareket/devingenlik düşüncesi arasında paralellikler söz konusudur. (Kutup, 19767:278vd, Binder;1988, 316) Onun nazarında İslami düşünüşle, kavrayışla ve ameli boyut ya da İslami praksis arasında boşluk oluştuğunda ortaya çıkan durum cahiliyedir.
Çünkü bir şeye alternatif önermek, siz onu rakip bir bilgi kodu olarak sunmasanız bile toplumda bu şekilde algılanacaktır. Kutup beşeri araçsal bilgi kodları karşısına vahyi bilginin hayat verici epistemolojisini koymuştur. Öte yandan var olan kültürel ve fikri yozlaşmanın çözümü noktasında Seyyid Kutub bize iki şey önerir. Hem Batı’nın elinde tuttuğu kontrol mekanizmalarının dışına çıkma gereği hem de içe dönük eleştirel bir yüzleşme hatta epistemik kopma.
Seyyid Kutub’un epistemik kopmasının ne ile alakalı olduğu konusunda İsmet Özel kendi düşünceleri ve mesleki formasyonundan hareketle bir açıklama getirir. Pozitivist ruhun aşırılıklarından epistemik bir sıçrama yapmasını, onun sanat ve edebiyatla yakından ilgili oluşu ile gerekçelendirir. Yabana atılacak bir yaklaşım değildir bu. Çünkü Kutub, Kur’an’da Edebî Tasvir kitabında sanatsal dışavurumun, Kur’an’da kullanılan başlıca ifade biçi¬mi ve yasaları uygulamaya koyma çabaları dışında izlenen temel ilke olduğunu ileri sürer. Dolayısıyla Kur’an’ın sanatsal kısımları, doğası ve amacı bakımından geri kalan diğer kısımlarından temelde ayrı olarak ele alınmaz. İsmet Özel sanat ile Kutub söylemi arasındaki bağıntı noktasında şunları ifade eder: “Seyyid Kutub’un düşünür olarak yerini tespit ederken onun, bilgiye varmada edebiyatın ve dolayısıyla sanat disiplinlerinin yerini doğru tespit etmiş olması, daha doğrusu onların yerini önemsemiş olması göz önüne alınmalıdır. Yani pozitivist önyargılardan kurtulmada, Seyyid Kutub’un düşünür olarak yeri, onun edebi kişiliği ile bağlantılıdır. Bilgi ve sanat bağlantısını kurmuş olması, Seyyid Kutub’u diğer başka düşünürlerden ayrı bir yere getirir. Ama bütün bunlar, sıradan diyebileceğimiz bir Müslümanın, Seyyid Kutub’a ulaşmasını sağladığı için önemli, Seyyid Kutub’un onlara ulaşmasını sağladığı için önemlidir.
