Bu yazımızda, Allah’ın kendilerini zalim bir hükümdarın elinden kurtardığı bir kavmin takipçilerinin, atalarına zulmedenlerden çok daha fazla zalim oluşunun serencamını irdeleyeceğiz. İlmimiz kudretince her çağda “seçilmiş” olduğunu iddia eden İsrailoğullarının seçilmişliğinin eleştirisini yapacağız. Seçilmişliğin ontolojik bir seçilmişlik mi yoksa şarta bağlı “zorunlu seçilmişlik” mi olduğunu tartışacağız. Elbette bir asır olmaya yaklaşan ve şimdilerde acımasızca sürdürülen İşgalci İsrail’in Filistin halkına yönelik zulmüne değinmeden geçmeyeceğiz.
Yazımızı yazarken teknik ve tarihsel verilere boğulmamaya, okuyucuyla iletişimi en anlaşılır düzeyde tutmaya dikkat edeceğiz. Ayrıca ümmet olarak özenle cümle seçmenin çok zor olduğu bir düzlemde zulme tepkimizin diri kalması adına yer yer içinde bulunduğumuz çağın şahitliğini dile getirmeye gayret edeceğiz. 7 Ekim 2023’te başlayan Aksa Tufanı Operasyonu başlamadan on yıllardır devam eden ve operasyondan sonra soykırım düzeyine varan İsrail işgal oluşumunun canice saldırılarını göz önünde bulundurmadan bu yazıyı yazmak vicdanımızı rafa kaldırmak anlamına gelecektir. Bundan dolayı Allah’ın ve tarihin bize verdiği sorumluluğun bilincinde olarak İsrailoğulları’nın postmodern dönemde gerçekleştirdiği akıl almaz zulümlerin, onların tarihlerini üzerine inşa ettiği metafiziksel paradigma ile ilgili olduğunu serimleyeceğiz. Başarı Allah’tandır.
Tevrat’ta Seçilmişlik
Bu yazının devamı
217. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Son dönemlerde üzerinde araştırmaların ve yeni kitapların yoğunlaştığı konulardan birisi de çağdaş İslâm düşüncesidir. Düşünce hayatımız açısından da önem taşıyan ve gerek üniversite gerekse üniversite dışında sürdürülen çalışmalar, İslam düşüncesinin var olup olmadığından başlayarak,
İnsanın önceliği ‘Hakikat’ mi, yoksa ‘bilgi’ midir? Niçin hakikatle bilgiyi, sanki biri diğerine tercih edilebilirmiş gibi karşı karşıya getirdim? Kalemimin sınırları el verdikçe bunu izah etmeye çalışacağım. Soruyu bir adım ileri taşımak istiyorum: İnsan, varlığın niteliğine, kendi ve çevresindeki tüm varoluşların gayesine dönük sorularına ve dünya saadeti arayışına doğru cevabı nerede arayacaktır? Bu hususta görünmeyen (metafizik) bir şeyin rolü ve etkisi olabilir mi? Modern ontolojiye göre, hayır! Varlık bir değerle izah edilemez.
Öteki” sosyolojik bir terim olarak din, etnisite, dil ve kültür acısından farklı olan toplumsal kategorileri ifade etmektedir. Burada sorun ötekinin varlığı ile ilgili değil, onunla gerçekleştirilecek ilişkinin niteliğidir. Bir devleti totaliter veya demokratik hukuk devleti yapan da öteki olarak algılananlara karşı yürüttüğü politikalarla ilgilidir.
Onlar kendilerini, milyonlarca insanın akıllarına ve ruhlarına kılavuzluk edecek asiller olarak görüyorlardı. Onlara göre bu halk, sahibi olduğu köylülüğü ve kısır zekâsıyla dosdoğru şeylere îman edemezdi ve işte bu yüzden kitlelerin geleceğine âit ilmihâli de yine kendileri
Ademoğlu’nun yeryüzü serüveni tekdüze değildir. İnişler-çıkışlar, düşüşler-kalkışlar, sevinçler ve kederlerle doludur hayat. İnsan, bir eli yağda bir eli balda olduğu sürece kurtuluş teolojilerine ihtiyaç duymamıştır.