Bilgininin sadece kültürler arasında bir iktidar aracı, bir dayatmacı unsur olması değil, aynı zamanda bilginin fertler arası bir dayatma aracı unsur olmaktan çıkması, Seyyid Kutub’un nasıl bir düşünür olduğunu bize gösterir”( Özel, 1996:61, 2008:216-17) Özel’in vardığı böylesi bir sonuç, Seyyid Kutub’un düşüncesinin anlaşılması bakımın¬dan son derece önemlidir. Seyyid Kutub’un kitaplarında kullandığı dilin, tıpkı coş¬kulu, insana büyük bir haz ve iştiyak veren Kur’an’ın diline ne kadar yakın olduğuna dikkatimizi çeken Leonard Binder’in yaklaşımlarına da yakın bir tespittir bu. Dolayısıyla sanatsal ifa¬de yöntemi, onda sadece bir “araç” değil, mesajının özünü de ifade eden bir hadisedir
Onun geleneksel tefsir anlayışından farklı bir tefsir anlayışı ortaya koyması, hayattan kopuk parçacı fıkıh anlayışına dönük eleştirileri, kelami söylemi eleştirmesi yanında özel olarak tasavvufi bir söylem geliştirmemiş olmasının da hayatın dinamiklerini esas alan bir düşünür oluşu ile yakından ilgili olduğunu bize gösterdiğini ifade eden Özel Kutub’un büyük bir tanınırlığa ulaşmasının nedeni olarak sadece onun şehadetini görmez. Onun düşüncelerinin yaygınlaşmasının nedeni oldukça yalın, saydam ve diri bir söylem geliştirmesidir: “yazdıklarıyla temas eden sıradan Müslümanların, kendi dillerinden konuştuğunu fark edişiyle böyle büyük bir yaygınlığa ulaşmıştır” (Özel, 1996:62)
Düşüncesinin genel özelliklerine bakıldığında Kutub’un, İslam’ın anlaşılmasına büyük önem atfettiği, bundan dolayı da yanlış anlamalara sebep olan söylemlerden ya da ihtisas alanlarından bilinçli bir uzaklık sergilediği görülecektir. İçine başka felsefelerinin karıştırılmadığı temel kaynağa dönüşün gerekliliği ve düşünce ile eylemin ayrılmazlığı onun düşüncesinin temellerini oluşturur.
*İsmet Özel’in düşünür ve şehitlik arasına ördüğü aşılmaz duvarın yanlışlığını ortaya koyması bakımından William R. Polk’un şu açıklamalarına kulak vermek gerekiyor: “”Şehit” kelimesi ş-h-d köküne dayanır. Kök fikir “tanıklık etme” anlamındaki şahadet’tir. Bir kişinin tanıklık için yemin etmesine şahadet denir. İslam dinine inancı teyit için de yemin edilir ve bu amaçla “Eşhedü enla ilahe illallah…” (“Tanıklık ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur…”) diye başlayan kelime-i şahadet getirilir. Buradan böyle bir tanıklığın ya da ikrarın sonuçlarına katlanma, yani bunun uğruna ölme anlamındaki şehadet kavramı doğar. Basındaki nitelendirmeyle intihar bombacısı, yani şahadet peşinde koşan kişi anlamındaki müştehid işte bu incelikli düşünce ve duygu silsilesine dayanır. Müslüman kişi için, bunun İngilizce kelimelerin aktardığı yüzkarası durumla hiç ilişkisi yoktur. Allah’a iman getirdiğini yeminle bildiren birinin giriştiği bir eylem haliyle yüce bir eylemdir.” William R. Polk, Irak’ı Anlamak Çev: Nurettin Elhüseyni, NTV Yayınları, 2005)
KİTABİYAT
UYANIK, Mevlüt (2005) “Çağdaş İslam Düşüncesi” Felsefe Ansiklopedisi, Ed. Ahmet Cevizci, İstanbul: Ebabil Yayınları, Cilt: 3
STEPANİANTS, Maritta (2005) “Çağdaş İslam Düşüncesi” Felsefe Ansiklopedisi, Ed. Ahmet Cevizci, İstanbul: Ebabil Yayınları, Cilt: 3
KARADAŞ Cağfer (2008) Çağdaş İslam Düşünürleri, Ensar Neşriyat, İstanbul
SARMIŞ, İbrahim(1992) Bir Düşünür Olarak Seyyid Kutup, Fecr Yayınları, Ankara
KUTUP, Seyyid (1976) İslam Düşüncesi, Çeviren: Akif Nuri, Çığır Yayınları, İstanbul
KUTUP, Seyyid (1988) İslam Düşüncesi II, Çeviren: Beşir Eryarsoy, İşaret Yayınları, İstanbul
ÖZEL, İsmet (1996) “Bir Düşünür Olarak Seyyid Kutup”(Şehadetinin 30. Yılında Seyyid Kutub Sempozyumu 21–22 Aralık 1996 / Bildiriler, İrfan Vakfı Yayınları, Yayına Hazırlayan Prof. Dr. Ahmet Ağırakça.)
ÖZEL, İsmet (2008) Toparlanın Gitmiyoruz I, Hazırlayan: Osman Özbahçe, Ebabil Yayınları, Ankara
BİNDER, Leonard (1988) Liberal İslam, Çev: Yusuf Kaplan, Rey Yayıncılık, Kayseri
İlgili Yazılar
İnsanın Varlık Yasasının Sünnetullah Bağlamında Teşekkül Esasları
Yaratılmış en değerli varlık olan insan neslinin kader, ecel ve rızık konusunda hem Yüce Allah’ın ve hem de kendisinin hatta diğer varlıklar ile eşyanın gerekli yetenek, kazanım ve koşullarını bilmesi elzem bir husustur. Ancak görüldüğü kadarıyla bazı insanlar nezdinde hem olgusal aşamaları ve hem de sorumluluk ve irade basamaklarını olduğu gibi anlamasının bazı engelleri olduğu muhakkaktır.
Raskolnikov, Ahlâk, Adalet ve Günümüz: Suçun Vicdani Anatomisi
Nitekim bu sapkın düşünce onu, kendisinin de borcu olduğu yaşlı bir tefeci kadını ve cinayeti gören yardımcı komşu kadını öldürmeye yöneltmiş, kendinden sonra gelecek bütün edebiyat tarihine indirilmiş haldeki baltasıyla bir cinayet işlemiş, ancak cinayeti işledikten sonra, her ne kadar kendisini bir Napolyon gibi görmeye çalışmışsa da vicdanı bu role itiraz etmiş, evvela işlemiş olduğu suçun cenderesinde dönmeye başlayıp vicdanıyla baş başa kaldığı her dakika boyunca da dayanılmaz bir gerilimin ortasında kalmıştır.
Doğru ve Hedef Odaklı Bir Çocuk Edebiyatı
Çocuk edebiyatı; çocuklara dilin ve çizginin anlatım imkânlarıyla insan doğasını anlatır, sevdirir, hayatı tanımlamalarına ve anlamlandırmalarına yardımcı olur; estetik bir araçtır. Çocuk edebiyatı; efsaneleri, destanları, masalları hayal gücünün yardımıyla uçlara taşıyarak gerçekliğin sınırlarını genişletip düşseli geliştirmeye daha fazla imkân sağlayan ve ayrıca insan ile doğa, insan ile hayvan arasındaki ayrımları büyük oranda ortadan kaldıran ikili bir nitelik taşır. Ağaçlar konuşur, hayvanlar konuşur, bulutlar konuşur, ayrımlar silinir…
Postmodern Dönemde Epistemik Şiddet
İslam dünyası siyasal sömürgecilikten sonra epistemik sömürgecilik sürecini yaşamaktadır. Kendi dünyasına, tarihine, medeniyetine seküler zihin kalıplarıyla, perspektiflerle ve kavramlarla bakanların epistemik sömürgenin ağına düşmeleri kaçınılmazdır. Kimilerinin İslam’ı, Kur’an’ı, hadisleri bile seküler zihin kalıplarıyla, perspektiflerle değerlendirmesi, yorumlaması gelinen noktanın ne kadar endişe verici olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Müslümanların Yitik Değeri: Vicdan
Dünyalılar sara hastalığına tutulmuş. İnsanlık cinnet üstüne cinnet geçiriyor. Her taraftan insan kaynaklı krizlerin feryat –figanları yükseliyor. Olan bitenin azıcık bir kısmına şahit oluyoruz, şoklar yaşıyoruz. Tarihte de benzeri kriz nöbetleri yaşandı ve insanoğlu hemcinsini akla hayale gelmeyen yöntemlerle aşağıladı ve hayvanın hayvana verdiğinden çok daha büyük zararlar verdi. Bugün olan biteni anlamak çok zor. …