Tevrat’tan Siyonizm’e: Seçilmiş Katiller
Bu yazımızda, Allah’ın kendilerini zalim bir hükümdarın elinden kurtardığı bir kavmin takipçilerinin, atalarına zulmedenlerden çok daha fazla zalim oluşunun serencamını irdeleyeceğiz. İlmimiz kudretince her çağda “seçilmiş” olduğunu iddia eden İsrailoğullarının seçilmişliğinin eleştirisini yapacağız. Seçilmişliğin ontolojik bir seçilmişlik mi yoksa şarta bağlı “zorunlu seçilmişlik” mi olduğunu tartışacağız. Elbette bir asır olmaya yaklaşan ve şimdilerde acımasızca sürdürülen İşgalci İsrail’in Filistin halkına yönelik zulmüne değinmeden geçmeyeceğiz.
Yazımızı yazarken teknik ve tarihsel verilere boğulmamaya, okuyucuyla iletişimi en anlaşılır düzeyde tutmaya dikkat edeceğiz. Ayrıca ümmet olarak özenle cümle seçmenin çok zor olduğu bir düzlemde zulme tepkimizin diri kalması adına yer yer içinde bulunduğumuz çağın şahitliğini dile getirmeye gayret edeceğiz. 7 Ekim 2023’te başlayan Aksa Tufanı Operasyonu başlamadan on yıllardır devam eden ve operasyondan sonra soykırım düzeyine varan İsrail işgal oluşumunun canice saldırılarını göz önünde bulundurmadan bu yazıyı yazmak vicdanımızı rafa kaldırmak anlamına gelecektir. Bundan dolayı Allah’ın ve tarihin bize verdiği sorumluluğun bilincinde olarak İsrailoğulları’nın postmodern dönemde gerçekleştirdiği akıl almaz zulümlerin, onların tarihlerini üzerine inşa ettiği metafiziksel paradigma ile ilgili olduğunu serimleyeceğiz. Başarı Allah’tandır.
Bu yazının devamı 217. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Bir Düşünür Olarak Seyyid Kutup’a İsmet Özel’in Yaklaşımları
Son dönemlerde üzerinde araştırmaların ve yeni kitapların yoğunlaştığı konulardan birisi de çağdaş İslâm düşüncesidir. Düşünce hayatımız açısından da önem taşıyan ve gerek üniversite gerekse üniversite dışında sürdürülen çalışmalar, İslam düşüncesinin var olup olmadığından başlayarak,
Kibrin ve Şiddetin ‘Yöntemine’ Karşı Bilgi, Hakikat ve Tevhidin Ontolojisi Üzerine Düşünceler
İnsanın önceliği ‘Hakikat’ mi, yoksa ‘bilgi’ midir? Niçin hakikatle bilgiyi, sanki biri diğerine tercih edilebilirmiş gibi karşı karşıya getirdim? Kalemimin sınırları el verdikçe bunu izah etmeye çalışacağım. Soruyu bir adım ileri taşımak istiyorum: İnsan, varlığın niteliğine, kendi ve çevresindeki tüm varoluşların gayesine dönük sorularına ve dünya saadeti arayışına doğru cevabı nerede arayacaktır? Bu hususta görünmeyen (metafizik) bir şeyin rolü ve etkisi olabilir mi? Modern ontolojiye göre, hayır! Varlık bir değerle izah edilemez.
Ötekileştirme Ve Göç Sorunu
Öteki” sosyolojik bir terim olarak din, etnisite, dil ve kültür acısından farklı olan toplumsal kategorileri ifade etmektedir. Burada sorun ötekinin varlığı ile ilgili değil, onunla gerçekleştirilecek ilişkinin niteliğidir. Bir devleti totaliter veya demokratik hukuk devleti yapan da öteki olarak algılananlara karşı yürüttüğü politikalarla ilgilidir.
Sizler Yaptığınız Şeylersiniz Söylediğiniz Değil
Onlar kendilerini, milyonlarca insanın akıllarına ve ruhlarına kılavuzluk edecek asiller olarak görüyorlardı. Onlara göre bu halk, sahibi olduğu köylülüğü ve kısır zekâsıyla dosdoğru şeylere îman edemezdi ve işte bu yüzden kitlelerin geleceğine âit ilmihâli de yine kendileri
Kendisine Himmeti Olmayan Mitolojik Kurtarıcı Bana Mı Himmet Edecek?
Ademoğlu’nun yeryüzü serüveni tekdüze değildir. İnişler-çıkışlar, düşüşler-kalkışlar, sevinçler ve kederlerle doludur hayat. İnsan, bir eli yağda bir eli balda olduğu sürece kurtuluş teolojilerine ihtiyaç duymamıştır.
Alışverişe devam et